BİR İNSAN YAKILDI

1140 Kelimeler
Umoya ve diğerleri düello meydanına vardıklarında Oras ve Krijger kozlarını paylaşıyorlardı. Krijger'ın kırmızı burnu düellonun verdiği gerginlikle daha da kırmızı bir hâl almıştı. Yakışıklı sayılmazdı belki ama yine de kendine has bir tatlılığı da yok değildi. Yerden aldığı mızrakları art arda Oras'a doğru fırlatıyor, onu sıkıştırmaya çalışıyordu fakat Oras bir kuş gibi havada asılı duruyor ve bulunduğu yerde zikzaklar çizerek Krijger'ın mızraklarından kurtulmayı başarıyordu. Oras'ın kumral saçları rüzgarla dans ederken fazlasıyla fit olan vücudu havada daha ayrıntılı incelenebiliyordu. Lokasi Milih'teki birçok kızın ona hayran olduğu aşikardı. İçten ve nazik tavırları ile herkesi etkilemeyi başarıyordu. Berceste de büyük bir ilgi ile Oras'ı seyretmeye başladı. Onu her gördüğünde vücudunu tuhaf bir karıncalanma kaplıyor ve anlamsız heyecanlara kapılıyordu. Hava Büyücüsü'nü dikkatlice süzerken yaptığından utanır gibi gözlerini ondan çekip Krijger'a çevirdi. "Ne saçma? Bütün bunların hiçbir anlamı yok," dedi kendi kendine ve Oras'ı görünce şahlanan kalbini dizginlemeye çalıştı. "Aslında fena bir çift olmazdınız."  Umoya'nın alaycı sesi ile irkilirken beynindeki düşünceleri bir an önce kovmaya çalıştı. Kızın bu his yeteneğine hayrandı, sağ olsun hiçbir şeyi kaçırmıyordu. Sakin tavrını koruyarak ona döndü. "Neden bahsettiğini anlayamadım Umoya."   Umoya'nın pelerini, yüzünün yarısını kapatsa da dudaklarındaki alaycı ifade az çok seçiliyordu. "Anlamadıysan boş ver. Zaten önemsizdi," dedi.  "Sana buraya kadar eşlik ettiğime göre artık gidebilirim." Berceste, Umoya'nın konuyu kapatmasına  sevinse de onun bu kaçak tavrından hiç hoşlanmıyordu. Sitemkâr bir ifade ile çıkıştı. "Daha yeni geldik Umoya, hem ne bu acelen?" "Bilirsin Berceste ne düellolardan, ne de kalabalıktan hoşlanırım. Burası beni boğmaya başladı bile o yüzden gidiyorum." Cevap verme fırsatı tanımadan sırtını dönüp uzaklaşmaya başlayan kızın arkasından bakakaldı Berceste. Yine de ona veda etmeyi ihmal etmedi.  "Tamam nasıl istersen, yarın seni görmeye gelirim. Kendine dikkat et."  Umoya'nın karanlıkta kayboluşunu  izledikten sonra tekrar düelloya döndü ve yeniden Oras'ı incelemeye başladı. Gerçekten de Oras'la iyi bir çift olabilirler miydi? Kalbi bu ihtimal için hevesle onay verirken eliyle havayı tokatlayıp bu fikri kovmaya çalıştı.              ***  Umoya ormanın derinliklerine doğru epey yürümüştü. Bugün olanları düşünüyordu. Uzun zamandır Berceste dışında kimse ile konuşmamış olmasına rağmen bugün Minus ve Dabka'yla da konuşmuş, hem de bunu kendi isteğiyle yapmıştı. Ayrıca ikisine de yardım etmeye çalışmıştı. Minus'u teselli edip ona az da olsa ilgi göstermişti. Dabka'ya gelince onun geleceği hakkında kötü şeyler hissetmişti. Dabka çok asi, boyun eğmez biriydi. Bu asiliğin onun başına dert açacağını hissetmiş ama tam olarak nelerin onu beklediğini görememişti. Buna rağmen Ateş Büyücüsü'nü uyarmaktan kendini alamamıştı. Genç adamın verdiği karşılığa sinirlenmiş olsa da onun bu davranışı Umoya'yı şaşırtmamıştı. Düello biteli herkes dağılalı çok olmuş, gürültüler kesilmiş yerini koca bir sessizliğe bırakmıştı. Orman her zamankinden daha durgundu. Sanki bugün bütün hayvanlar inlerine  saklanmış, bütün ağaçlar uyuyor gibiydi. Rüzgar bile kendini hissettirmiyordu. Biraz daha yürüdükten sonra gecenin suskunluğunu bozan bir ses işitti. Bu ses çok garip bir sesti ve neye benzediğini tarif etmek zordu. Sanki bir kargayı boğazlıyorlar da karga feryat ediyor gibiydi. Umoya sesin hayvanlardan geldiğini düşünerek aldırış etmeden yürümeye devam etti ama sesin daha ince kulakları sağır edecek kadar tiz bir hâl alması ile yeniden durakladı.   Hissetmişti orada ağaçların arasında, karanlıkta bir şeyler olup bitiyordu. Henüz yerinden kıpırdamamıştı ki bir ses daha işitti. Bu ses öncekinden biraz daha farklı ve inceydi. Aşırı derecede kulak tırmalıyordu. İstemsizce  elleriyle kulaklarını tıkadı. Ses azaldığında ise boynundaki tılsımı dışarı çıkardı ve etrafı aydınlatmasını sağlayıp gürültünün kaynağına doğru yürümeye başladı. O anda çok garip bir şey oldu. Sanki biri ya da anlamlandıramadığı bir şey, bir hava dalgası onun bedeninden geçip gitti. Bu garip etki ile dengesini kaybetti Umoya ve yere yığılmamak için bir ağaçtan kuvvet alıp kendini toparladı. İyi hissedince sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye devam etti. Tılsım her ne kadar aydınlık oluştursa da Umoya hâlâ karanlıkta çok bir şey ayırt edemiyordu. Gözlerini kısıp etrafı incelerken burnuna fazlasıyla mide bulandırıcı bir koku doldu.   Kokunun nereden geldiğini anlamak güçtü. Umoya bu kokuyu bir yerden anımsıyor gibiydi. Sanki ona unuttuğu bir şeyleri hatırlatıyordu ve buldu.  Küçükken kimsesizdi, yoksul bir aile onu sahiplenmişti. Kasaba halkı Umoya'nın uğursuz bir cadı olduğunu düşünüyor ve onu kasabada istemiyorlardı. Aile ise Umoya'yı çok seviyor ve onu korumaya çalışıyordu. Bunun sonucunda halk daha fazla dayanamadı. Bir araya gelerek Umoya'yı sahiplenen karı-kocayı zorla asarak öldürdüler ve ölülerini yaktılar. Bütün bunlar Umoya'nın gözleri önünde gerçekleşmişti. Kasabalılar "Bu kıza kim yardım ederse aynı şekilde ölümü tadacak," gibi duyurular yapmışlar ve Umoya'yı kimsesiz bırakmışlardı. Bu küçük kızdan korktukları çok belliydi. Onu da yakıp kurtulmak isteseler de buna cesaret edememişlerdi.   Umoya'nın şu anda burnunu dolduran bu tiksinç koku yıllar önce ciğerlerini yakan koku ile aynıydı. Yanmış insan eti kokuyordu, tıpkı yıllar önceki gibi. Umoya kokuyu içine çektikçe eski yaşadıkları gözünün önünde canlanıyordu. Sevdiği insanların yakılışını hatırlıyordu. Sanki biri midesine elini sokmuş onu çekip çıkarmaya çalışıyordu. Bir anda gözleri kararmaya, bilinci kapanmaya başladı. Düşmemek için etrafındaki çalılara tutunsa da fayda etmedi. Yere yığıldığında gökyüzü çarptı gözüne. Gökyüzünün ortasındaki kocaman bir yıldız, ve yıldızın kırmızıya çalan rengi. Yıldız, giderek kırmızıdan siyaha dönüştü. Tek siyahlaşan yıldız değildi, her yer yavaş yavaş kararıyordu. Bir süre sonra Umoya artık hiç bir şey göremediğini fark etti ve gözlerini ağırca kapadı.  *** Sanki nefessiz kalmış gibi havayı içine çekerek uyandı. Kötü bir kabus görmüştü ya da kabus muydu yoksa gerçek mi? Bunu ayırt edemiyordu. Etrafına bakındı ormanda düştüğü yerdeydi. Yavaşça çalıklardan destek alarak doğruldu. Koku önceki kadar yoğun değildi. Gücünü topladı ve ayağa kalktı. Elini boynuna götürüp tılsımını aradı ama bulamadı. Gözleri ile çalıların arasını taradı ama yoktu. En son elinde tutuyordu bundan emindi ama yoktu işte. Onu bulmalıydı tılsımı onun için çok önemliydi. Etrafına bakınırken hafif bir esinti yüzünü okşayıp geçti ve o koku yine ciğerlerine işledi. Merakına yenik düşüp tılsımı unuttu ve çalılık alanda ilerlemeye başladı. Karanlık olduğu için çalılar kollarına ve yüzüne çarpıyor, çarptıkları yerde birer çizik bırakıyorlardı. İlerledikçe koku artıyor ama hiçbir şey görünmüyordu. Ayrıca tılsımını da kaybetmişti. Biraz daha ilerleyecekken ayağı sert bir cisme takıldı ama ne olduğunu göremedi. Çalılardan bir dal parçası çekip kopardı ve ona büyülü sözcükler söyledi. Bunu daha önce hiç denememişti, işe yarayıp yaramayacağını da bilmiyordu. Biraz bekledikten sonra işe yaradığını görünce sevindi. Dal aydınlanmaya, cılız bir ışık saçmaya başladı. Umoya elindeki dalı yere doğru tuttu ve orada ne olduğunu görmeye çalıştı.  İşte o an gördüğü şeyle birlikte titredi ve başını hemen başka yöne çevirdi. Yerde kolları ve belden aşağısı yanmış cansız bir beden duruyordu. Her ne kadar tekrar midesi ağzına gelse de bakmalıydı, bu beden kime ait görmeliydi. Resmen birisi burada yanarak can vermişti. İstemeye istemeye eğildi ve elindeki dalı yanmış bedenin yüzüne doğru götürdü. Yüzü kapatan dalgalı saçları eliyle araladığında ölünün Meyus olduğunu gördü, bu daha da şok olmasına ve korkmasına yol açtı.  Böyle bir şey nasıl olabilir diye düşündü ve yanmış bedene tekrar göz attı. Bu sıradan bir yanık değildi, bunu kim görse anlardı. Meyus'un ölmesine sebep olan doğal bir ateş değildi, ancak büyü olabilirdi. Aklına düşen fikirle daha çok midesi bulandı. Tekrar tekrar baktı cansız bedene. Ne kadar tedirgin olsa da  aynı şeyi düşündü yine.    Büyüydü, onu bu hâle sokan şey büyüydü. Hem de  Ateş Büyüsüydü.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE