O gün Bora ile ayrılalı ve yüzüme bakmayalı iki hafta olmuştu. Yanımda oturuyordu ama yoktu aslında. Sanki beni öpen adam o değil gibiydi. Bunu isteyen de zaten ben değil miydim. Şimdi niye bu kadar acı çekiyordum. Bu kadar acı çekmem doğru muydu bilmiyordum.
O gün ondan ayrildiktan sonra ağlayarak çıkmıştım oradan. Kendimi çok kötü hissediyordum. Bir yanım deli gibi onunla olmak isterken bir yanım ise annem için savaşmam gerektiğini söylüyordu. Annem benim için çok şey yapmıştı. Ve ben geçici hevesler için onu üzmek istemediğimden dolayi annemi seçmiştim. Belki de hayatım da olacak, bana sahip çıkacak, belki de beni çok güzel sevecek olan adama içim kana kana veda etmiştim.
O gün ondan ayrıldığım da simitçi dükkanı diye bir yer gözüme takılmıştı. Üstünde ise bayan eleman aranıyor diyordu. Normalde çağlar ile iş arayacaktım ama ev iş sanki benim ayağıma gelmişti. Hemen bir koşu içeriye girdiğim de beni yaşlı bir amca karşılamıştı. O kadar minnoş bir amcaydi ki beni çok güzel ağırlamışti. Okula gittiğimi, annemle birlikte yaşadığımı ve paraya çok ihtiyacım olduğunu söylemiştim. Full çalışan aradığını söylemişti önce. Part time aramıyordu ama sonra perişan halimi görmüş olacak ki bana tamam demişti. Hüseyindi adı. Bir de mert vardı tabi. Onunla da o zaman tanışmıştık. Çok koruyucu ve babacan bir tavrı vardı. Ve çok da sempatikti. Anneme söylemeden iki haftadır devam ediyordum işe. Ve çok güzel ilerliyordu.
Tek canımı sıkan Bora'nın bana olan tavirları idi. Belki de ondan çok şey bekliyordum. Belki de ben ona git desem bile gitmez, o kadar yaşadıklarımızdan dolayı sahip çıkar diye düşünmüştüm. Ama öyle yapmamıştı.
Buz gibi ifadesi ile yüzüme bile bakmadan yanıma oturdu. Ben de normalde ona bakmıyordum. Ama onu özlemiştim. Bana dokunmasını, beni öpmesini. Bir çılgınlık yapıp yüzüne doğru baktım. Yüzü solmuş gibiydi. Öncekine nazaran gözlerindeki ışıltı biraz daha solmuştu. Göz altlarında ki morluklar ise iyice belirginleşmişti. Ellerim yüzüne dokunmak için kavruluyordu adeta. Cesaretimi toplayıp biraz daha ona doğru yaklaştım. Ne yaptığımı gördüğünü biliyordum. Ama bir kez olsun dönüp bakmamıştı bile. Bora gerçekten sözünün eri bir adamdı. Bu kadar gaddar olmasını bedenim kaldırmıyordu. Bora diye fısıldadım. Kafasını çevirip bir kez olsun bile bakmadı. Bir cesaretle elini kavradı ellerim. Hiçbir tepki vermiyordu. Gözlerini tahtaya dikmiş oraya bakıyordu. Tekrar Bora diye fısıldadım. Bana doğru bakmıyordu bile. Ellerini çekmiyordu da elimden. Bundan daha çok cesaret alarak ellerinin üzerinde yuvarlak çizmeye basladim. Ve ona biraz daha yaklaştım. Seni çok özledim diye fısıldadım. Sabahtandır tahtaya bakan gözünü dahi kırpmayan adam gözlerini kapatmışti. Şu an kendini dizginlemeye çalıştığına adım kadar emindim. Ona deli gibi sarılmak istiyordum. Tam ona sarilacakken hoca girdi hocaya.
Cidden zamanlaman mükemmeldi hocam. Sinirlerime hakim olamamıştım. Kaç haftadır ona deli gibi sarılmayı beklerken ve ona sarılmaya bu kadar yakınken , bir daha aynı cesareti sergiler miyim diye düşündürüyordu beni.
Hoca ders anlatıyordu. Ama benim umrumda dahi değildi. Az önce ne güzel elleri elimdeydi Bora'nin. Ama şimdi kocaman bir duvar vardı aramda. O da beni özlemiş miydi acaba. Sonuçta elini cekebilirdi ama elini dahi çekmemişti. Bu durumun beni sevindirmesi lazımdı ama ben niye sevinemiyordum ki.
Acaba kaç gundur uyumuyordu. Gözlerinin altı niye mordu bu kadar bu adamın. Bir cesaretle masanın altında duran ellerini yine ellerimin arasına aldım. Yüzüne baktigim da ise tek bir kasi bile oynamadan öylece duruyordu. Karşımda duvar var gibiydi. Tek bir mimiği bile oynamiyordu. Umrumda değildi. Şu an ona dokunmak istiyordum ve dokunacaktim. Belki de ona hiç olmadığım kadar cesaretli bir şekilde gelecektim.
Ellerimin üzerindeki elini okşadım. Ama bu bana yetmiyordu. Kulağına doğru yaklaşıp "Seni çok özledim." diyerek boynuna bir öpücük kondurdum. Allah'tan en arka siradaydik da hoca benim Bora'ya yaptığımı görmüyordu. Bora zaten oralı bile değildi. Dışarıdan bakan bir insan Bora'nin dikkatli bir şekilde hocayı izlediğini düşünürdü ama öyle değildi. Ses çıkarmamasından biraz daha cesaret almış olacağım ki boynunu öpmeye devam ettim. Onun bana geçen yaptığı gibi öpüyor, arada ise oraya ısırıklar bırakıyordum. Naftalin kokusu genzimi yakmıştı yine. Bu adam çok güzel kokuyordu. Bu adam benim için yaratılmıştı. Kafasını bana doğru çevirdim. Kafasını çekmeden ilk defa gözümün içine içine bakıyordu. "Seni çok özledim Bora" diye şakağına bir öpücük kondurdum. Sen beni hiç mi özlemedin dedim. Bakıyordu ama boş bakıyordu. Bana o an ki gibi ışıldayan gözlerle bakmıyordu. Belki de devam etmemem lazımdı. Kendimden beklenmeyen şeyler sergilemiştim. Onun için yapmayan şeyler yapmıştım. Ama o bana buz gibi gözlerle bakıyordu. Elimin üzerinde olan elimi çekmeye çalıştım ama izin vermedi. Bu sefer o sımsıkı tutmaya başladı. Hocaya aldırmadan beni kendine çekip sımsıkı sarıldı. O kadar güzel sarılıyordu ki sanki hiç bırakmayacakmış gibi. Sanki yeniden bir şeye sahip olmuş gibi. O kadar derin kokluyordu ki beni. O kadar güzel sahipleniyordu ki beni. Saçlarımdan öptü.
Seni çok özledim ama yeminimin arkadasındayım Esila. Ben sana kaç kere sordum. Bir defa değil , iki defa değil , tam üc kere sordum sana. Ama sen bana bir adım bile atmadın. Kestirip gittin. Beni orada öylece bıraktın. Kendimle çok yüzleştim ben. Bu musun lan sen dedim. Bir kız için köpek olacak adam mısın sen dedim. Ama oldum bak bana. Harabe ettin ulan beni. Seni özlüyorum. Seni istiyorum. Sana deli gibi sahip olmak istiyorum. Deli gibi içine girip , seni benim yapmak istiyorum. Kendimi bunun için zor tutarken zorlastirma Esila. Her şey zaten yeterince zorken beni deneme! Beni sınama !
Ben sabırlı bir adam değilim. Senin canını yakarım. Şu an bile canını yakmamak için çok zor tutuyorum kendimi. Ben kendimi tutarken sen de kendini tut. Ben sana panzehir olamam kızım ! Ben sana zehir olurum. O zehir seni yaralar, o zehir seni öldürür anlıyor musun. Aklın varken uzaklaş benden.
Belki de haklısın. Belki de ben yanlış yapıyorum Bora. Belki de yan yana bile gelmemeliyiz. Engel olamadım kendime. Sen böyle bana yakınken uzak durmani kalbim kaldırmıyor anlıyor musun. Sana bu kadar yakınken uzak olmak beni öldürüyor. Sen çok acımasız bir adamsın. Sen geldin. Sen bana dokundun. Sen benim ilkelerimi aldın benden. Korktum anlıyor musun. Korktum. Çünkü bir adam nasıl sevilir bilmiyorum. Bir adama nasıl davranılır bilmiyorum. Ama sen biliyorsun. Ben yas tutarım. Ama sen tutamazsin. Esila kim ki. Oturur yasını tutar o. Hayatında hiç adam mı olmuş ki onun. Ama Bora Bey öyle mi. Şu an istese elde edemeyeceği kız yok. O ister ve alır. Aynı beni aldığın gibi. Aynı beni öptüğün gibi. Aynı sana karşılık koyamadığım gibi. Dedin mi arkamdan şuna bak ne aciz saldı kendini hemen bana. O sert kız ayakları bana sökmedi. İki hareketimle onu tav ettim dedin mi Bora bey ! Özür dilerim elini tuttuğun için. Özür dilerim sana dokunduğum için .
Sana onlar gibi dokunmadım. Seni öperken onlar gibi öpmedim. Kızım ben bu güne dek kimsenin dudağını öpmemis biriyim geçtim öpmeyi. Benim hep tek gecelik ilişkilerdi. Kimseyi öpmedim. Kimseye opturmedim. İşimi görürdum ve benim için biterdi. Bu kadarlık da işte. Ama seni öptüm. Senden tiksinmedim. Sana dokundum. Hala gelmiş karşımda sik sik konuşuyorsun. Elimden kaza çıkacak git şuradan diyerek beni kendinden uzaklastird.
Zil çalar çalmaz Çağları bile beklemeden çıktım okuldan. Son dersi beklemeyecektim. Canim o kadar acıyordu ki. O adamdan nefret dahi edemiyordum. Gözlerimin içine baka baka nasıl böyle hissiz ve duygusuz olabiliyordu. Gözlerimden akan yaşlara engel dahi olamıyordum. Ben başka birini öpmedim. Tek seni öptüm diyordu. Buna bile inanmıyordum. Canımı acıtmak için her yolu deniyor gibiydi. Önce hayatima girip canımı yaktı. Beni ezdi. Beni parçaladı. Daha sonra hiçbir şey olmamış gibi öptü beni. Hatalarını telafi etmek istercesine. Özür dilermişcesine. Şimdi ise bu gibi bakışlarla beni tekrardan öldürüyordu. Beni maf ediyordu. Onu görmek istemiyordum. Onunla aynı sırada olmak istemiyordum. Ondan nefret bile edemiyordum. Ben hızlı adımlarla ilerlerken karşıdan gelen arabayı görmemiştim bile. O an bir el hızlıca beni tutup üzerime yığıldı. Ben az önce kaza mı geçiriyordum. Gözüm öyle kararmışti ki . Karşıdan gelen arabayı dahi fark etmemiştim. Üstümde yığılan adama can borcum vardı. Ama o kadar ağırdı ki beni arabadan kurtarmış olsa da üstünde ezilecektim. Canımın acıdığını anlamış olacak ki hemen üzerimden kalkıp, nazik bir şekilde bir yerimin acıyıp acımadığını sordu. Adama mahcup bir şekilde bakıp bir yandan teşekkür ederken bir yandan da özür diliyordum. Beni çekerken kendi de arabanın altında kalabilirdi.
Özür dilerim. Kafam o kadar yoğundu ki. Arabanın karşıdan gelip gelmediğini bile fark edemedim. Lütfen bağışlayın diyerek mahcup bir şekilde ona baktım.
Ne demek. Lütfen biraz daha dikkatli olun diyerek yanımdan ayrıldı.
Adını bile bilmediğim bir adam hayatımı kurtarmıştı. Belki de olmasa şu an nerede olurdum. Demek ki hala iyi insanlar vardı.
Eve uğrayıp, kıyafetimi giydikten sonra iş yerime gelmiştim. Bugün de her zaman ki gibi çok kalabalıktı. Anlaşılan bugun de çok yorulacaktım. Karnım deli gibi açtı. Mert bu durumu fark etmiş olacak ki
Sen geç içeriye bir şeyler atistir. Ben hallediyorum içeriyi güzellik deyip yanımdan ayrıldı. Mert , gerçekten çok iyi bir adamdı. İçeri geçer geçmez hemen kendime bir çay doldurdum. Ardından küçük bir sandviç yapıp yemeye başladım. İçeri çok kalabalık olduğu için tek başına çok yorulurdu. O yüzden hızlı bir şekilde yiyip hemen yanına gittim.
İçeriye girdiğim vakit kesinlikle beklediğim manzara kahkaha atan bir Buğlem ve onu pür dikkat izleyen Bora değildi. Bunlar neden buraya gelmişti ki. Beni görmelerini istemiyordum. Ama Mert' e de yardımcı olmam gerekiyordu. İnceldigi yerden kopsun diyerek yanlarına gittim. Sonuçta bu benim işimdi. Ve rezil olacak bir şey görmüyordum.
Hoş geldiniz. Ne alırdınız diyerek yanlarına gittim. Bora birden kafasını kaldırıp anlamaz gözlerle bana baktı. Şaşırmışa benziyordu. Buğlem ise sen demek burada çalışıyorsun diyerek beni baştan aşağıya, aşağılayıcı bir bakış atarak süzdü. Nefret ediyordum. Hem Boradan hem Buğlemden hem de herkesten nefret ediyordum. Beni aşağılamalarindan nefret ediyordum. Birazcık daha kendini toplayıp
Ne alırdınız diye sordum. Bora tok bir sesle çay dedi. Buğlem ise kahve istediğini belirtti.
Döner dönmez gözlerimden akan yaşa engel olamıyordum. Kendimi yerin dibine girmiş gibi hissediyordum. Bir insan daha ne kadar küçülürdü ki. Kendimden bir kez daha nefret ettim. O adama seni özledim dediğim için. Kendimden bir kez daha nefret ettim. Bir adama daha güvendiğim için.
Mert'e onların siparişini sen goturur musun dedim. Onların masasına gitmek istemiyordum. Sağ olsun o da kabul etmişti.
Müşteriler yavaş yavaş azalıyordu. Tek tük kişiler kalmıştı. Ve ben bugün de çok yorulmuştum. Ama Bora Bey ve Buğlem Hanım hala çıkmamışlardı. Ben hala anlamıyordum. Gitmek için neyi bekliyorlardı ki. Tezgaha geçip kendime soğuk bir su doldurduktan sonra tekrar içeri geçtim. Ve gördüğüm şey ile donakaldim. Hemen Bora'gilin masasının yanındaki masa da bugün beni kurtaran adam oturuyordu. Hayat işte burada da bizi karşılaştırmıştı. Mert adama doğru ilerlerken, sen dur onun siparişini ben alacağım. Ona bir minnet borcum var dedim.
Adamın yanına doğru ilerledim. Ne alırdınız efendim diye sordum. Kafasını kaldırıp beni gördüğünde şaşırmıştı. Sen burada ne yapıyorsun diye sordu. Ben burada çalışıyorum. Sizi görünce de siparişinizi almak için yanınıza geldim dedim. O da gülümsüyordu.
Dalgınlığın gitmiş gibi gözüküyor dedi. Başımı sallayıp tebessüm ettim. Kafamı çevirdiğim ise sert gözlerle karşılaştım. Bana ters ter bakiyordu. Ama artık onun bana nasıl baktığı umrumda dahi değildi. Tekrardan kafamı çevirip beni kurtaran adama odaklandım. Adını bile bilmiyordum. Hemen elimi uzatıp kendimi tanıttım..
Ben Elisa dedim. O da aynı samimiyetle elini uzatıp Engin dedi. Ne alırdınız Engin Bey diye sordum. Sadece engin deyip gülümsedi. Ben de tamam sadece Engin deyip gülümsemesine, gülümseme ile karşılık verdim. Ne alırdın dedim. O da ellerinden bir kahve içerim dedi. Ama benden diye göz kırptım. Sonuçta hayatımı kurtardın değil mi dedim. Ve Engin'in kahvesini yapmak üzere mutfağa geçtim. O sıra Mert gelip o adam da kim dedi.
Bilmiyorum inan. Bugün tanıştım. Ben okuldan dalgın bir sekilde çıkmıştım. Karşıdan araba geliyormuş ama ben fark etmedim tabi. Tek hatırladığım beni çeken bir adam ve üzerimde bir ağırlık olması idi.
Ne yani bu adam tanımadığı bir kız için kendini arabalarının önüne atıp seni mi kurtardı dedi. Ben de aynen öyle dedim. Vay be kahramana bak deyip kikirdadi. Sana bakışları normal değildi ama sanki beğenmiş gibi bakıyordu. Fark ettin değil mi diye sordu. Yoo hiç de öyle bakmıyor diye kıkırdadım.
Sen nasıl yorumlarsin bilmiyorum ama Elisa. Sen geldin geleli daha fazla kişi gelmeye başladı. Hepsi seninle tanışmak için can atıyor. Ama sen daha güzelliğinin bile farkında değilsin. Çok masumsun biliyorsun değil mi diye sordu.
Masumluk. Belki de artık eskisi gibi masum değildim. Kaderi güzel olsun insanın Mert. Yüz güzelliği geçici deyip buruk bir şekilde yanından ayrıldım. Cafe'nin kapanmasına çok az kalmıştı. Bu yüzden müşteriler çok azdı. Mert'e beni biraz idare et deyip , Engin'in yanına oturdum. Önüne kahvesini koyup kendim için de yaptığım kahveyi kendi önüme koydum. İyi bir başlangıç yapmak lazım değil mi kurtarıcım diyerek gülümsedim.
Neden burada çalışıyorsun. Anladığım kadarıyla öğrencisin dedi.
Evet, öğrenciyim ama çalışmam lazım. Annem ile yaşıyorum. Ve annemin haberi yok. O, çok yoruluyor. Benim de onun bu kadar yorulmasına gönlüm razı gelmiyor. Bir taraftan üniversite sınavına çalışıyorum. Bir taraftan da annemden habersiz çalışıyorum diye kıkırdadım. Zor olmuyor mu diye sordu.
Ne kolaydı ki. Her şey çok zordu. Zorlukları elbet oluyor ama şu an yorulmazsak, canımız acimazsa , sonra için pişman olmaz mıydık sence? Şey kafasindayim ben. Şu an canim acısın. Şu an uykusuz kalayım. Ama ileri de biraz da olsa refaha eriseyim kafasındayim.
Olgun bir kızsın Esila sevdim bunu dedi. Ben de Engin'i sevmiştim. Yanlış anlamazsan bir şey daha sorabilir miyim dedi. Tabi ki buyur sor dedim. O ise arkayı işaret ederek
Şu adam kim tanıyor musun ? Sen buraya oturduğundan beri deli gibi bizi dikizliyor ve bir an olsun gözünü buradan çekmedi. Her an bana saldiracakmis gibi bakıyor. Sence götümü kollamali miyim dedi ve kahkaha attı. Engin gerçekten çok tatlı bir adamdı. Ben de ona kahkaha ile karşılık verdim. Boş ver onu . Delinin teki olmalı diyerek karşılık verdim. Bora'yi anlatmayı tabi ki de düşünmüyordum. O sıra kapıdan Çağlar geldi. Hemen el sallayıp, yanımıza gelmesini söyledim. O ise kaslarını catip bu kim Esila der gibi bana bakiyordu.
Sandalye çekip oturdu. Ben ise hemen araya girip
Bu benim en yakın arkadaşım,canim, yoldaşım Çağlar. Bu da benim hayatımı kurtaran, minnet borcu olduğum Engin dedim . Çağlar bana anlamaz bakışlarla bakıyordu. Ben de devam ettim.
Okuldan erken çıktım biliyorsun. Dalgindim o sıra. Karşıdan geçen arabayı fark etmemişim. Araba hızla gelirken Engin sağ olsun hızlıca üstüme atılıp beni araba' nın çarpmasından kurtardı. O olmasa tahtalı koydeydim yani anlayacagin.
Hemen ayağa kalkıp bana sarıldı. Gerizekalı misin Esila. Beni sensiz mi bırakacaktın . Niye dikkat etmiyorsun ki kizim sen diye bana bağırdı. Korktuğunu ses tonundan anlıyordum. Sonra beni bırakıp, minnettar bir tavırla Engin'e sarıldı. Allah razı olsun kardeşim. Sen olmasan belki de bu cadı yanımızda olmayacaktı. Teşekkür ederim. Ben de artık sana can borçluyum dedi. İkisi de çok tatlıydı. Siz burada sohbet edin. Ben etrafı toplayayım. Sonra da çıkarız olur mu dedim. Onlar da tamam dedi.
Esila benim arabam var . Ben sizi bırakırım dedi. Ben de kafamı salladım. Ve etrafı toplamaya başladım.
Mert sen git canim. Tek bir masa kaldı zaten. Sen çok yoruldun. Ben burayı toplar dükkanı kapatırım dedim. Bana minnettar bir bakış atıp , tamam deyip yanağıma buse kondurdu. Kolay gelsin güzellik deyip cafeden ayrıldı.
Çağlar ve Engin'e baktığım da koyu bir sohbete dalmış gibi gözüküyordu. Hemen yanında oturan Bora ve çingene Buğleme baktığım da ise kalkmamıslardi. Neyi bekliyordu ki bunlar. Hemen onların masasına gidip, önlerinde ki bardakları aldım ve ekledim. Kapatıyoruz dedim. Kibar bir şekilde kalkın artık dedim. Umarım anlamıştı. Gürültülü bir şekilde masadan kalktı. Kalkınca Engin'e dik bir bakış atmayı da ihmal etmemişti. Cidden bu adamın zoru neydi. Onu artık anlamıyordum. Buğlem önce çıkmıştı cafeden. Bora ise bir hışımla gelip ,kolumdan tuttu. Beni mutfağa doğru sürüklüyordu. Aşağılık herif ! Bırak beni ! diye cirpinirken o hiç oralı olmadan kapıyı kilitledi. Deli miydi bu adam. Dışarıda engin ve Çağlar vardı. Ve her an gelebilirlerdi. Napiyorsun Bora sen diye sinirlendim.
Yanak kaslarıni deli gibi kasıyor ve kendini tutmaya çalışıyor gibi bir hali vardı.
Yanındaki o sikik herif kim. Seninle konuşan , sana gülen ve sana temas eden beynine soktuğum adam kim Esila!
Seni neden ilgilendiriyor bu. Kimse kim. Benden uzak dur diyerek yanımdan ayrılmaya çalıştım. Ama bana bir türlü izin vermiyordu.
Ne istiyorsun sen Bora. Oyuncağın miyim ben senin. Gel deyince geliyorum. Git deyince gidiyorum. Ama sana yetmiyor değil mi. Sonra tekrar gel diyorsun. Sonra sıkılıyorsun. Tekrar git Esila diyorsun. Bu nedir Bora. Ben neyim ya. Kölen miyim ben senin? Oyuncağın miyim? Canın sıkıldığın da gelip canın istemedigin de bırakacağın biri değilim ben anladın mı. Git buradan ve benden uzaklas. Gördüğün gibi hayatıma bakmaya çalışıyorum. Senin dengesizliklerinle uğraşacak vaktim yok benim. Anlıyor musun ?
Kızım ben sana git mi dedim. Sen demedin mi ulan bana . Sen demedin mi benden uzak dur diyen. Sonra hiçbir şey olmamış gibi derste dokunmadın mi bana. Psikolojin mi bozuk kızım senin. Ben mi uzaklaştırdım kendimi senden. Yoksa sen mi uzaklaştırdın diyerek üstüme doğru yürüdü. Ben bu dudaklardan uzak kalamıyorum diyerek bana doğru yaklaştı. Öpmek istiyor gibiydi. Bana doğru yaklaşırken bu sefer izin vermedim. Bu sefer değil Bora. Her istediğin de gelip beni öpemezsin. Bir varsın bir yoksun. Bir deli gibi sinirleniyorsun . Sonra hiçbir şey olmamış gibi beni sarıp sarmalamaya çalışıyorsun. Denge bırakmadın be bende. Yanıma kimsenin yaklaşmamasıni istiyorsun. Ama götünden Buğlemi ayırmıyorsun. Benim seni uzaklaştırdığımi söylüyorsun. Ama Buğlem'i gözünün dibinden ayırmıyorsun. Ben senin dengesizliklerin ile uğraşamam. Ben senin gibi sorumsuz değilim. Sen bir adım atarken hiç düşünmüyor olabilirsin ama ben düşünmeliyim. Anlıyor musun beni. Şimdi git buradan ve rica ediyorum artık yoluma çıkma. Ben ne istediğini bilmeyen bir adamla birlikte olmak istemiyorum.
Sözümü bitirmeme bile izin vermeden dudaklarıma yapıştı birden. Ağzımı zorla aralamaya çalışıyordu. Ama ona izin vermeyecektim. Onu ne kadar itmek istesem de gücüm yetmiyordu. Deli gibi ısırık atıyor ve öpmeye calisiyordu. Nefes almak için ağzımı araladığım da dilini daha da soktu dilimin arasına. Kendimi ona karşılık verirken buldum. Bu adamdan ne kadar kopmak istesem de uzaklaşmak istesem de yine kendimi bu adamın yanında buluyordum. Ve artık ona hayır diyememekten nefret ediyordum. Birden beni hızlıca kucağına alıp ,erkekliğini kızlığıma bastırdı. Ah! diye bir inilti çıktı dudaklarımdan. Bu onu daha da gaza getirmis olacak ki daha da fazla bastırdı. Artık oram zonkluyordu. Lütfen diye fısıldadım. Artık bu işkenceye bir son vermek zorundaydi. Adam tek dokunuşu ile bile beni maf ediyordu. Hızlıca ellerini kıyafetimin üstünden gecirip göğüslerimi sıktı. Göğüslerimi sıkarken bir taraftan da kalçalarımı avucluyordu. Üstümde ki şeyi çıkarıp göğüslerime abandı. Deli gibi öpüyor, sıkıyor ve sert şekilde ısırıyordu. Hemen masanın üstündeki şeyleri yere atıp beni oraya yatırdı ve anında üstüme eğildi. Erkekliğini daha da bastırmaya başladı. Ben de kendimi ona doğru bastırıyordum. Artık oramin zonkladıgini hissediyordum. Bu işkenceye son vermesi lazımdı. Ne olur dur artık diye zor zekat konuştum. Dayanamıyorum ve durmak istemiyorum artık dedi. Lütfen dur diye fısıldadım. Kendini birden atarcasina üstümden attı. Ve beni ayağa kaldırdı. Üzerimi duzledikten sonra.
Seni benden almaya kimsenin gücü yetmez senin bile diyerek beni orada öylece bırakıp gitti. Yine gitmişti. Beni darmadağın edip, beni burada öylece bırakıp gitmişti.