Sabahın ilk ışıkları Liva'nın yüzüne değdiğinde uyanmak istemedi. Vücudundaki yorgunluk, gecenin ağırlığını hâlâ taşıyordu. Ama zihninde başka bir şey vardı: O gözler... O sessizlik... O geçmiş. Eski aşkı, ansızın karşısına çıkmış gibiydi. Fakat bunun bir hayal mi, yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edememişti. Yine de bu düşünceyi bir kenara itti. Hayat devam ediyordu. Onun dünyasında arzular durmaz, zaman beklemezdi.
Günün ilerleyen saatlerinde şehirde dolaşmaya çıktı. Rüzgâr tenine nazikçe dokunuyordu. Bir alışveriş merkezinin yakınında duran siyah bir ilan panosu dikkatini çekti. Üzerinde sade bir yazı vardı:
“Arzu Kulübü – Gerçek arzular, maskelerin ardında saklıdır.”
Altında küçük bir QR kod yer alıyordu. Liva telefonunu çıkardı ve kodu okuttu. Anında konum gönderildi. Şehrin en gizli köşelerinden birindeydi. Kıyafet zorunluluğu vardı: Resmî ama baştan çıkarıcı... Katılım sadece kadınlara özeldi. Erkekler yalnızca davetle içeri alınırdı. Bu tür gizemli etkinlikler Liva’nın ilgisini her zaman çekerdi.
Gece hazırlandı. Saten kumaştan yapılmış, vücudunu saran siyah bir elbise giydi. Sırtı tamamen açıktı. Boynuna zarif bir kolye taktı. Ayakkabıları ise geceyi tamamlayan en etkileyici ayrıntıydı. Taksiyle adrese ulaştığında gözlerinin önünde yüksek duvarlarla çevrili büyük bir malikâne belirdi. Kapıda kadın görevliler vardı. Liva’nın kimliğini kontrol ettiler, ardından içeri aldılar.
Kulübün içi loş ve etkileyiciydi. Her köşede gizemli bir hava hâkimdi. Kadınlar salonun bir köşesinde içkilerini yudumlarken, erkekler uzaktan ve saygılı bir duruşla onları izliyordu. Kimse rahatsız edici değildi. Kurallar netti: Arzu yalnızca karşılıklıysa yaşanırdı.
Liva'nın dikkatini çeken biri vardı. Köşede duran, açık renk gömleği ve gri pantolonuyla diğerlerinden daha sade görünen bir adam. Ama bakışları dikkatliydi. Gözlerinde yakıcı bir merak vardı. Bir süre sonra ona doğru yaklaştı. Aralarında konuşma geçmedi. Sadece kısa bir bakışma oldu. Ardından adam, elini Liva’ya doğru uzattı.
Bu bir davetti.
Liva, tereddüt etmeden elini uzattı. Adam onu kulübün arka kısmındaki özel odalardan birine götürdü. Oda sade ama etkileyiciydi. Kırmızı ışıklarla aydınlatılmış, zemini yumuşak halılarla kaplıydı. Bir köşede bağlama aparatları, ipek şeritler ve birkaç aksesuar bulunuyordu. Liva odanın atmosferinden etkilenmişti. Bu gece farklıydı. Bu gece sıradan tutkular değil, derin arzular vardı.
Adam yavaşça konuştu:
“Adım Eren. Bugün sadece seni tanımak istiyorum. Ama kelimelerle değil. Teninle.”
Liva cevap vermedi. Gözlerini kapattı. Adam önce boynuna eğildi, dudaklarını yavaşça gezdirdi. Ellerini sırtında gezdirirken vücudunun ritmini hissediyordu. Her dokunuş, Liva’nın içinde bir ateşi tutuşturdu. Gecenin içinde dans eden iki beden gibi hareket ediyorlardı.
Eren, Liva’nın bileklerine ipek şeritler bağladı. Onu ne acıyla ne zorlamayla sınıyordu. Aksine, teslimiyetin zarafetini sunuyordu. Liva daha önce böyle hissetmemişti. Ne tam anlamıyla kontrolü kaybetmişti, ne de bu kadar özgür hissetmişti. Adamın dokunuşlarıyla zirveye ulaştığında içinden çıkan sesler sadece ona aitti. Birbirlerini defalarca tatmin ettiler. Zevk, bedenlerinde yankılandı. Her boşalma, aralarındaki bağı güçlendirdi. Ve sonunda, yorgun düşüp yan yana uzandılar.
Sabah olduğunda Liva erkenden kalktı. Eren hâlâ uyuyordu. Mutfakta sade bir kahvaltı hazırladı. Masaya iki kişilik servis koydu. Sessizce gözlerinin içine baktı Eren’in. O uykulu hâliyle Liva’ya gülümsedi. Ama Liva’nın yüzündeki o ifade farklıydı.
“Ben gitmeliyim.” dedi Liva.
“Kahvaltıdan sonra konuşuruz istersen.” diyecek oldu Eren.
Ama Liva çoktan karar vermişti.
“Bunu unutma. Ama tekrar etme.”
Masaya bir not bıraktı. Son bir kez dudaklarını Eren’in alnına değdirip hızla kapıdan çıktı. Arzunun sıcaklığı henüz tenindeydi ama zihninde yine o gözler vardı.
Eski aşkı...
Onunla aynı şehirdeydi. Aynı gecelerde dolaşıyordu. Ve bu tesadüfler artık fazlaydı.