"O benim sevgilim değil. Aramızda bir şey yok!" Ellerini tazim yapar gibi koca göbeğinde buluşturdu. "Yok canıııım! Aranızda bir şey olmadığı için mi senin için bıçakların önüne atladı? Hadi kızım kandırma beni. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz."
"Sana hiçbir şeyin açıklamasını yapmak zorunda değilim. Bana oğlumun yerini söyle!" Omuzlarını haylazca silkti.
"Bilmem! Bu adamlarla direk temas kurmadım. Bir kadın aracılığıyla bana ulaştılar. Kadının da ne adresini bilirim ne de adını. Sadece bir numara var hepsi o. Arkasında kimin olduğu meçhul! Arada bana üç beş kuruş harçlık atarlar hepsi bu."
Elimi ona doğru uzatıp avucumu açtım. "Bana telefonunu ver. O kadınla konuşmak istiyorum. Ne kadar para istersen veririm. Yeter ki bizi görüştür. Oğlumu bulmama yardım edersen sana verdikleri paradan fazlasını bile bulurum." Kahkahaları etraftaki insanların bakışlarını oturduğumuz masaya yöneltti.
"Hadi ya! Yok deve! Kızım sen benden de çulsuzsun. Para sende ne gezer? Ufak at da civcivler yesin!"
Harzem haklıydı. Çulsuz kelimesi benim için az sayılırdı. Düne kadar akpil parasını bile bulamıyordum. Güney'in verdiği para Harzem denyosunun dişinin kovuğunu bile doldurmazdı. Bana bakıp pis pis sırıtırken, "Tabi her şeyin ücreti para olmak zorunda değil." dedi. Her an masanın üzerinden atlayıp onu boğazlayabilirdim.
"Pislik!"
Masanın üzerindeki ses kayıt cihazını hâlâ fark etmemişti. Küçük bez çantanın açık fermuarından her şeyi bizzat kayda almıştım. Artık oğlumla ilgili gerçekleri ortaya dökmek için elimde bir delil vardı. Bu kayıt sayesinde bana kurulan tuzağı hukuki yollardan arayabilecektim. Daha fazla vakit kaybetmek istemediğim için ayağa kalktım ve geldiğim çıkışa yönelmek istedim. Başım dönüyordu. Sanki bedenim bir anda tonlarca ağırlığa ulaşmıştı. Oturduğum sandalyeye yığılıp kaldığımda omzuma dokunup beni kaldırmak için harekete geçti.
"Bırak beni!"
"Gidiyoruz! O kadınla görüşmek istemiyor muydun? İşte sana fırsat!"
Beni kolumdan tutup kendine yasladı. Bu hareketiyle birlikte üzerindeki sigara kokusunu daha da keskin bir şekilde hissetmeye başlamıştım. Kulaklarım uğulduyordu. Bu halim hiç de hayra alamet değildi. Çantamı ona hissettirmeden masadan çekip aldım ve değerli bir eşya gibi sımsıkı kalbimin üzerine bastırdım. Bu oğlumu kurtarmak için belki de tek şansımdı.
"Nereye götürüyorsun beni."dedim uyuşuk bir ses tonuyla. Ona direnecek gücü kendimde bulamıyordum. İçtiğim suya bir şeyler mi karıştırmıştı? Sesini bile çıkarmadan etrafa gülücükler saçıp beni arabasına yönlendirdi. Birkaç kişi durumdan şüphelenip karşımıza geçse de Harzem onları "Kardeşim fenalaştı!"diyerek bizden uzaklaştırmıştı. Gözlerimi açtığımda arabadaydık ve bir bilinmeze doğru yol alıyorduk. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Gözlerimi yoğun şehir ışıklarının parıltısı yüzünden açamıyordum. Keskin virajlar başımın koltuğa çarpmasına sebep oluyordu. Kulağımda korna sesleri ve trafik gürültüsü cirit atarken bu pisliğe kandığıma bin kez daha lanet ettim.
"Nereye götürüyorsun beni?"
"Şşşşş! Gidince anlarsın."
Midem adeta çalkalanıyordu. Kusacak gibi öğürdüm. "İnmek istiyorum." Bana cevap vermeye bile tenezzül etmedi. Sırtım sert bir şekilde yatakla buluştuğunda sıçrayarak gözlerimi araladım. Sanırım bir otel odasına getirmişti beni. Beyazların hakim olduğu odada çift kişilik bir yatak ve asma tavanda gözlerimi yoran beyaz spot ışıkları vardı. Keskin bakışları beni süzerken üzerinden ceketini çıkardı. Korkulu, uyuşuk bakışlarımın arasında üzerime eğildi ve ceketimi direnmelerime aldırmadan bedenimden uzaklaştırdı. Korkuyordum. Başıma ne geleceğini düşündükçe aklımın benden uçup gittiğini hissedebiliyordum. Kolumu dirseklerime kadar sıyırdı.
"Gelebilirsin!" Uyuşuk bakışlarımın kadrajına giren genç adam oldukça tedirgin görünüyordu. Bana aceleyle yaklaşıp kolumu eldivenle sıktı ve damarlarımın olduğu yere batan iğne biraz olsun ayılmama sebep oldu.
"Bunu neden yapıyorsunuz?" Bana cevap dahi vermeden bir şırınga dolusu kanı gözlerimin önünde alıp çantaya koydular. Onlara direnemiyor ve kurtarın beni diye bağıramıyordum. Bu görüşme planlıydı ama niçin?
???
Güney kendisini engellemeye çalışan güvenliği umursamayıp oteldeki tüm odaları tek tek çalmaya başladı. Akla zarar bir hızla Efsun'u arıyor onu bulmak için kendisini engellemeye çalışan herkese direniyordu. Koridorlar altın rengi lambalarla doluydu. Koridorun loş ambiyansı genç adamın ruhunun daha da daralmasına sebep oldu.
"Lütfen Güney Bey! Burada böyle davranmazsınız." Güney adamı itip Efsun'u Harzem'le gördüğü son koridoru taramaya başladı. Buraya ne için geldiklerini düşündükçe kan beynine sıçrıyor, hayalinde canlananlar kemiklerinin altındaki canevini hiç olmadığı kadar yaralıyordu.
İzin vermeyecekti. Bu gece birbirlerine dokunamayacaklardı. Efsun'un o adamla yaşayacağı tek bir anısı dahi olmamalıydı. Bunun için gerekirse gururunu hiçe sayıp o odayı basacak ve sevdiği kadını kolundan tuttuğu gibi alıp götürecekti. Loş ışık ve peşini bırakmayan görevliler işini zorlaştırsa da son iki kapıyı da görmüştü. Nihayetinde biri tüm engellemelere rağmen onu Efsun'a götürecekti. İnsanlar gürültüye dayanamayıp birer ikişer odalarından çıkmıştı. Yerdeki kırmızı hali ayağına takılıyor ve amacını bertaraf etmeye çalışıyordu. Sonunda aralıklı kapıdan kendini içeri bıraktı. Gözleri yarı uyuşuk vaziyetteki genç kadına takıldığında dudaklarından sadece onun adı dökülmüştü.
"Efsuuuun!"
Efsun duvara yaslanmış durgun bir ifadeyle güç bela ayakta durmaya çalışıyordu. Yüzünün tim kanı çekilmiş, teni ruh gibi bembeyaz kesilmişti. Sıyrılan kolundaki eldiven ve iğne izi Güney'i daha da delirtti. Aklına gelenden çok daha fazlasını göreceğini düşünmüyordu fakat Efsun Kıvanç'ın söylediğinden çok daha büyük bir kötülük yapıyordu bedenine.
"Efsun hayır!" İsmini duyan uyuşuk beden kırılan dizlerinin arasında kendini Güney'in kollarında buldu. Başı onun dizlerine yaslanmış bedeni tüm ağırlığını genç adamın kollarına vermişti. Güney içindeki kavurucu sevdayla Efsun'un güzel çehresini taradı. Canı yanıyordu. Kolundaki eldiven ve hafifçe kanayan iğne izi burada dönen tüm dolapları yüreğini parçalayarak ispiyonluyordu. Gözleri dolu dolu oldu. Elleri tuzağa çekilen zavallı kadının saçlarında dolaşırken bir öfke patlaması yaşamamak için direniyordu. Efsun gözlerini güvenli ellerde olmanın huzuruyla yumarken Güney'in dudaklarından hayal kırıklıkları içinde yaralı sözler döküldü. "Bunu bize nasıl yaparsın?"