Zevkin Karanlık Yüzü

619 Kelimeler
Liva, sabahın ilk saatlerinde aynaya baktığında gözlerinde uykusuzluğun izleri, dudaklarında ise hâlâ geceden kalan bir gülümseme vardı. Hayatını planlamayı bırakalı uzun zaman olmuştu. Artık sabahlar, gecelerin uzantısıydı ve geceler... geceler onun için yalnızca karanlık değil, aynı zamanda yeni kimliklerin, yeni dokunuşların ve sınırları zorlayan arzuların kapısını aralıyordu. Bu sabah diğerlerinden farklıydı. Bedenindeki yorgunluk onu sarmalamışken, aklı hâlâ dün geceye takılıydı. Ama geçmişten gelen o his, zihninin kuytusunda kıpırdamaya başlamıştı. Baran... Onun adı bir melodi gibi yankılanıyordu ruhunda. Ama Liva, bu sesin peşinden gitmek istemiyordu. Henüz değil. Çünkü arzuları hâlâ dizginlenmemişti. O gün şehirde sanat galerisinde özel bir sergi açılışı vardı. Liva, davetiyeyi birkaç gün önce aldığı hâlde gidip gitmeyeceğinden emin değildi. Fakat içindeki tanıdık dürtü, bir yerlerde yeni bir yabancıyla göz göze gelme arzusu, onu hazırlanmak zorunda bıraktı. Siyah, transparan detaylarla bezeli saten bir elbise seçti. Elbisenin sırtı tamamen açıktı, bel hizasından aşağıya incecik bir zincir gibi dökülen kolyesi elbisenin sadeliğine aykırı bir ihtişam katıyordu. Ayakkabıları ince topukluydu, ama yürürken çıkardığı sesler kararlılığını simgeliyordu. Galeriye adım attığında içerisi oldukça kalabalıktı. Loş bir ışıklandırma, duvarlarda modern resimler, fonda klasik müzik... ve kırmızı şarap kokusu her yere sinmişti. Liva, alışık olduğu bu ortamlarda kendini evinde gibi hissediyordu. Ama bu gece farklı bir şey arıyordu; onu sadece izlemeyecek, aynı zamanda anlayacak biri. Gözleri kalabalığı tararken bir çift bakış onun üzerinde durdu. Derin, sorgulayıcı ve karanlık... O anda zaman yavaşladı. Kalabalığın arasından siyah gömlekli, geniş omuzlu bir adam ona doğru yürümeye başladı. “Sanat, arzuyla birleştiğinde başka bir dile dönüşür,” dedi adam. Sesi kadifemsi ve sakindi. “Ve o dili yalnızca gerçekten dokunabilenler anlayabilir.” Adamın adı Atlas’tı. İlk bakışta disiplinli ve entelektüel bir havası vardı. Ama konuşmaları, geçmişinde daha çılgın, karanlık ve serbest bir tarafı olduğunu hissettiriyordu. Liva bu tür adamlara karşı koyamıyordu. İçinde bir yer, onu tanımadan bile teslim olmaya hazırdı. Atlas, galeri gezisinin sonunda Liva’ya özel bir teklif sundu. Galeriden sonra yalnızca sınırlı sayıda kişinin davetli olduğu özel bir gösterim olduğunu söyledi. Sanatla erotizmin birleştiği, maskeli insanların izlediği sıradışı bir deneyimdi bu. Liva tereddüt etti, ama bu tereddüt sadece birkaç saniye sürdü. Onda hâlâ dizginlenemeyen bir merak vardı. Çatı katındaki özel gösterim alanı yarı karanlıktı. Her köşede ipeksi perdeler, kadife koltuklar ve loş ışıklarla aydınlatılmış sahne benzeri bir platform vardı. Maskeli çiftler odanın farklı köşelerinde birbirlerine dokunuyor, dokundukça değişiyorlardı. Zevk, sanata dönüşmüştü. Ya da sanat, zevkin ta kendisiydi. Atlas, Liva’nın kulağına eğildi: “İstersen sadece izleyebilirsin. Ama ben seni dokunarak okumak istiyorum.” Liva gözlerini kapattı. Bu cümle onu sarhoş etmeye yetmişti. Ellerini Atlas’a uzattı. Onunla birlikte çatı katının arka tarafındaki özel odaya geçti. Oda, tamamen ipek perdelerle çevriliydi. Ortada büyük, geniş bir yatak vardı. Yan masada farklı oyuncaklar, bağlar, yağlar… Liva'nın içi ürperdi ama kaçmadı. Çünkü o bu anı istemişti. “Kontrolü bana verir misin?” dedi Atlas, gözlerinin içine bakarak. Liva başını hafifçe eğdi. “Eğer beni gerçekten okuyacaksan... evet.” Atlas, önce parmak uçlarıyla Liva’nın saçlarına dokundu. Dokunuşu bir kelime gibiydi; cümle kurarcasına devam etti. Boynuna, omzuna, göğüslerine kadar inen o uzun ve sabırlı temaslarla Liva’yı sarstı. Zevki erteleyerek büyüttü, sonra birden patlattı. Bedenleri defalarca birleşti. Atlas onu dizlerinin üzerine çöktürdü, sonra tekrar yükseltti. Onunla birlikte zevkin en yoğun halini yaşadıktan sonra, Liva bir süre Atlas’ın göğsüne yaslanarak kaldı. O an sessizlik vardı. Sadece nefes sesleri... Ve tenlerin arasında dolaşan bir hikâye. Sabaha karşı Atlas, Liva’nın boynuna hafif bir öpücük kondurdu. “Seni yeniden görmek istiyorum,” dedi. Liva dudaklarını eğlenceyle bükerek gülümsedi. “Beni bir kez daha bulman gerek.” Ve yine kayboldu. Tıpkı her seferinde olduğu gibi. Ama bu kaçış diğerlerinden farklıydı. Çünkü o sabah şehrin başka bir köşesinde, onu çoktan tanımış bir adam bekliyordu: Baran. Liva’nın geçmişte bıraktığını sandığı aşkı, artık gölgelerden çıkmıştı. Atlas’ın dokunuşlarının izleri henüz bedeninden silinmemişken, Baran onun izini sürüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE