Ece bir anda masadan kalkıp çıktı.
Arkasından kapının kapanış sesi geldiğinde masada kısa süre sessizlik oldu.
Melis ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Ben bir şey mi kaçırdım?”
Arda başını iki yana salladı.
“Bence baya bir şey kaçırdık.”
Zeynep hâlâ omzuma yaslanmaya çalışıyordu.
Ben hafifçe geri çekildim.
“Ben de çıkayım.”
Hakkı yüzüme baktı.
Bir şey demedi ama bakışından her şeyi anladığı belliydi.
Ceketimi alıp hızlı adımlarla dışarı çıktım.
—
Ece ileride tek başına yürüyordu.
Kollarını göğsünde birleştirmişti. Hızlı yürümeye çalışıyordu ama sinirli olduğu her halinden belliydi.
Ben çok yaklaşmadan arkasından yürüdüm.
Sonra sessizce:
“Ece.”
Durmadı.
Biraz daha yaklaştım.
“Eve kadar sana eşlik edeyim.”
Bir anda irkilip arkasını döndü.
Beni görünce yüzü sertleşti.
“İstemez.”
Sonra alaycı şekilde ekledi:
“Git aşüftelerini götür sen.”
Sesi kırgın çıkıyordu.
Ben tartışmaya girmedim.
“Tamam,” dedim sakin şekilde.
“Sadece eşlik etmek istiyorum.”
Yeniden yürümeye başladı.
Ben de birkaç adım arkasından sessizce yürüdüm.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Şehir geceye gömülmüştü artık. Sokak lambalarının sarı ışıkları kaldırıma vuruyordu. Uzaktan araba sesleri geliyordu.
Rüzgâr hafiften esmeye başlamıştı.
Bir ara Ece’nin omuzlarının titrediğini fark ettim.
Önce üşüdüğünü sandım.
Sonra yüzünü silerken gördüm.
Ağlıyordu.
Adımlarım yavaşladı.
Ece bunu fark edince durdu.
Bir süre bana bakmadan ayakta kaldı.
Ben sessizce:
“Niye üzgünsün?” diye sordum.
Cevap vermedi.
Sadece başını başka tarafa çevirdi.
Sonra yolun karşısındaki küçük parka doğru yürümeye başladı.
Ben de peşinden gittim.
Park neredeyse boştu.
Uzakta birkaç sokak lambası yanıyordu. Ağaçların arasından geçen rüzgâr hafif uğultu çıkarıyordu.
Bir banka oturduk.
Yan yana.
Ama konuşmadan.
Gecenin karanlığı Ece’nin yüzünü yarım bırakıyordu. Rüzgâr saçlarını sürekli yüzüne taşıyordu.
Ben istemsizce ona bakıyordum.
Sessiz hali bile içimi sıkıştırıyordu.
Bir süre sonra yüzüne düşen saç tellerine doğru elimi kaldırdım.
Yavaşça kulağının arkasına ittirdim.
Ece bana bakmadı.
Ses de çıkarmadı.
Parmaklarım yanağına değdiğinde kalbimin hızlandığını hissettim.
O an düşünmüyordum artık.
Sadece ona yakın olmak istiyordum.
Yavaşça eğilip yanağına bir öpücük bıraktım.
Ece hemen bana döndü.
Bakışı sertti.
Keskin.
Sanki beni durdurmaya çalışıyordu.
Ama geri çekilmedi.
Ben birkaç saniye gözlerine baktım.
Sonra tekrar yanağına yaklaşıp ikinci kez öptüm.
Bu sefer nefesini hissettim.
Aramızdaki mesafe iyice kaybolmuştu.
Ece hâlâ bana bakıyordu.
O sert bakışın altında başka bir şey vardı artık.
Yorgunluk.
Özlem.
Teslim olmak istemeyen bir yakınlık.
Ben elimle yüzünü tuttum.
Ve dudaklarımız birleşti.