Savaş sen öğlen bunlarla mıydın der gibi baktı. Bu bakış seninle evde hesaplaşacağız bakışıydı ve ben tedirgin edici.
"Ooo abi."
"Aslanım hadi gidelim."
"Abi biz arkadaşlarla takılacağız siz geçin."
Tamam anlamında kafa salladı. Kızlarla vedalaştım arabaya geçtim. Savaş burnundan soluyor arabayı hızla çalıştırdı. Öfkeyle bana bağırarak.
"Bana yalan söylemenin bedelini ödeteceğim."
"Yalan söylem...."
"Kes lannn! Daha fazla yalan söyleme. Kız kızalarmış."
Deli gibi hızlı araba kullanıyordu bir şey söyleyip sinirlenmesini istemiyordum arabayı bir yere toslayacak diye korkuyordum. Yol boyunca tehditler savurdu. Küfretti ve bağırdı. Arabayı evin önünde bırakıp beni arabadan indirdi çektire çektire kapıya gittik zili çaldı açan kızın
"Hoşgel.." cümlesi tamamlanmadan hızla merdivenleri çıktık. Odanın önüne geldiğimizde anlamıştım zaten başıma geleceği. Canımı yakacaktı hiç acımadan yine cıtacaktı canımı İçeri doğru ittirdi. Ona döndüm.
"Bak Savaş..." Dedim ki tokadını hissettim yüzümde. Her tokat attığında acı oluştu yüzümde.
Sonra bir tokat daha. Ben yüzümü tutarken kollarımdan tutup sertçe duvara vurdu. Sırtımın acısından ağlama hissi oluştu. Boğazımı sıktı. İttirdim onu engel olmaya çalışıyordum.
"Bana yalan söyledin."
Gözümden yaş akıyordu. Nefes alamıyordum kollarında çırpınırken kendini geri çekti.
"Bana yalan söyledin."
Nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum bir yandan da
"Hayır onlar senle konuştuktan sonra geldi yalan söylemedim. Hem Ceren'in sevgilisi Emrah Sinan'da onun arkadaşı. Ne olmuş hem geldilerse.
"Banane lan."
Yüzümü sıktı bu kez.
"Sana okul yok şansını kaybettin."
"Hayırr."
"Kapa çeneni. Yarın gitmiyorsun."
Böyle bir şeyi kabul edemezdim itiraz etim ve bu onu daha çok sinirlendirdi. Her dediğine boyun eğmeyeceğim. Saçlarımdan tuttu ve kendine çekerek
"Bana itiraz etme seni o kurtların içine en başta göndermem hataydı. Bitti.!"
Yatağa doğru ittirdi.
"Canın daha çok yansın istemezsen sus."
Ayağa kalktım. Susamazdım. Susmayacaktım. Kaldı ki bu kadar her dediği şeyi bana yaptıramazdı. Öfkeyle ben bağırdım bu kez.
"Yeter beni böyle hırpalayıp bağırıp sindiremezsin. Fiziksel olarak benden güçlü olman haklı olduğun anlamına gelmez."
Gülümsedi. Parmaklarını yüzümde gezdiriyordu.
"Öyle mi yarın abini görmeye gidelim istersen belki son görüşün olur veda edersin abine."
"Hayır hayır sakın ona zarar verme. Abimi katma bu olaya."
Gülümsemesi devam ediyordu.
"Yarın okula gitmeyeceksin o zaman."
"Sadece yarın mı?"
Kollarının arasına aldı bu kez geri çekilebilmek ne mümkün.
"Ona bakarız yarın gitmek yok. Öfkemin geçmesi gerek belki beni sakinleştirirsen."
Kollarının arasından kurtulmaya çalıştım sonra.
"O zaman abimi görmeye giderim."
"Benimle pazarlık yapma ufaklık."
Gözlerimi devirdim. Kafa salladım ve banyoya girdim. Kapıyı kitledim duşa girecektim. Yüzümde parmağının izi dudağımın kenarı hafif kanamış. Boynum kızarık. Acınası bir haldeyim. Sürekli hırpalanmaktan canımın yanmasından bıkmıştım. Duşa girdim ve duş boyunca içim sökülene kadar ağladım. Üzerime bornuzu geçirip duştan çıktığımda giyinme odasına geçecekken.
"Dur bir dakika."
Kafamı ona çevirdim bana baktı sırıttı ayağa kalkıp yanıma doğru geldi. Kollarını belime sardı.
"Ne yapıyorsun. Bırakır mısın?"
Burnuma bir öpücük kondurdu. Sonra kafamdaki havlu çekip aldı. Islak saçlarım önüme dökülürken saçlarıma dokundu. Yüzümü öptü.
"Yapma.Lütfen."
Gülümsedi.
"Çok güzel kokuyorsun. Hep nasıl koktuğunu merak etmişimdir. Kullandığın parfümü, şampuanı..."
Hep derken? Beni daha iki gündür tanımasına rağmen baya fantezi kurmuş kafasında. Geri çektim kendimi. Bir şey söylemeden giysi odasına geçtim hızlıca üzerimi değiştirip saçlarımı kuruttum. Yanıma geldi tekrardan.
"Elini uzat."
Uzatmamıştım bu kez yüksek sesle
"Elini uzat."
Elimi uzattım. Cebinden çıkardığı kocaman tek taşı parmağıma taktı. Yani öylesine büyük bir taştı ki tek rakibim Demet Akalın olabilirdi. Allah bilir kaç paradır. Parmağıma da tam oturdu iyi denk getirmiş. Bir şey söylemedim.
"Tam oturdu parmağına artık evli olduğun resmen belli."
Alnıma yakında bu hatun benle evli diye dövme yaptırır bu psikopat. Elimi geri çektim ne bekliyor teşekkür mü? Ay çok tatlısın abimi vurdun beni tehdit ettin zorla evlendik üzerine iki gündür şiddet uyguluyorsun ve bu kocaman pırlanta şahane nasıl teşekkür etsem bilemedim!
"Hadi annemlerin yanına inelim kaynaşırsın biraz."
Kaşlarımı çattım.
"Hayır inmek istemiyorum annen sürekli bana laf sokuyor."
Kolumu tuttu bir şey demeden peşinden sürükledi. Adamın lügatında hayır kelimesi yoktu asla kabul etmiyordu. Annesi ve babası salonda karşılıklı kahve içiyorlar. Savaş.
"Afiyet olsun." Dedi gülümseyerek.
Bir şey demedim ben dersem laf sokacaklar diye korkuyordum. Annesi şöyle beni süzdü sonra gözü parmağıma takıldı.
"Karın için baya pahalı bir yüzük seçmişsin."
Savaş elimi tuttu.
"Her şeyin iyisine layık çünkü o."
Sonra bana pisliğe bakar gibi bakıp bu mu her şeyim iyisine layık der gibi surat büzdü. Babası atladı.
"Sevinç tamam ama ne konuştuk senle hala devam ediyorsun."
"Fikret benim bir şey yaptığım yok konuşuyoruz Gelin Hanımla."
Cevap vermedim vallahi Sevinç Hanım sen kendi kendine konuşuyorsun. Laf sokup hakaret ediyorsun ben sadece susuyorum. Yaklaşık bir saat bu sıkıcı ortamda oturdum artık patlamak üzereyim kendimi asacağım bir noktaya geldim ki içeriye neşeli ses tonu ile.
"Ben geldim canım ailem." Diye Barış girdi.
Herkes onu görünce gülümseyip karşılık verdi. Yanımızda duran tekli koltuğa geçti. Abisinin aksine neşeli, güleç bir çocuk.
"Nasılsınız. Siz niye eve geldiniz ya gezseydiniz."
Savaş düz ve tok bir ses tonu ile.
"Gerek yok ailemizle olmak bizi daha mutlu ediyor."
Ya şuan içimde şenlik var mutluluktan çıldıracağım çünkü ailemleyim. AİLEM! Barış bana baktı
"Senin canın sıkılıyor gibi."
Hayır anlamında kafamı salladım sonra elini dudağına götürüp.
"Dudağına ne oldu senin?"
Dudağıma dokundum. Hayvan abin yaptı diyebilseydim keşke.
"Uçuk çıktı."
"Sabah yoktu yara gibi sanki."
Savaş atladı.
"Oğlum uçuk bu ne zaman çıkacağı mı belli olur uzatma."
Barış güldü.
"Tamam abi ne kızıyorsun."
Ben burada olduğum her an için içimden lanet okuyordum. Nefret ediyordum Savaş'tan ailesinden benim abimle mutlu huzurlu bir yuvam vardı. Barış'ın sesi ile dikkatler ona yöneldi tekrar.
"Dışarı çıkalım mı abi hem yenge hanım içinde değişiklik olur."
Suratına bana bir daha yenge dersen ciğerlerini sökerim bakışı attım ne kadar etkili attım bilmiyorum çünkü Barış karşımda sırıtıyordu çok etkilenmiş gibi de değildi açıkçası kafamı geri çevirdim hayır yani beni buradan tamamen göndersinler değişikliğin kralı olur. Savaş tok bir tonla.
"İyi böyle."
İnsanlıktan nasibini alamamış yaratık. Sofra kurulmaya başlanmıştı biz masanın başına geçerken babaları yukarıya kadar çıktı servisler yapılırken önümde duran salatadan ağzıma bir çatal aldım ki.
"Ne yapıyorsun sen!"
Savaş'ın sesi sofrayı inletti resmen. Anlamamıştım öylece yüzüne baktım sadece. Çatalı sertçe masaya vurup.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Bir şey anlamamıştım ben ne yapmış olabilirim ki deminden beri sessiz sessiz duruyorum. Kafamı salladım.
"Kalk çabuk masadan."
Artık öfkeme yenik düşüp.
"Sen ne saçmalıyorsun Allah aşkına."
Sinirden gözlerini kapadı.
"Bu sofrada herkes aynı anda yemeğe başlar. Babam henüz sofrada değilken bu saygısızlığı nasıl yaparsın."
"Ama ben..."
"Kes. Kalk şimdi."
Barış abisini sakinleştirmek istercesine.
"Abi o daha kuralları bilmiyor tamam alt tarafı bir çatal salata."
"Olmaz. Bilecek. Bu babama saygısızlık.."
Kafamı iki yana salladım amacım sadece salata yemekti.
"Ben yani öyle amacım yoktu. Kimseye saygısızlık yapmadım.”
Bileğimi koca elleri ile kavradı sıktı.
"Beni odamızda bekle."
Ömrümde bu kadar küçük düşmemiştim. Gözümden bir damla yaş aktı. Ayağa kalktım. Saçmalıktı bu.
"Abi saçmalama kız yemeğini yesin"
Savaş ona kapa çeneni dercesine baktıktan sonra Barış annesine döndü.
"Sen bir şey demeyecek misin kızın bir suçu yok."
Annesi Savaş'a baktı sonra bana. O küçümser bakışlarıyla sonra oğluna dönüp.
"Bu seferlik anlayış göster çok normal hiçbir açıdan bize uymayan bir kız hata yapması normal eminim daha büyükleri de olacaktır."
Daha fazla bu ortama katlanamayacaktım. Bir şey söylemeden odaya çıktım ve içim çıkana kadar ağladım. Ceren'i aradım.
"Tosbiğim."
"Canım."
Derin bir nefes aldım.
"İyi misin sen ne oldu?"
"İyiyim merak etme yarın okula gelmeyeceğim haberin olsun."
Ceren kendi çapında saniyelik süren öfke nöbetini geçirdikten sonra
"Neden acaba o hayvan ne yaptı?"
"Sakin ol sorun yok abimi görmeye gideceğiz."
"O hayvan neden sana iyilik yaptı acaba?"
İyilik mi Allah bilir abimin yanına götürür tehditler savurur orada bana.
"Öyle işte haberin olsun istedim."
Ceren pek gönlü olmasa da kabul etti. Bende odada televizyona bakıyordum karnım acıkmıştı ama yani zaten sabah doğru dürüst bir şey yemedim öğlen desen ayak üstü kraker filan şimdide bu domuz yüzünden yiyemiyorum. Resmen bana eziyet etmek için evlenmiş benimle. Ben televizyon izlemeye bir süre devam ettim odanın kapısı açıldı bu pislik geldi. Utanmadan bana bakıyor birde suratımı çevirdim. Yanıma geldi oturdu hala ona bakmıyorum. Omzuma dokundu kendimi geri çektim o iyice yanaştı.
"Bana bak."
Duymazdan geldim avuçlarının içine aldığı kolumu tüm gücüyle sıktıktan sonra
"Bana bak dedim."
Kafamı çevirdim yüzüme bir öpücük kondurdu sonra boynuma elimle itmeye çalışıyordum ama buna izin vermiyordu. Kendimi öylesine sıkıyordum ki. Boynumdaki dudakları benimkilerle buluşunca kafamı çektim.
"Hayır." Dedim
Hayır demem onu öfkelendirmişti saçlarımdan tuttu ve kendine doğru çekti.
"Sen küçük köle dediklerimi yapmazsan canın yanar biliyorsun değil mi ve sadece senin canının yanması ile de kalmaz."
Seni öldürmek istiyorum senden nefret ediyorum pislik herif. Tehditlerinin canı cehenneme. Kendimi geri çektim.
"Seni öpmek istemiyorum anladın mı? Köle değilim kes sesini."
Kaşlarını çattı ben konuşmaya devam ettim.
"Midemi bulandırıyorsun. İğrençsin. Zavallısın."
Hiddetle beni ayağa kaldırıp duvara doğru itti. Hızlıca yanıma gelip saçlarımı eline doladı. Duvara sıkıştırmıştı beni ve hareket edemiyordum dudaklarını boynumda omzumda gezdirirken göz yaşlarım çoktan benden bağımsız akmaya başlamıştı. Kendini doğru çevirdi. Yüzümü ellerinin arasına aldı.
"Öp beni."
Kafamı salladım.
"Öp beni dedim."
Göz yaşlarımın arasında.
"İstemiyorum." Diyebildim.
Attığı tokatla yüzüm yan tarafa döndü. Dizlerimin üzerine çöktürdü. Ruh hastasıydı buna emindim
"Bana itaat etmek zorundasın."
"İstemiyorum anladın mı lanet olsun sana istemiyorummmm. Sana hiçbir şey yapmak zorunda değilim."
Ayağa kaldırdı kollarımı sıkıp
"Bunun bedelini ödeyeceksin."
Yere itip çıktı. Allah'ım ölmek istiyorum o adama sahip olamam istemiyorum onu. Üzerimi değiştirip yatağın içine girdim o gelmeden uyumak istiyordum. Gözlerimi sıkı sıkı kapadım. İçimden uykuya dalana kadar dua ettim bu kabustan kurtulmak için…Yüzümde hissettiğim el ile uyandım. Gözlerimi araladım. Savaş. Hemen doğruldum.
"Günaydın sevgilim."
Cevap vermedim. Saçlarımı okşarken.
"Abine gitmeyi istiyordun değil mi?"
Yüzüne baktım. Evet evet deli gibi istiyordum. Sadece kafa sallamakla yetindim. Gülümsedi.
"Güzel. O zaman hazırlan kahvaltıyı yapıp gidelim."
Banyoda elimi yüzümü yıkar yıkamaz hemen üzerime bir elbise geçirdim saçlarımı topladım. Ben makyaj yaparken oda giyindi. Elimi tuttu aşağı indik herkes sofradaydı bu kez. Yerimize geçtik... Babaları... Neydi adı hah Fikret Bey.
"Kızım dün için kusura bakma bizim oğlan biraz abartmış yoksa yemeğe başlamanda sakınca yoktu."
Gülümsedim.
"Önemli değil efendim benim hatamdı."
Savaş'a baktı.
"Bir daha asla böyle bir şey yapmayacaksın."
Kafasını salladı Savaş sadece. O kadar çok acıkmıştım ki önümde ne varsa yiyordum. Ben yemeğe kendimi kaptırmışken Barış.
"Dersin kaçta Aslı ben çıkacağım şimdi götüreyim seni de"
Savaş'ın yüzüne baktım o bana baktı sonra Barış'a dönüp.
"Bizim yengenle işimiz var koçum sen git."
"Tamam."
Karnımı doyurmuştum. Bu mendebur adam çok az yiyordu gözlerini bana dikmiş.
"Bittiyse kalkalım." Dedi
Ayağa kalktım.
"Ellerinize sağlık. Afiyet olsun."
Annesi cevap bile vermedi. Barış gülümseyince bende ona gülümsedim. Babaları da
"Hadi iyi eğlenceler." Dedi
Eğlence mi senin bu oğlun boğazımı kesip bir yere atmaz inşallah. Elime yapıştı yine. Sümük gibi yemin ederim her fırsatta yapışıyor. Arabaya geçtik. Cebinden siyah bir bez parçası çıkardı.
"Yanaş."
"Ne?"
"Yanaş gözlerini bağlayacağım sence seni abine götüren yolu ezberlemene izin verecek kadar salak mıyım? Yaklaş şimdi."
Öfkeyle
"Sen iyice delirdin herhalde."
Bileğimi tuttu.
"Bak bana bir şeyi ikinci kez söyletmenden hiç hoşlanmıyorum. Yanaş."
Ona doğru yanaştım. Gözlerimi bağladı. Manyak herif kafasının içinde nasıl bir fantezi dünyası var acaba.
"Heyecanlı mısın?"
Daha çok korkuyordum. Cevap vermedim ama oda pek umursamadan arabayı çalıştırdı bir yandan radyoyu açtı. Müzik sesi geliyordu. Yol boyunca kalp ritmim en üst seviyelerdeydi. Yaklaşık bir saat sonra bir yerde durdu. Gözlerimi açtı. Ormanın içi burası resmen şu korku filmlerindeki evler gibi. Etrafında ne insan var ne başka bir yapı.
"Ee in hadi."
Kaşlarımı çattım.
"Beni öldürmeye mi getirdin. Dün seni istemedim diye."
Kahkaha attı.
"Salak salak konuşma in şu arabadan."
Arabadan indim. Ayaklarım titriyordu elimden tutup hızlı adımlarla evin önüne geldik. Kapıyı çaldı beyaz önlüklü biri açtı. Hemşire bu ama içeri girdik. Beni direkt bir odaya götürdü. Bir sedyede yatıyordu abim. Baş ucunda makineler. Serumlar. Doktor var bir şeyler yapıyor. Hemen koştum ellerini tuttum öpmeye başladım.
"Abicim. Abii uyan ne olur uyan."
Abimi bu halde görünce göz yaşlarıma hakim olamadım. Hem ağlıyorum hem abimle konuşuyorum. Doktora döndüm.
"Ne zaman uyanacak. Lütfen artık uyansın yalvarırım."
"Abiniz kafasından aldığı darbe yüzünden maalesef hala uyanamıyor ne zaman uyanır bizde ilmiyoruz şuuru kapalı. Beyni ödem toplamış."
Ne demek kapalı. Doktorun koluna yapıştım.
"Ne zamana kadar kapalı kalacak onun hastaneye gitmesi gerek."
"Burada bir hastane donanımında gerekli her şeyi yapıyoruz."
Savaş'a döndüm
"Ne olur onu hastaneye götürelim."
"Kızım senin çapın kaç acaba devlet hastanesinde senin abinin uyanmasını mı beklerler sanıyorsun ne zaman uyanacağı belli değil adamın. Özel hastane desen o kadar paran yok."
Öfkeyle
"Senin varya lanet herif."
Kahkaha attı.
"Evet benim var ama senin değil."
Üzerine yürüdüm.
"Senin gibi bir manyakla aşık olduğum için evlenmedim ben abim için evlendim şimdi onu en iyi şartlarda tedavi ettireceksin."
Bileğimden yakaladı.
"Öncelikle bana bir daha emir kipi ile konuşursan dilini keserim senin. Abine neden yardım edecek mişim?"
"Onu bu hale sen getirdin. Yardım etmek zorundasın."
"Ee hayatım bu asalak abin için yeterince imkan sağladım zaten."
Bir yandan ağlıyor bir yandan ona öfke kusuyordum.
"Abim uyansın ona ne yaptıysan uyanması için her şeyi yap."
Odadakilere bakıp kaş göz yaptı hepsi çıktı birden odadan. Kollarımı tuttu.
"Abin için sağladığım bu imkanlardan da vazgeçtim aslında."
Gözlerimi kocaman açtım.
"Ne. Delirdin mi sen?"
Yüzüme dokundu.
"Karım dün benden tiksindiğini söyledi. Midesi bulanıyormuş benden. Çok üzüldüm öylesine üzüldüm ki oda üzülsün istiyorum ve sevgili ağabeyciğinin fişini gözlerinin önünde çekip onu bir çöplüğe atayım dedim"
Öylesine delirmiştim ki.
"Yapamazsın eğer o ölürse seni terk ederim. Seninle evli kalmak için bir sebebim kalmaz. Giderim polise anlatırım her şeyi.”
"Öyle mi dersin.?"
Kollarının arasına aldı. Öylesine zor nefes alıyordum ki.
"Etrafında sevdiğin tek insan bırakmam senin. Şu sevgili Niloya'n, sevgilisi, Ayça o diğer çocuk hepsi bir kazaya kurban gider yazık olur değil mi? Etrafında endişeleneceğin çok insan var ve benim ise hepsine zarar verecek gücüm.”
Ağlamam çoğaldı. Allah'ın belası.
"Şimdi seni buraya abinin fişini çekerken beni izle diye getirdim. İzle ki bana karşı gelmenin nasıl bedeli olduğunu anla."
Kollarına yapıştım.
"Hayır hayır ne olur."
Beni itti abimin yanına gitti fişleri tuttu.
"Hmm acaba hangisi dur bakalım."
"Savaş dur ne olur yapma yalvarırım sana Allah aşkına."
Yanına koştum ellerini tuttum.
"Yapma."
Öfkeyle baktı.
"Dün sana bana itaat et derken böyle değildin."
Abim ölemezdi. O benim kalan tek ailemdi canımdı uyanınca beni bu pislikten kurtaracak adamdı. Onun için her şeyi yapardım. Gözlerimi kapadım sarıldım. Kollarımı Savaş'a sardım. Benim sarılmamla oda kollarını bana sardı. Burnunu boynuma gömüp kokumu içine çekti sonra öpücük kondurdu.
"Abime zarar verme lütfen."
Kollarını gevşetti. Yüzüme dokundu sonra dudağıma bir öpücük kondurdu. Gözlerimden akan yaşlar ardı ardına dökülüyordu.
"Dediklerimi yaparsan abine neden zarar vereyim sevgilim."
Kafa salladım.
"Yapacağım."
Yüzümden öptü.
"Tamam o zaman abin yaşayabilir. Hadi gidelim."
Elimden tuttu ben hala ağlıyordum. Abimi öldürecek diye öyle korktum ki. Odadan çıkınca doktora.
"Gerekli tüm bakımlar neyse yapılsın ne lazımsa daha ne kadar doktor gerekiyorsa söyleyin."
"Tamam efendim."
"Karımın abisine bir şey olursa sizi öldürürüm."
Kafa salladı hepsi. Evden çıktık. Abim canım uyan ne olur sen güçlüsün. Arabanın önüne gelince gözlerimi bağlayıp arabaya bindirdi. Seni ellerimle öldüreceğim pislik. Araba durduğunda gözümü açtı. Ağlamaktan şiş gözlerim. Yüzümü öptü.
"Ağlamanı istemiyorum."
Göz yaşlarımı sildim. Derin bir nefes aldım.
"Şimdi sen eve gir bende işe gidiyorum akşam gelirim."
Kafa salladım hemen içeri girdim tam odaya çıkacakken.
"Gelin Hanım"
Merdivenlerin başında durdum.
"Efendim."
"Misafirlerimiz var geç içeri."
Salona doğru yürüdüm üç tane onun yaşlarında kokana kadınlar. Beni baştan aşağı süzdü.
"Ah gelin kızımızda pek güzel. Narin."
Elimi uzatıp tokalaştım hepsiyle.
"Geç şöyle otur."
Koltuğun bir köşesine oturdum. Hepsinin gözü benim üzerimde. İçlerinden biri
"Ağladın mı sen gözlerin kan çanağı."
Hemen kendimi topladım.
"Yaz alerjisi gözlerim sulanır benim."
"Ah geçmiş olsun güzel kızım."
Gülümsedim teşekkür ettim benim buradaki görevim ne zaman bitecek acaba. Hepsi ardı ardına sorular soruyor geçiştirici cevaplar veriyordum. İçlerinden biri.
"Eee Sevinç düğün filan olmayacak mı.?"
Onun cevap vermesini beklemeden ben atıldım.
"Hayır biz konuştuk düğün istemiyoruz."
Sevinç Hanım öfkeyle bakıyordu bana benim lafımın üstüne bir şey söyleyememişti.
"İzninizle." Dedim odaya çıktım.
Ders çalışmam gerekti ama notlarımın çoğu yoktu. Savaş'ı aradım. Telefonu.
"Konuş." Diye açtı
Resmen hayvan. Konuş diye telefon açılır mı? İletişim problemi olan deli.
"Benim evime gitmem gerek."
"Evin?"
Dişlerimi sıktım.
"Abimle yaşadığım evim. Eşyalarım var. Notlarım. Almam gerek şimdi gidersem akşama dönerim."
"Otur oturduğun yerde. Gidemezsin. Akşam ben götürürüm."
Telefonu cevap vermemi beklemeden suratıma kapadı. Allah belanı versin manyak. Senden ölesiye nefret ediyorum. Baktım vakit geçecek gibi değil Cerenlerle konferans yaptım tabi onlara da her şeyi anlatmıyorum Ceren yoksa delirir susmaz bana iyi davranıyor arada sadece bağırıyor diyorum kız ona bile deliriyor sana nasıl bağırır diye. Onlarla konuşunca koridorda bir ses duydum. Kızlarla telefonu kapadım. Barış’ın sesiydi odanın kapısını açtım. Beni görünce göz kırptı.
"Naber abim nerede.?"
"İşte o. Ben geldim."
Gülümsedi.
"Okula niye gelmedin sonradan. İyi misin sen gözlerin şiş gibi?"
İyiyim anlamında kafa salladım.
"Ağzından kerpetenle laf alıyoruz seninde çok soğuksun ."
"Yoo aslında alışmaya çalışıyorum."
Eliyle kolumu sıvazladı.
"Merak etme ben 22 yıldır bu ailenin içindeyim bir süre sonra alışıyorsun."
Gülümsedim.
"Canın sıkılmış senin galiba."
Cevap vermedim.
"Dışarı çıkalım istersen?"
Savaş beni öldürür. Manyak manyak triplere girer uğraşamam.
"Yok olmaz."
"Neden?"
Omuz silktim.
"İyiyim böyle."
Tepki vermedi sonra.
"Tamam o zaman sen bilirsin. Ben odamdayım. Sıkılırsan gel muhabbet ederiz."
"Görüşürüz." Dedim odama girdim
Şu evde insan gibi muhabbet edilebilen tek insan gerçi babaları da iyi ama onla sohbet etmiyorduk. Bu evde güldüğüm tek insandı hatta Barış. Hava kararmaya başlamıştı. Odanın kapısı açıldı. Savaş içeri girdi ceketini çıkarıp banyoya geçti üzerindekileri çıkarıp ellerini yıkadıktan sonra kot tişört giydi yanıma geldi.
"Hadi."
Anlamamıştım. Öyle bakıyordum.
"Ne bakıyorsun kalksana şu evine gidelim ne zıkkım alacaksan al."
Ayağa kalktım. Hemen çantamı aldım. Aşağı indik annesi.
"Nereye yemeğe kalmıyor musunuz?"
Annesine sert bir tonla
"Yiyin siz." Dedi sadece
Arabaya geçtik. Arabayı çalıştırdı. Bir süre devam etti ben buna evi tarif edeceğim ama bu bana sormadan doğru yolda gidiyor. Bizim mahallenin olduğu sokağa girdi.
"Sen benim evimi nereden biliyorsun?"
Biran duraksadı cevap verecekti sonra arabayı sürmeye devam etti.
"Sana sordum tarif etmedim sana evi nasıl bildin?"
Evin önünde durdu. Gözlerime baktı.
"Abini ziyarete gelmiştim canım benim isteyip bulamadığım hiçbir şey olmaz."
Arabadan indik benle birlikte eve girdi. Evimize iğrenerek bakıyordu. Odama girince.
"Odan burası mı?"
Kafa salladım. Küçük ama şirin bir odam vardı. Yatağımın hemen baş ucunda konsolum vardı üzerinde muhakkak baş ucu kitabım olurdu. Duvarda bir tablom vardı çalışma masam üzerindeki kitaplarım. Yatağın ayak köşesinde kendi çapımda çaldığım gitarım. Giysi dolabım. Notlarımı lazım olan eşyalarımı aldım. Kıyafet alacaktım.
"Onları alamazsın gerek yok."
Ona baktım.
"Almak istiyorum."
"Hayır dedim."
Ona doğru bir adım attım.
"Annemle birlikte aldığım şeylerim var sonra hediye olanlar. Abimin aldıkları. Lütfen."
Yanıma geldi bileğimi tuttu.
"İyi al ama bu ricalarının karşılığını alacağım. Sana karşı bu kadar iyimser bir kocan var ki."
Duymazdan geldim ve eşyalarımı aldım. Bana yardım etti birlikte arabaya taşıdık. Oradan yemek yememiz için İzmir'in en lüks mekanlarından olan Cumba'ya geldik. Doğrusu daha önce buraya hiç gelmedim burada bir öğün yemek yemek bizim bir haftalık mutfak masrafımızdı. İçeriye girince herkes buna saygıyla
"Hoş geldiniz Savaş Bey şöyle geçin."
Bir masaya geçtik. Garson menüleri getirdi. Bir yandan da şarap açıp kadehleri uzattı.
"Ben almayayım."
Savaş bana baktı.
"Bir kadeh içersin."
Teşekkür ederek kadehi aldım. Menüye bakıyorum yok yani hiçbirini yemedim. Biz kızlarla pizza, tost, makarna, kumpir, hamburger fılan yeriz. Üzerinde fiyat bile yazmıyor oldum olası en korktuğum mekan türü gerçi bu ayıda bok gibi para var sorun olmaz onun için ama.
"Evet karar verdin mi?"
Kafamı kaldırdım.
"Hayır bunların hiçbirini bilmiyorum zaten kumru yiyebilirdik bence."
Suratını ekşitti
"Şu varoş tavrını bir bırakır mısın ömründe önünden geçemeyeceğin mekana getirdim seni."
Hayvan birde küçümsüyor. Kusura bakma biz senin gibi baba parası yemiyoruz. İnsanların geçim dertleri var yaşamak için dişini tırnağına takan bir sürü insan. Kimse senin gibi doğuştan zengin değil lanet olası piç diyemedim. Sustum!
"Cumba Special alcam ister misin sende."
"Olur."
Siparişleri verdi. Şarap kadehini kaldırdı.
"Evliliğimize içelim karıcım."
Kadehi kaldırmadım. Ortada içilecek bir evlilik görmüyorum. Gözlerini devirdim omzumu silktim. Sert bit tonla.
"Verdiğin sözleri ne çabuk unutuyorsun sen."
Hemen kendimi topladım. Kadehi kaldırdım ve bu boktan evliliğimize içtim. Önümüzdeki tabaklardan küçük küçük parçalar alıp ağzımıza atarken onunla muhatap olmamak konuşmamak için tüm ilgimi başka şeylere vermeye çalışıyordum.
"Bugün evliliğimiz için yeni bir milat olacak."
Anlamamış tavırla yüzüne baktım.
"Bana verdiğin sözlerden bahsediyorum."
Kafa salladım. Ben sana yapacaklarımı biliyorum saltanatın elbette sona erecek pislik herif.
"Sürekli hatırlatmaya çalışmana gerek yok tamam."
Gülümsedi.
"Çok güzelsin."
Sende kötü kalpli bir domuzsun.
"Yarın okula gideceğim."
Gözlerime baktı tek kaşını kaldırdı.
"Cümlede bir rica hissedemedim ben. Gideceğim derken?"
Derin bir nefes aldım.
"Gitmek istiyorum.”
Gülümsedi.
"Evimize gidince gece boyu düşüneceğim bunu."
“Düşüneceğin bir şey yok. Gitmem gerekiyor. Eğer okula gitmezsem canım sıkılır canım sıkılırsa seninki de sıkılsın diye ekstra çaba gösteririm.”
“Bana bak…”
“Sen bana bak Savaş. Her dediğini koşulsuz yapıp beni sindirmeye çalışma. Okulum her şeyden önemli. Gitmem gerekiyor.”
“Tamam evde konuşuruz. Sakinleş.”
Kafa salladım. Yemeklerimizi yedikten sonra kalktık. Elimi yine sım sıkı tuttu. Yol boyunca bu kez oda sessizdi bu onun için rekor filan olmalıydı normalde beni tehdit edip gözdağı vermesi gerekti. Araba durunca hemen indim. Çok kokuyordum benden yapmaktan iğreneceğim şeyler istemesinden. Eve girdik merdivenlerden çıkarken annesi ile karşılaşınca durduk.
"Ooo gelebildiniz."
Annesinin yanağına öpücük kondurdu.
"İyi geceler annecim."
Annesi Savaş'ın elindekilere baktı yüzünü buruşturdu.
"Bunlar ne?"
Çok sakin bir tonla.
"Aslı'nın eski evindeki eşyaları."
Kaşlarını çattı sonra bana baktı.
"Kendi yetmedi birde eskilerini mi topluyor eve."
Savaş bu kez deminkine zıt bir oranla sesini yükseltti.
"İyi geceler." Dedi kolumdan tuttu.
Odaya çıktık eşyaları yere bıraktı.
"Teşekkür ederim." Dedim ve aldım.
Kolumdan tuttu kendine çekti.
"Teşekkürü başka türlü de edebilirsin hayatım."
Yaprak gibi titriyordum adeta. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyken yüzüme öpücük kondurdu. Koluyla belimi kavramış dudaklarını yüzümde gezdiriyordu. En sonunda dudakları dudaklarıma değince durdu. Benden bir hareket bekliyordu. Ona geçen akşam iğrenç olduğunu onu öpmek istemediğimi söyleyip verdiğim sözden sonra ne yapacağımı görmek istiyordu. Ondan iğreniyordum midemi bulandıran bir pislikti ama abim o benim her şeyimdi ve gözlerimi kapayıp dudaklarına öpücük kondurdum. Bundan duyduğu mutlulukla kendine doğru daha çok çekti beni. Öpüşmemiz devam ederken birden odanın kapısı açıldı.
"Abii."
Biranda kendimi geri çektim. Barış bodoslama dalmanın verdiği utançla
"Çok pardon ben sizin geldiğinizi görünce."
Benim içimde festival olurken Savaş için bu anın bozulması öfke doluydu.
"Ne var lan?"
Barış sırıttı hayır daha fazla yüzüne bakamayacaktım. Hemen koltuğa geçtim.
"Şey babam çalışma odasında bekliyormuş haber vermemi söyledi."
Savaş kafasını salladı.
"Tamam geliyorum."
Git git ve bir daha gelme. Bana gülümsedikten sonra odadan çıktı o gider gitmez banyoya koştum dudaklarımı yıkamaya başladım. O pislikle öpüştüm onunla öpüştüm. Dudağımı sabunla defalarca köpürttükten sonra o manyak gelmeden uyuyayım diye hemen odaya geçtim üzerimdekileri değiştikten sonra yatağa geçtim.Uykuya dalmak istiyordum ama olmuyordu. Biranda odanın kapısı açılınca gözlerimi sım sıkı kapadım. O gelmişti sanırım ayak sesleri yaklaştı ve birana başucumda hissettim hala uyuyor numarası yapmaya devam ederken parmak ucu ile koluma dokundu sonra omzumdan öptü. Pis sapık uyuyan insanı rahat bırak bari. Sonra yüzümden öptü. Korkudan ölmek üzereydim. Uyuyor numarasına devam edip sanki uyku halindeymiş gibi mırıldanıp arkamı döndüm. Sonra gittiğini düşünürken beş dakika sonra yatağa girdi beni kollarının arasına aldı ve öyle uyudu. Bu adamdan kurtulmam lazımdı çok acil olarak hem de.