Bölüm 5

2373 Kelimeler
Kan Kırmızı Bölüm 5 - "Bol bol çocuk" Göz kapaklarını büyük bir tembellikle açabildi Héloise.Gayet iyi uyumuş,uykusunu almıştı ama içten içe hala uyumak istiyordu. Yatakta dönerken aklı akşam olanlara kaydı.Her şeyden emindi ama akşam konuştuğu kadın rüya mıydı yoksa gerçek miydi ayrımsayamıyordu.Siyah,dalgalı saçları olan,uzun boylu esmer bir kadındı.Taş çatlasın otuzundaydı,daha fazla göstermiyordu.Neler demişti kıza ? Lenard'ın kötü biri olmadığını söyleyip durmuştu.Bir de Albert'a laf atmıştı.Héloise gecenin bir yarısı kadına haddini bildirememişti,saf saf ne derse onaylamıştı.Albert nasıl kötü olabilirdi ? Lenard denen iblis herif nasıl olur da Albert'ı öldürerek Héloise'i kurtarmış olabilirdi ? Saçmalığın dik alası diye geçirdi aklıdan kız.Bunların hepsini onu Albert'tan soğutmak için yapıyorlardı. Bunlar hakkında düşünürken gözü camdan gözüken aya takıldı.Ne kadar da parlaktı,odanın içini güneş gibi aydınlatıyordu.O an bir gerçeğin farkına vardı,kız neredeyse üç gündür Lunapolis denen lanet yerdeydi,ve hala güneşi görememişti.Tüm gün boyunca uyumuş olamazdı,bu imkansızdı.Ama güneşin doğmama ihtimali daha imkansızdı.Kızın yüreğini bir huzursuzluk kapladı.Güneş üzerinde düşünürken,tutarsız olan diğer şeyleri de fark etti.Akşam konuştuğu kadın,ona annesi Héloise'i doğururken yanında bulunduğunu,onun yakın arkadaşı olduğunu söylemişti.Eğer kadın Héloise'in tahmin ettiği gibi otuzundaysa – ki daha genç gözüküyordu – on sekiz sene önce,Héloise doğarken on iki yaşındaydı.On iki yaşındaki biri,doğum yapan bir kadının nasıl yakın arkadaşı olabilirdi ? Aklına daha kafa karıştırıcı bir olay belirdi.Héloise kendini camdan attığında kayalıklara çarpmış,ölümcül yaralar almıştı.Hizmetçi Lydia'dan öğrendiği kadarıyla Lenard kızın atladığını duyar duymaz gelmiş,o da kızın peşinden anlatamış.Aynı şeyi Lenard yaptığında nasıl sapasağlam kalabilmişti ? Eğer adam çok çok şanslı olsaydı bile,en az birkaç kemiği kırılırdı.O camdan atlayıp da kayalıklara çarpmama gibi saçma bir ihtimal yoktu. Bu arada Druid ne demekti ? Gece Lenard söylemişti,dediğine göre kızı bir druid kurtarmıştı.Eğer camdan atlayan kişi Lenard ise druid kızı nasıl kurtarmıştı ? Kayalıklara çarpıp denizin dibini bulan Héloise'in teninde nasıl oluyor da bir tane bile çizik olmuyordu ? Sıkıntılı bir derin nefes alıp doğruldu kız.Hoşuna gitsin ya da gitmesin Lenard ile konuşmak durumundaydı.Bu saçmalıkları ancak o cani herif açıklayabilirdi. "Günaydın." Héloise gözlerinin yatağının karşısındaki koltukta oturan kıza çevirdi.Lydia gülümseyerek ona bakıyordu.Héloise somurtmaya devam etti.Kıza karşı bir kin beslediği yoktu.Ama gülümseyip neşe saçacak havasında hiç değildi. "Ben ortada ne gün ne de aydınlık görebiliyorum." "Dün akşam beni kandırman hiç hoş değildi.Senin yüzünden bir ton azar işittim." "O senin saflığın.Gözünü kapayan herkesi uyuyor zannedersen işin var." "Ben yokken Lord Aleron ile mi kavga ettin ? " "Lord Aleron dediğin şu katil herif mi ? " "Onun hakkında böyle konuşmamalısın." "Neden ? " "O çok güçlü birisi.Lunapolis'i yönetiyor." "Ama benim ağzımdan çıkanları asla yönetemez." "Seninle tartışmak istemiyorum.Üzerini giy,kahvaltın masada hazır." "Senin karşında soyunmak gibi bir niyetim yok.Odadan çıkarsan giyinebilirim." "Böyle bir şey olmayacak Héloise." "Sadece kapının önünde birazcık bekleyeceksin.Ne sen ölürsün ne de ben." Lydia şüpheyle bakıyordu kıza.Héloise bunu yadırgamadı.Gece kızı uyku numarası ile kandırmış,sonuç olarak da bir ton azar işitmesini sağlamıştı.Kızın ona inanmaması gayet doğaldı.Fakat Héloise'in kafasından gerçekten şeytani planlar geçmiyordu.Tek istediği bir parça mahremiyetti. "Tamam çıkıyorum.Fakat kapının önündeyim,bir iş karıştırdığından şüphelendiğim an içeri girerim haberin olsun." "Anlaştık." Lydia odadan çıkınca,Héloise vakit kaybetmeden ayağa kalktı.Üzerindeki gecelikten kurtulup odadaki küçük ahşap dolabın başına geçti.Gösterişsiz,basit ve gündelik elbiselerle doluydu.Gerçi o an Héloise için üzerinde ne olduğu pek önemli değildi.Rengi siyah olan elbiselerden birini alıp üzerine geçirdi.Yastaydı ve bu elbise onun için en uygunuydu.Korsesiz olması onu bir bakıma memnun etmişti.Lyida'ı içeri çağırıp bir de korse için yardım istemek içinden hiç mi hiç gelmiyordu.Elbisenin kıvrımları düzeltirken Lydia'yı içeri çağırdı. "İşim bitti,gelebilirsin." Kız bunu söyler söylemez Lydia odaya girdi.Gözleri ile kızı kontrol etti.Zarar görmüş olma ihtimaline baktı.Héloise bunu anlamıştı,bir adım öne çıktı,kollarını kaldırarak kendi etrafında döndü. "Sapasağlamım.Oldu mu,inandın mı ? " "İşimi garantiye almam gerek." Héloise ona soğuk bir bakış attıktan sonra masaya geçti.Küçük,altın sarısı bir tepside haşlanmış yumurta,esmer ekmek,iki çeşit reçel ve bir parça peynir duruyordu.Sandalyeye oturdu.Eğer kıza yemek yemek istemediğini söylerse,itiraz edeceğini biliyordu.Onu yormak istemedi.Zaten akşam Héloise yüzünden azar işitmişti.Kötü birine benzemiyordu. Ekmekten küçük bir parça kopartıp üzerine biraz şeftali reçeli sürdü.Tadı,hiç beklemediği kadar güzeldi.Guruldayan karnı da bunu onaylamıştı.En başta sadece bir parça alıp kalkmayı planlıyordu fakat önünde duran yuvarlak ekmekten şeftali reçeliyle tam dört dilim yedi.Birazcık olsun doyduğunu hissetiği zaman ayağa kalktığında,Lydia gülen gözlerle onu izliyordu. "Beğenmene sevindim." "Beğendiğimi söylemedim ki." "Ah,tanrım.Çok zor birisin Héloise." Héloise kıza yüz vermeden onun koltuğunun karşısına geçti,karyolaya dayandı.Lydia Héloise'in saçlarını inceliyormuş gibi gözüküyordu.Héloise bir an kendini kötü hissetti,eliyle saçından bir tutam alıp inceledi. "Neden saçlarıma bakıyorsun ? " "Çok fazla karışmışlar.Taramamı ister misin ? Eğer kabul edersen saç filesiyle de toplarız.Anladığım kadarıyla yas tutacaksın." "Tabi tutacağım.Albert benim kalbimin içiydi." Lydia o adi herifin ismi geçtiği an kızın gözlerinin nasıl da dolduğunu gördü.Ona acıdı.Hiçbir şey bilmeden,bir iblise aşık olmuştu.Kim bilir kıza ne yalanlar söylemişti de,onu kendisine böylesine aşık etmişti.Lydia derin bir iç çekti. "Bu gün için bir planın var mı ? Uslu duracağına söz verirsen seninle şehri gezebiliriz." "Lenard denen herifle konuşmam gerek.O yüzden şu fileyi ver de bir an önce bitireyim işimi." Héloise Lydia'ya saçlarını ellettirme niyetinde değildi.Önüne konan tarağı aldı,düğüm düğüm olmuş saçlarını sabırla taradı.Uçlarındaki buklelere parmaklarını dolayıp düzelttiSaçları deniz suyu kokuyordu.Kız yıkanmamıştı,ve üzerindeki elbiseyi değiştirmiş olsa da teni hala tuzlu bir kokuya sahipti. Kızın tarama işini bitirdiğini gören Lydia,ayağa kalkıp yatağın yanındaki kominidi açtı,siyah,olabildiğince sade bir file çıkartıp kıza uzattı.Héloise eline alınca şöye bir inceledi.Filenin kendine uygun olduğunu görünce yavaşça başına geçirdi.Saçlarının yarısını açıkta bırakıyordu ama sarı bukleleri ile birlikle uzun kısmını büyük ölçüde kapatmıştı.Yanlardaki küçük tokaları da tutturup ayağa kalktı. "Ben hazırım,gidebiliriz." "Gidelim,fakat sana şimdiden söyleyeyim Lord Aleron meşgul olabilir." "Onun adam öldürmekten başka işi var mı ? " "Ve sen onunla böyle konuşmamalısın.Yoksa anında kapı dışarı eder." "Tamam,tamam.Sen sadece beni onun yanına götür.Gerisini ben hallederim." Lydia derin bir nefes aldı ve birlikte odadan çıktılar.Kapıdaki nöbetçiye durumu anlattı ve korkmaması gerektiği,kızı bir an bile yalnız bırakmayacağını söyledi.Héloise onları alaycı ve küçümseyen bakışlarla izliyordu.Nöbetçi kızın odadan çıkmasına izin verince,Lydia onu Lord Aleron'a götürmekle doğru bir karar verip vermediği konusunda kararsızdı.Lord Busqué kız ne derse yapmasını emretmişti.Fakat saygıdan uzak,asi kızı Lord Aleron'a götürmek ne kadar mantıklı bir fikirdi,kestiremiyordu. Birlikte bir çok taş koridor geçtiler,sayısız vampirle karşılaştılar.Kızın kokusunu alan herkes mest oluyordu.O bir canlıydı.Taze kanla dolup taşıyordu.Sıcak kanın,kızın narin boynundan akıp ağızlarında bırakacağı lezzeti düşünmek,şatodaki herkesi kendinden geçiriyordu.Lydia da dün gece bu hisse kapılmıştı.Bu yüzden acil olarak kan deposuna inmiş,görevli nöbetçiden kan istemişti.Héloise'e göz dikmemek için,Lydia Lord Aleron'nun izni olduğu yalanını uydurup günlük kan içme sınırı olan iki kadehi geçip neredeyse sekiz kadeh kan içmişti. Lord Aleron'nun çalışma odasının bulunduğu kata çıktıklarında uzun boylu,ensesinde siyah gür saçları olan,gamzeli bir adam onlara doğru yaklaştı. "Günaydın Lydia. " "Günaydın Giovanni.Nasılsın ? " "İyiyim,teşekkür ederim.Kütüphaneye gidiyorum.Sen nasılsın ? " "İyi sayılırım.Héloise ile Lord Aleron'u bakmaya gidiyoruz.Ah,ne kabayım,sizi tanıştırmadım.Héloise,Giovanni Lunapolis şatosunun kütüphane görevlisi.Giovanni,sanırım sen Héloise'in kim olduğunu gayet iyi biliyorsun." Adam gözlerini Héloise kilitledi,şaşkın ve mest olmuş bir şekilde bakıyordu.Kıza fazla yaklaşmadan başıyla selam verdi,yüzünde gamzesini belli eden,kibar bir gülümseme vardı. "Merhaba Héloise,tanıştığımıza memnun oldum." "Keşke aynı şeyleri söyleyebilseydim.Acelemiz var,bizi oyalamazsan sevinirim." Héloise,Giovanni'nin şaşkın bakışları ile Lydia'yı çekiştirmeye başladı.Lydia yürürken başını çevirip Giovanni'ye seslendi. "Özür dilerim,sinirleri bozuk,o yüzden böyle." Kızın sürüklemesi,Lydia'nın yön vermesi ile sonunda odaya varabildiler.Mercan kakmalı ahşap kapının önüne geldiklerinde Lydia nöbetçilere selam verdi.Lord Aleron'u görmek istediklerini,müsait olup olmadığını sordu.Zırhlı adamlardan biri içeri girince Lydia Héloise'in kolunu kavrayıp fısıldadı. "İçerde saygısızlık edersen ikimiz de kapı dışarı ediliriz." "Ah,yeter tamam anladım." "Umarım anlamışsındır." Çok beklemelerine gerek kalmadan nöbetçi dışarı çıktı.Lord Aleron'nun kendilerini beklediğini söyledi.İki kadın birlikte içeri girdiler.Geniş,büyük odada Lenard sağ kolu Bennet ile birlikteydi.Héloise'in ziyareti onu şaşırtmış gibi gözüküyordu. "Seni dinliyorum Lydia." Héloise bir adım öne çıktı.Lydia'ya konuşma fırsatı bırakmadı. "Seninle konuşmak isteyen benim." Lenard şaşkınlığına engel olamadı.O andan önce kız gerekli olmadıkça adama ağzını açmazken,gelmiş adamla konuşmak istediğini söylüyordu.Lenard hemen kızın etrafına göz attı.Vazolar,biblolar,kadehler,sürahiler...Her yer Héloise'in ona fırlatabileceği şeylerle dolup taşıyordu.Kızın tekrar bir delilik hummasına girmemesini dileyerek konuştu. "Sen benimle konuşacaksın ? " "Evet." "Peki.Bennet,Lydia bizi yalnız bırakın lütfen." Bennet gülümseyerek odadan çıktı.Lydia biraz daha tereddütlüydü.Soran gözlerle Lenard'a bakıyordu.Lenard da onun endişesini anlamıştı.Kızın,hizmet ettiği adama yeniden bir şeyler fırlatmasından çekiniyordu.Başıyla gitmesini işaret etti.Lydia da daha fazla direnmedi. Herkes çıktığında Héloise hala adamın karşısında dikiliyordu.Buz gibi soğuk mavi gözlerini adamın üzerine dikmişti.Kızın bakışları o kadar kötüydü ki Lenard tahammül edemiyordu.Kızın bakışlarından ürktüğünü kabul etmek,adama çok zor geliyordu.Bu duyguyu göz ardı edip,kızın siyah içinde oluşuna laf attı. "Yastasın sanırım." "Sonsuza kadar." "Sen bilirsin.Bu arada,bana karşı beslediğin o içten saygıyı biliyorum fakat ayakta durmana lüzum yok,oturabilirsin." Héloise,burun deliklerini genişleten derin bir nefes aldı.Elleri yumruk şeklindeydi.Sinirli birkaç adım atıp masanın önündeki iki ahşap sandalyeden birine oturdu. "Nasıl bu kadar iğrenç olabiliryorsun gerçekten merak ediyorum." "Yoksa bu gün benimle konuşmak istediğin konu bu mu Héloise ? " "Bu öyle birkaç saate sığabilecek kadar dar kapsamlı bir sorun değil malesef." "Evet,sen yine benim sabrımı zorlayacaksın,anladım.Benimle ne konuşacaksın ? " Héloise gözünü adamdan ayırıp bir müddet odaya baktı.Gördüğü en büyük çalışma odasıydı.Duvarlar kitaplarla kaplıydı.Sadece adamın koltuğunun tam arkasnda kalan yerde bir konsol,üzerinde de biblolar ve kırmızı güllerle dolu bir vazo vardı.Duvarlar onun odasında olduğu gibi taştandı ve cam da Héloise'in odasındaki gibi alev motifleri ile vitraylı hale gelmişti.Héloise'in anladığı kadarıyla bütün bir şatoda genel tarz hakimdi. Gözü odayı aydınlatan aya takılınca aklına da sormak istediği sorular yığını tekrar geldi. "Sana sormam gereken şeyler var." "Dinliyorum." "Ben neredeyim ve bu lanet yerde neler dönüyor ? " Lenard derin bir nefes aldı.Kız gariplikleri fark etmeye başlamıştı bile.Bunu yapmaya hiç gönüllü değildi.Onun yerine Sorel yapabilirdi,hem daha kibar olurdu.Ama kız ona gelmişti.Karşısında duruyor ve cevap bekliyordu. "Sorularının hepsini sormanı istiyorum.Sonra ben cevaplamaya başlayacağım ve sen araya girmeyeceksin." "Neden araya girmeyecekmişim ? " "Sorgulamak yerine sadece dediğimi yap.Konuşmamın sonunda anlarsın." Héloise'in gözleri yine sinirle büyümüştü.Ama Lenard kızın bir şey fırlatmayacağından emindi.Aklındaki sorular onu deli etmese,asla gelip de Lenard ile konuşmazdı. "İlk olarak neden Albert'ı öldürdün ? Çünkü dün akşamki kadın bunun için çok iyi bir nedenin olduğunu söyledi.Ki ben buna inanmıyorum ama yine de bilmek isterim.Üç gündür buradayım ama bir damla güneş ışığı görmedim.Tüm gün boyunca uyuduğuma inanmıyorum.Bununla alakalı soru sormak istemiyorum,çünkü cevabın güneşin olmadığı yönünde olursa...Bilmiyorum,ne yaparım gerçekten hayal edemiyorum.Ve buraya getirildiğim gün,senin kafana sürahi fırlattım (Héloise tam bunu söylerken Lenard kafasını okşadı.) Normalde belki de ölmen gerekken,senden topu topu bir veya iki dakika kan aktı o kadar.Ayrıca adı Jasmine olan kadın,gerçek annemin yakın arkadaşı olduğunu söylüyor.Ben doğarken o on iki yaşlarında olmalı.Nasıl olurda annemin en yakın arkadaşı olabilir ki ? " Héloise aklına gelen her şeyi bir anda sıralamıştı.Boğazının kuruduğunu hissetti.Durdu,nefes alıp dinlenmeye çalıştı.Bu arada Lenard ayağa kalktı.Arkasındaki konsolda duran sürahiden kadehe su boşaltıp Héloise'e uzattı. "Al,iç şunu." Normalde Héloise bardağa elinin tersi ile vururdu.Ama o an çok susamıştı.Utanarak ve kendine lanetler yağdırarak kadehi aldı,bir yudum içip boğazını ısladı ve masanın üzerine bıraktı.Lenard meraklı gözleri ile onu izliyordu. "Bitti mi ? " "Hayır.En önemlisini sona sakladım.Beni neden burada tutuyorsun ? Ne değerim var ki herkes peşimde pervane ? " Lenard düşünceli bir şekilde başını salladı.Tekrar ayağa kalktı,bu sefer konsoldaki motifli küpten kendine şarap doldurdu.Kızın sorularına ancak bunun yardımı ile cevap verebilirdi.Yerine oturdu,derin bir nefes aldı,ve uzun konuşmasına başladı. "Konuşmaya başladığım şu andan itibaren sözümü kesersen o an susarım ve bir daha soruların hakkında benden cevap alamazsın.Ayrıca ceza olarak bütün gün yemekhanede çalışırsın.İlk olarak bu kısımda anlaşalım." "Ah,tanrım ! Sen delisin." "Bak işte görüyor musun ? Daha başındayız ve sen mızıkçılık yapıyorsun.Anlaşıldı Héloise.Nöbetçiler ! " Adam bağırarak nöbetçileri çağırdı.Ve adamlar o an içeri girdiler.Héloise bildiği sınırlı sayıdaki tüm küfürleri içinden adama saydırdı.Aynı zamanda aceleyle adama seslendi. "Tamam,tamam ! Söz veriyorum bir daha sözünü kesmeyeceğim." Lenard bir müddet adamları çıkarmadan Héloise şüpheli bir şekilde baktı.Kız endişeli gözlerle bir Lenard'a,bir de izbandut tipli niöbetçilere bakıyordu.Masada adama doğru yaklaştı. "Geberesice herif,söz verdim diyorum,bir daha yapmayacağım." "Ne ? Geberesice mi ? Beyler,buyrun Bayan Lingston'a yemekhaneye kadar eşlik edin." Adamlar nizami bir baş onayıyla kıza yaklaştılar,bir tanesi sertçe kolunu kavradı.Héloise ayağa kalkmak zorunda kaldı,bir yandan da direniyordu.Lenard ellerini başının arkasında birleştirmiş,koltuğuna yaslanmış,yüzünde büyük bir keyifle olanları izliyordu.Héloise adamlar onu kapıya doğru sürüklerken son kez direnip Lenard'a seslendi. "Özür dileyeceğimi mi zannediyorsun ? " "Hayır." "Adi herif ! Senden nefret ediyorum ! " "Tavşan yahnisine bayılırım Héloise.Bu akşam yemeğin soğanlarını senin doğrayacağını bilmek ayrıca iştahımı açıyor." Adamlar Héloise'i kollarından tutarak dışarı çıkartıp kapıyı kapattılar.Kız çıkınca Lenard içinde tuttuğu kahkahayı dışarı saldı.Böyle bir şey yapmak planında hiç yoktu ama Lenard'ın kıza ceza vermesi iyi olmuştu.En azından biraz burnu sürterdi. Bunun düşünmenin keyfi ile şarabını içiyordu.Fakat çok geçmeden kapı açıldı.İçeri Sorel girdi.Lenard onu görünce yüzündeki gülümseme büyüdü. "Gel kardeşim.Birlikte şarap içelim." Sorel ona cevap vermedi,bunun yerine yana çekildi ve arkasına saklanan Héloise ortaya çıktı.Gözlerinden alev çıkıyordu sanki.Sorel'ın çatılmış sarı kaşlarına bakılırsa Héloise onu Sorel'a şikayet etmişti. "Lenard,az önce nöbetçiler senin Héloise'i ceza olarak yemekhaneye gönderdiğini söylediler.Doğru mu ? " "Evet.Bana geberesice dedi.Onu uyardığım halde sözümü kesti.Kaldı ki,daha önceleri kafama gözüme fırlattığı şeyleri saymıyorum." Sorel derin bir nefes aldı,içinden sabır diliyordu.Lenard'a doğru yaklaştı.Masanın üzerine eğilip konuştu. "Bu kızla ne derdiniz varsa çözeceksin.Bu gün,hemen." "Sen bana-" "Ben sana emredebilirim Lenard.Bunu çok iyi biliyorsun.Şimdi otur ve kızla konuş." Lenard yeşil gözlerini Héloise'e çevirdi.Kız aralarında geçen konuşmayı duymamıştı fakat buna karşın zafer kazanmış bir edayla adama bakıyordu. "Tamam.Sen kazandın.Şimdi çık da onunla yalnız kalabileyim." "Kıza saçma sapan şeyler yapmayacaksın." "Tamam dedim Sorel,beni kışkırtma." Sorel geri çekildi.Başıyla Héloise'e selam verip odadan çıktı.Héloise,o çıktığında yüzündeki gülümsemeyi genişletip eski yerine geçti. "Evet,nerede kalmıştık ? " Lenard kıza sinirle baktı,uzunca bir süre.Bunun kızı korkutmasını bekledi fakat olmadı.Héloise'in yüzündeki gülümseme silinmedi.Lenard sen kaşındın diye geçirdi aklından.Kıza gününü gösterecekti. "Albert ile ilgili olan sorunu geçiyorum.Bunun cevabını sonra alacaksın.Onun dışında ben bir vampirim.Benimle birlikte bu şehirdeki herkes vampir.Ne olduğunu bilmiyorsan söyleyeyim,vampirler insan kanı içerek yaşayan varlıklardır.Yani insanları öldürürüz,sonra da kanlarını içeriz.Vampirler yaşlanmaz,ölmez.Üstün varlıklardır..Bu şehir,Lunapolis bir vampir şehri.Aynı zamanda büyülü.Asla güneş doğmaz.Onun yokluğunu ay doldurur.Ve sana gelirsek,sen doğurgan ırk dediğimiz bir çeşit soyun son temsilcisisin.Normalde bir vampir,ister insanla,ister vampirle birleşsin çocuğu olmaz.Ama doğurgan ırktan biriyle birlikte olduğunda,doğurgan ırktan olan kimse çocuğun olması sağlar.Ve doğan bebek bir insan olarak dünyaya gelir.Tıpkı senin olduğun gibi.Ve sen bizim için önemlisin,çünkü seni ilerde bir vampir ile baş göz etmeyi planlıyoruz.Sonrası da malum,bol bol çocuk." Lenard konuşmasını gerçek manada bir çırpıda yapmıştı.Sustuğunda kızın tam bir eblek gibi baktığının farkındaydı.Alnını kırıştırmış,boş gözlerle Lenard'a bakıyordu.Lenard ona kendine gelmesi için biraz zaman tanıdı,bekledi.Fakat zaman içinde değişen bir şey olmadı.Acaba kızın üzerine fazla mı gitmişti ? Elini ona doğru uzatıp şıklattı. "Héloise,kendine misin ? " Kız gözlerini yavaşça çevirdi,fakat bakışları hala bomboştu.Titreyen dudağıyla konuşmaya çalıştı. "Sen..vampir..ölümsüz..doğurgan..güneş yok..bol bol çocuk..." Héloise kelimeleri ard arda sıraladı ve birden ayağa kalktı.Onunla birlikte Lenard da ayağa kalktı,kız iyi gözükmüyordu.Geri geri birkaç adım attı,sendeliyordu.Lenard ona doğru yaklaşacaktı ki Héloise bir iç çekişle yere yığıldı.Lenard hızla ona doğru koştu.Eliyle kızın alnına dokunurken,kendi kendine konuşuyordu. "Acaba çocuk kısmını fazla mı abarttım ? "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE