Karşı Komşu

2352 Kelimeler
Sabahın ilk ışıkları, karargâhın camından içeri süzülürken Ahmet Demir yüzbaşı cep telefonuna bakarken birden durdu. Ekranda annesinin adı titriyordu: "Annem" mesaj baloncuğuna bakarken göğsünde beklenmedik bir sıcaklık yayıldı annesinin her zamanki titiz, biraz da mızmız ama her halükârda koruyucu sesi kulaklarında çınlayıp mesajı okudu. "Evladım, televizyonda bir haber gördüm. Sen misin haberler hep karışık anlayamadım. Haberin var mı bana haber ver Ahmet annene haber ver. Telefona bakmıyorsun oğlum hep kapalı Allah korusun sen iyi misin?" Ahmet gözlerini kapattı. Anasının kısa, ölçülü ama kaygılı cümleleri bir anda ona evini, çocukluğunu, küçük bir odadaki annesinin sürekli demlediği çayın kokusunu hatırlattı. Bir subay için görevler rutindi ama evini annesinin yüreğini dinlemek başka bir şeydi. Hemen parmağı ekrana gitti kısa ama sakin bir cevap yazdı: "Anne küçük bir operasyon ekip sağ salim merak etme eve geçince ararım. Seni seviyorum." Mesajı gönderirken bir an daha baktı ekrana annenin simgesi bir kez daha titredi. "Tamam oğlum, Allah’a emanet ol" diye gelen cevap Ahmet’in omuzlarındaki görünmez ağırlığın bir parça hafiflemesine yetti. Bir askerin sesi sert emirleri acımasız olabilirdi ama annesinin duası, o sert kabuğun içinde yumuşak bir çekirdekti. Ahmet telefonunu cebine koyup derin bir nefes aldı ve hemen işine döndü çünkü hayatı hep işinde hep görevdeydi. Fakat annesinin o küçük satırları, günün ilerleyen saatlerinde zihninde sessiz bir melodi gibi çalacaktı. Murat'ın omzundaki kanamayı durdurmuşlardı yara yüzeysel görünüyordu ama içeriye nüfuz eden kurşunun oluşturduğu şok cerrahi müdahale gerektiriyordu. Hastanenin acil servisine girişleri, Ahmet için alışılmışın dışında bir kaosla doluydu. Gazetecilerin ve sivil yetkililerin gözleri üzerlerinde Tolga hala biraz sersem Ali dışarıda koşturmacayla uğraşıyordu. Ahmet görev ve endişe arasında gidip gelirken Murat sedyede gözleri kısmen kapalı gücünü zorla topluyordu. Erkrkliğin ve askerliğin şanındanıdr deyip dilini ısırıyor acısına katlanıyordu. İşte o anda kapıdan içeri yürüyüşüyle bakışıyla bir fırtına gibi girdi doktor Rüya. Genel cerrah Rüya Çetin uzun boylu kıvrak gözlerinde yılmayan bir ateş vardı. Kendi halinde kafasını toplarken bile çevresine nüktedan bir aura yayıyordu. Beyaz önlüğünün cebinde birkaç pens elinde bir steteskop ama asıl silahı hazır cevaplığıydı. "Ne oluyor burada sahne mi kurdunuz?" dedi ilk sözüyle sesi hem ciddi hem de alaycıydı. Ahmet gözlerini ona döndürdü, suratında ilk başta bir şaşkınlık, sonra istemsiz bir tebessüm belirdi. Rüya’nın bakışı, hemen her şeyi tartan ama aynı zamanda sınırlarını zorlayan bir bakıştı. "Hasta geldi, müdahale gerekiyordu. Kısmi iç kanama şüphesi"dedi Ahmet. Kısa ve net, asker diliyle açıklamıştı ama doktor Rüya'nın alaycı ve sinirli bakışlarından kaçamamıştı ama mesleği reflekslerini baskıladı. "Hadi o zaman, sedyeyi buraya çekin. Ben güçlü değilim sedyeyi çekemem bi zahmet buraya getirin hastanın durumu ciddidir."komutunu verdi ve ekibi yönlendirmeye başladı. Ahmet, Rüya’nın hızlı, becerikli ellerini izlerken kendi içinde garip bir şey hissetti. Bu kadının el hareketlerindeki zarafet ve keskinlik bir savaş planı gibi güven veriyordu. Yaptığı işten emin kararlı ve güven veren bir tarafı da vardı. İşi bittiğinde sedeyedeki askere döndü. Murat sedyede gem gibi titriyordu.Rüya nazikçe elini omzuna koydu ve gülümseyip "Nefes alın kurşunun çıktığı yeri diktik ve kanamayı durdurduk. Ağrılarınız için hemşire hanım ağrı kesici yapacak. Bu gece misafirimizsiniz lütfen güzelce dinlenin ben odamdayım. Tekrar geçmiş olsun " deyip acil müdahale odasından ayrıldı.Murat gözlerini açtı ve başucundaki kıza bakakaldı. "Sen doktor musun? diye sordu Murat birden. "Gerçekten mi yoksa beni sen mi kurtardın?"derken karşıdaki duvara yaslı komutanı Ahmet’i gördü. Yüzüne zor bir gülümseme kondurdu ve odadaki ekip arkadaşlarına baktı.Tolga, kenarda durup komik bir tavırla "Abi başkan olsan böyle kurtarılmazdın doktorun da fıstık gibiymiş bende mi vurulsaydım acaba?" deyip herkesi bir anda susturmuş ama sonrasında Ahmet hariç tüm ekibi kahkahaya boğmuştu. Ahmet boğazını temizleyince herkes sustu belli ki Ahmet yüzbaşı rahatsız olmuştu. Tolga çatışmanın ortasında bile komiklik yapmaktan vazgeçmeyen bir eğlence düşkünüydü. Rüya işini bitirip her şeye rağmen gülümseyen askerleri kendi hallerine bırakıp odadan çıktığında elindeki eldivenleri çöpe atıp elini yüzünü yıkadı ve odasına doğru yürüdü. Ahmet ekibini Murat'ın yanında bırakıp şahsen teşekkür etmek için doktor Rüya'yı takip etti. Bir süre kapıda bekleyip kapıyı tıklattı. Rüya sıcak suyu kupasına boşaltmak üzereyken başını çevirmeden "Gell "diye bağırdı. Ahmet kapıyı açıp içeri girdiğinde karşısındaki kadına bakakaldı. Üzerindeki basit bir beyaz önlük bile sanki özenle seçilip giyilmiş gibi güzel görünüyordu. Ensesinde yarı toplanmış kıvırcık saçlar bileklerinde çeşit çeşit künye bileklikler ve saat pembe ojeli tırnaklarıyla Ahmet detaylara dikkat etmişti. Ayağında ki sabo terliklere eşofmana rağmen hem çok çekici hemde çok seksiydi. Başını çevirip Ahmet Yüzbaşıyla göz göze gelince gülümseyip bedenini tamamen Ahmet'e doğru çevirdi ve diğer kupaya da sıcak suyu koyup kahveyi boşalttı. Elinde iki kahve kupasıyla birini Ahmet Yüzbaşıya uzattı. "Kurşun sıyırmış, ama iç organlarda bir hasar yok. Bu geceyi intensif bakımda geçirir durumunu gözlemleriz. Merak etmeyin bence durumu gayette iyi." diyerek sol elindeki kupayı Ahmet yüzbaşıya uzattı. Ahmet teklifsiz kahve dolu mis gibi kokan kupayı alıp başıyla selam verdi ve teşekkür etti. "Oturmaz mısınız?" Ahmet, kısa bir baş selamıyla evet demiş ama gözleri Rüya’nın gözlerine takılmıştı. Rüya konuşurken dudaklarının kenarı hafifçe oynadı, Ahmet bunun farkındaydı. "Size teşekkür borçluyum" dedi Ahmet. "Ekibimdeki canı kurtardınız.” Rüya omuz silkti. "Ben işimi yapıyorum yüzbaşı. Ama müdahalede eliniz hızlıydı iyi organize olmuşsunuz. Kanamayı durdurmayı akıl etmeniz çok iyi olmuş. Yine de insanları daha az yara alır hâle getirmek isterseniz biraz daha günlük hayat,biraz daha kahve molası öneriyorum." dedi elindeki kupayı havaya kaldırıp. Sözleri hem taktiksel hem de iğneli bir tavırdaydı; Ahmet, içten içe gülümsedi. "Kahve molasını kabul edebilirim ama geçici bir izinle. Operasyon sonrası yazmam gereken raporlar var." dedi. Rüya gözlerini kısarak Ahmet Yüzbaşıya baktı. "Operasyon sonrası raporlar hımm bunlar hep olur. Ama hayat raporların beklediğinden daha kısa. Sıcak bir kahve ve sizi dinleyen hele anlayan biriyle konuşma iyileştirir." Ahmet’ın göğsünde bir yer yumuşadı bu kadın hem komedi yapıyor hem de tehlikeyi ciddiye alıyordu. Bir anlık köşe bucak saklanan ama korkmayan bir şey yoktu aralarında ama o saklı kıvılcım, yeni bir hikayenin kıyısına bırakılmıştı. O gece tüm ekip eve gidin dedede Ahmet Yüzbaşıyı dinlememiş herkes Murat'ın yanından ayrılmamıştı. Murat ağrı kesicilerin etkisiyle resmen sızmış sabaha kadar deliksiz uyumuştu. Gece iki kez daha ağrı sızı olmasın enfeksiyon kapmasın diye hem antibiyotik hemde ağrı kesici yapılmıştı. Sabah gün ışımaya başladığında Ahmet yasladığı ve tetikte beklemekten dalamadığı uykusundan gözlerini ayırdı. Hastane koridorları hala sesizdi. Yemek arabasının gıcırtılı tekerlek sesiyle başını sola çevirdi. Görevli ğaslanmaz tabldotların içine kahvaltılık bir kaç bir şey koyup kapıları tıklatıyor refakatçisi olmayanlara bizzat götürüp veriyordu. Tolga hemen ayağa fırlayıp yemek arabasına doğru yürüdü. "Oooo bunlarla doymaz ki bizim hayvan neredeyse bir kuzuyu yiyor bir oturuşta. bir haşlanmış yumurta neresine yetsin?"diye eline aldığı yumurtayı evirip çeviriyordu. "Sessiz ol herkes uyanmış olmayabilir. Burası bir hastane seinin ayarına dikkat et." diyerek Tolgayı uyardı. Elini şakaklarına götürüp selam veren Tolga kısık ama sert sesiyle "Emredersiniz komutanım" diyerek topuklarını birleştirip selam verdi. Ahmet kızgın bakışlarıyla Tolgaya bakıp burnundan nefes verdi.Günler geçtikçe Murat’ın durumu düzelmiş hastanede geçirilen her an Ahmet ile Rüya arasında yeni diyaloglara kısa takılmalara hafif gıcıklaşıp sonra barışmalara sahne oldmuştu. Rüya, ameliyat sonrası kontrol için koridorun ucunda Ahmet’i beklerken Ahmet gönülsüzce ama isteyerek yanına yaklaştı. "Ne düşünüyorsun?" dedi Ahmet. "İş güç hayat senin pratik yaklaşımların asker." diye ekledi doktor Rüya. "Senin sert askeri cümlelerin bir parça cazip ama sadece bir parça. Asıl önemli olan senin o sert kabuğunun altındaki insan."Ahmet bir an durdu ne cevap vereceğini bilemedi. Rüya'nın gözleri şaka ile ciddi arasında gidip geliyor Ahmet'i tartıyordu. "Ben belki denemeye değer" dedi Ahmet kısık bir sesle. "Kahve molası dediğin gibi." Rüya aniden ciddi bir ifadeye büründü inanamamıştı hemen sonra gülümsedi. "Kahve davetinde ciddi misin? yoksa yine rapor bahanesiyle kaçacak mısın?"diye takıldı. Ahmet içten içe kızardı ama meydan okudu. "Kaçmam bu kendime verilmiş bir emir." Rüya, elini Ahmet'in omzuna dokunduracak kadar yaklaştı dokunuşu kısa ama elektrikliydi. "O zaman emri yerine getireceğiz. Ama kahveyi ben ısmarlıyorum. Sen de bana bir hikaye anlatacaksın. Bana annenden bahsetmeni istiyorum. Bu koca adamı büyüten kadını merak ediyorum." deyince Ahmet istemeden güldü. "Annem"dedi Ahmet, "Beni her zaman çayla ikna etmeye çalışır. Bazen başarılı oldu ama görüldüğü üzere bazen de başarılı olamadı." sesindeki mutluluğun tınısını duymuştu ve Rüya gülüşünü saklayamadı. "Benim annem de beni hep ameliyata götürürdü. Demek ki annelerimiz, bizi savaşçı yapmakta anlaşmış."Aralarında geçen bu küçük, acemice sohbetler ve birbirilerini tanıma çabalarına dönüşüyordu. Murat hastaneden çıktığı gün Doktor Rüya ekipteki herkese bakıp gülümseyen bir yüzle "Çok geçmiş olsun tekrar beklerim diyeceğim ama uygun değil çok geçmiş olsun" diyerek ardını dönüp yanlarından ayrıldı. Ekip arkadaşlarının bu bir haftada ki gelişimi ve hemen kendini toplamasını doktoruna bağlayan Murat ensesine Ahmet yüzbaşı tarafından tokat yemişti. Ahmet herkesi evine ve birliğine bırakıp eve geçti biraz dinlenecek belki traş olup duş alacaktı. Bir haftadır eve gelmemiş yeni mobilyalarında gelmemesine sebep olmuştu. Banyodan çıkınca hemen arayacak yeni bir görev emri gelmeden hemen evini düzene sokacaktı. Sıcak suyu ayarlayı üzerindeki askeri üniformayı kirliye bırakıp hemen suyun altına girdi.10 gündür su yüzü görememişken bu tuhaf hissettirmişti. Omuzlarından alnından vücuduna dökülen su vücudunda sanki okşama etkisi uyandırmıştı. Hızla saçlarını köpükleyip vücudunda ellerini gezdirdi ve suyu soğuğa ayarlayıp bir güzel köpüklerden arındı. Eğitimlerde soğuk suyun içinde saatlerce kalmışlığı olan Ahmet sıcak suyla banyo yaptığında rahatsız oluyordu. Musluğu çevirip askıdaki havluyu beline sardı. Ayna da kendine bakıp yüzündeki suyu eliyle silip banyodan çıkacakken kapı çaldı. Üzeri uygun değildi ama kapı ısrarla çalıyordu. Elinde küçük havlu saçlarını kurularken kapıya gidip açtı. Darmadağın saçları ve eli gözünde üzerinde kedili bir pijama takımıyla doktor Rüya duruyordu. Ahmet ne diyeceğini bilemez halde elinde havlu kapıda donup kalmıştı. Rüya ise gördüğü manzara karşısında uykusu açılmış dudaklarını yalarken hımmm demişti. Ahmet aklı başına gelince hemen kapının ardına doğru geçip "Buyrun" dedi. "Şey kusura bakmayın ben karşı dairede oturuyorum da sanırım sigorta attı bende bilmiyorum acaba yardımcı olur musunuz diyecektim. Ama kadere bak ki sizinle komşuymuşum. Gerçi burası askeri lojman sizde yüzbaşı olunca demek" deyip içsel bir dşümceyi dışa vurmuştu. Ahmet elindeki havluyu aşağıya indirip sesini düzeltti ve "Üzerimi giyinip hemen geliyorum izninizle" diyerek kapıyı kapatacakken Rüyanın sessiz konuşmasını duyup gülümsedi. "Giyinmesen de olurdu rahatsız olmazdık. O ne biçim bir vücut be gram yağ yok yuh" diyerek evine girip kapıyı kapadı. Ahmet başını sağa sola sallayarak hemen yatak odasına geçip havluyu belinden sıyırdı. Valizinden bir eşofman ve t-shirt çıkartıp üzerine geçirdi. Önce utangaçlık sonrasında içinde bulundukları durumun garipliği ve tabii ki yoğun bir şaşkınlık ikisini de ele geçirmişti. Rüya karşıya taşınan askerin Ahmet olduğundan habersiz yardım istemişti. Ahmet ise karşı komşusunun ekip arkadaşını kurtaran doktor olduğunu bilmiyordu. Kader sessizce ağlarını örüyordu ama henüz ne doktor Rüya nede yüzbaşı Ahmet bunun farkında değildi. Çalan kapıyı saçları düzelmiş ve üzerine başka şeyler geçiririlmiş Rüya açtı. "Buyrun" dedi kenara çekilip. Ahmet hemen içeri girip sağı solu yokladı ve yukarıdaki sigortaları gördü. "Ben bir bakayım." diyerek arka cebinden kontrol kalemini çıkartıp elektrik var mı yok mu diye kontrol etti. Elektiriğin olmadığına emin olunca aşağıya inip dairenin ana sigortasını kapatıp yukarı çıktı. Telefonla hemen taburun elektrikçisini arayıp hemen gelmesini sigortayı halletmesini akşama kalamayacağını söyleyip kapadı. "Teşekkür ederim ben kimi arayacağımı bilmediğimden sizin kapıyı çaldım kusuruma bakmayın." diye kendini açıkladı doktor Rüya. "Sorun değil isterseniz bizde bekleyelim" diyerek eliyle kapıyı gösterince Rüya gülümseyip başını salladı. "Bence burada bekleyelim şimdi görevli gelirse beni bulamaz yarına kalır bunu istemiyorum yazılacak raporlarım var." diyerek kendini açıklamıştı. "Peki o halde bende burada bekliyeyim umarım sizi rahatsız etmem." diyerek içeri adımladı. Lojmanların planı aynıydı ve dış kapının sağında mutfak ve diğer kapıda salona açılıyordu. "İsterseniz sizi mutfağa alayım daha aydınlık hem bir türk kahvesi yapayım mescafem kalmamış" dedi dudak büzerken. "Olabilir" diyerek dolaylıda olsa kahve teklifini kabul etmişti. Yavaş yavaş suyu kahveyi ekleyen kıza bakıp her bir adımını kafasına kazıdı. Rüya fincanlara boşalttığı kahvelerle ayakta balkonu işaret etti. Hava çok güzel ne dersin yıldızların altında içelim mi kahvelerimizi?" Ahmet hem doktor Rüya'nın kendinin yanında rahat oluşunu sevmiş ama ya herkese böyleyse diyerekten canı sıkılmıştı. Telefonun canlı ritmiyle hemen içeri giren Rüya telefonu açıp gür ve neşeli sesiyle "Annemmm canımmm" diye iç çekti. "Bende özledim annecim iyiyim merak etme beni." diyerek konuşmaya devam etti. Ahmet kahve fincanına uzanıp bir yudum aldı. Tam kıvamında olan kahveyle yorgunluğu gidivermişti. "Evdeyim annecim evet evet nöbetten çıktım. Yorucu ama olsun....... Ben seviyorum işimi.......... Yok yalnız değilim annecim bir arkadaşımla kahve içiyorum............ Anneee.... Tamam kapatıyorum sonra görüşürüz babama selam söyle" diyerek telefonu kapadı. Heyecandan nefesi sıklaşmış yanakları pembe pembe olmuştu. Ahmet kapıdan giren kıza bakakaldı. Nasıl bir güzellikti böyle. Hemen kendini toplayıp "Burası ilk görev yeriniz mi?" diye sordu. "Evet çok mu belli?" "Aslında hayır ama sanki burada eğreti gibi duruyorsunuz." "Hım annemde öyle diyor. Ben İstanbul'da doğdum ve büyüdüm ve okudum anneme göre orada çalışmalıyım." Ahmet kadına hak verdi koca bir metropolden gelip dağlarla çevrili bir yerde imkansızlıklar içinde yaşamak ne derece doğruydu hele gencecik bir kız için karar vermemişti. Kahve için sözleşmişlerdi de ilk buluşmaları doktor Rüyanın evinde olacak deseler her ikisi de güler geçerdi. Gel gör ki ilk buluşmaları oturdukları lojmanın balkonuydu.Kahve kokulu kısa ama derin bir sohbet ettiler .Gündüzün gürültüsünden uzaklaşıp akşamın kararlığına dönmek üzere olan hava Ahmet'i rahatsız edip telefonu eline almıştı ki kapı zili çaldı. "Geldi galiba." dediğinde hemen ayaklanan Ahmet kapıya yöneldi. Kapının kulpunu açıp çatık kaşlarıyla gelen elemana bakıp sert bir sesle konuştu. "Kaç saat oldu akşam olmak üzere hadi hemen işinizi halledin." deyip kenara çekildi. Gelen genç hemen omzundaki merdiveni hole bırakıp tornavidasıyla kabloları söküp yeni siğortayı taktı. Bir kaç yeri daha sökü takarak merdivenden indi. Kenardaki ana sigortayı açmasına rağmen elektrik gelmeyince Ahmet "Ben binanın ana girişinden kestim aşağıdan açacaksın" diye belirtti. Genç çalışan hemen merdivenleri inip aynı hızla yukarı çıktı. Sigortayı kaldırdığında evin içi aydınlandı. Rüya sevinçle ellerini birbirine çırpıp "Oh beee karanlıkta güzel ama ışık gibisi yok" deyip kahkaha atınca elektrikçi karanlıkta fark etmediği genç kadına bakıyordu. Ahmet hafif bedenini Rüyanın önüne getirip "Bitti mi? diye sordu. "Bitti komutanım iyi akşamlar" diyerek omzuna aldığı merdivenle beraber merdivenlerden sessizce inip gitti. Ahmet nedense rahatsız olmuştu. Rüya ise hala mırıldanıyor elektriğin ne büyük bir nimet olduğunu sıralıyordu. "O halde bana müsade" diyerek evden ayrılacakken kolunda hafif bir baskı hissetti. "Teşekkür ederim hem yardım ettiğiniz için hem de karanlıkta bir başıma oturmama izin vermediğiniz için. Şey ben karanlıktan korkarım da" diyerek kıkırdadı. Ahmet'in içi sıcacık olmuştu. Rüya kos koca cerrah olmuş kesip biçiyordu ama hala ben karanlıktan korkarım diyebiliyordu. Bu saflık bulunmaz gibiydi. "Merak etmeyin ben hemen karşı dairedeyim her hangi bir şey olduğunda beni arayın yada zile basın." diyerek yineledi. "Ama telefon numaranız yok ki?" dediğinde telefonunun kilidini açıp Rüya'ya uzattı. "Numaranızı yazın." Rüya hemen telefonu alıp kendi numarasını kaydedip aradı. İşte şimdi olmuştu. Artık Ahmet yüzbaşı doktor Rüyadan asla kurtulamazdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE