Şarkı: Pablo Pablo Remix
"Napalım abi öyle bir topluluk işte içerde oturuyoruz 4-5 kişiyiz ama grubun içinde farklı insanlar var. Yukardan bir ses yükseldi. Eminimi şego şego em şılgın pablo pablo."
Sahnenin ortasında kadınları etrafına toplamış bu şarkısıyla

bir zamanlar dansıyla ortalığı kasıp kavuran bu çocuk gibi dans eden birini düşünün. İşte o tam olarak benim kardeşim Kaan.
Gerizekalı velet Cennet mahallesindeki Pembe gibi işaret parmağını bir yukarı bir aşağı indire indire meyhanenin orta yerinde, elinde tesbih önlerinde rakı, adamların masasına meze olacak bu gidişle.
Kadınlarla kıç sallaya sallaya diğer elindeki rakı bardağını başının etrafında çevirirken masada oturan adamın biri ayağa kalktı ve
"Ne lan burası diskotek mi cıstak cıstak şarkılarla karı gibi kıvırtan adamı izliyoruz" diye hönürerek sahneye Kaan'ın önüne geçti.
Kaan elini havada salla sallaya hâlâ kıç kıvırırken karşısında oturduğum masaya adamın omzunun üstünden baktı.
"Bro dalıyom ben buna."
Masada benimle beraber oturan Kutay'a sırıtarak baktım. Sonra Kaan'a döndüm.
"Sen başla ben geliyom" dememle Kaan havada olan elini adamın suratına şak diye indirdi. Adam ne oluyor lan demeye kalmadan yakasından tutup kafa atınca adamın masasındakilerde sahneye fırladı.
Sakince ayağa kalktım. Kollarımı gererken Kutay'a
"Gidiyom ben paşam" dedim.
Sahneye doğru yürürken Kaan'ın üstüne gelen beş adamı yumruklarıyla savuşturmasını seyrettim. Müstehaktı bu piçe ama bok ciğer dayanmıyor işte.
Kutay arkamdan masadan kalkıp gömleğinin kol düğmelerini açtı. Dirseklerine doğru katlayıp yanında duran ve yine mi kavga aq gibisinden bakan garsona.
"Kırılanları benim hesaba yaz koçum" deyince ikimizde sahneye daldık.
Gelirken yanımda getirdiğim şişeyi denk geldiğim adamın kafasında patlattım. Kutay'da Kaan'a yumruk atmak için elini havaya kaldıran adamı tutup kendine çevirdi. Suratına sağlam bir yumruk attı. O yere iki seksen düşerken, kafasında şişe kırdığım adamı kenara fırlattım. Yanındaki adam karnıma doğru tekme attığı sırada Kutay onun bacağına ayakkabısının ucuyla bir tane geçirdi.
"Dokunma lan ona"
Uuu adam haşinn. Ama hemen yumuşamak yok, erkekliğimiz ölmedi henüz.
Göz devirdim ve ona yumruk atmak için arkasından gelen adama bacağımı kaldırıp kafasına tekme attım. Onun dediği gibi
"Dokunma lan ona" dedim.
Bana gülerek ya sabır çekti.
"Lan kurtarın lan" diyen sese döndüğümüzde Kaan yerde, onun üstünde de ona yumruk atmaya çalışan adam.
Kaan adamın bileğinden tutmuş ağzı yüzü kan içindeyken yardım dinleniyordu. Kutay elini beline koymuş yerde yatan adamlara baktı.
"Bence bırakalım"
Kaan Allah'ınız yok mu be bakışı atarken ben
"Yok la kardeşim sonuçta" deyip üstündeki adamın ensesinden tutup ayağa kaldırdım. Kutay da adamın suratına en sağlam yumruğunu atıp yere devirdi.
Ve günün sonu siren sesleri. Polis otosunun arka tarafında mekanın dışına çıkıp izleyenlere kanlı ağzıyla sırıtan bir adet Kaan. Boynunu kütletip bileklerinde ki kelepçeye bakan Kutay ve bir zamanlar Ankara'ya ilk geldiğimde otogarda, ellerimi demir trabzanlara koyup "Ankara seni yenicem aq" diye bir nara atmış ama Kutay'a aşık olup göte gelmiş ben.
Nezaretin yan kısımda ki demir parmaklıkların arasında kıçı kemiren tahta oturaklarda oturan kadınlarla hayat felsefesi yapan Kaan'a ters ters bakan Kutay'ın dikkatini çekmek için koluna dokundum. Gömleği hep kan olmuştu ama suratında bir çizik yoktu herifin.
"Bu gece buradayız paşam sıkma artık canını, kızma çocuğa da alışamadı o Ankara'ya o yüzden ne yapacağını bilmiyor."
Kutay kolundaki elimi tuttu. İkimizin arasındaki boşluğa koydu.
"Sorun yok gülüm ben alışkınım böyle kavgalara biliyorsun. Ama bu mal hiçbir şey olmamış gibi hâlâ karılarla saçın çıtçıtlı mı kaynak mı muhabbeti yapıyor amına koyayım. Benim kardeşim olsa çoktan boğazlardım."
Kaan söylediklerinin sonunu yakalamıştı konuşması esnasında. Bize döndüğünde Kutay'ın tuttuğu elimi çektim. Kutay kaşlarını çatıp dişlerini sıkarken Kaan
"Teessüf ederim mahalle abisi ne var belki mahallemizde kuaför dükkanı açıcam pazar araştırması yapıyorum."
Patlayan dudağını pansuman etmişlerdi, kaşına da yara bandı takıldı. Ama yüzündeki morluklar gonca gibi açıyordu yavrumun.
Kutay ya sabır çekip kafasını çevirince Kaan, sarı saçlı abartılı makyaj ve gece elbisesiyle nezarete alınmış yirmili yaşlarında ki kızla sohbetine geri döndü, yanındaki kumral olansa Kaan'ın salak saçma espirilerine gülerken Kutay tekrar elimi yakaladı.
"Şu elin bir şurda dursun" dedi ve tekrar aramıza koydu. Sonra çatık kaşlarıyla
"Ben sana evden çıkmayalım gitmeyelim dedim demi" dedi.
Evet doğru kıç ve bel ağrısıyla uyandığım günün akşamında Kaan'ın
"Bro gel efsane bir mekan buldum tam bizlik kafa dağıtırız" lafına kanıp Kutay'ı da yanımda sürükleyip getirmiştim.
Konuyu değiştirmek için yüzündeki yaraları kadınlara gösterip kavgayı abarta abarta anlatan Kaan'a baktım.
"Bu çocukken de böyleydi. Bir gün yetimhanenin merdivenlerinden yuvarlanıp kafasını kırmıştı. Apar topar ambulans gelip Kaan'ı götürürken hepimiz ona bir şey olacak diye ağlamıştık. Gerizekalı angut bir gün sonra elinde buz parmak, kafasında sargıyla döndü. Koşa koşa yanımıza gelip dondurmayı yalarken 'Gördünüz mü kafamdan fişne suyu fışkırdı' dedi. O günden sonra sanırım gerçekten çocuğun beyni aktı."
Nezarethanenin kapısı açılıp içeri bir memur ve takım elbiseli bir adam girdi. Memur bizim olduğumuz tarafın kapısını açarken takım elbiseli adam gülümseyerek Kutay'a baktı.
"Üçünüzün kefaleti de ödendi Kutay Bey, ben hallettim. Beni aradığınız iyi oldu. İyi misiniz?"
Kutay yerinden kalkıp kapıya doğru yürüdü. Elinde tuttuğu beni de yanında götürdü.
"İyiyim iyiyim. Sağolasın Bülent Bey"
Otuzlu yaşlarında, esmer, yakışıklı diyebileceğim, Kutay'ın avukatı olduğunu tahmin ettiğim adam Kutay'ın elimi tutan eline baktı. Sonra da göz devirince Kutay'a şimdi siktim senin belanı 'kaç kişi lan bunlar kaç kişi, bütün mahalleyi peşine mi taktın orospu' bakışı attım.
İkimiz önde Kaan bir adım arkamızda, avukat en arkada koridorda yürürken Kutay suratımdaki tehlikeyi anlayıp dibime kadar girdi.
"Adam bir yıl önce evlendi. Eşi de hamile" dedi.
"O zaman neden devesini devirir gibi gözünü devirdi?"
Kutay sesini daha da alçalttı.
"Beni biliyor."
Ha şu meseleee. Ohoooo. Baba sende yapacaksan, nerde bu medeniyet, nerde bu kişilik özgürlükleri.
Emniyetten çıktığımızda avukat geldiği gibi arabasıyla yollandı. Kutay'ın eli hâlâ elimdeyken ben birini unuttum.
"Siz sevgili misiniz?"
Duyduğumuz sesle olduğumuz yerde kaldık. Kutay elimi bırakmadan bizi önümüze döndürdü. Kaşlarını meyhanede adamın kafasında şişe kırdığı anda ki gibi iyice çattı.
"Öyleysek ne olmuş?"
Kaan ellerini havaya kaldırdı yine.
"Ne olacak bro, aman abim, yok enişte, kardeşimin maniti,yok mahalle abim, o da olmadı. Ne diyecem lan ben adama, ooo beybili mi?" diye korkudan geveledi.
Onun bu haline kahkaha atasım vardı anasını yaa. Kutay hâlâ kaşlarını çatmış yanlış bir şey diyecek mi diye Kaan'a bakarken Kutay'a hafifçe omuz attım.
"Ben dedim demi sana, kafası fişne suyu gibi aktı çocuğun, bırak korkutmayı."
Kutay bana dönüp gülümseyince Kaan derin bir oh çekti.
"Çok tatlı fişne suyu diyon gülüm, bi da desene."
Kaan gözlerini kocaman açarak ağzını eliyle kapattı. Kutay'ın koluna yumruk attım.
"Ahhh" diyerek kolunu tuttu. Yüzünü buruşturarak ovdu.
"Yav aşkım ben sana elin ağır diyom sen daha bindiğin dalı kesiyon."
Aaaaaa bu rezilliğe daha fazla dayanamayacağım. Sahneyi kes yazar. Yoksa götünü pıçaklarım.
Yazar: Tamam tamam kestim dur 😂