Çaresiz❤️‍🔥

1988 Kelimeler
İyi okumalar canlarım. inst: gunes_li2 Güneş doğana kadar Gönülün gözüne uyku girmemişti. Oda sessizdi, sadece duvardaki saatin tiktakları yankılanıyordu. Her saniye kalbine dokunuyor, içindeki fırtınayı biraz daha büyütüyordu. Yastığa başını koymuştu ama aklındaki düşünceler bir türlü susmuyordu. “Bundan sonra ne yapacağım?” diye sordu kendi kendine, defalarca, cevabını bildiği halde. Hayat bir anda bütün renklerini kaybetmiş gibiydi. Kızına, Sude’ye baktı. Küçük yüzü, uykunun masumluğu içinde huzurluydu. İncecik kirpikleri titriyor, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. O gülümseme, onun yaşama sebebiydi. Bir an içi burkuldu, gözleri doldu. Sude’nin yanına oturdu, yavaşça başını okşadı. Saçlarından yayılan o tanıdık koku, kalbini paramparça etti. Dayanamadı; eğilip kızını sımsıkı kucakladı, gözyaşları sessizce yanaklarından süzülürken küçük omuzlarına düştü. Ama ağlasa da bir şey değişmeyecekti. Güçlü durmalıydı. Kızı için… kendisi için… Belki de artık yalnızca ayakta kalmak bile bir cesaret göstergesiydi. Perdelerin arasından sızan solgun sabah ışığı odaya vurduğunda, içindeki yorgunluk ağır bir taş gibi üzerine çökmüştü. Kalbi sızlasa da gözkapakları bu ağırlığa daha fazla direnemedi. Son bir kez Sude’nin yüzüne baktı; nefesinin ritmiyle huzur buldu. “Her şey geçecek,” diye fısıldadı, kendi sesine bile inanmadan. Sonra yavaşça gözlerini kapadı. Ve nihayet, gecenin bütün acılarını içinde taşıyarak, derin bir sessizliğin kollarında uykuya daldı. Kaç saat uyumuştu, farkında bile değildi. Gözlerini araladığında sabahın solgun ışığı perde arasından içeri süzülüyordu. O derin yorgunluk hâlâ bedeninden çıkmamıştı. Bu sırada Fatma’nın eşi Yılmaz, yatağından kalktı. Sessiz adımlarla lavaboya gidip yüzünü yıkadı, aynaya kısa bir süre baktı, sonra salona yöneldi. Tam içeri girecekken gözleri kanepenin üzerindeki Gönül’le kızı Sude’ye takıldı. Bir an durdu, şaşkınca baktı. Kaşlarını çatarak kendi kendine söylendi: “Bunların burada bu saatte ne işi var?” Bir süre sessizce durdu, sonra mutfaktan gelen tıkırtılara kulak verip oraya yöneldi. Fatma’yı bulaşık yıkarken buldu. Gözleriyle onu süzdü, ardından merakla sordu: “Kız Fatma, Gönüllerin ne işi var burada bu saatte?” Fatma elindeki bulaşıkları bıraktı, bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra sesini yumuşatıp yalvarır gibi konuştu: “Yılmazım… insafsız adam evlerinden atmış Gönül’ü, kızını. Sokakta kalmışlardı. İçim el vermedi, birkaç gün misafir edelim dedim.” Yılmaz’ın yüzü bir anda gerildi. Kaşlarının arası çatıldı, sesi sertleşti. “Bana mı sordun lan alırken? Bir de onların mı karnını doyuracağım şimdi?” diye patladı. Fatma hemen elini ağzına götürdü, fısıltıyla yalvardı: “Sus, duyacaklar! Yapma kurbanın olayım…” Adam başını çevirip, öfkeyle homurdandı. "Gitsin kayınbiraderi Fuatmı ne o baksın !benim kimseye bakacak gücüm yok.! Fatma endişeliydi ama korktuğu çoktan olmuştu. Çünkü Gönül, salondan bütün konuşulanları duymuştu. Kalbi sıkıştı, yüzü utançla kızardı. “Adam haklı,” diye geçirdi içinden. “Burada kalmamam lazım.” Eteğini avuçlarının içinde sıkarak ayağa kalktı. Sessizce toparlandı, kızının yanına gitti. “Annecim, uyan hadi… amcanlara gidiyoruz,” dedi yavaşça, sesi titreyerek. Sude uykulu gözlerle başını kaldırdı. “Anne, ben acıktım…” dedi masumca. Gönül’ün gözleri doldu ama belli etmedi. O sırada mutfaktan Fatma çıktı. “Nereye gidiyorsun Gönül? Kahvaltı hazırlıyordum size hadi gelin,” dedi endişeli bir sesle. “Sağ ol abla, aç değiliz,” dedi Gönül, kısık bir sesle. Sude hemen araya girdi: “Ama anne ben acıktım…” Gönül, kızının saçlarını okşadı. “Çocuk işte,” diye iç geçirdi. Ardından Fatma’ya dönüp, “Biz gidiyoruz abla, hakkını helal et,” dedi. Fatma’nın gözleri dolmuştu. Ne kadar kalmalarını istese de yapabileceği hiçbir şey yoktu. Sadece sordu: “Nereye gideceksiniz bari?” “Kayınbiraderimin evine…” dedi Gönül, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. Fatma derin bir nefes aldı. “Eşyaların burada, merak etme. İstediğin zaman aldırırsın,” dedi üzülerek. Gönül başını salladı. “Tamam abla…” dedi, kucağındaki kızını sıkıca tutup salondan çıktı. Fatma, kapının ardından uzun uzun baktı. Gönül’ün yüzündeki utancı, gözyaşını, o kırgın yürüyüşünü gördü. Her şeyi anlamıştı. Ama hiçbir şey yapamamanın acısıyla sadece sessizce mırıldandı: "Ah Gönül Ah bahtın böyle mi olacaktı senin." Fatma, Gönül gittikten sonra eli ayağı bütün işlerden çekilmiş halde kanepenin ucuna çöktü. Sanki içinden bir parça kopmuştu, ne eli birşey yapmaya variyor, ne de akşam yemeğini düşünebiliyordu. Evin içinde derin bir sessizlik vardı, yalnızca televizyondan gelen cızırtılı ses o sessizliği bozuyordu. Kocası, elinde çayıyla odaya girip Fatma’nın halini görünce kaşlarını çattı. — Ne var be kadın? Anan baban mı öldü? Ne bu surat? diye çıkıştı. Fatma başını kaldırmadan, yorgun bir sesle, — Azıcık insafın olsun, dedi. Küçük yavrusuyla kalacak şimdi yollarda… Ne olurdu bir iki gün daha kalsaydı? Adam sinirle elini havada savurup, — Eeh! diye bağırarak televizyonun karşısına geçti. Fatma içinden “Sana geldiğim güne lanet olsun,” diye geçiriyordu. Ama ne fayda… O lanet çoktan hayatının her köşesine işlemişti. Gönül, kucağında kızıyla birlikte soğuk havada otobüs durağında bekliyordu. Rüzgâr yüzünü kesiyor, küçük kızın elleri soğuktan morarıyordu. Gönül, battaniyeye sarılı yavrusunun yanaklarını ovuşturuyor, “Az kaldı kızım, birazdan gelecek otobus,” diye fısıldıyordu. Otobüs nihayet göründüğünde, içinden sıcak bir nefes gibi buğular yükseldi ama kapılar açıldığında kalabalığın içinden gelen sıkışık nefesler her şeyi bastırdı. Tıklım tıkkım dolu otobüse binmek başlı başına bir meseleydi; Gönül, kucağındaki çocuğu düşürmemeye çalışarak insanlara çarpa çarpa içeri girdi. Elleriyle demire tutunup denge kurmaya çalıştı ama otobüs her durduğunda ya da kalktığında savruluyordu. Bir süre sonra, arkalarda oturan genç bir kız Gönül’ün halini fark ederek. — Ablacım, buyur otur, dedi yumuşak bir sesle. Gönül, bu teklifi geri çevirecek hâlde değildi. Zorlukla gülümseyip teşekkür ederek, oturduğu anda derin bir nefes aldı. Kızını kucağına alıp sıkıca sararken, sanki o küçük bedenin sıcaklığı biraz olsun içindeki buzları eritmişti. Dışarıda kar taneleri cama çarparken, otobüsün motor sesi içinde kayboluyordu; Gönül’ün aklında ise sadece tek bir şey vardı: “Kalmak için bir yer bulmalıyım, ne olursa olsun…” Gönül, otobüsün camından dışarı bakarken düşüncelere daldı. Gidecek başka bir yeri yoktu. İstemese de kayınbiraderinin evine gitmekten başka çaresi kalmamıştı. Fuat iyi bir insandı belki, ama karısı... Onunla bir türlü anlaşamamışlardı. Kadın her gördüğünde yüzünü buruşturur, sanki Gönül’ün varlığı bile canını sıkardı. Oysa Gönül, hiçbir zaman kötülük etmemişti ona. Her gittiğinde elinden geleni yapar, elinde ne varsa paylaşırdı. Ama ne yaparsa yapsın, o kadının kalbine giremiyordu. Sanki aralarında görünmez bir duvar vardı. Gönül, o duvarı yıkmaya çalıştıkça kadın daha da sertleşmişti. Otobüs birden fren yapınca Gönül’ün düşünceleri dağıldı. Kucağındaki kızı hafifçe irkildi, uykusunda bir şeyler mırıldandı. Gönül küçük başını okşayıp “Tamam kızım, korkma,” dedi sessizce. İçinde derin bir huzursuzluk vardı. “Keşke başka çarem olsaydı,” diye geçirdi içinden. Ama kader, bazen insanı istemediği kapılara götürürdü. O da şimdi o kapılardan birinin önüne gidiyordu… *** Günümüz *** Sude illacın etkisi geçince her şeyi bulanık olsa da olanları tek tek hatırlıyordu. Zihin perdesi aralanırken düğümlenen anılar birbiri üstüne çöktü; zevk alışını, sebi içimde istiyorum diye inleyerek yalvardığı anlar.. Kendinden nefret ediyordu. Gözleri doldu, dudaklarını büzerek ağladı; sesi içinden çıkmayan bir inilti gibi boğazında kaldı. “Teslim olmayacağım sana,” demişti çelikten bir kararlılıkla. Ama o andaki gücü yetmemişti; karşı koyamamış, iradesi ellerinden alınmıştı. Şimdi düşündükçe o iç karartıcı gerçeğin önünde diz çökmüş hissediyordu: Ona izin vermeyeceklerdi. Kendisini bir oyuncağa dönüştürecekti istediği zaman oynanacak, sıkıldığında kenara atıcaktı. Odaya hapsolacak, yavaş yavaş solacak; içindeki umutlar ve hayaller bu dört duvar arasında çürümeye başlayacaktı. Bu düşünceyle daha çok ağladı; yalnızlık ve çaresizlik peşi sıra geliyordu. Ama gözlerinin arkasında, sönmüş bir kıvılcım da vardı hâlâ küçücük, titrek ama var olan. O kıvılcım belki yeterince büyük değildi şimdi, ama bir gün yeniden yanabilir diye içinden bir umut fısıldadı; umudun uğultusu, ağlarken bile kulağına çalındı. Akşama doğru, odanın ağır sessizliğini bölen o tanıdık ayak sesleri yeniden duyuldu. Sude’nin yüreği sıkıştı, nefesi hızlandı. Her adım, koridordan yankılanarak odaya yaklaşıyordu. Bu kez korkusunu bastırmaya çalıştı, titreyen elleriyle etrafa bakındı; kendini koruyacak bir şey aradı ama odada ne bir sopa, ne de ağır bir cisim vardı. Elinde hiçbir şey olmadan, sırtını duvara yaslayıp derin bir nefes aldı. Kapı kolu yavaşça döndü, ardından kapı sertçe açıldı. O an odanın tüm havası değişti. Yaman Aslaner, her zamanki gibi kendinden emin adımlarla içeri girdi. Üzerindeki koyu renk gömlek, yüzündeki o soğuk ama kontrolsüz ifadeyle birleşince daha da tehditkâr görünüyordu. Gözleri önce odayı süzdü, sonra Sude’de sabitlendi. Dudaklarının kenarıyla küçümseyici bir gülümseme belirdi. " Ooo, ilerleme kaydetmişiz bakıyorum... Artık ayakta karşılanıyorum " dedi, alaycı bir ses tonuyla. Sude’nin yüzü öfkeyle gerildi. Kaşlarını çatıp Yaman’a dik dik baktı. Oysa kalbi deli gibi atıyor, dizlerinin titremesine engel olamıyordu. Yine de korkusunu göstermemeye kararlıydı. Yaman, adımlarını yavaşça attı; her adımı aralarındaki mesafeyi biraz daha kapatıyordu. Odayı saran gerilim neredeyse elle tutulacak kadar yoğundu. Sude’nin nefesi kesildi; gözleri bir anlık tereddütle Yaman’ın eline kaydı. Fakat Yaman’ın her hareketinde bir oyun, bir meydan okuma vardı. Sude’nin içinden bir ses “kaç” diye fısıldasa da, ayakları yerinden kımıldamıyordu. Yaman’ın gölgesi üstüne düştüğünde, Sude ne korkusunu ne de öfkesini gizleyebildi. O an, iki bakış birbirine kilitlendi biri korkunun, diğeri ise gücün soğuk yansımasıydı. Yaman bir nefes kadar yakın olduğunda durup Sudeyi süzdü gözleri boynuna,o dolgun dudaklarına kilitlendi.Sonra kızın gözlerinin ta içine bakarak konuşmaya başladı sanki ne hiss edeceğini tartmaya çalışırcasına. "Dün gece hoşuna gitti mi ? Gerçi hoşuna gitmese seni içimde hiss etmek istiyorum diye yalvarmazdın bana.Ben de kıyamadım yalvarışlarına zevk nasıl olur tatdırmış oldum sana " dedi. Sude yüzüne tükürmek için hazirlansada geçen yediği tokadı unutmadığı için kendini tuttu. " İlaç sayesinde oldu onlar sen de biliyorsun yaptığın pisliği yoksa asla buna müsade etmezdim Senden iğreniyorum " Yaman, küçümseyici bir ifadeyle Sude’ye baktı. Gözlerinde hem kibir hem de kontrolün verdiği o karanlık bir tatmin vardı. Ardından başını hafifçe yana çevirip, dışarıda bekleyen adamına seslendi. Kapı hemen aralandı, iri yapılı bir adam içeri girdi. " Buyurun efendim " dedi saygıyla, başını öne eğerek. Yaman tok ve buyurgan bir ses tonuyla konuştu: " Melike’yi getir. Kızın ölçülerini alsın. Kırmızı, güzel bir elbise giydirsin şuna. Sonra akşam yemeğine aşağıya getirin " Adam başını sallayıp, “Emredersiniz efendim,” diyerek hızla odadan çıktı. Kapı kapanır kapanmaz odada yalnız kalan Sude, Yaman’a nefret dolu bir bakış attı. " Seninle hiçbir şey yemeye niyetim yok " dedi tiksintiyle. Sesi titriyordu ama bakışları dimdikti. Yaman, sanki bu tepkiyi bekliyormuş gibi alaycı bir kahkaha attı. Gözlerini Sude’nin yüzünden çekmeden yavaşça yaklaştı. " İstesende, istemesende geleceksin " dedi buz gibi bir tonda. Dudaklarının kenarıyla belli belirsiz bir gülümseme belirdi. " Köpek gibi..." Sude’nin yüzü öfkeyle gerildi, yutkunamadı. Kalbi göğsünde çarparken, Yaman’ın sözleri duvarlardan yankılanır gibi zihninde dönüp durdu. İçinde bir şeyler kırılmıştı korkusu öfkeye, öfkesi sessiz bir direnişe dönüyordu. Ama o an bunu belli etmedi; başını öne eğdi, dişlerini sıktı. Çünkü biliyordu, Yaman gibi adamlara en büyük cevap sessizlikti. Yaman odadan çıktıktan sonra Sude, bir süre olduğu yerde kalakaldı. Yüreği hâlâ onun varlığının ağırlığını hissediyordu. Derin bir nefes aldı, sonra adımlarını sıklaştırarak odanın içinde volta atmaya başladı. Her ileri gidişinde kafasındaki düşünceler birbirine karışıyor, geri döndüğünde daha da yoğunlaşıyordu. Bir an durdu. Yüzünde bir kıvılcım belirdi aklına bir şey gelmişti. Belki de bu kez korkmak yerine düşünerek hareket etmeliydi. Eğer o yemeğe usulca giderse, belki etrafı inceleyebilir, nerede tutulduğunu anlayabilirdi. “Belki de bu, doğru zamandır,” diye fısıldadı kendi kendine. Böylelikle evin planını öğrenir, kaçış için bir yol bulabilirdi. Nerede kapılar var, kimler bekliyor, dışarıya hangi yön açılıyor... Hepsini aklına kazıyabilirdi. Yavaşça yatağın kenarına oturdu, ellerini dizlerinde birleştirdi. “Tamam,” dedi kararlı bir sesle, “oyunlarını oynayayım... ama kendi planımla.” Yüzünde zayıf ama tehlikeli bir gülümseme belirdi. Artık sadece korkan bir kız değildi sessizce, akıllıca hareket edecek, zamanı geldiğinde ise o evden çıkmanın bir yolunu bulacaktı. Birkaç dakika sonra, daha önce Yaman’ın bahsettiği kadın içeri girdi. Sude’yi görünce sakin bir sesle konuştu, ama alaycılığı gözlerinden okunuyordu: — Ne o, alıştın buraya bakıyorum, dedi gülerek. Sude hafifçe suratını buruşturdu, ama sessizce yanıtladı: — Öyle mi? Görünüyorum ha, ne güzel… Kadın elinde mezurasıyla yavaşça Sude’nin yanına yaklaştı. Ölçülerini almaya çalışırken gülerek mırıldandı: — Ee, dün akşam sesinizden uyuyamıyorduk ayol. Bir an canım çekti, benim de korumalardan birini odaya atmak istedim ama oralı olmadı ha, haspam! Sude, içinden “Bunlar ne iğrenç insanlar,” diye geçirdi ama tek kelime etmedi. Yüzünde bir ifade yoktu; sadece gözlerini kadının hareketlerinden ayırmadan izledi. İçten içe öfke ve tiksintiyle doluydu ama şu an için sessiz kalmanın en güvenli yol olduğunu biliyordu. Kadın işini bitirip odadan çıkarken sanki akıl verircesine.. " Yerinde olsam sadece zevk almaya bakarım tatlım " diyerek odadan çıktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE