Irmak hamile ...

1262 Kelimeler
Irmak kafa salladı sağa sola " Ben bir şey yapmadım ki , Öldürcek misin beni .." Dizdar bu cümle ile durdu . Kıza baktı " Ne alakası var Irmak niye öldüreyim seni ? " "Ağlama yavrum tamam , özür dilerim zorlamak istemiyordum sadece özledim seni" Irmak ittirdi adamı " Tamam bırak beni ne olur çok korkuyorum" Dizdar üstünden kalktı . " Siktigimin adamı ! ne yaptın lan kıza mal herif" diye söylendi kendi kendine. Irmak iyice duvara doğru sündü resmen . Dizdar hemen gömleğini giydi, hızlıca pantolon giydi . Kıza doğru adım attı " Özür dilerim Irmak kendimi kaybettim bir anda çok özür dilerim . " Irmak korkuyordu adamdan .Rojda'yı öldürmesi, şimdiki bu tavrı . " Ben uyumak istiyorum" diyerek hızlıca yastık ve örtü aldı koltuğa geçti. Dizdar çok pişmandı . Ama kıskançlığını kontrol edemiyordu . Irmağ'ın o adama gitmesi demek Dizdar'ın ölmesi demekti artık Dizdar'a göre . Bu evlilik artık ciddi bir saplantı içine dönüşmüştü Dizdar için .... Gece sessizliği konağın içinde ağır bir bulut gibi asılıydı. Irmak koltuğa çekilmiş, yastığını sıkıyor, örtüsünü boynuna kadar çekiyordu. Gözleri kapanmış ama huzur yoktu; kalbi hâlâ hızlı hızlı atıyordu. Dizdar odada bir köşeye çekilmiş, pişmanlık ve öfke arasında gidip geliyordu. İçinden geçiyordu: “Ne yapıyorum ben? Korkutuyorum onu… Ama asla gitmesine izin veremem. Giderse … ben ölürüm zaten.” Irmak yavaşça uykuya dalmaya çalıştı. Ama zihni durmadı. Gözlerinin önüne o anlar geldi: Gece mutfakta Dizdar'ın bakışları, O anki öfke ve kararlılığı, Rojda ve Burhan… Kabuslar birbiri ardına sıralandı. Dizdar koltukta sessizce oturuyordu. Ama gözleri Irmak’ın uyurkenki hâlini takip ediyordu. Her nefes alışında suçluluk daha da büyüyordu. Elini uzatıp dokunmak istedi, Ama korktu, özür dilemek istiyordu. “Özür dilerim… seni korkuttum… asla yapmamalıydım…” Irmak kabuslar içinde bağırıyordu: “Bırak! Git! Katil… beni bırak…” Rüyası gerçekliğe karışmıştı. Dizdar ise titriyordu. İçten içe kendini suçluyor, ne yapacağını bilemiyordu. Kızın sesi ve nefesi odada yankılanırken, Dizdar başını ellerinin arasına aldı. “Ne halt ettim lan ben…” diye mırıldandı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Saatler geçtikçe Irmak’ın nefesi yavaşladı, kabuslar azaldı. Ama Dizdar hâlâ uyanık,tekli koltuğunda oturuyor, pişmanlığıyla yüzleşiyordu. Ve o an anladı: Bu saplantı, bu sahiplenme, bu öfke… Onu değiştirmişti. Ama aynı zamanda onu Irmak’a karşı tamamen kırılgan ve çaresiz bırakmıştı. İçinde tek bir düşünce vardı: “Bir daha asla onu korkutmayacağım… ama gitmesine de izin veremem.” 8 ay önce .... Trabzon’da, Irmak’ın odası sessizdi. Pencereden hafif bir rüzgar giriyor, perdeler titriyordu. Ama içeriye huzur gelmiyordu. Irmak banyonun soğuk seramikleri üzerinde oturmuş, elleri titreyerek bileklerini kesiyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu, nefesi kesik kesikti. “Artık dayanamayacağım… Kimse beni anlamıyor…Enes ölmedi diyorum beni aradı , ben ölmedim dedi ” diye mırıldandı kendi kendine. Kan damlaları yüzüne sıçradı, elleri titreyerek havada kaldı. O sırada kapı sertçe açıldı. Fatih, gözlerinde öfke ve panikle içeri girdi. “İrmak! Dur! Ne yapıyorsun sen!” diye bağırdı. Irmak başını kaldırdı, gözlerinde karanlık bir boşluk vardı. “Bırak… Bırakın beni… Herkes beni deli sanıyor…” Fatih hemen yanına koştu, kollarıyla onu sarmaya çalıştı. “Dur güzelim ne olur , dur yapma canımın içi dur !” O sırada dedesi odanın köşesinden içeri girdi, yüzü kızgın ve öfkeyle doluydu. “İrmak! Sen ne halt ediyorsun?!” diye bağırdı. Irmak ağlıyordu, gözleri panik içinde büyümüştü. Dedesi öfkeyle Irmak’a bir tokat atmak üzere elini kaldırdı. Ama Fatih hızla araya girdi, dedesinin önünde durdu. “Dur! İsmail amca , kız zaten kötü !” Irmak titreyerek Fatih’a sarıldı, gözyaşları yüzünden süzüldü. Fatih dizlerini kırarak kızın boyuna indi, gözlerinin içine bakıyordu. “Ben buradayım, Irmak… Artık kimseye izin vermeyeceğim. Anladın mı? Kimseye… Bir daha böyle bir şey yapama sende ne olur ,” dedi kararlı ama yumuşak bir sesle. Dedesi hâlâ öfkeliydi ama Fatih’ın sert duruşu karşısında durdu, ellerini indirdi. Irmak hâlâ titriyordu, ama artık kucağında güven hissi vardı. “Teşekkür ederim… Fatih abi …” diye fısıldadı. “Sen… sen olmazsan ne yaparım ben .” Fatih başını salladı, gözlerinde hem öfke hem de endişe vardı. “Senin hayatın benim sorumluluğumda, Irmak… Anladın mı? Bunu bir daha denemeyeceksin bile güzelim .” Irmak başını hafifçe salladı, gözlerinde korku ve minnettarlık karışımı vardı. Bu gece, onun için yeni bir başlangıçtı.Fatih o gece Irmağ'ı kendi evine götürdü. Sabaha kadar başında bekledi uykuya dalmıştı kız . " Senin için yaptım güzelim .Herşey senin için .Ama bugün çok korktum sana bir şey olacak diye .Ne olur yapma bir daha ." diyerek dudağına silik bir öpücük kondurdu. Fatih'in annesi gördü .Sinirle " Sen ne yaptın Fatih ! " " O senin kardeşin salak herif! " Fatih annesini çekti mutfağa " Bağırma anne duyacak ." Annesi tokat attı adama. " Irmak sana emanet, o senin kardeşin dudağından öpmek ne demek ." " Anne aşığım ona ben . Seviyorum deli gibi seviyorum onu ! " Annesi parmak salladı " Kızdan uzak dur .Yazık zaten yaralı bu kız .Yeter gayrı artık .Rahat bırakın kızı " Fatih kafa salladı ama asla vazgeçmedi bu sevdadan . Simdiki zaman .. Bir buçuk ay sonra .... Irmak Dizdar'ın o hareketinden sonra biraz daha uzaklaştı adamdan . Günler böyle böyle geçti gitti. Arada Nehir geldi , gitti. Buraya alışmasada alışmak zorunda kaldı. Ve bir buçuk ay daha geçti. Aşiret çocuk sorup duruyordu. Irmak bu sabah , Konağın sabah sessizliğinde Irmak titreyerek uyandı. Gözlerini açtığında yüzü solgundu, alnında hafif ter vardı. Midesi bulanıyor, karnı keskin bir ağrı ile sızlıyordu. “Ah… ne oluyor bana…” diye mırıldandı. Yavaşça doğrulmaya çalıştı, ama baş dönmesi ve bulantı onu tekrar yattırdı. Dizdar, odanın kapısından içeri girdi. Gözleri hemen Irmak’a takıldı. Yüzündeki ifade dondu. “Ne… ne oldu? Irmak, neyin var?” Kıza doğru koştu, elleri titreyerek onu tuttu. “Sen… sen iyi misin? Karnın mı ağrıyor ” Irmak hafifçe başını salladı, nefesi kesik kesikti. Dizdar’ın gözleri korku ve endişe ile büyüdü. “Dur, dur… sakin ol, güzelim ,” diye fısıldadı. Irmak titreyerek Dizdar’a baktı. “Dizdar… çok… kötü hissediyorum. Karnım… midem…” Dizdar kızın karnını nazikçe tuttu, gözleri panikle doldu. “Kalkma… hemen sana yardım edeceğim. Sakin ol… sakin ol güzelim,” dedi. İçten içe kalbi parçalanıyordu. Bir buçuk ay geçmişti, ama şimdi Irmak’ın durumu tüm endişelerini zirveye çıkarmıştı. Dizdar, hiç vakit kaybetmeden kızın yanına destek vererek, telaşla çözüm yolları düşünmeye başladı.Ama kız akşama kadar ara ara Titremeye başladı. Ne yediyse kustu... Dizdar, Irmak’ı kucaklayarak hemen arabaya götürdü. Kızın vücudu hâlâ titriyor, midesi bulanıyor ve arada kustuğu için hâli perişandı. Dizdar aracın içinde kolunu sıkıca onun etrafına doladı, gözleri telaşla Irmak’ı süzüyordu. “Sakin ol güzelim, hemen her şey yoluna girecek,” diye fısıldadı. Hastaneye vardıklarında doktor, Irmak’ı hemen muayene etti. Tahliller yapıldı, kan ve ultrason kontrolleri tamamlandı. Dizdar sabırsızlıkla beklerken doktor ciddiyetle sonuçları inceledi ve birden yüzü aydınlandı. “Sayın Dizdar Bey… eşiniz…hamile tebrik ederim,” dedi doktor gülümseyerek. İrmağ'a döndü “Bir buçuk aylık hamilesiniz.” Dizdar’ın dünyası bir anda değişti. Gözleri parladı, nefesi kesildi, sevinçten neredeyse havaya sıçrayacak gibiydi. “Ne… ne demek… gerçekten mi?” diye boğuk bir sesle sordu. Irmak yanındaki sedyede sessizce oturuyordu. Gözleri hafifçe dolmuştu ama bir şey söylemedi, buruk bir sevinç vardı içinde. Dizdar, mutluluktan kollarını havaya kaldıracak gibi oldu. “Biz… biz bir çocuk bekliyoruz Irmak bu çok güzel bir haber !” diye kendi kendine haykırdı. Irmak hâlâ sessizdi, başını hafifçe eğmiş, gözlerini Dizdar’dan kaçırıyordu. Dizdar, kızın yanına eğildi, elini nazikçe onun yüzüne götürdü. “Güzelim… bizim… bizim bir çocuğumuz olacak,” dedi fısıldayarak. Irmak sadece başını salladı, dudaklarında küçük, kederli ama umutlu bir gülümseme belirdi. O an Dizdar için dünya durdu, sevinçten uçuyordu. Irmak içinse mutlulukla birlikte hâlâ korku ve endişe vardı; duyguları karmaşıktı, sessiz bir burukluk hâkimdi. " Yakında burdan gidicem havasındaydı." "Ama ne Dizdar bırakırdı Irmağ'ı nede Irmak bebeğini.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE