"Benimsin"

1488 Kelimeler
Açılan şarkıyla bir an yüzümdeki gülümseme büyürken karşımda Gülnaz Hanım'ın olmasını istemiştim. Ona bakarak kurtlarımı dökmek harika olurdu ama maalesef bu sefer kaybetmiştim. Bir gün bu şarkıyla karşısında göbek atmayı aklıma yazarak getirilen kırmızı yemeni belime bağlayıp, elime tutuşturulan tefi salladım. Saçımı arkaya doğru savurduğumda Demhat, ağaya bakarak bağırdım, "Çat, çat, çat!" Dediğimde, bana beğeni dolu gözlerle baktı. "Pat, pat, pat!" Bir yandan, elime verilen zilli tefi şarkının ritmine göre sallarken bir yandan ise kalçamı sallayarak şarkıya eşlik ediyordum. Neyse ki sesim gayet güzeldi bu yüzden şarkı söyleyebiliyordum. "Hap koydum, hap koydum. İçine de hap koydum. Kaynanamın adını kuyruklu yılan koydum." Bir an Gülnaz Hanım'a böyle seslenme düşüncesiyle kıkırdadığımda, Demhat ağa bunu anlamış gibi kaşlarını çatarak bana baktı. Omuzlarımı silkerek onu umursamazdan geldiğimde, dizlerimin üstüne çökerek omuzlarımı oynatıp bedenimi geriye doğru atıp oynamaya devam ettim. Üstüme atılan paralar yere düşerken ayağa kalkarak oynamaya devam ettim. Çingenelerin vazgeçilmezi olan dans terapi gibiydi. Gece boyunca bedenimdeki sinir ve öfkeden eser kalmamış bir halde oynamaya devam ederken, Demhat'ın bakışları bir an bile benden çekilmemişti. Keyifle beni izlemiş ve her göz göze geldiğimizde beğeni dolu bakışlarına maruz kalmıştım. Normalde oynarken kimseyi umursamazdım ama bedenim ve zihnim Demhat'ın varlığıyla beni ona bakmam için sürekli dürtmüştü. Şarkının bitmesiyle belimdeki yemeni açarak, elimdeki tefi rastgele birine vererek saçımı düzeltip, Demhat'ın yanına oturdum. Bugün az oynamıştım ama olsun. En azından bugün de oynamıştım. Nefes nefese sandalyeye oturduğunda Demhat, elindeki su şişesini bana uzatarak, "Fazlasıyla yoruldun." Diye konuştu. "Oysa, sadece başlangıçtı." Deyip, suyu aldığım gibi kafama diktim. "Başlangıç?" diye kendi kendine sorarak konuştuğunda Demhat'a gülme isteğimi bastırarak saçımı düzelttim. "Sanırım artık gitmeliyiz. Deden her an buraya gelebilir." Demhat, ayağa kalkıp karşıya baktığında, ne yapacağını merakla izledim. Elimden tutup birlikte Resul ile Demet'in yanına gittiğimizde, Demhat tebrik ederek Demet'e tam altın takarak birlikte düğünden ayrılmıştık. Tam ağalık görevini yerine getirmişti. Açıkçası bu hareketine şaşırmıştım. Bir ağanın böyle yapması oldukça büyük bir sorundu. Yarın öğrenildiğinde Demhat'a karşı çıkacaklardı. En başını ise dedem çekecekti muhtemelen. Çünkü Demhat bir ağaydı ve biz çiganların olduğu ortamda bulunması sorundu. Sanırım onu buraya getirmekle hiç iyi yapmamıştım. O da bunun farkındaydı. Arabaya bindiğimizde, "Neden öyle bir şey yaptın?" diye sordum. Az önceki hareketi kast etmiştim. "Düğüne gelip de altın takmamak ayıp olurdu." Dediğinde, sorgulamadan önüme döndüm. "Ama bu öğrenilirse senin için sorun olmaz mı?" Dedim, kendimi tutamayarak. Benim yüzümden bir sorun olmasından korkuyordum. "Bunu kafana takma." Bana bakıp gülümsediğinde, gülümseyerek kafamı cama yasladım. Araba hızla düğün alanından uzaklaşırken, tekrar ıssız yolda ilerledik. "Annemin ismini kuyruklu yılan mı koymayı düşündün?" diye sorduğunda, kıkırdayarak, "Hiç de fena bir isim değil." Dedim. Gözlerine baktığımda bana "ciddi misin?" der gibi bakarak yola odaklandı. "Annenle yıldızlarımız pek barışmadı. Oldukça sert biri." "Aslında aynısınız... Zamanla anlaşırsınız." Dediğinde, ona alayla gülümsedim. Gülnaz Hanım ile tek bir benzerliğimiz bile yoktu. Demhat'ın neden öyle düşündüğüne bir anlam verememiştim. Araba kısa bir süre sonra durduğunda, geçen gün atla birlikte geldiğimiz yere geldiğimizi fark ettim. "Neden buraya geldik?" diye sorduğumda Demhat arabadan inerek kapımı açtı. "Biraz sohbet eder eve döneriz diye düşünmüştüm." Elini uzattığında elinden tutarak arabadan indim. "Seninle konuşmamız gereken konular birikiyor Demhat ağa," elini bırakarak ağacın altındaki çimlere oturdum. "Konuşalım." Yanıma oturduğunda, elindeki ceketi omuzlarıma bıraktı. Şaşkınlıkla ceketi tuttuğumda, gözlerine baktım. "Hava serin, üşürsün." "Teşekkür ederim." Deyip, ceketi sıkıca tutup sırtımı ağacın kalın gövdesine yasladım. Kokusu bütün ciğerlerime işlerken, zihnimin rahatladığını ve mayıştığımı hissettim. "Kerem denen aptalı o hale dedem mi getirdi?" diye sessizliği bozarak Demhat'a baktım. "Birazcık ben de pataklamış olabilirim." "Bir an dedemin onu öldüreceğini sandım." "Azad amcanın delilikleri vardır." Dediğinde, ona döndüm. Dolgun dudakları kıvrılmış ve küçük kahverengi gözleri kısılmıştı. Gözlerinin etrafındaki küçük kırışıklıklar ona tatlı bir hava katmıştı. "Neden dört yıl boyunca benimle tesadüfmüş gibi dans ettim?" diye sorduğumda, yüzümü büyük bir ciddiyet kapladı. "Neden, böyle bir şeye başvurdun? Beni tanımıyorsun bile, üstelik bir erkek arkadaşım var mı yok mu onu bile bilmiyorsun." "Bunun ne önemi var?" Demhat yüzüme dikkatle bakıyordu. "Ne demek ne önemi var?" Onunla iletişim kurmakta güçleniyor gibiydim. Birkaç saniye sonra dudaklarını araladığında, "Bu saçmalıkların hiçbir önemi yok çünkü en başından beri benimsin." Dedi, açık bir şekilde. Kalbim bunu bekliyormuş gibi hızla tepetakla olurken, zihnim buna dur dememi bekledi. Kaşlarım anında çatıldı ve gözlerine dikkatle baktım. "Senin değilim," dedim, hafif sinirle. "Bizi kertmişler diye senin falan değilim!" "Anlaşmamız boyunca herkesin gözünde bir çiftiz ve benimsin çingene kızı." "Sen de benimsin o zaman!" diye çıkıştığımda, neden çıkıştığıma bir anlam veremedim. Sadece biraz sinirlenmiş ve bu durumdan memnunmuş gibi hissediyordum. Kalbim ile zihnim birbiriyle kısa bir tartışmadan sonra sırt çevirdiklerinde arada kalarak, dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. Demhat, durumdan gayet memnun bir şekilde, "Ben de seninim." Diye mırıldanarak bana baktığında ikimiz aynı anda tebessüm ettik. Sanırım konu çok saçma bir yere varmıştı. Ama ikimiz de bu durumdan memnunduk. Duygularım beni her seferinde Demhat'a iterken bazen asıl amacımızı unutuyordum. İstanbul'da başlayıp Şanlıurfa'da devam eden hikayemizin nasıl gelişeceğini merak ediyordum. Onunla aramızdaki yakınlık her geçen gün artıyordu ve kendimi onu tanımak istememle buluyordum. Onun hakkında merak ettiğim çok şey vardı ve her geçen gün artıyordu. 🔮 Demhat'la sessizce oturmuş ve gece yarısı beni eve bırakarak gitmişti. Avludaki sessizlik beni rahatlatırken, dedemin uyumuş olmasına sevinmiştim. Bize iki saat vermişti ama dört saat boyunca vakit geçirmiştik. Merdivenlerden yavaşça yukarı çıkarken babamın odasından ince bir ışık huzmesini görmemle adımlarımı merakla babamın odasına yönlendirdim. Hafif aralık olan kapısından içeriye baktığımda, babamın yatakta oturmuş elindeki albüme baktığını gördüm. Bakışları bana kaydığında gözlerini kısarak bana baktı. Yakalanmanın verdiği şaşkınlıkla kapıyı aralayarak içeriye girdim. "Girebilir miyim?" diye sordum babama. Elindeki albümü kapatıp dizinin üstüne bıraktığında, sırtını yatak başlığına yaslayarak gülümsedi. "Gelebilirsin kızım." Odaya girdiğimde, kapıyı kapatarak babama doğru küçük adımlarla ilerledim. Yıllardır aynı şekilde olan odanın kokusunda hâlâ bir eksiklik vardı. Bu eksikliği her seferinde hatırlarken burnumun direği sızlardı. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Boğazıma oturan yumruyu yutkunarak geçirmek istedim. Babam, yatakta sola giderek sağ tarafını pat patladı. "Bu gece babanla uyumaya ne dersin?" diye sorduğunda yanına oturdum. "Annemi özledim," dedim, çocuk gibi. "Neden bu kadar acımasız kurallar var ki? Neden annem ile ayrıldınız baba?" Yıllardır tam olarak cevabını bulamadığım bir soruydu. Tam olarak ne olmuştu da annem ile babam ayrı kalmakla cezalandırılmıştı? "Bu kertme saçmalığı yüzünden mi ayrıldınız? Bana bunu neden söylemediniz? Sana da anneme de çok kırgınım, kızgınım." Beni göğsüne çekerek saçımı öptüğünde iç çekti. "Özür dilerim yavrum," Omuzlarımdan tutarak gözlerime baktı. "İstemiyorsan buna mecbur değilsin kızım. İlk uçakla İstanbul'a git ve geri dönme." "Bunu birkaç gün önce söylemen gerekmiyor muydu?" Parmağımdaki yüzüğü babama gösterdim. "Artık geç babacığım ve annem bunu hala bilmiyor. Farkındasınız değil mi? Öğrenirse canınıza okur." "Biliyorum." Diyerek sessizliğe gömüldü. "Yarın anneme söyleyeceğim." Dediğimde babam konuşmadı. Babama sarılarak bir süre öylece kaldık. Annem öğrendiğinde çok kızacaktı ama yapacak bir şey kalmamıştı. Bu lanet yerde neler döndüğünü merak ediyordum. Burada yaşamadığım için olaylara pek hakim değildim. Anladığım kadarıyla biz çiganlar ve aşiretler arasında büyük bir sorun vardı ve şuanlık tek çözümü benimle Demhat'ın evlenmesiydi. Bana hala çok saçma ve mantıksız geliyordu ama bu sele kapılıp gidiyordum. 🔮 Güneş yeni bir güne umutlar dağıtırken bana da biraz vermesi için her iki avucumu açarak kafamı gökyüzüne kaldırdım. O umutta benim de payım vardı. Avucuma doldurduğum umutları kalbime saklayarak huzurla gerindim. Burnuma dolan taze ekmek kokusuyla terastan avluya baktım. Halam kocaman bir tepsiye dizdiği ekmekleri mutfağa götürürken taze ekmek yemek için heyecanla odama girdim. Babamla birlikte uzun zaman sonra uyumamız oldukça güzel hissettirmişti. Kolları güvenli bir liman gibiydi. Sanki kollarındayken kimse bana zarar veremeyecekmiş gibi hissediyordum. Uyanır uyanmaz babamın yanağına küçük bir öpücük bırakarak odasından çıkmış yarım saat boyunca güneşin doğuşunu izlemiştim. Kadınlar yine her zamanki gibi güneş doğmadan önce uyanmış ve taze ekmek yapmışlardı. Şanlıurfa'yı kaplayan taze ekmek kokusu tam anlamıyla huzurdu. Odama girer girmez banyoya girerek duş almış ve havluyu bedenime sararak odaya girdim. Taş duvara gömülmüş ahşap dolabın kapısını açarak içinden etek ve üstümü çıkartarak giyindim. Bugün Demhat'ların evine gidecektik. Bu yüzden şimdilik bu kıyafetleri giymemde bir sakınca yoktu. Sonuçta gitmeden önce elbiselerimi değiştirecektim. Saçımı kuruttuktan sonra, ayakkabılarımı giyerek odadan çıktım. Sabırsızca merdivenlerden inerken evin kapısında duran araba sesini es geçerek mutfağa girdim. Şaika abla ile Sevda kahvaltı hazırlarken, halam ise taze ekmekleri düzeltiyordu. "Günaydın Dıldar konağı sakinleri." Diyerek taze ekmekten birazcık alarak ağzıma attım. "Günaydın Xezal." "Günaydın kızım." Şaika abla ve Sevda'ya gülümseyerek halama baktım. "Babam dün akşam düğüne gidip göbek attığını duyarsa bu sefer onu kimse durdurmaz." Halam sabah sabah içime huzursuzluğu serpiştirdikten sonra, bana gülümseyerek, "Günaydın kızım." Dediğinde, yüzümü asarak mutfaktan çıktım. Sanırım bütün Şanlıurfa öğrenmişti. Eğer Demhat ile evlenmeseydik hiçbirimiz için sorun olmazdı ama artık gerçekten de her istediğimi yapamayacağımı hissettim. Avludaki sedire oturduğumda dedemin bariton sesi ile kapının tokmak sesi birbirine karıştı. "Xezal!" dedem, öfkeyle beni çağırırken aşağıya doğru iniyordu. Sanırım duymuştu ve bu sefer gerçekten büyük bir sorun olacaktı. Sedirden kalkarak dedeme döndüğümde kapının sesiyle tekrar kapıya döndüm. Karşımda gördüğüm öfkeli yüzle bedenim kaskatı kesildi ve korkuyla dedeme baktım. Sanırım dün akşamki dansımın hesabı bu sefer çok ağır olacaktı. İçimdeki korku gittikçe büyürken, bir an Demhat'ın gelmesini diledim. Demhat'ın gelip beni koruması gerekiyordu. Beni bunlarla baş başa bırakmamalıydı. Yoksa bunlar beni yerdi. Ne tür bir belaya bulaştığımın farkında değildim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE