Küllerden Doğan

387 Kelimeler
Liva sabah uyandığında gökyüzü bulutluydu. Sessizlik, şehrin tüm gürültüsünü içine almış gibiydi. Telefonuna gelen tek bir mesaj, kalbinin ritmini değiştirdi: “Bu akşam sadece yürüyelim. Konuşalım. Olur mu?” Baran. Hiç düşünmeden cevapladı. “Olur.” Akşam saatlerinde Baran’ın arabası Liva’yı almak için sokağın başında bekliyordu. Arabaya bindiğinde ne bir öpücük ne de bir sarılma oldu. Sadece sıcak bir gülümseme ve gözlerinin içine düşen bir bakış… O kadar. Baran, şehrin dışına doğru sürdü arabayı. Huzurlu bir kıyı kasabasına vardıklarında güneş tam da denizin üzerinden batıyordu. Hafif bir rüzgar, Liva’nın saçlarını savuruyor, her adımda geçmişin anıları rüzgarla beraber canlanıyordu. Bir sahil kafesinde oturdular. Masada yalnızca kahve ve sessizlik vardı önce. Ardından Baran konuşmaya başladı. “Seni tanıdığımda hep kaçmaya hazırdın. Ama o kaçışın içinde bile güzeldin. Şimdi... Şimdi başka bir kadına dönüşmüşsün, Liva. Daha güçlü. Daha uzak…” Liva gözlerini uzaklara dikti. Dalgalar kıyıya vurdukça kalbinde bir şeyler çözülüyordu. “Çok şey yaşadım Baran. Gecelere sığdım, yabancı kolların arasında kim olduğumu aradım. Bazen zevkle, bazen yalnızlıkla… Ama hep eksiktim.” Baran bir an sustu, sonra usulca devam etti: “Ben seni eksik değil, tamamlanmış görmek istiyorum. Yalnız bir kadın değil… Yanımda kendiyle barışmış, sakin bir Liva hayal ediyorum. Sana bir ev verebilirim. Bir hayat. Sabah kahvaltılarında göz göze geldiğimiz, sessizliğin bile güzel olduğu bir yaşam…” Liva bir an Baran’a baktı. Sözler güzeldi. Gerçekti. Belki ihtiyaç duyduğu her şeydi. Ama içindeki kadını susturabilir miydi? Her gecesini ateşle yakan o arzuyu, o tutkuyu… Bunca zaman boyunca yaşadıklarını bir kenara bırakabilir miydi? “Ben artık durmaya alışkın değilim, Baran,” dedi sessizce. “Kendi yolumda yanmayı öğrendim. Ama belki bir gün… belki bir gün senin yanında yanmak isterim.” Baran elini Liva’nın eline koydu. “Ben sabırlıyım. Çünkü biliyorum, bir kadın ne kadar uzaksa, aslında bir o kadar yakındır.” Gecenin sonunda yürüyerek arabaya döndüler. Hiç öpüşmediler. Dokunmadılar bile. Ama aralarında tarifsiz bir bağ vardı. Belki de en güçlü olanı: Anlayış. Liva o gece eve döndüğünde aynanın karşısına geçti. Gözlerinin içine uzun uzun baktı. Yaşadıklarını düşündü. Zevk dolu geceleri. Vahşi fantezileri. Hiçbir şeyden pişman değildi. Ama bir şeyi fark etti: Aşk, bazen en tutkulu dokunuştan bile daha derin bir iz bırakabiliyordu. Baran’la geçirdiği gece, ona ilk kez bir huzurun kapısını aralamıştı. Ama içindeki ateş sönmemişti. O alev hâlâ başka bedenlerde, başka gecelerde yanmaya devam etmek istiyordu. Ve Liva bunu biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE