37

1493 Kelimeler
"Benim kardeşim eşek. O metropol bir şehirden gelmedi, dağdan indi sığır. Sen onun kusuruna bakmayıver." Bu dedim çünkü arka koltukta oturan Aytaç dizlerini Kutay'ın oturduğu sürücü koltuğuna dayamış elinde telefon oyun oynuyordu. Her yenildiğinde de dizlerini inip koltuğu sallıyordu. Bilerekte yapmıyorsa bende Yakup değil, sütlü nuriyeyim. Kutay ya sabır çekerek başını sola çevirip derin bir nefes verdi. Tanrı paşama peygamberlerin sabrını vermiş, çok camiye gitmiş, çok mübareken bir adam sonuçta. Ben olsam çoktan Aytaç'ı arabadan atmıştım. Hatta ıssız bir orman yolunda. Arkamı dönüp parmaklarımı şıklatarak bizim malın dikkatini çekmeye çalıştım. Göz devirerek oyunu durdurup bakma nezaketini gösterebildi camış. "Ne oldu?" "Ne mi oldu? Lan yarram söylesene Erdinç'in evine mi gideceksin yoksa Yılmaz'ın mı?" Telefona dönerken "Erdinç'in evine gidelim. Bana pasta yapacağını yazmış" dedi. Kutay'a göz ucuyla baktığımda sadece başıyla onayladı. Ben bu adamın cinnet damarlarını sınıyordum, melekler aşkına. Adam melakeye dönüşecek birazdan. Çünkü az önce itibariyle Aytaç oynadığı oyunun sesini sonuna kadar açtı. "Biz bize olacağız değil mi?" Aytaç'ı duymamazlıktan gelip paşamın kolunu tutup "Sende gelsene paşam. Pastayı kaşıklayak" dedim. Kutay sinirli de olsa gülerek başını çevirdi. "Sana kaç kere diyorum şu gülüşünü saklama diye." Kutay arkadaki fazlalığı umursamadan elimi tutup dudaklarına götürdü ve aynı hızda öne doğru ittirildi. Bana bu çocuğu doğurtan ebeyi bulun acil. Açık adres verin. Kutay derin bir nefes verip yoldan gözünü ayırmadan "Yok yavrum sen bugün kardeşlerinle vakit geçir. Hem yarın nişan var, bende evdekilere yardım edeyim" dedi. "Hayırlı olsun. Nişanlanıyor musun?" Aytaç'ın sesine hızla başımı çevirdim. Aynı kundakta büyüdük demiycem doksan dokuz kere pıçaklayacam şimdi. "Sen saçmalıyon pezevenk. Kutay nişanlanmıyor, kız kardeşi." Aytaç omuz silkip hmmladı sadece ve oyununa döndü. Kutay'ın sinirden damarları belirginleşen boynuna ve kendini sıktığı çenesine baktım. Korku nedir? Nasıl hissedilir? Sesim içime kaçarken "Tamam paşam sende annenlerin bir ihtiyacı var mı? Yardım lazım mı bi bak bakalım" dedim. Eve gelene kadar da tek kelime etmeye götüm yemedi açıkçası. Aytaç'a kızmaya yeltensem Kutay'a ringe çıkma izni vermişim gibi olacak ve Aytaç'ı tek yumrukta nakavt edecek. Erdinç'in evine geldiğinde birden frene basıp durunca Aytaç'ın elinden telefonu düşerek öne savruldu. "Ohaa." Deme ne olur deme. Tanrın seni kutsasın Aytaç, İsa'nın havarileri kovalasın. Kutay'ın" Çiçeem, bak" diyerek burunundan solumasına yanaklarını ellerimin arasına alıp sıktım. "Çiçeen senin götünü yesin. Teşekkür ederim bıraktığın için" deyip 32 dişimi gösterdim. Aytaç'ın "Yuhh" diyerek arabadan inip aynı sertlikle kapıyı çarparak kapatmasına ise gözlerimi kapatıp bekledim. Bekledim ki paşam topuğuma sıksın. "Aç gözlerini" cümlesiyle korkarak önce gözlerimi kırpıştıp sonra tamamen açtım. 32 dişim hâlâ suratımda pişmiş kelle gibi Kutay'a baktım. Önce öfkeli yüzü gevşedi. Sonra gülümsedi. Ben küfür kıyamet beklerken "Hadi yavrum. Öpeyim bi kere sende in, geç kalma kardeşlerinin yanına" dedi. 36 senelik birikimle bu adam tamamdır diyorum ben, bana kimse aksini söyleyetemez. Uzanıp yanağını sertçe öptüm. "Seni nasıl bir seviyom var ya, Mecnun halt yemiş. Götünü ısırdığım." Kutay gülerek sol elini direksiyona koyup dudaklarıma uzandı ve nazikçe öptü. Bir ara film camları bulan mucidi bulup alnından öpecem. Hava kararsada yine de mahallenin ortasındaydık ve benim paşamın korkusu yoktu anam bacım. Bir kez daha yanağını öpüp arabadan indim. Ben inince Kutay bildiğiniz gaza köklendi. Adam meğerse sinirini bana göstermiyormuş. Gitti milyarlık mobilya diyen yunus baba gibi içim buruldu. Kesin araba bizim tamirhaneye uğrayacak. Ellerimi ceplerime koyup 'ceplerimde hacı yatmazlar' diye diye binanın demir kapısını ittirerek açıp merdivenleri seke seke çıktım. Ama eve gidince Aytaç'ı sike sike çoğaltacaktım. Açık kapıdan girerken komşuda şımarık çocuğuna sesini çıkaramamış bir anne edasıyla eve daldım. "Gel lan buraya dürzü" diye bağırarak mutfağa girdim. Ama Erdinç'le Aytaç'ın sarılmasını gördüğümde bi durakladım. Erdinç iç çekerek ağlıyor, başını Aytaç'ın göğsüne koyuyordu. Aytaç da onun saçlarını okşayıp öpüyordu. Hassas çocuklarımdı onlar benim. Aytaç ne kadar pezevenk dürzü gibi davransa da kırık bir kalbi vardı. Aramızda ailesiz büyümek en çok onu yaralamıştı ve biz onun tek ailesiydik. Sinirim bir yelkenliye binip okyanusu boylarken Erdinç yüzünü sile sile "Sana en sevdiğin pastadan yaptım, çilekli" diye yerinde ellerini çırparak buzdolabına koştu. Kapağını açıp içindeki pastayı gösterdi. Aytaç "Bu çok küçük ya, ben tek lokmada bitiririm ki" derken sesinin çatallaştığını fark etmiştim. "Ama abi zaten sana yaptım. Yemesin kimse, sen ye." "Hooppp çok ayıp" diyerekten olaya daldım. Aytaç arkasını dönüp bana baktığında kaşlarını çattı. Tamam anladık bizi uzun bir konuşma bekliyordu. Erdinç onun omzunun üstünden bakıp işaret parmağıyla sus işareti yaparak "Sen torpillisin, Kaan abime çok az vericem. Ayı gibi hepsini yer yoksa o" dediğinde üçümüzde güldük. Haklıydı. Kaan dayak varsa kaçar yemek varsa çökerdi. Aytaç gülmesini kesip "Ben üstümü değiştirip geliyorum" derken yanımdan geçerken yine ters ters baktı. Yav ben bu çocuğu pıçaklamayımda ne yapayım. Kutay ve benim hakkımda ne düşündüğünü de söylemedi zaten. Ama davranışları net bir şekilde bundan hoşlanmadığını belli ediyordu. Ama neden? Neyse bu gece kardeşler pide salonu olarak bu konuyu çözeceğiz. Benim bir erkekle birlikte olmama bu kadar tepki verecekse Erdinç'i kanatlarımın altına almam lazımdı. O yüzden önce ben bir konuşma yapmam lazımdı. Sonra diğerleriyle konuşursak Erdinç daha rahat söyleyebilir ya da söyleyemezdi. Tanrıların sunağına işedim galiba, çarpıldıkça çarpılıyorum. Akşam hepimiz Erdinç'in evinde toplanıp masada pastalarımızı hüpürürken Kaan'ın önündeki tabakta ki pastanın küçüklüğüne isyanına gülüyorduk. "Ama ben üvey evlat mıyım? Metres çocuğumuyum lan ben. Bu benim midemin kapakçığına yetmez" derken bir yandan da kaşıklıyordu. Evet çatalla yeme kültürüne doksana çaktığımız için kaşıkla yemek daha keyifli geliyordu. Aytaç onun ensesine bi şaplak çakıp "Bana yaptı zaten kardeşim, sen tombaladan çıktın" dedi. Kaan ensesini ovuşturarak ağzında ki lokmayla "Bak ağzımı açar midenizi kaldırırım, pasta da bana kalır" dedi zorla yutup kola dolu bardağını başına dikti. Yılmaz masada ona vurmak için uzandı ama sonra üşenip vazgeçti. "Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi diyen o velet gibi ağzını açarsan yemin olsun çükünü keserim. Züriyetini tarihten silerim lan." Kaan çocukluktan beri Yılmaz'ın bu tehditinden korkardı. Çünkü yetimhaneye bir gün sünnetçi gelmişti. Bayram bebelerine şeker dağıtan dayılar gibi ellerimize şeker tutuşturup tüm erkekleri biçmişti. İşte o gün Yılmaz o meşhur cümlesini kurdu. "Sünnetçi amca Kaan'ın çükünü kökünden kesecekmiş olum, az önce duydum" dediğinde Kaan'ı tutabilene aşk olsun. Yetimhanenin bahçesini tavaf ederek "Çükümü kestirmem. Çükümmm" diye ağlaya ağlaya kaçmıştı. Yetimhane çalışanları anca binanın çatısına tırmanırken yakalamışlardı. O günden sonra Kaan çükünün kesilmesinden korkmaya başladı. Yılmaz da bunu kullanıp tehdit ediyordu her seferinde. "Ama yeter ya, komple ben kesicem artık. Sende kurtul bende kardeşim. Canıma tak etti" diye isyan ettiğinde masada kahkahayı patlattık. Erdinç çay tepsisi elinde salona girerken Aytaç yaslandığı koltukta "Yakup sen ne zamandan beri erkeklerden hoşlanır oldun?" diye sorduğunda Erdinç'in eli sehpanın üstünde havada kaldı. Aytaç'ın çatık kaşlarına ardından bana baktı. Tepsinin üstündeki çay bardağını alırken masaya koymasını işaret ettim. Yılmaz ve Kaan da yerinde dikleşip cevap vermemi beklediler. Omuz silkerek bardağı sehpaya koyup "Oldu bir kaç ay kardeşim, hayırdır?" dedim. Başta ılımlı konuşmayı düşünsem de Aytaç'ın normallikten ve ılımlı konuşmadan anlayacağını biliyordum. Kollarını önünde birleştirip hmmladı. "Kutay mıydı neydi adı, kaç yaşında bu adam?" "Olum ben ateistim. Bu ne böyle sorgu meleğiyle mezarda karşılaşmışım da demek sen ateissin siktim şimdi seni der gibi soruyorsun. Düzgün konuş canımcığım. Adını gayet de iyi öğrendin kardeşim." Aytaç geri adım atmayacağımı bildiği için daha bir sinirle dilini üst dişlerinde dolandırıp diğerlerine döndü. "Siz biliyor muydunuz, Yakup'un erkek sevgilisi olduğunu?" diye sordu. İkisi de "Hee" derken Erdinç sesini çıkarmayınca ona kaşlarını çatarak baktı. "Erdinç abim sen?" Erdinç başıyla onayladı ve başını eğdi. "Abi" dediğinde araya giren Kaan "Abisi bizim bıdığında sevgilisi var. Sen çok şey kaçırdın" dedi. Kaan, Kutay'ı öğrendiğinde tepkisini görmedikleri için daha rahattı ama Yılmaz yerinde iyice dikleşip "Onun sevgilisi de erkek. Sıkıntı mı var kardeşim?" diye sordu. Şu an Yılmaz'ın götünü ısırabilirdim. Dördümüzde aynı yaşta olsakta o daha abi gibi davranıyordu bize karşı. Aytaç'ın kaşları havalanırken Erdinç'e döndü. "Doğru mu bu Erdinç?" Erdinç, Yılmaz'dan cesaret almıştı ki. "Evet abi doğru. Adı Cüneyt. Seninle tanıştırmak istiyorum." Aytaç elini şakaklarına götürüp ovuşturdu. "Senden bekliyordum kardeşim de, Yakup'tan böyle bir şeyi asla beklemiyordum." "Ya başlarda ağız burun dalsalarda bir gün bir baktık bunlar sevgili" diyen Kaan'a yüzümü buruşturdum. Aytaç birden bana dönüp "Seni mi dövdü bir de o adam?" dedi yerinden fırlarken. Kolundan tutup oturttum. "Dur len hemen dellenme. Ben dövdüm daha çok. Ama bana yaklaşmak için başka bir yol bulamamış götünü yediğim." "Dellenme?" deyip gözlerini kıstı. "Yani delirme diyorum. Paşam ben delirdiğimde diyordu." Aytaç kusmak ister gibi yüzünü ekşitip "Kaç yaşında bu adam?" diye sordu. Sabır dilenir gibi gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alıp geri açtım. "Kardeşim o adam bu adam demeyi keser misin artık. Onun bir adı var. Kutay." Aytaç'ın dişlerini sıktığının farkındaydım. Ama Erdinç'i öğrendiğinde sakin davranırken bende niye bu kadar tepki verdiğini anlamıyordum. "Kaç yaşında?" diye sordu tekrar. "32" dedim sadece. Eliyle yüzünü sıvazlayıp "Senden sekiz yaş büyük hemde" dedi. Omuz silktim. "Yani?" Aytaç kafasını iki yana sallayarak kanepeden kalkıp "Neyse beni ilgilendirmez sizin ilişkileriniz" diyerek salondan çıkarken "Ben yatacağım biraz" diye koridorda bağırarak odasına girdi. Dördümüz birbirimize bakarken Kaan arkasına yaslandı tekrar. "Az önce ne oldu bu aşağılık yerde" dedi. Dudaklarımı bilmiyorum anlamında büzerken Yılmaz da ayağa kalkıp mutfağa geçti. Erdinç içilmeyen çayları alıp "Yenisini getireyim, bunlar soğudu" dedi. O da gittiğin de salondan koridora baktım. Hakikaten ne olmuştu az önce. Aytaç kabullenmiş miydi şimdi? Yoksa daha büyük bir tepki için beklemem mi gerekiyor?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE