-MİRAÇ-
Gözlerimi açtığımda karşımdaki yatakta yatan Şeyda ile karşı karşıya geldim. Hemen doğruldum yattığım yerden ve saate bakındım. Saat sabahın yedisiydi. Gözlerimi ovuştururken ayaklandım ve Şeyda'nın yatağına doğru yaklaştım. Koltukta yattığım için her yerim tutulmuştu ve uykumu iyi alamamıştım. Zaten bir hayli de geç yattığım için çok kötüydüm, başım ağrıyordu. Fakat Şeyda öyle görünmüyordu. O kadar derin uyuyordu ki sanki senelerdir bu uykuyu bekliyormuş gibi.
Yanından ayrıldım ve kapıdan çıkar çıkmaz mutfağa geçen Hale ile karşılaştım. Yüzüme bile bakmadı. Arkasından gittim. Oldukça iyi görünüyordu. Kıyafeti, makyajı...
" Hale? Bir yere mi gideceksin? Bugün evde değil misin? Ne bu hazırlık? " diye sordum merakla. Göz devirdi bana.
" Bir yere gitmeyeceğim, Erdem ve Vahide gelecek ya, onun için erken kalktım öyle. Yüzümde çok solgun duruyordu biraz renk vereyim dedim. " dedi ve çay bardaklarını indirdi dolaptan.
" Gelmeyecekler! " dedim birden ve aniden döndü bana.
" Ne demek gelmeyecekler? " dedi merakla.
" Mesaj attım, sonra gelin dedim. İçeride hasta bir kadın varken misafir mi ağırlayayım? " dedim ve Hale bir anda çılgına döndü. Elindeki dördüncü çay bardağını hızla tepsiye bırakırken üzerime geldi.
"Sen bana sormadan nasıl böyle bir şey yaparsın! Onları ben davet ettim ben! Bu kadar yiyecek yaptım! Ne olacak bunlar şimdi? Hem onlar senin kardeşin! Bu içeride yatan kim! Allah'ın akıl hastası, delisi! Üstelik ne olduğunu bile bilmiyoruz! Sana alma dediğim halde içeriye aldın sen onu! Sordun mu bana ha? Sordun mu! Yeter artık canıma tak etti bu saçmalıkların! Ara hemen Erdem'i! " diye bağırdığında yüzümde oldukça öfkeli bir ifade vardı ve kalbim hızla çarpıyordu.
" Yeter, kes sesini Hale! Şeyda yer! Bu kadar yiyecek ne olacakmışmış... Git kıza giymesi için bir şeyler ver, sonrada banyoyu hazırla! " dediğimde sesim oldukça net çıkmıştı. Bunun üzerine Hale kahkaha attı.
" Şeyda zıkkımın pekini yesin! Sence ben ona kıyafet mi veririm! Giysin çarşafını otursun aşağı! Bana bak Miraç! Eğer o bugün bu evden gitmezse, ben giderim haberin olsun! " dedi ve bağırarak çıktı mutfaktan. Sonrada hızla çalışma odasına girdi ve kapıyı çarptı... Bense sesimi çıkarmamak için yumruğumu sıktım ve gözlerimi kapatarak bir kaç saniye sakinleşmeyi bekledim. Daha sonra ise odama gittim ve dolabımı açtım. Yeni aldığım bir pijama takımım vardı. Bu Şeyda'ya bir hayli büyük gelirdi ama idare eder diye düşündüm. Sonrada gidip banyoyu hazırladım. Sonrada Şeyda'nın odasına gittim. Aslında ilk olarak onu uyandırıp uyandırmamakta kararsızdım fakat bir an önce konuşmak istiyordum. Bu yüzden usulca fısıldadım adını.
" Şeyda... " bir kerede hemen aralamıştı gözlerini. Ona tebessüm edip etmemek arasında gidip geldim ve sadece baktım. Oysa ilk bir kaç saniye yüzüme baktıktan sonra etrafına şöyle bir göz gezdirdi ve daha sonra yavaşça kaldırdı başını.
" Saat... Saat kaç? Cabir nerede? " diye sordu birden. Sesi panik doluydu. Gözleri ise korkuyla bakıyordu bana.
" Saat yedi. Cabir sanırım o hastanede çalışan arkadaş, o yok. Sen iyi misin? " diye sorduğumda yüzündeki ifade bambaşkaydı. Elleriyle yüzünü kapattı ve bir şeyler fısıldamaya başladı. Sanki şükrediyor gibiydi. Birkaç dakika böyle kaldı. Daha sonra ise ellerini yüzünden çekti ve yaşlı gözlerini sildi. Yanakları kıpkırmızıydı. Derin derin nefes alıyordu.
" Şeyda, istersen önce bir duş al, sonrada bu kıyafetleri üzerine giy ve bir kahvaltı yapalım olur mu? " dediğimde vereceği tepkileri çok merak ediyordum. Gerçekten o dosyada yazılanlar gibi abuk subuk hareketleri var mı gözlemlemem lazımdı.
" Gerçekten mi? " diye sordu gözleri parlarken ve güç bela kalktı yattığı yerden. Onu başımla onayladım ve yaralı ellerine kıyafetleri verdim. Ayağa kalkınca ilk bir sendeledi fakat daha sonra başını öne eğdi ve beni bekledi. Bende önüne geçtim ve onu banyoya götürdüm.
" Her şey burada, bir şey olursa... Seslen, Hale'ye söylerim. " dedim fakat gözlerime bakmadı ve kapıyı kapatarak kilitledi. Nedense çok tuhaf hissediyordum. Derin bir nefes aldım ve mutfağa geçtim. Hale'nin dün gece yaptığı ne varsa iki koca tabak hazırladım ve ocağa ısınması için su koydum. Sonrada tabakları masaya taşıdım ve bardakları götürdüm. İçlerine de birer tane sallama çay koydum ve beklemeye başladım. Bu süre içinde Şeyda'nın dosyasını tekrar gözden geçirmeye başlamıştım. Gözden kaçırdığım bir yer var mı diye bakındım. Duştan çıkmasını ise sabırsızlıkla bekliyordum.
-HALE-
Sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Dün gece Erdem için o kadar uğraşmış, neler neler yapmıştım! Birde o deli için onlara gelme demişti! Delirecektim artık! Tahammülüm kalmamıştı! Onunla aynı evi, aynı yatağı paylaşmaya! Olmuyordu, sevmiyordum artık! Yüzüne bile bakmak istemiyordum! Çekici gelmiyordu bana, istemiyordum onu! Anlaşamıyorduk, uyum sağlayamıyorduk daha fazla ama bunun farkında bile değildi! Bana her seferinde o kadar çok ilgi göstermeye çalışıyordu ki, hiçbir etkisi olmuyordu bunların bana! Çünkü benim aklımda da, kalbimde de sadece o vardı, sadece o! Erdem... Miraç'ın kardeşi... İki senedir aynı yerde çalışıyorduk. O çok zeki, yakışıklı, akıllı ve kibar birisiydi. Bir kadın olup da ona karşı koymak imkansız gibi bir şeydi. Çok denemiştim, içimdeki duygulara engel olmayı çok denemiştim. Hattan işten ayrılmak istedim, iki ay boyunca karşısına bile çıkmadım ama yapamıyordum, olmuyordu. Bir saniye bile aklımdan çıkmıyordu. Onun gözünde iyiliksever bir yengeden başka bir şey değildim. Asla bana başka bir gözle bakmıyordu. Abisine de çok düşkündü. Bu yüzden Miraç'tan boşanamıyordum. Eğer boşanırsam Erdem'i bir daha göremeyebilirdim, benimle eski samimiyeti olmazdı ama en ufak bir hoşlantı belirtisini görsem, işte o zaman hemen boşanırdım. Bu evliliğe sırf onu daha fazla görebilmek için katlanıyordum hepsi bu...
Pencerenin önüne geçmiş dışarıyı seyrederken elime aldığım telefonla Erdem'e mesaj attım.
" Canım kusura bakma, abinin bugün biraz işi çıktı ama ben size çok güzel yemekler yapmıştım. Akşama sizdeyim... " yazdım ve yolladım. Bu mesaj bir nebze olsun içimi soğutmuştu fakat yinede öfkeliydim. Tüm hayallerim neredeyse suya düşmüştü. Neyse en azından akşam onunla baş başa kalma fırsatım olurdu. Belkide böylesi daha iyiydi.
" Güzel bir film seç, izleyelim beraber. " yazıp yolladım sonra. Kalbim hızla çarpıyordu. Sonu olmayan bir tutkuydu belkide biliyordum ama vazgeçemiyordum... Artık niyetimde yoktu. Tek korkum hayatına birinin girmesiydi... İşte bundan çok korkuyordum, her şeyden çok...
-ŞEYDA-
Aynanın karşısına geçmiş yorgun bedenime bakarken, derin bir nefes almıştım. Uzun zamandır ilk defa korkmadan ve ağır ağır bir duş almıştım. Normalde her an Cabir'in içeriye dalma korkusuyla alırdım duşumu ve bu kez öyle olmamıştı. Fakat yıkanırken bazı yaralarımı istem dışı zedelemiştim ve canım acıyordu. Banyo dolabını açtım ve gördüğüm pamuk, yara bandı gibi malzemeleri indirdim. Saçlarımı henüz kurulamamıştım, böyle kalmalarını istiyordum çünkü biraz canlanacaklarını düşünmüştüm. Bu yüzdende üzerime giydiğim kıyafetin sırtının ıslanması çok rahatsız etmiyordu beni. Yüzüm beyazlamış gibi görünüyordu, yanaklarım al al olmuştu. Kendime bakmaya korksam da bu halime tebessüm etmiştim.
Ellerimi, bacaklarımı ve kollarımı dikkatli bir şekilde pansuman ettim ve yara bandıyla sardım. Ayak bileğim içinde sargı bezini kullandım ve daha iyi hissediyordum. Yinede içimden kendime ne kadar acıdığımı söylemeden edemiyordum. Aylarca işkenceler görmüş bir kızdım işte... Ne sevgi görmüştüm, ne değer... Ne de birisi bana inanmıştı. Ben hep zavallı olmuştum, hep bir başıma ve hep yalnız... Doktorların gözlem yapmak için beni yanlarına çağırdıklarında ya da odama geldiklerinde Cabir'in dakikalar önce zorla vücuduma iğneler saplamaları geliyordu aklıma. Zorla ve döverek...
Sonunda bütün işlerimi halletmiştim ve banyodan çıkmıştım. Islak saçlarımı kulağımın arkasına tıkıştırırken salona doğru yürüdüm. Üzerimdeki pijama oldukça bol olmuştu fakat rahat hissettiriyordu. Heyecanlıydım, ilk kez böyle bir sabaha uyanmıştım. Yapmayı istediğim tek şey, cesaretimi toplayıp doktora her şeyi anlatmaktı. Bu yüzden içimden, bana inanması için dualar ediyordum. Nihayet koridoru bitirmiştim ve tam salona gireceğim sırada doktor bir anda çıktı karşıma. Az kalsın çarpışıyorduk, ben utanarak hemen geri adım attım. Doktorda sersemlemişti. Göz göze gelmemiz ise çok ani olmuştu çünkü ikimizde hiçbir şey söylemeden bir kaç saniye bakışmıştık. Fakat benim gözlerimi kaçırmamla çok uzun sürmemişti bu bakışma.
" Şeyda... " dedi birden fakat sabredemedim, hemen söze girdim. Konuşturmak istemedim onu.
" Doktor, sana her şeyi anlatacağım ama bana inanacağına söz vereceksin... Sana bunu anlatırken gözlerinde o hissi görmek istiyorum. Yaşadığım her şeyi anlatacağım ama sadece bana inanman için, bana acıman için değil... Dün gece okuduğun o raporları hiç okumamışsın gibi mesela. Ya da Cabir'in bu kız deli diye haykırışını hiç görmemişsin gibi... Bana inanacak mısın? Bak benim elimde kanıtlar ya da raporlar yok... Ben yalnızım, ben tek başımayım. " dedim ve doktor derince bakarken gözlerime birden tam arkasından sinsice gülümsemesi ile Cabir çıktı... İşte o an ağzım açık kaldı ve donup kaldım...
" Seni götürmeye geldim. Evine! " dedi ve göz kırptı. O an resmen kanım çekilmişti. Nefes alamadım bir an sanki ve geri geri gittim. Sonra korku dolu bakışlarımı Miraç'a çevirdim. O da sanki bu durumdan pek hoşnut değildi ve çekinerek girdi söze.
" Hale almış içeriye... " dedi ve bakışlarını kaçırdı benden.
" Eşiniz beni içeriye almasaydı bile, o kapı açılmak zorundaydı doktor bey. Elimde Şeyda'nın kaçtığına dair belgeler var. Eğer bu kapı açılmasaydı, polislerle gelmek zorundaydım. " dedi Cabir ve doktora ters ters bakmaya başladı.
" Şeyda... " dedi doktor. Kalbim hızla çarpıyordu ve gözlerimi kırpmamla birlikte yaşlar hızla süzüldü... Hemen titreyen ellerimi yüzüme götürdüm ve derin derin nefes almaya başladım. O kadar korkmuş, o kadar öfkelenmiştim ki onun o iğrenç yüzünü görünce. Doktora kollarımı uzattım ve yaralarımı gösterdim...
" O zaman... O zaman bunlara ne gerek var? O zaman yaralarımı sarmaya, kapatmaya çalışmaya ne gerek var! O zaman pansuman etmeye, iyileşmeyi ummaya ne gerek var! Bak! Baksana doktor! Eğer beni ona vereceksen... Bütün bunlara ne gerek var? Yine aynısını yapmayacaklar mı nasıl olsa? " dedim ve hıçkırıklara boğuldum... İşte o an hiç acımadım kendime ve sarıp, pansuman ettiğim neresi varsa, acıyla söktüm... Hızla çıkarttım bantları... Sargı bezlerini... Ve doktor kendime yaptığım bu eziyeti görünce panikle durdurmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Bende gözyaşlarımı durduramadım ve gittikçe yükseldi sesim... Çıkardığım bantları yere atarken uğradığım hüsranı iliklerime kadar hissetmeye başlamıştım.
" Şeyda! Yine delirdin! Ama korkma ilaçlarını getirdim... İğnelerini yapıp öyle götüreceğim seni! " diye Cabir bir cani gibi bakıyordu gözlerime... Miraç kafasını hızla çevirdi ona ve yumruğunu sıkıyordu.
" Ben... Ben, beni koruyabileceğinizi düşünmüştüm... Artık bir deli olduğuma inanabilirsin doktor çünkü hiçbir anlamı kalmadı! " diye fısıldadım birden ve acıyla baktım doktorun gözlerine. Sonrada yönümü koridora çevirdim ve hızla kapıya doğru koştum...
#SenAğlama
-Doktorumuz sessiz çünkü onun planı var. Beklemede kalın.
-Bölüm Sonu-