Herkes evlerine dağılmış bense yine kokarca ile evde kalmıştım. " işini bitirdikten sonra geç otur karşıma"
Elimdeki iki kahve ile koltuğa oturmuş beklemeye başladım. Bir süre sonra geldi, şort bacağında yok, çekip durmaktan yorulmuş demek ki
Zaten üstündeki şorttan daha uzundu. Utana sıkıla eğreti şekilde geçti koltuğa...
" Anlat bakalım, ne yapmayı düşünüyorsun?"
Tam ağzımı açmış ukala ukala laf yetiştirecek oldu ki " Sakın, tek bir ukala laf dalaşınla elimde kalırsın"
Ağzını kapattı hızla. Cidden laf yetiştirecekti demek ki sıpa.
" Şimdi en baştan başlıyorsun hikayene. Tek bir ayrıntı atlamadan. Anlat bakalım kimsin, nesin sen? "
Bir müddet tereddüt ile baktı gözüme " bak kızım sana yardım etmeye çalışıyorum, hadi anlat"
Derin bir iç çekti, eli diz kapağını örten tişörtümün ucuna gitti , bakışları benden uzakta...
Anlattı, bir sürü hikaye doğruluğundan emin olamadığım. Neyse ki kimliğinin fotoğrafını istihbarattan Gökhan amcama yollamıştım da o bakıp bana dönecekti.
Tabi babama yakalanmazsa!
"... Bana yatacak yer verdin, teşekkür ederim. Kıyafetlerim kurur kurumaz giderim" Neden bahsediyor ?
Kahretsin, telefonda konuşurken " Daha gitmedi" dedim, onu duydu demek ki...
" Sen o paçavralara kıyafet mi diyorsun?" deyip üzülmesindense sinirlendirmeyi seçtim
" Sen kendi kıyafetlerine bak" diye carlmaya başlaması ile derin bir nefes çektim.
Karşımda yaralı bir çocuk vardı, incinmiş, yarım kalmış, yalnız kalmış.
Bir müddet sonra ard arda tüm geçmişini öğrendim. Hatta Gökham amcanın telefondaki anlattığında çok daha fazlasını öğrenmiştim hakkında.
Sanırım psikolojileri bozulmasın diye ayrıntılı hikayelerini anlatmamışlar ya da o söylemek istememişti
Çöp kenarında bulmuşlar Masal'ı.
Soğuk bir güz günü... tıpkı benim onu bulduğum gibi.
İsmini ilk muayenesini yapan doktor koymuş, bir müddet de gelmiş destek vermiş, hatta evlat edinmek istemiş ama trafik kazasında vefat edince Masal için hayat pek de masal gibi gitmemiş.
Gökhan amcamın öğrendiğinde göre baya dik başlı, inatçı bir kızmış. Kolay kolay boyun eğmediği için yurttakı zorbalardan çok dayak yemiş ama yine de kimse sindirememiş
Evet öyle bir duruşu vardı, bu kadar acıya rağmen o minik burnunu inatla dikiyordu
Bana neden bu kızı araştırttığımı sorduğunda sonra konuşuruz deyip kapattım konuyu. Zira Gökhan amcam bu dünyada yalan söyleyemeyeceğim tek adamdı
Yalan söylesem bana küserdi ve barışına dek göbeğim çatlardı, babamın da dediği gibi. Bu adam nasıl ajan olmuş ya? akıl almıyor!
Eline telefonumu uzattım... şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Bir kadın giyim markasının İnternet şubesi açıktı
"aynı gün teslimat ürünler seç kendine, o adına elbise demeye bin şahit isteyen şeyi de çöpe at! "
Banyoya doğru yürümeye başladığımda
" ama benim param yok ki?" Diye seslendi
"Seçtiklerini otomatik öder ,ödeme yönetimine girince tıkla en üstteki tuşa" deyip banyoya girdim.
Bir ay sonra evlenecek, haftaya ise kutlama yemeği var. Tüm tim izin almıştık, en özel günlerinde sevdiğimiz değer verdiğimiz arkadaşlarımızın yanında olmak için.
Arkadaşlarımızın? Nasıl dayanacaktım, dahası Cem de bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştı.
İsteme günü aptal gibi bir sürü viski içip "İçim yanıyor" diye bağırırsan elbette hisseder mal Poyraz!
Mesaj atmış, birkaç saate gelecekmiş, konuşmak istedikleri varmış. Duştan çıkana dek bir türlü aklımdan uzaklaştıramadım olanları.
Neden tanıştırdım, beni neden sevmedi? Ulan beni neden sevmedin Sude? O kadar mı çirkinim?
Duştan çıktığımda kokarca etrafı toplamış odasına geçmişti. Kapı çaldığında
" arkadaşım geldi korkma" diye bağırıp kapıyı açtım.
Cem! kardeşim....
" Hoş geldin kardeşim"
Bir müddet yüzüme baktı, o yüzündeki ne onun? O ifade ne?
Ben ona sarılırken onun karşılık vermemesi içime bir kurt düşmesine sebep oldu. Anlamış mi?
Odaya geçip oturduk. Masanın üstünde ard arda çalan telefon... isim yok bıçak emojisi var sadece.
Kalbimi deşen bıçak emojisi. İyi ki de öyle çünkü Cem de bakıyordu telefona. O buradayken mi arıyor? Ne oluyor Sude?
" baksana belki önemlidir"
Sesi ima dolu, siktir kesin bir bokluk var!
Aldım telefonu ve baktım, " Cem senin bana aşık olduğun gibi aptalca bir fikre kapılmış. Çok şiddetli kavga ettik. Seninle konuşmaya gelecek. Lütfen ona aramızda hiç bir şey olmadığını söyle. Ona aşığım, kaybedemem!"
Bir insan kaç defa öldürülür be kızım? Zaten aramızda bir şey yok neyi söyleyecektim başka. Önemli olan söylediklerim değil sanırım benden onu ikna etmemi istiyor.
Nasıl ikna edeceğim onu, Sude mutlu onunla, seviyor... onun için yapmam lazım. En yakın dostumun gözünün içine baka baka yalan söylemem ve bu yalana ikimizi de inandırmam lazım
" Sen benim kardeşimsin" dedi sesinden ciddiyet dökülerek. Sadece ciddiyet de değil sitem, acı, keder...
" Sen de benim kardeşimsin "
Doğan amcam babam sayılırdı, az babalık yapmadı! Cem, Demir, ben, Yiğitalp kardeş gibi büyüdük.
Ve şimdi bir kız , kardeşimi karşıma dikmiş ona yalan söylememe sebep olacaktı.
Deli gibi sevdiğim kadına sevmiyorum diyecektim. Belki Cem'e küfür savurup zeytinyağı gibi üste çıkmak için " Ne diyorsun lan sen?" diye rol kesecektim.
Sorun şu ki o bilecek, ne kadar iyi oynarsam oynayayım Cem yalanımı hep yakalar. Şimdi boku yedin Poyraz!
" Sana sadece bir kere soracağım Poyraz, cevabın çok önemli. Bana yalan söylemeyeceğini biliyorum... bunu sormak benim için çok zor, çok ağır... utanıyorum"
Asıl ben utanıyorum kardeşim, asıl ben utanıyorum! karşında erim erim eriyor, yerin dibine giriyorum!
" Poyraz sen..."
" bu tuşa mı basacağım?"
İkimizin de dikkati kapının önündeki kokarcaya döndü. Cem kaşlarını çatıp hayretle bakarken ben de şaşırmıştım
Üstünde tişörtümle kişisel telefonum elinde yanıma geliyordu... Aile içinde kullandığım telefonum, kimseye vermediğim telefonum kızın elindeydi.
Hadi ama, bir de buna açıklama yap diye söylenerek döndüğümde Cem'in yüzünün gülümsediğini, rahat bir nefes verdiğini gördüm.
Neden?
" Sen geç içeri ben birazdan gelirim"
Ortalıkta baldır bacak dolanıyor velet!
" Hoş geldiniz" deyip selam verip gitti ve ardından az önceki sinirli, sert, ciddi ses tonunun yerinde yeller esen ses
" Hoş bulduk" gülümsüyor... niye?
" Oğlum madem sevgilin var neden söylemiyorsun ?"
Sevgilim mi varmış benim, kim? bekle kokarcayı mı kast ediyor?
" çok genç gösteriyor, reşit değil mi başın derde girmesin bak"
Can geldi , yüzü aydınlandı. " içecek bir şey yok mu lan?"
Gözüm evde dolanıp rahatlamış gezen Cem'e takıldı.
" neyse ben sizi çok rahatsız etmeyim kızı bekletme. Bana bak kutlama yemeğine getir mutlaka yoksa sen de gelme "
Gitti. Tek kelime etmeme gerek kalmadan, tek yalan söylemeden...
Gir oğlum Poyraz, sen tekrar duşa gir! gir eşek gibi ağla doya doya!
Kardeşim o benim, yüzüne bakamadım adamın. Bir çare bulmam gerek. Bir çare... o bacaksız kokarcanın sevgilim olduğunu düşündü.
Rahatladı ama yetmez aklında şüphe kalmamalı... Bu ateş yakacaksa da beni yakmalı sadece!
Üstümden akıp giden su ile göz yaşlarım da akıp gitti içimde eksilmeyen acısı ile.
Sonra onun sesini duydum
" şey ... bunlar çok pahalı, başka yerden alsam olmaz mı? sosyete pazarı ne zaman kuruluyor?"
Yüzümdeki suyu silip musluğu kapattım... olur mu ki? olur aslında, neden olmasın!
Hızla duştan çıktım belime havluyu sarıp kapıyı açtım.
Beni üstümden sular akarken yarı çıplak görmesi ile çığlık atarak gözlerini kapattı
" Manyak! insanlar bin yıldır kıyafetle geziyor, bu çağda öğrenemedin mi?"
Elindeki telefonu çekerek baktım hepi topu 40 binlik alışveriş yapmış çok dediği...
" doğru mu anladım, senin gidecek yerin yok, sokakta kalıyorsun, açsın ,işsizsin" gözlerini sımsıkı kapatmış cevap vermek yerine başını aşağı yukarı kaldırıyordu
" konuş, insanlar bin yıldır konuşuyor"
" evet dedik ya!"
Sesindeki o kırılgan öfke... " Sana bir teklifim var" parmaklarını hafif aralayıp bana baktı
Saçımdan düşen yaşları alnıma dökülen saç tellerini ellerimi geçirerek arkaya sıvadım
" Benimle evleneceksin, hem evin, hem de evli kaldığın sürece boyunca maaşın olacak"
Ve o acı... kasığımdaki sancı ile hole kıvrıldım " Seni de adam sandık, sen hepsinden sapık çıktın" çekip giderken yerde kıvrılmış vaziyette tuttum ayak bileğini. O da benim gibi yere kapandı
" ahhhh, acıdı gerizekalı" Çırpınıyor, ayağını kurtarmaya çalışıyordu bacaksız velet
" kıpraşma lan ben napayım seni? iş diyorum iş"
" hala iş diyor ya, ben kimse ile yapmıyorum o işi?"
Ciddi ciddi ona dokunacağımı sanıyor! b
kokarcaya bak
" Saçmalama, sana dokunur muyum ben?" dediğimde yerde çırpınmayı bırakmış durmuş bana bakıyordu derin derin soluyarak. İkimizde hole oturduk sırtımız duvara yaslanmıştı
Öfke ile inip kalkıyordu göğüsü " ya ne işi o zaman?"
En başta sorması gerekeni şimdi soruyordu salak ! jeton köşeliyse demek!
" Evleneceğiz, herkes bizi normal evli sanacak. Herkesin yanında rol yapacağız. Gerçekte asla karı koca olmayacağız. Bir yıl sonra ayrılacağız. Sen de bu sürede kendine iş bulur hayat kurarsın. Sana para da veririm. 500 bin. " şaşkınlıkla bakıyordu gözüme
" Neden kendine kiralık kadın arıyorsun"
Gözü havlunun altındaki aletime doğru kaydı?
" şey misin sen?"
Ney, ney miyim?
" öyle misin?"
Bu bana çüksüz mü diyor?
" Salak salak konuşma. Seni ilgilendirmez neyi neden istediğim. Bak kızım şu evden çıktığında açsın, her tür sapığın avısın. İster kabul et ister etme sen bilrsin"
Masal
Kesin öyle, ah yazık yaaa... kocamanda adam. İri de, boyu posu... demek ki hastalık falan atlatmış. Kahretsin biz de adamın kasığına vurduk, zaten yok olanı da biz sakatladık.
Asker de, demek ki bir yerden mi düştü artık, ne geldi başına Allah bilir. Düşün Masal, dediği gibi , dışarısı tehlikeli, e bu da bizden...
Bir kere bile bana bakmadı, bacağıma, göğsüme.. kesin öyle kesin! Şuan en güvenli yerdesin Masal. Yapış kızım
" Anlaştık"
" Bak eğer kabul etmeye.." daha cümlesini bitirmeden dalmışım.
" Nasıl yani, kabul ediyor musun?"
Kafamı salladım, yazık kafada da sorun var demek ki. Bir kerede anlamıyor
Acaba oradan beyine giden bir damar hasar almış olabilir mi?
" Anlaştık dedik ya! ama benim de şartlarım var. Paranın yarısı şimdi yarısı 1 sene sonra. Üniversiteyi kazandım, okumama müsade edeceksin. İş bulur çalışırım, kendi harçlığımı da kazanırım. kalan 250 bini bir sene sonra alacağım. Bankaya hesaba koyarsın vadeye her ay vadesi işler"
Bana baktı, uzun uzun.. dudağı mı kıvrıldı onun!
" Anlaştık " deyip elini uzattı...
" Anlaştık"
Tekrar başım kaşınmaya başladığında ise bu 1 yılın hiç de kolay geçmeyeceği belli olmuştu " üstümü giyip sana bir bit şampuanı alayım, belli ki bitin de var"
" pire o bir kere" dediğimde şaşırarak baktı
" ne piresi?"
" dışarısı soğuk, hayvanlar sıcak... sarılarak uyumuştum"
Yüzüme derin bir bakış attı, sanki ilk defa bana üzüldü
" Gerçeği söyle, kaç gündür sokaktaydın?"
" bir hafta" diye cevapladım oturduğum yerden kalkarken...
" ondan önce neredeydin?"
Sevgilimin evinde, beni başkasına satmak üzereyken kaçtım demeli miyim? yok dememeliyim
" bir arkadaşla kalıyordum, anlaşamadık beni evden attı"
Su gibi yalan söylemeyi erken yaşta öğrenince karşındaki ne kadar eğitimli asker olsa da bir bok anlamıyor tabi
Ya asker bey, sizin eğitim sizin gibilere söker... hayatı yalan olanların neyini çözebileceksiniz?
Telefonu tekrar uzattı, " birazdan yanına geleceğim adam gibi bir şeyler seç, benim karım olacaksan ucuz şeyler giyemezsin"
Arkasına bakmadan odasına yürüdü. Yalnız yürürken götü çok iyi görünüyor . Sanki popo değil iki tane kafa kondurmuşlar
Zaten bu tipler çok dikkat ediyor vücutlarına!
Poyraz
Üstümü giyip karargaha bir uğrayıp gelmeye hazırlanırken gözüm masanın üstündeki kurşuna ilişti.
"M"
O güne gittim... Kollarımın arasında can veren kardeşim! yetişemedim!
Babamdan özellikle istemiştim bu istihbarati soruşturmayı bana vermesini, " eğer yapmazsan bir gün sınır dışına gider ve dönmem" dediğimde mecburen bize vermişti görevi.
Er ya da geç bulacağım onu ve bu mermi yerini bulacak. Bu da benim sana şeref sözüm oldun kardeşim.
Masal
Bilgisayar almam lazım. Bilgisayarımı satmak zorunda kalmam canımı öyle yakmıştı ki...
Eski düzenimi kurmam uzun zaman alacak ama bu para ile bir bilgisayar alıp....
Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Evet evet bilgisayar almalıyım bir de şu üniversite işi var.
Bana öğretecekleri ne varsa! otursam size ders veririm ama diploma için size katlanamam gerek sıradan zekalar!
Kadın Olma Sanatı
Beş adam koltukta oturmuş topuklu ayakkabı ile gözümüzün önünde bir kere daha yuvarlanan bacaksız kokarcayı izliyorduk
Demir umutsuzca soluyarak söylenmeye başlamıştı
" resmen belgesel izliyoruz arkadaş, kadının evimi, bir evrilemedi gitti"
" Abi bu kız bence bir yaşında falan yürümeyi de öğrenememiş, bu yaşa dek pata küte gelmiş adına yürümek dediği eylemle" diye Can da söylenmeye başlamışken kokarca oturduğu yerde kalçasını ovarak bağırmaya başladı ağlayarak. Ağlayınca daha da bir çirkin oluyor bu!
" Başlayacağım sizin topuklunuza, napacaksınız bu kadar topuğu acaba, nerenize soracaksınız?"
Bir an hepimiz göz göze geldik, " bu kızın ağzı bizden de pis lan" diye sitem etti Tuna elindeki çiğ sucuğu yerken... Midesi ağrıyacak, motoru bozacak yavşak hala sucuğun birisini bileğine takmış, diğerini ısıra ısıra yiyor
" Sen bu kızın bu işi kıvırabileceğine emin misin?"
Baştan aşağı süzerek söylemişti , Demir bile olumsuzsa o can o bedenden çıkmıştır da ağlayanı yoktur.
" Abartmayın halledeceğim, ardı önü 13 santim topuklu, ne kadar zor olabilir ki" diye söylenerek ayağa kalkma çabası ile tekrar yeri boyladı...
" acaba ben kadın kılığına girip gelsem daha mı iyi bir çözüm olur"
Can'ın teklifini bile kokarcaya bakınca sıcak karşılamıştık ilk duyduğumuzda birkaç dakikalığına...
" Neyse ne, daha 48 saat var, hallederiz. Olmadı bacağını burktu derim, koluna girerim. Şimdi birisi şu kızı kuaföre götürsün"
Arkamı döndüğümde ne bir ses ne bir soluk, Tipini siktiklerimin kiminin gözü tavanda, kimi perdeyi süzüyor kimi ayak ucunda tüymeye çalışıyor...
Kokarca ise bambaşka alem, şişirmiş yanaklarını homurdanarak söyleniyor
" Ne kuaförü be? Ben hallederim"
" Pardon neyi halledersin bacım, tarla sürmeye müsait tırnaklarını m?" ağzına soktuğu sucukla söylenmeye devam etti
" Keserim olur biter"
O tırnağın kesmekle adam olacağını sanıyor?
" Nısh olmaz, senin kuaföre girmen şart" dedi Gürsel koluna girip kaldırarak
Hala itiraz etmiyor mu deli ediyor beni
" Neyim varmış da şartmış"
Le havle!
" Ulan bıyığını var bıyığın" diye bir isyan yükseldi Tuna'dan.
Hayvan herif öyle denir mi?
Kız eli ile resmen kapattı bıyığını, Tuna ise sinirle söylenmeye devam ediyordu " neyim var diyor ya, kaç yıllık pala bıyık amcalar önünde saygı ile eğilir hala neyim var diyor... Manevi babam yılların palası, onda böyle bıyık yok!"
Demir ile kaş göz yapsak da susturamadık hayvan herifi. Bir kaç gün önce kokarca tüm sucuğu yiyip kendine vermediği için kinlenmişti kıza ne var ne yok döktü içinde mal.
" akşam ben götürürüm"
Neyse ki aklı başında bir arkadaşım var da konu çok uzamadı. Canım süt kardeşim Demir'im
" iyi olur bizim de işimiz vardı zaten" Sesleri yükseldi herkesten.
Kokarca ise somurtmuş bir taraftan da soru dolu gözlerle bakıyordu, yanaklarını hava ile şişirmiş, sincap korkutuculuğu ile tehditkar tehditkar bakmaz mı? Ne korktum ne korktum! saf bu ya.
Herkesi yolcu eder etmez elime bir beyaz havlu alıp geldim.
" kır dizini,çök önüme" Anlamayan gözlerle bakıyordu " Hadi "
Elimdeki spreye baktı. Homurdansa da bozulsa da yarısını nakit aldığı paradan sonra ne söylesem yapıyordu
" bit yok bende"
Ağzının içinden içinden anama avradıma söver tonda konuşuyordu
" göreceğiz ne var ne yok"
Hııı, yoktur yoktur! Ulan hayvanat bahçesi kutulsa yeridir, saç demeye bin şahit ister! Bu neyin kafasında!
Önüme oturdu, havluyu sırtına attım ve spreyi sıktım, normalde bir iki fıs sıkmak gerekmiş ama normal bir durum yok ortada.
Sipreyin kapağını açıp tamamını boşalttım!
" Napıyorsun manyak, beni mi öldüreceksin?"
" sus " elimdeki tarakla kafasına vurdum
" insanlar temizlendi diye ölmez"
Yani herhalde ölmezler! ölmez inşallah... Bir videoda görmüştüm, kadın sinek zehiri sıkıyordu.
Yan taraftan çaktırmadan çıkartıp onu da boca ettim kafasına
" bu kokan ne?"
Ne acaba? Ulan keşke maske alsaydım, boğulacağım
" sinek zehiri mi bu, manyak mısın ya beni mi öldüreceksin? "
Kalkıp kaçmaya çalışan ufaklığı tutup havluyu kafasına sardım " çok konuşma sinek misin sen niye ölesin, sinek zehiri bu!"
O nasıl savunma Poyraz... " 40 dakika bekleyeceğiz"
Offf evin içi resmen kimyasal deposu... Ulan sigara içeyim desem kızın kafa alev alacak en iyisi az sabretmek.
Biliyorum çünkü kalksam hemen kaçar banyoya , yıkar başını bu kokarca.
Bacaklarımın arasında sımsıkı sardım belinden düğüm yapıp zor durduruyordum.
En sonunda gücü tükendi de durdu ve evrega!
Bit yok bende mi demişti bu? Bir ara göz göze geldiğimizde mahçup şekilde bakıp
" senden gelmiştir" dedi...
Evet evet, ciddi ciddi bunu dedi!
" şu hale bak, inşallah sağına soluna kurt düşmemiştir"
Sesi çıkmıyordu, o kadar biti beklemiyordu tabi! Yalan yok ben de beklemiyordum. Ne yaparsam yapayım her taramamada bit dökülmeye devam edince gecenin saat birinde Gökhan amcamı aradım
" Oğlum bu saatte masaj salonunda basılmadıysan neden aradın söyle?"
" amca bit nasıl ölür?"
Bir müddet sessizlik oldu... " Kafa mı buluyorsun lan sen benimle"
Yoooğ ama biraz idrak etmesi lazım durumu
" Kim o bitli?"
Gözüm karşımda mahçup şekilde bana kaçmak bakışlar atıp hoparlörden konuştuğum ve amcamın her söylediklerini kelimesi kelimesine duyan kızdaydı
Neden bu durum beni eğlendiriyor?
" Var bir arkadaş, sonra anlatırım"
Bir süre derin derin nefes alıp verdi...
" bekle" dedikten kısa süre sonra " saçını boya" dedi
Güzel demek ki, kuaföre gidince boya ile kökünden geçecek.
O zamana dek bari bir iki tur daha atayım da az bit kalsın...
" Duydun" deyip kapattığım telefonu köşeye attım " Dön"
Tekrar başladım çalışmaya.
Kaç ölü, kaç yaralı var saymadım ama bildiğin katliam yaptım bitlerle.
Demir'in ise kuaföre götürmesine müsade etmeyip kendim götürdüm sabah.
Her ne olursa olsun zaten utanıyor daha da utandırmaya gerek yok! Kızı kuaföre bırakıp karargaha döndüğümde bir ton bakış altında ezildim yine
Demir'in yersiz imaları, çocukların zevzek bakışları... gönül diyor acıma dik bayrak nöbetine de insanım ben insan!
Akşam eve gelmesi için kuaföre bir taksi yolladım. Her zaman yardımını aldığımız dürüst bir adamdı Necmi abi.
" Git al gel" demiştim. Eve geldiğimde kapıdaki poşetlerden bitli kokarcanın da evde olduğunu anlamıştım.
"kız eve gelmiş" poşetleri süzerek söylendi Demir, neden gözümün içine o şekil bakıyor o benim?
" Ne tipini siktiğim, ne diyeceksen de?"
Diğer hayvan sürüsü ise içeriye girdikleri gibi doğrudan dolabıma koştular.
Çekirge sürüsü istilası gibi bir şeydi, mutfağım yağmalanıyordu.
" Güzel kız aslında"
Kim,kimmiş güzel... Tuna bile daha güzel.
" Abi kafa mı buluyorsunuz?"
Sesimizi duymuş olacak ki kapalı kapının arkasından yükseldi çığlığı!
" ben hayatta giymem bunu"
Aldığım kıyafeti kast ediyordu,
" Özellikle bunu hiç giymem, bırak yürümeyi üstünde bile duramıyorum"
Gerçekten para ile tutulmuş bir kıza göre fazla cesur
Olduğum yerden kükredim
" Asabımı bozma benim, gelip zorla giydiririm. 10 dakika içinde salonda ol"
Demir ise mutfaktaki puştlardan arda kalır değildi ima dolu sırıtması yayılıp durdu yüzünde
Ben öfke ile ayağımı yere vurmuş belli bir ritimde tempo tutarak beklerken Can yanıma gelip elini omzuma attı.
Gevrek gevrek sırıtmıyor mu birde, al eline beni sabaha dek döv komtanım der gibi
" Abi emin misin, bak hala geç değil, Tuna'yı kadın kılığına sokabilirz"
" Saçma sapan konuşmayın" diye çıktı yine bölüm canavarı Demir " Siz nerenizle bakıyorsunuz bilmem ama bence kız gayet güzel" gözümün içine baka baka söylüyordu
Beni mi inandırmaya çalışıyor bu kendini mi ikna etmeye çalışıyor. Sude'den kaysın dikkatim diye bana bizon bile yakıştırır bu adam
" aptal aptal konuşma ona kız olarak bakmam mümkün bile değil. Damacanayı tercih ederim"
Ben bu ara bu damacanaya çok mu taktım kafayı naptım?
Ve yine bir ses yükseldi.. yine neyi kırıp döktü bu beceriksiz!
" sende çıkacaksan çık adamın asabını bozma"
Gidip mutfaktan kendime su alıp gelirken ıslık sesleri duydum.
" Yine ne peşinde bunlar " diye ilerlerken onu gördüm! yuh! baya... şey aslında
Elleri sürekli elbisenin sağını solunu çekiştiriyor, huzursuzca bakıyordu
" E, olmuş mu?" ve bir adım atması ile yere kapandı... Ah be kızım bari 5 dakika sürseydi içimdeki becerecek galiba umudum.
Tuna kafasını eğmiş yere kapaklanmış kıza bakarak böğürdü.
" Aslında yürüyüp konuşana dek baya olmuştu "
Evet kardeşim, yürümese bir de konuşmasa oldu ama işte ne yazık ki bize yürüyen ve konuşan bir model lazım.
Demir kıza elini uzatmış kaldırıyordu yapıştığı yerden
" Oldu olacak nefes de almayayım"
Yine carladı kokarca bu defa da Tuna'ya. Hak ediyor karışmadım da bu Demir'inki ne ayak! Kendi haline kalkamıyor mu? illa destek mi olacak
En hayırsever sensin kardeşim aynen, Türk Silahlı Kuvvetleri' nin en efendisi, en en en centilmen sensin. Tipini siktiğim!
Demir'in koluna girmesi ile düşmeden, sallanmadan yürümeye başarmıştı sonunda ki Can bambaşka bir soruna parmak bastı.
" Bana bak, gittiğin yerde de eline koca ekmeği alıp yemeğe dalma. Hatta bence sen yemek yeme"
Harbiden bir de o konu var değil mi? hay ben aklımı sikeyim...
Bu kızla kutlamaya gitmek hayatımın en büyük hatası olacak ve ben o hataya davul zurna eşliğinde gidiyorum.
Aklını bir kere daha sikeyim senin dahi Poyraz
Aman efendim ne demek benim aklım sizin aklınız sevgili yavşak Poyraz!
Poyraz
Toplantı odasında harita üstünde medusanın bıraktığı sahte izleri takip ediyorduk ki fark ettiğim ayrıntıyı tim ile de paylaştım.
" bize her defasında bir sonraki hamlesine nereden sahte sinyal vereceğini gösteriyor. 7 yıl önceki hamlesinde eklediği fotoğrata geçen caminin Afyon'da tarihi cami olması... "
Durdum, derin derin soludum. O gün mahvetti hayatımızı! Tam o gün! kardeşim şehit düştü, Sude beni ölümden çekip aldı. Gözüm kararmış engel olamadığım titrememle Demir girdi devreye de üstümden aldı yükümü
" Yani kısaca en son 2 ay önce aktifti bu allahın cezası ve Van kedisi fotoğrafı ekledi hava kuvvetlerinin tüm sistemlerine"
Evet, tam 2 aydır suskun! şaşılacak şey!
Masal
İşlemcisi önemli, kağını ile tarla süremem sonuçta. Ben o bebeğe neler ekleyeceğim neler...
Nasıl özlemişim program yazmayı... elim boşlukta bile sanki 01 1000 basıp duruyor.
En güzel bilgisayarı alacağım!
Yemek Sanatı
Poyraz
Demir ile oturmuş masada eğitim veren Tuna ve kokarcayı izliyorduk.
" bak buna çatal derler, neymiş ça- tal"
Sinirle eline aldığı çatal ile dev gibi adama saldırdı.
" Elinde olsa dövecek" Kızı işaret edip söylüyordu. Tuna'nın sırtına yapışıp kafasını ısıran kıza hayretle bakıyordum. Tam vahşi!
" ısırdı mı o?"
Gülmeye başladık, hayvan gibi bağırırken Tuna biz keyifle kahvemizi içiyorduk
" Tüm kumanyayı yer misin, oh olsun sana tipinisevdiğim"
Dağda tüm erzagı 1 haftada bitirip bizi 3 ay aç bırakmıştı hayvan köpeysi!
Saatleri bulan yemek eğitiminden bir parçacık bir şey öğrenemeden kalkmıştı.
Kara kara düşünürken yanıma geldi.
" ben yemek yemeyi biliyorum. 2 yaşımdan beri yemek yiyorum"
Umutsuzca yüzüne bakıyordum... Ulan gitti 500 bin çöpe! Bundan ne köy olur ne kasaba.
" O kadar kıyafet aldım, niye hala tişörtümü giyiyorsun sen?"
Karşımdaki sandalyede oturmuş ezilip büzülerek tişörtü okşadı
" çok yumuşak"
" Kadın olmak ne demek hiç bilmiyorsun değil mi?"
Gözüm saçına gitti. Üstün körü tepesinde toplamış, üstünde lacivert tişörtüm... buğday tenli bir kız, ne diyorlar bu göze badem göz mü?
İri de gözü. Bu muymuş güzel?
Bu Demir'in gözlerine baktırmak lazım, bir de keskin nişancı olacak! Ardımızı buna emanet ediyoruz. Kızı gördüğü gibi görüyorsa hedefi de işimiz var
" topla şu masayı, midem kötü der sadece çorba içersin, yemek yemezsin"
Başka türlü olacak gibi değil çünkü, kızın eline bıçak veriyoruz eti kessin diye , bizi kesecek gibi tutuyor
Ses etmedi. Odaya giderken gözüm masanın üstündeki kitaplara takıldı.
" bunlar ne?"
Elinde tabaklarla dönmüş heyecanla konuşmaya başladı "dedim ya üniversiteyi kazandım, kayıt yaptırmaya gideceğim yarın"
Doğru, söylemişti...
" Sabah gider yaptırırız kaydını, akşamüstü de hazır olursun şu yemek belasından kurtuluruz. Yarın hatırlat sana birbirimize nasıl aşık olduğumuzu anlatacağım"
Şaşkın şaşkın bakıyordu gözüme
" Bakma öyle alık alık. Sormayacakalar mı sanıyorsun nerede nasıl tanıştınız diye?"
Jeton yeni düştü belli sıfatından. Az daha sabret Poyraz... çoğu gitti azı kaldı. 361 gün dediğin nedir ki!
Odaya geçtiğimde kendimi yatağa attım. Elime telefonu alıp uzun uzun baktım.Sarı saçları rüzgarda uçuşmuş... Nasıl da mutlu.
Masmavi gözlerinin Cem'e aşkla bakışı ile bir daha yıkılarak çıktım uygulamadan.
Masal
Puuuuf, anlaşmamızda temizlik yoktu! iş tanımımda temizlik yok deyip yapmasam ne olur acaba?
Dolaba ilişti gözüm. Of, ne de değişik şeyler var... yesem fark eder mi acaba? Ye dedi, kendi dedi. Acıkırsan mutfak orada dedi.
Etrafa bir iki göz atıp elim dolabın kapağına gitti. Bu nasıl bir dolap, yok yok! Hiç bekar gibi yaşamıyor bu adam!
Bir sürü meyve var. Herhalde meyve... Daha önce hiç görmediğim şeyler! zenginler bunları yiyor demek. Evi de çok lüks yerde!
Askerler bu kadar çok mu kazanıyor? Arabası da var... benim başımı sokacak bir kulübem bile yoktu. Hayat çok acımasız.
Herkese eşit dağıtılsa ne olur sanki para! kimse aç kalmaz o zaman.
Nasıl yeneceğini bilmediğim meyveyi elimde çevirirken onun sesini duydum
" ortasından kes bıçakla"
Kapıya dayanmış elleri koynunda bana bakıyordu. Panikle kalkınca her şeyi yıktım, kırdım, döktüm!
Başımı utana sıkıla kaldırdığımda gözü önce yerdeki kırılıp dökülenlerde sonra bende dolandı.
" Sen bu sakarlıkla iyi hayatta kalmışsın, kazara ölmen gerekti senin"
Sinirle soludum, ne sakatlığımı görmü... ımmm yok yok o cümleyi hiç tamamlamayayım zira adamın geldiğim andan itibaren evinde kırılmadık şey bırakmadım.
" şoldu, korktum sen öyle birden seslenince"
Yanıma gelmiş, bir bıçak almıştı eline. Gözümün içine baka baka üstüme üstüme yürüdü!
Yok artık 2 düzine bardak tabak kırdık diye de insan öldürülmez.Yani herhalde öldürülmez....umarım öldürülmez!
Tezgahın üstündeki meyveyi aldı. " otur"
İkiletmeden oturdum, sinirli olunca boğazındaki damarlar kabarıyor ve şu an boğazında kabarmadık damar yok!
" Dokunma şunlara git direkt yat gece gece kesme bir yerini. Yarın kadın gelecek o toplar"
Sandalyeye karşıma oturdu ve meyveyi kesti.
" pasiflora edulis, tutku meyvesi diye de bilinir ama bizim ülkede herkes çarkıfelek meyvesi der. Ana vatanı Güney Amerika..."
Eline bir tatlı kaşığı alıp içini sıyırdı ve bana uzattı
" tatlı ekşi güzel bir aroması var , seversin"
Aldım, çekinerek de olsa yedim.. güzeldi, hemde çok güzel.
Poyraz
Yüzünde kocaman gülümseme oluştu!
" Neden tutku meyvesi diyorlar. Tadı çok güzel yiyen bir daha istiyor ondan mı?"
Yani, mantıklı bir çıkarımdı, öyle de dense iş görür, insanları ikna edermiş!
" nısh, cinsel gücü arttırdığı söyleniyor" dediğimde öksürerek ayağa kalktı..
Ne, boğazına mı kaçtı?
Masal
Sapık, ırz düşmanı... amacı ne bunun amacı?
Çatmış kaşını bana bakıyor bir de anlamaz anlamaz rol keserek
" senin derdin ne be? Ne diye yediriyorsun bana bunu?"
Bir meyveye baktı bir de bana, öfke ile meyveyi lavaboya atıp ayağa kalktı.
Gülüyordu ama boğazındaki tüm damarlar belirerek. Sanırım bu sinirli bir gülüştü!
Yanıma geldi, üstüme üstüme yaklaştı. Başım göğsüne çarpıyordu, kafamı kaldırıp gözüne baktım çekine çekine.
Neden bana öyle bakıyor? En son hamam böceğine ben öyle bakmıştım ama hamam böceğinin kırılacak bir kalbi yoktu, yani umarım yoktur!
" Bana bak bacaksız ben kadın seviyorum, senin gibi çöplük farelerine dönüp bakmam. Benim etrafımda pervane olan kızların estiği rüzgar sana fazla gelir.
Kendini bana yakıştırıp durma sinirimi bozma benim. 60 yaşındaki sapık tekel bayici değilim ben, bir kendine bak bir bana! çıtayı o kadar yükseğe asma"
Çenesi sinirle gerilmiş arkasına bile bakmadan giderken gözümden ard arda yaşlar döküldü
" ben de sana bakmam bir kere! dallama! benim peşimde... ohoo... benim peşimde kimler var kimler, sana mı kaldım ben?"
Oturdum sandalyeye, tabi buna oturmak denirse... hayvan herif, kendini ne sanıyorsa!
Bir kere senin rolün kime, peşinde kadınlar varmışmıııııış! Var da ne olacak acaba! dünya güzeli peşinde olsa ne olur, tamam helali hoş olsun üst yapı var ama altyapı yok altyapı!
Bilmiyoruz sanki!
Poyraz
Aptal Poyraz, başına bela ettin, yetmedi bir de nikahına aldın! salak Poyraz... kendi kendime küfür savurarak yatağa geçip kitabımı elime aldığımda aile telefonundan gelen arama ile yataktan kalktım.
" efendim annelerin sultanı"
Bir ton yağ çek Poyraz bir aydır kadını aramıyorsun.
" Oğlum sen evlendin mi?"
Haydaaaa!
" anneciğim o da nereden çıktı, kim diyor Allah aşkına böyle şeyleri. Kim neresinden uyduruyor, hayret bir şey!"
" düzgün konuş lan velet" diye bağıran bir Gökhan amca... Ah amcam ahhhh!
" amca?"
" yeğenim!"
Sesi imdat kurtar beni kadınların elinde kaldım yeğenim tonundaydı
" amcaaaaaa!"
" canım yeğeniiiim..."
Ve annemin kulaklarımızda yankılanan çığlığı
" ay yeter kesin şunu! başlayacağım sizin amca yeğen nidanıza! kimle evlendin lan sen bize haber vermeden?"
Eyvah eyvah... annem lan demeye başladı ise cenaze namazını hazırla Poyraz.
İyi adamdım be, yani... iyi sayılırdım. O değil de cidden pamuk mu sokuyorlar?
Demir
Evde oturmuş annemden bilmem kaçıncı azarımı işitiyordum.
" evet anne.... Anneciğim arkadaşımın sırrını sana söylemediğim için mi bana bağırıyorsun?"
Ve suratıma kapanan telefon. Bu adam benim başıma bela olarak doğmuş, etkiye tepki olarak doğmuş...
Ulan çocuğum olsa bu kadar uğraşmazdım. Sinirle telefonu yatağa atıp tekrar oyuna dönmüştüm ki yine çalmaya başladı
" Başlayacağım ama artık ha!" elime aldığımda onun adını gördüm.
Kalbim birkaç saniye kesintisiz attı... Derin derin solurken buldum kendimi. Üstüme başıma çeki düzen mi veriyorum ben?
" Efendim Eylül"
Titreme işte titreme canını sevdiğimin sesi titremeeee! Elbette titredi.
" Demir doğru mu duyduğum?"
Hangisi, sana deli divane olduğum mu? Ölüp bittiğim mi? Hayaline sarılıp uyuduğumu mu?
" Poyraz evlendi mi?"
Sikeceğim ama Poyraz'ınızı!
" Şimdi ne desem bilemedim?"
" yarın beni garajdan alır mısın? sakın Poyraz'a söyleme geleceğimi. Annem baygınlık geçirip duruyor gelip görmem lazım ne haltlar döndürüyorsunuz siz"
Gel, gel iki gözümün çiçeği gel. Almaz olur muyum hiç!
" olur, alırım"
" işin varsa..."
Ne işi ne gücü, istifa ederim gerekirse
" yok, işim yok"
" tamam görüşürüz" kapattı... bari görüşürüz deseydim zalimin kızı!
Ulan kalp krizi kaç atınca geçiriyordun, bir sol da uyuşmadı değil!
Bu canına yandığımın kanı anında nasıl oraya kan pompalıyor ya! yürü Demir yürü, bir soğuk duş alma vakti geldi sana!
***
Nizamiye
Poyraz
" kaçta kaldın asker?"
" Sıfır komtanım"
" Aferin devammm"
Çayımı içerken sandalyeye oturmuş izliyordum. Tuna 'nın ter damlamadık bir yeri kalmamıştı.
Şarttı böyle ceza, nedir yani sırtında 70 kilo ile şınav çekemeyecekse karşıma Teğmenim diye çıkmasın.
Ağzına ağzına söylene söylene inip kalktı koca gövdesi kolları titreyerek!
60 dan sonrasını saymayı unutmuştum, sahi kaç oldu acaba gerçekten!
Rengi kızarmış, ter içinde bayılmak üzre olan tim arkadaşıma daha bu kadar yeteceğine karar verdim.
" Tamam rahat... Bu kadar yeter" kalktım. Bir iki esneme hareketi ile belimi kütlettim
" götüm ağrıdı sandalyede oturmaktan"
Yine ağzının içine içine söylendi tipineicra kondurduğum.
Bense keyiften dört köşe subay odasında rahat koltuğuma kurulmuşken önümdeki dosyayı gördüm.
" Babam mı yollamış" diye kendi kendime söylenerek açtığımda babamın medusa ile ilgili bir kamera kaydı bulduğunu söylemesi ile can geldi.
Çok uzun süre izi sürülmüştü. 7 yıl önceki Siber saldırısı ilk saldırıydı bize karşı kayda geçen ve o saldırıdan sonra hiç bir yerde bir iz bırakmamıştı.
Rahmetli Çağdaş amcam da ondan alta kalmazdı, tam konumunu bulamasa da aylar sonra bir iz bulup peşine düştüğünde bir İnternet kafede yapıldığını anlamıştık eylemin.
Gelin görün ki İnternet kafenin kameraları bozuk, ve çevrede tek bir kamera bile yoktu. Onlar ise ya çalışmıyor ya da kayıt hafızaları dolmuş!
Ama en nihayet bulmuştu bir görüntü.. o saat dilimlerinde oradan geçenleri gösteriyordu.
İnternet kafeye girenleri..
Olası şüphelilerin hepsi çıkartılmıştı ve prosedür gereği elbette tüm görüntüdekiler. taranacaktı.
8 kişi girmiş, 3 ü kadın kalanını erkek. 5 de çocuk, 1 kız çocuğu ve 4 erkek.
Artık bir ip ucumuz var!