Enes bulundu 🥀🥺

1207 Kelimeler
Trabzon Akşamüstü güneşi bahçenin taşlarına vururken halası — Irmak’ın annesi — elinde telefonla koşar adım çıktı. “İsmail baba! Müjde müjde!” diye seslendi kayınbabasına. “Bizim Irmak… hamile!” Yaşlı adam bastonuna yaslanıp doğruldu. “Ne diyorsun kız? Doğru mu bu?” “Doğru baba… bir buçuk aylıkmış.” Tam o sırada kapının eşiğinde Fatih belirdi. Cümleyi duymuştu. Yüzü bir an dondu. Çenesi kilitlendi. Ama tek kelime etmedi. Sadece başını hafifçe salladı. “Hayırlı olsun,” dedi soğuk bir sesle. Kimse gözlerindeki yangını fark etmedi. O gece Fatih evde duramadı. Arabayı aldı, sahile indi. Bir meyhaneye girdi. Bir kadeh. Sonra bir tane daha. Sonra bardaklar birbirine karıştı. Masaya yumruğunu vurdu. “Hamile ha…” diye mırıldandı kendi kendine. Gözleri karardı. Zıvanadan çıkmıştı. Gece yarısını geçmişti. Telefonu eline aldı. Irmak’ın numarasını ezbere çevirdi. Telefon Dizdar’ın komodinin üzerinde titreşti. Ekrana baktı. Fatih Abi arıyor ..... Dizdar’ın kaşları çatıldı. Gece saat iki. Telefonu açtı. “Ne var lan bu saatte?” dedi dişlerini sıkarak. “Niye arıyorsun lan sen benim karımı bu saatte ?” Karşı taraftan sarhoş bir nefes geldi. Sonra Fatih sırıttı. “Senin karın?” dedi alayla. “Ne çabuk sahiplendin…” Dizdar’ın gözleri karardı. “Ne demek istiyorsun lan sen?” Fatih kahkaha attı. “Hiç… merak ettim sadece. Keyfi yerinde miymiş?” Dizdar ayağa fırladı. “Bir daha bu numarayı ararsan seni yerinden sökerim anladın mı!” Fatih bir an sustu. Sonra fısıldadı: “Bazı geçmişler silinmez Dizdar…” "O kız sana da kalmayacak! " Dizdar "Laaaaaannnnnnnnn ! " derken , Telefon kapandı. Oda buz kesti. Irmak koltukta doğrulmuştu. Yüzü solgundu. Dizdar yavaşça ona döndü. Bakışı sertti. “Bu saatte arama cesaretini nereden buluyor?” Irmak’ın sesi kısıktı. “Bilmiyorum…” “Bilmiyorum yetmez!” dedi Dizdar sertçe. “Abi dediğin adam gece iki’de seni arıyorsa bir şey biliyor demektir!. Ne cüret lan bu .Bir daha olursa onu Trabzon'a gömerim ” Irmak sustu. Gözleri doldu ama cevap vermedi. Dizdar yumruğunu duvara vurdu. “Beyinsiz adam ! .” O geceden sonra Dizdar’ın kafasına tek bir şey takıldı: Enes ve Fatih ! Beş Ay Sonra Irmak’ın karnı belirginleşmişti. Altı buçuk aylık olmuştu bebek. Dizdar son beş aydır gizlice Enes’i araştırıyordu. Eski kayıtlar, telefon trafiği, kimle görüştü, nerede bulundu… Takıntı hâline getirmişti bulacaktı artık . Bir yandan baba olmaya hazırlanıyor, bir yandan geçmişin hayaletini kovalamaya çalışıyordu. Ertesi gün hasteneye gitmişlerdi . Ultrason baba çok heyecanlıydı.Bir iki defa kendini göstermemişti bebek. En sonunda bugün göreceklerdi. Irmak çok heyecanlı olmasa da Dizdar uçmak üzereydi . Doktor ekrana baktı, gülümsedi. “Tebrik ederim… erkek bebek.” Oda bir anda sevinçle doldu. “Allah ! ” “Oğlum geliyor!” “Soyum devam ediyor!” Dizdar’ın gözleri sevinçle doldu . . Irmak’ın elini tuttu. “Gördün mü? Oğlumuz geliyor.” Dizdar mutluydu. Bir tek Irmak sessizdi. Ekranda minik kalbi atan bebeğe baktı. Elini karnına koydu. İçinden tek bir cümle geçti: "Ben bu bebeği bırakıp gideceğim…sahiplenemem " Yüzünde ne sevinç ne heyecan vardı. Sadece derin bir durgunluk. Dizdar fark etti. Ama o an bunu yoruma yormadı. O sadece oğlunu düşünüyordu. 1 hafta sonra ... Dizdar haftalardır Enes’in izini sürüyordu. Kayıtlar, banka hareketleri, yurtdışı çıkışları… Sonunda bir isim çıktı karşısına: Yılmaz. Fatih’in karanlık işlerini yürüten adam. Dizdar adamı buldurdu. Issız bir depoya getirttirdi. Yılmaz sandalyeye bağlıydı. Yüzü kan içindeydi. Dizdar karşısında dimdik duruyordu. “Konuş lan nerde Enes nerede saklıyor lan .” Yılmaz başını çevirdi. “Bilmem ben kimsiniz siz ya ! …” Dizdar bir yumruk daha indirdi. “Enes’e ne yaptınız lan konuş nerde adam ! ” Yılmaz’ın dudakları patladı. Kanı yere damladı. “Düğün gecesi…” diye inledi sonunda. “Fatih… düğün gecesi halletti işi…” Düğün gecesi Bungalov evi .... Enes öfkeyle Fatih’in karşısında duruyordu. “Ne diyorsun lan sen Fatih, ne demek bu?!” Fatih sakindi. Elinde telefon vardı. “Bakmadan konuşma.” Ekranı Enes’in yüzüne dayadı. Bir pavyon odası. Kız kardeşi… elleri bağlı. Başında bir adam. Enes’in yüzü bembeyaz oldu. “Bu ne lan?!” Fatih eğildi. “Eğer bugün çıkıp gitmezsen… kız kardeşini pavyonlarda toplarsın.Yasli hasta annenide tahtalı köye gönderirim! ” Belinden silahı çıkardı. “Şimdi üç el silah sıkacağım. Seni öldü göstereceğim. Buradan ceset torbasında çıkıp gideceksin. Kız kardeşini peşinden göndereceğim. Annen hasta ya… tedavisi Amerika’da yapılacak.” Enes’in gözleri doldu. “Sen manyak mısın lan!” Fatih yüzüne yaklaştı. “Ama bir şartla. Irmak’ı unutacaksın. Adını bile anmayacaksın.” “Ulan o kız senin sözlün lan piç herif hani seviyordun kız kardeşimi lan piç !” Fatih’in gözleri karardı. “Hiçbir bokum değil benim sözlüm Irmak olacak.” Enes yakasına yapıştı. " Ulan sana abi diyen kıza göz mu koydun pezeveng! " Fatih sertçe itti. “Karar ver! Kız kardeşin mi, annen mi… yoksa Irmak mı?! Hadi!” Enes’in elleri titredi. Yıkıldı. El mecbur kabul etti. Babası yoktu , annesi hastaydı. O gece üç el silah sesi duyuldu. Herkes Enes öldü sandı. Ama o bir uçakla Amerika’ya gönderildi. Yanında annesi ve kız kardeşiyle. Dönmesine izin yoktu. Yılmaz hıçkırarak anlatmaya devam etti. “Fatih… Irmak onu sever diye bekledi. Ama olmadı… kız ona bakmadı bile.” Dizdar’ın yüzü taş kesilmişti. “Enes nerede şimdi?” “Amerika’da… annesi ve kız kardeşiyle. Gelmesine izin yok. Fatih’in adamları gözlüyor.” Depoda sessizlik oldu. Dizdar bir adım geri çekildi. Şoktaydı. Irmak… Yıllarca sevdiği adamın onu öldüğünü sanmıştı Ama adam… Ailesini korumak için gitmişti. Dizdar’ın zihni karıştı. Bir yanda öfke. Bir yanda acı. Bir yanda Irmak’ın gözlerindeki o bitmeyen yas. Demek bu yüzden hiç tam ait değildi. Dizdar yavaşça Yılmaz’ın yakasına yapıştı. “Bunu başka kim biliyor lan ?” “Hayır… kimse bilmiyor…” Dizdar’ın gözleri karardı. Artık iki seçeneği vardı: Gerçeği Irmak’a söylemek. Ya da sonsuza kadar saklamak. Ve eğer Enes yaşadığını öğrenirse… Bu hikâye burada bitmezdi. Gece ... Oda karanlık. Sadece masa lambası yanıyor. Dizdar elinde Yılmaz’dan aldığı bilgilerle öylece oturuyor. Önünde dosyalar. Enes’in Amerika giriş–çıkış kayıtları. Fatih’in bağlantıları. Ama hiçbirine bakamıyor artık. İlk kez zihni karmakarışık. “Demek sevmiş…” diye mırıldandı. Irmak’ın gözlerindeki o eksikliği düşündü. O sessizliği. O hiç tam mutlu olamayan hâlini. Sebebi Enes’ti. Ve Enes aslında kaçmamıştı ölmemişti . Zorlanmıştı. Dizdar ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Avluda ışıklar sönüktü. Herkes uyuyordu. Yukarı katta Irmak… Altı buçuk aylık hamile. Karnında onun oğlu. Ama kalbinin bir köşesinde hâlâ başka bir adamın izi. Dizdar yumruğunu sıktı. “Kahretsin…” Şimdi ne yapacaktı? Gerçeği söylese… Irmak’ın dünyası yıkılırdı. Söylemese… Yalanın üstünde bir aile kurmuş olurdu. Enes’i getirse… Her şey dağılırdı. Getirmese… İçindeki şüphe onu bitirirdi. Telefonunu eline aldı. Enes’in Amerika numarası ekranda. Arayamadı. Aramak demek savaşı başlatmak demekti. Dizdar ilk defa korktu. Irmak’ı kaybetmekten. Kendini kaybetmekten. O sırada kapı hafifçe aralandı. Irmak. Üzerinde ince bir sabahlık, yüzü yorgun. “Buse ağladı da” dedi kısık sesle. Dizdar bir an ona baktı. Ona baktığında hep aynı şey oluyordu: Öfkesi sönüyor, ama korkusu büyüyordu. “Dizdar iyimisin ?” diye sordu Irmak. Dizdar cevap veremedi. Sadece yaklaştı. Elini Irmak’ın karnına koydu. Bebek hareket etti. O an gözleri doldu. Bu çocuk… Onun kanı. Onun geleceği. Ama geçmiş kapıyı çalmak üzereydi. Irmak dikkatle baktı. “Bir şey var… ne oldu .” Dizdar yutkundu. “Yok,” dedi. Ama sesi ilk defa zayıftı. Irmak o zayıflığı fark etti. Ve ilk defa… Dizdar’ın her şeyi kontrol edemediğini gördü. " Ben Buse'ye bakayım ..." diyerek çıktı Dizdar ....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE