???
Bazı kayıplar vardı. İnsan ne yapsa yeri dolmazdı. Unutmak isterdin sökülüp gitmezdi içinden. Hançer yarası gibi yüreğine tüner ve her nefeste acısı kalbini kavururdu. Ben hayatımda iki yitiği yıllar geçse de aşamamıştım. Birincisi babamın o asfalta dökülen kanıydı. İkincisi ise annemin o hapishanedeki intiharı.
Annem aşık olmuştu. Kendisine yasak olan, belki de hayatına asla girmemesi gereken birine sevdalanmıştı. O mavi gözlü, siyah saçlı adam onun aklını nasıl başından almıştı bu kadar bilmiyordum. Ama o deli rüzgar babamın kanının eline bulamasına sebep olmuştu. Sevdiği adamla kaçma planları yaparken ani bir polis baskını tüm hayallerini çamura batırmıştı ve bileğinde kelepçelerle kendisini parmaklıklar ardında bulmuştu.
Annemin intihar haberini aldığımda çok üzülmüştüm. Demek bizden koparıldığı gün son günümüzdü. Hapse girdikten sonra amcamı defalarca aramış, beni kendisine getirmesi için ağlayarak yalvarmıştı. Onlar telefonla konuşurken ahizenin cızırtılı sesinden nasıl ağladığını, beni ne çok özlediğini her fırsatta dile getirdiğini duyabiliyorum. Sesi çok yorgun ve ıssızdı. Zaten hiçbir zaman hayat dolu olmamıştı. Bu kadın bizimleyken bile ölümü ve hüznü saç tellerinde, dilinin ucundaki hüsran dolu kıvrımlarda taşırdı. Bizimleyken bile hiç bizim olmamıştı. Ve artık sahip olduğu o aileyi, küçük gecekondu mahallesini ve eksik olan onlarca eşyanın arasında kurduğumuz güven dolu yuvayı mumla arıyordu. Her şey için çok geçti.
Amcam dindirilemez bir öfkeyle ahizeyi parmaklarının arasında ufalar gibi sıktı. "Defol hayatımızdan."diye bağırdığında annemin sesi eskisinden çok daha zayıf ve güçsüzdü.
"Bizden uzak dur! O kadar iyi bir anneydin neden kocanı öldürdün? Neden dostunu yuvana tercih ettin? Bir kadın yuvasına sahip çıkmaz mı ha! Abim neyini eksik etmişti söyle! İhanetinin bedelini ödeyeceksin. Efsun'u unut! Sakın karşımıza çıkma yoksa abimin yapamadığı yapar seni bu dünyadan ben silerim."
Böyle demişti işte! Aramızdaki tüm bağları bir çırpıda kesip atmış ve beni annesiz koyacak o umutsuzluğu telefonun diğer ucundaki kadına haykırmıştı. Ve sonra bir haber geldi uzaklardan. Yine telefon acı acı çaldı. Fakat bu sefer açan amcam değil yengemdi. Birkaç cümlenin ardından annemin ölüm haberini "başınız sağolsun" jargonuyla duyduk. Ölmüştü. Ben sessizdim. Konuşamıyor, anlayamıyordum. O gün orada ağlayabilmiş olsaydım bana nasıl bir tepki verirlerdi bilmiyordum. Bu kadar heveskâr bir annenin arkasından ağladığım için bana kızarlar mıydı? Hırpalayıp ceza verirler miydi haberim yoktu.
Amcam beni görüş gününe götürmediği için kendisine kıydığını zannetmiştim. İlk defa onun gözünde değerli olduğumu sanmıştım. İlk defa gerçekten pişman olduğuna ve bir şeyleri telafi edemeyeceğini düşündüğü için ölümü seçtiğine inanmıştım. Ve yine yanılmıştım. Benim yanımda bir şey demeseler de kendi aralarında konuşurlarken duydum gerçeği. Babaannem amcamı "Bir kez olsun götürseydin!" diye paylarken amcam gerçekleri bir çırpıda söyleyivermişti.
"Evlat hasretinden değil aşk acısından ölümü seçti. Dostu olacak o şerefsiz bunu bırakıp başkasıyla evlenmiş." Gerçekler canımı yakıyordu. Sevdiği adamın düğünü onun ölümü olmuştu. Ve ben yine bu hikayenin değersiz bir köşesinde önemseneceğim günü bekliyordum. Annelerin hatalarının bedelini kız çocukları ödüyordu. Çünkü üzerlerine daha doğdukları gün bir etiket yapıştırılıyordu ve insanlar o etiketteki kaderin ve imajın gerçeğe dönüşmesini dört gözle bekliyordu.
Kahve makinasının uyarı veren sesi zihnimdeki acı hatıraları darmadağın etti. Ciğerlerimdeki efkarı atölyemin kahve kokusuyla hemhal olan şirin odasına bıraktım. Bakışlarım odadaki her bir detayı süzerken her şeye rağmen içim içime sığmıyordu. Burası bana aitti. Hayatımda ilk defa bir şey bana ait olabilmişti.
Çok güzel bir dikiş makinam vardı. Tablolarım nefisti. Kahve makinam ve mutfağım vardı. Nefis kokular geliyordu fırınımdan. Koltuklarım tam istediğim gibi pudra renginde, küçük ve şirindi. Çizim masam, avizeler... Harun Bey'in isteğiyle her şeyi tam da zevkime göre planlamıştım. Çizim masamın üzerinde parlak yıldız şeklinde çıkartmalar vardı. Yıldız şeklinde masa lambası ve kokulu mumlar bana nefis bir iklimi yaşatıyordu.
Kahvemden bir yudum alıp seyretmeye doyamadığım atölyeye neşeyle baktım. Her şeyin en iyisini almıştık. Tamamen içime sinmesi için Harun Bey her mağazayı didik didik etmiş ve bana isteğim her şeyi bulmuştu. Kitap okuyup yapacağım işleri planladığım ajandalarla ve kalemlerle dolu makam masası bana gurur veriyordu. Üzerindeki isimlikte adımı görünce kıkırdadım. Efsun Dumanlı...
Kahvemden küçük bir yudum daha aldığımda "Eyvah" diyerek hemen mini fırınıma yöneldim. Browniyi fırın eldivenleriyle çıkarıp masanın üzerine koydum. Sonunda kurabiyeden browniye terfi eden tatlım harika görünüyordu. Bir dilim kesip tabağa aldım ve masama geçtim. Artık Harun Bey'le çalışıyordum. Benden yeni reklam filminde oynayacak modeller için ambiyansa uygun çizimler istediğini söylemişti.
Güzel bir maaşım vardı ve bu sayede Melis'e yük olmaktan kurtulacaktım. Eve katkım olacağını düşününce içim içime sığmıyordu. Güney'den aldığım ücret sayesinde eve elim kolum dolu çıkıp gidebilmiştim. Kendi ellerimle akşam yemeğini yaptığımda işten yorgun argın gelen Melis'in yüz ifadesini unutamıyordum.
Ben kafamdakileri hayata geçirmek için kalemle kağıda dost olurken çalan zil tüm dikkatimi dağıttı. Kapının dışını gözetlediğimde Harun Bey'in naif duruşuyla karşılaştım. Çat kapı ziyaret etmesi beni heyecanlandırmıştı. Daha fazla bekletmeyip içeri buyur ettim ve geçmesi için yer gösterdim. Tatlımın tadına baktığında halinden fazlasıyla memnun görünüyordu. Ona karşı mahcuptum. O geceyi mahvetmiş olmanın verdiği mutsuz ifadeyi ne yapsam aklımdan silemiyordum. Benim için yaptıklarına karşılık o defile gecesi Harun Bey'i utandırmıştım. Muhtemelen buraya o gece hakkında konuşmaya gelmişti. Ne diyeceği bile bilemiyordum.
"O gece olanlar için üzgünüm!"dediğinde nefesimi tutup hayretle gözlerine baktım. Sanırım bu sözü benim söylemem gerekiyordu. "Lütfen böyle konuşup beni daha da utandırmayın. Yaptıklarım için yeterince..."
"Hayır Efsun. Kokteyli bilerek içmediğini biliyorum. Böyle bir şey olabileceğini tahmin edip seni uyarmalıydım. Sarhoş olmanda benim de ihmalkarlığım var." Başımı eğdim. Bu kadar nazik biri olması beni içten içe mutlu ediyordu. Çevremde her fırsatta suçu başkalarına yükleyerek kendini aklamaya çalışan insanlar vardı. Bu adam lav deryasında bulduğum bir damla su gibiydi.
"Benim için çok şey yaptınız. Lütfen bir de kendinizi suçlayıp beni daha fazla üzmeyin. Her şeyi mahvettim. Dostlarınıza karşı başınızı eğdim. Muhtemelen benim bir alkolik olduğumu düşündüler." Yüzünde açan hüzünlü tebessüm başımı daha da eğmeme sebep oldu. Bu düşünceli yaklaşımı hak ediyor muydum?
"Olanları olgunlukla karşıladılar. Senin yanlışlıkla içtiğini daha önce tatmadığın için kokteyl olduğunu bilmediğini söyledim." Harun Bey yine kurtarıcım olmuştu. "Neyse ki Güney çabuk müdahale etti. Bu gerçekten önemliydi." Güney'in adını duymak bile kalbimin çarpıntısını artırmış o kaslı dokunun tüm ritmini bozmuştu.
Sözlerine sadece başımı sallamakla yetindim. "Evet." dediğinde derin bir iç çektim. "Güney çok iyi bir çocuktur. Uzun zamandır ailevi sorunlarımız vardı. Abim evi terk ettiğinde büyük bir boşluğa düştük. Onu geri dönmeye ikna etmeye çalıştım fakat sevdiği kadınla evlenmeyi tercih etti. Babam ve annem onun sıradan biriyle evlenmesini istememiş ve kendi buldukları kızla hayatını birleştirmesini arzu etmişti. Olmadı. Aşkı için her şeyden vazgeçti abim. Güney doğduğunda onlarla iletişim kurmaya devam ettim ama ailemizin bir araya gelmesini sağlayamadık. Abimi erken kaybettik."
"Başınız sağolsun!"derken içim burkuldu. Güney aslında oldukça zengin bir aileden geliyordu. Ama belli ki aile büyükleri olgunluktan uzak insanlardı. "Maddi açıdan zor duruma düştüklerini öğrendiğimde yardım etmek istedim fakat Güney çok gururluydu. Benden gelecek hiçbir yardımı kabul etmedi. Kendisi bilmiyor ama tıklanma rekoru kıran o videoyu müzik yapımcısı arkadaşıma dinletip keşfedilmesine yardımcı oldum. Onda harika bir sahne ışığı kendini gösteriyordu zaten fakat hayatının sihirli bir dokunuşa ihtiyacı vardı. Bu büyüleyici ses sadece sarrafını bulacaktı hepsi bu."
Gülümsedim. Bunu Güney'e söylememesi büyük nezaketti. "Bu gün hâlâ o arkadaşım keşfi için bana teşekkür eder."
"Çok başarılı bir sanatçı. Bundan çok daha fazlasını yapabileceğini biliyorum." dediğimde kahvesinden bir yudum alıp bana kupamı işaret etti. "Evet öyle. Sanırım yakında dünya starı olacak. 6 ay için bir konser turnesine katılacak. Anladığım kadarıyla Amerika'ya yerleşmeyi düşünüyor. Bilirsin sanatçılar yurt dışındaki imkanların cezbediciliğine kolay kolay hayır diyemez."
Cümlesi tamamlandığında nefes alıp vermeyi bile unuttuğumu fark ettim. Demek gidiyordu. Bana bir veda bile etmeden çekip gidecekti ve belki de artık yüz yüze gelemeyecektik. Ona sadece telefon ekranından bakacak ve sesini sadece söylediği şarkılardan duyacaktım. Hayatına pek çok farklı insan girip çıkacaktı ve ben basit bir sekreter kız olarak bile yanında yer edinemeyecektim.
Onun da bana karşı boş olmadığını biliyordum ve artık hislerinin bir önemi kalmamıştı. Beni unutacaktı. Mesafeler var olabilecek tüm güzelliklerin üzerini örtecek ve çıkmaza sokacaktı. "İyi misin?" Dediğinde duygularımı saklamak için gülümsemeye çalıştım. Fakat dolan gözlerim ve kaymak için fırsat kollayan dudaklarım buna izin vermeyecekti. "Onun adına sevindim." Dedim kursağımdaki cam kırıklarını kanaya kanaya gerisin geriye iterken.
"Aranızın iyi olmadığını biliyorum." Çatalını bir kenara bırakıp tüm dikkatini bana yöneltti. "Bazen geç olmadan bazı şeylerin farkına varmak gerekir Efsun. Gerçek aşk insana hayatında bir kez değer. Onu kaybettiğinde yeni bir sevdaya yelken açsan bile yarım kalan kalbin tamamlanmaz. Herkeste ondan bir parça ararsın. Gecikmişliğin telafisi yok." Kahvemi dudaklarıma gömüp başımı onaylar gibi salladım.
"Evet. Sanırım sizin de başınızdan hüzünlü bir aşk rüzgarı geçti." Brownisinden son çatalını alıp kahve kupasını dipledi. Ayaklandığında sohbetin bittiğine üzülmüş, içimdeki aşk acısını kahrederek yapayalnız utanıp sıkılmadan yaşayacağım için sevinmiştim.
"Ben kalkayım. Yaşadığım aşk serüvenini de başka bir gün anlatırım artık. Kahve ve tatlı için teşekkürler. Söylediklerimi düşün!" Bana rahatsız etmeyecek bir mesafede vedalaşmak için sarıldığında kokusu bana tanıdık bazı anıları hatırlattı. O kapıdan çıkarken geçmiş yine perde perde önüme serildi.
???
Küçük Efsun elindeki kağıttan gemiyi mahalledeki çeşmenin küçük havuzunda hüzünle yüzdürmeye çalışıyordu. Kağıttan gemiler suyun yüzeyinde alabora olmadan akıp giderken mavi gözleri hüzünle onu takip ediyordu. Gemiler küçük havuzun aşağı sarkan ince kollarına ulaşıp mahallenin aşağı kısmına doğru yol almaya başlarken o da oturduğu yerden gidişini seyrediyordu. Bir anda kağıttan gemi kocaman bir botun altında ezilip suyun içine gömüldü. Efsun başını kaldırdığında bu çirkin hareketin Demir'den geldiğini anlayarak öfkeden kıpkırmızı kesildi. Demir ise Habeş maymununu hatırlatan esmer suratıyla ve sümüklü burnuyla karşısında meydan okuyarak gevrek gevrek sırıtıyordu.
"Ha ha ha! Küçük baş belasının gemisi suya kapılıp dağıldı. Ha ha ! Gemin de senin gibi zavallı!" Efsun yumruklarını sıkıp ona atılacağı esnada karşısına geçen bir başka el kendisini durdurdu. Küçük kız başını kaldırdığında Cemal'in mavi gözleriyle karşılaştı.
"Bırak onu! Eğer kavga etmezsen sana daha iyi bir gemi alabilirim."
"İstemem!"dedi Efsun. Ondan gelecek hiçbir şeyi kabul etmezdi. "Neden? Sana küçük bir gemi hediye etmek istememin ne mahsuru var?" Efsun nefretle bakan gözlerini Cemal'den ayırmadan kinle "İstemem!" diye bağırdı. Cemal'i her gördüğünde babasının ölümünü hatırlıyor ve ona bakan gözlerinden bile nefret ediyordu.
"Senin için bir şey yapmak istiyorum."dedi Cemal. Onun kırılan kalbini onarıp mutlu etmek için dünyayı karşısına alabilirdi. "Yapma. Sadece git! Bir daha karşıma çıkma. Yüzünü bile görmek istemiyorum." Genç adamın yüzü hüzünle karardı. Bakışlarını kaçırıp karşısındaki küçük kıza küskünce baktı. Ona kızamıyordu. Bilakis hak verdiği bile söylenebilirdi.
"Gitmemi bu kadar çok mu istiyorsun?" Efsun hiç düşünmeden "Evet!" Diye bağırdı. Cemal ona yaklaşıp nefretle bakan gözlerine aldırmadan at kuyruğu yaptığı saçlarına dokunmak istedi. Küçük kız bu dokunuşa bile izin vermeyecek saniyeler için ondan uzaklaşıp çeşmenin yanındaki asma ağacının ardına saklanacaktı.
"Tamam!"dedi Cemal. "Bir daha karşına çıkmayacağım ama bir şartım var." Efsun beklediğini bulmuş olmanın verdiği merakla asılan yüzünü değiştirdi. "Ne istiyorsun?"
"Ben senin bir dileğini gerçekleştireceğim sen de karşılığında sana bir kez olsun sarılmama izin vereceksin." Efsun bu istekten hoşlanmamıştı. Annesi ve babası hep yabancılarla konuşmamasını, onların kendisine dokunmasına izin vermemesini öğütlerdi. Şimdi bu adamdan kurtulmak için onları çiğnemesi gerekecekti. Onu bir daha görmemek için biraz düşündükten sonra "Kabul!" Dedi. "Ama bir daha yanıma gelmeyeceksin. Gelirsen..."
"Gelirsem?" dedi Cemal merakla. Efsun öç alır gibi yüzünü kasıp, "Seni bu mahalleden taşlayarak kovarım. Arkandan da İbibik Cemal, tosbağa Cemal diye bağırırım."dedi. Cemal dolu dolu gözlerle gülümsedi. Küçük kızın aldığı intikam bile hoşuna gitmişti. "Tamam. Şimdi söyle bakalım benden ne istiyorsun?"
"Babamın mezarını ziyaret etmek istiyorum." dedi Efsun bir an bile düşünmeden. Cemal bir şey söylemeden küçük kızın eline uzandı. Fakat Efsun o eli tutmayı reddetti ve şoförün açtığı kapıdan direk aracın arka koltuğuna oturdu. Cemal de omuzlarını silkip hemen yanına ilişmişti. Hiç konuşmadan mezarlığa gittiler. Efsun babasının mezarı başında gözyaşı döküp toprağına dokunurken Cemal içinin ezildiğini, pişmanlığın her zerresine sirayet ettiğini hissetti.
Küçük kız daha sonra Cemal'den aynı mezarlıktaki annesinin mezarına götürmesini rica etti. Mezara gittiklerinde ruhsuzca toprağına baktı. Tek bir kelime etmeden bir damla gözyaşı akıtarak arkasını dönüp uzaklaştı. Araca binmeden önce Cemal'e dönüp "Sadece bir kez sarılacaksın."diye kuralları hatırlattı. "İçimden 20'ye kadar sayacağım. 20 dediğimde bırakacaksın." Hemen ardından "Öpmek de yok!" diye ekledi. Cemal başını sallayıp yanında diz çöktü. Onun uzun boyunun, kalıplı bedeninin aksine Efsun minicikti.
Ellerini küçük kızın sırtına sabitleyip yavaşça kendisine çekti ve sımsıkı sarıldı. Gözlerini yumduğunda saçlarından burnuna ulaşan zambak sabununun kokusuyla 20 saniyelik bir düş uykusuna yattı. Efsun ise onun aksine çoktan içinden saymaya başlamıştı. Kalbi heyecanla atarken Cemal'in teninden ve saçlarında gelen kokuyla yabancı bir iklime yolculuk etti.
20 dediğinde genç adam ayrılık zamanının geldiğini düşünüp bedenini ondan kopardı. Ve arabaya geçtiler. Bu birlikte geçirdikleri son gündü.
???
Harun Bey gideli yarım saat olmuştu ve ben sadece ardındaki kapıya uzun uzun bakmakla yetinmiştim. Kapı zili beni düş uykumdan uyandırıp kendisine yöneltti. Önünde oduncu gömleği giymiş iki adam vardı. Tuhaf bir merakla kapıyı açıp "Kime baktınız?" diye sordum. Yüzlerindeki sinsi gülüşü gördüğümde kapının zincirini çıkartmamak gerektiği kanaatine varmıştım. Kapıyı yüzlerine çarpmak istediğimde kocaman elleriyle ve araya sıkıştırdıkları iri çizmelerle bana engel oldular. Ben direnirken zinciri kırıp bana rağmen içeri girdiler.
"Kimsiniz siz? Defolun burdan!" Diye haykırdım. Öndeki sıska adam beni kolumda tutum yüzüme elinin tersiyle okkalı bir tokat patlattı. Bu zayıf bedenimin savrulup yere yığılmasına sebep olmuştu. Ben kanayan burnumla cebelleşip şaşkınlıkla toparlanmaya çalışırken arkası boş demir kitaplığı sertçe üzerime devirdi. Dizime saplanan ağrı haykırmaya sebep oldu. Acımdan menün bir şekilde üzerime eğilerek boğazımı sıktı.
"Sakın bir daha yanlış insanlarla oyun oynama!"