DEVAM: AYRILAN YOLLAR

1758 Kelimeler
“Düşünmüyorum!” Dedim onu bakmadan domates dilimini ağzıma götürürken. “O uyuz star bozuntusunu hiç ama hiç umursamıyorum. Bana söylediği o sözden sonra yüzünü bile görmek istemiyorum. Kendisini bir şey zannediyor. Hah! Bu hayranı olacak kızlar onun burnunu resmen kaf dağına ulaştırmış. Ama suç ben de ben yüz verdim. Yüz verdik ayıya geldi… Tövbe yarebbim ya! Bir daha asla yüzüne bakmayacağım. Sesini duymaya bile tahammülüm yok. İnşallah boğazı şişer sesi kısılır. Konser verirken muz kabuğuna basıp düşer de belini kırar! Otobüse bindiğinde akpili bitsin ve kimse ona akpil basmasın inşallah!” Ben bir yandan homurdanarak tıkıştırırken bir yandan da aklıma ne gelirse sayıp döküyordum. Melis ise kahkahalarla gülmekten çatalını parmaklarının arasında tutamıyordu bile. “Ah Efsun! İnsan senin yanında hiç yaşlanmaz. Gülmekten öldürürsün adamı.” Ağzımı kindar kindar peçeteyle silip kaşımın birini kaldırdım. “Gülme Melis! Ben ciddiyim. Her şey bitti. Sildim onu! Bundan sonra onun bulunduğu sokağa bile girmem. Elimden gelse gezegen değiştireceğim.”Tam o esnada caddenin karşısındaki mağazadan buram buram Güney’in sesi yükseldi. Onun hit şarkılarından biri devasa hoparlörlerden bize kadar ulaşıyordu. Muhtemelen açılış yapıyorlardı ve açılışları bula bula bizim piknik yaptığımız günü bulmuştu. Ayağa kalkıp dişlerimin arasından “Ben şimdi seni!” Diye konuştum. Yumruk yaptığım ellerimle resmen şarkıyı çalanları dövmeye gidiyordum. Melis koluma yapışıp beni durdurmaya çalıştı. “Aman dur! Sakin ol lütfen! Yine başını belaya sokacaksın.” Birkaç adım öne doğru atılıp “Bırak Melis!”diye bağırdım. “Gidip onu benzeteceğim.” Beni zoraki yerime oturtup “Saçmalama bu sadece bir kayıt. Bırak insanlar ne çalarsa çalsın. Bizi ne ilgilendirir?” Kişner gibi tiz bir sesle, “İnadıma yapıyorlar!” dedim. “Resmen tahrik var.” “Tahrik falan yok! Sen sadece aşk acısı çekiyorsun hepsi bu? Geçer geçer! Al biraz ıslak kek ye!” “Sen…” Ben gözlerimi devirmeme fırsat tanımadan o sigara böreklerinden birini daha konuşmama imkan vermeden ağzıma tıkıştırdı. Neyse ki iki dakika sonra müzik kesilmiş ve biz de huzurlu, nezih bir ortama kavuşmuştuk. Çayımı yudumlarken birkaç kişi yakınımıza gelip bana dikkatli dikkatli bakmaya başladı. “Yoksa siz şarkıcı Güney Tunç Atasoy’un klibinde oynayan kız mısınız?” Melis’le birbirimize baktık. Eyvah! Herkes klibi izlemiş olamazdı değil mi? Yutkunup dudaklarını şebek gibi büzen Melis’e yan bir bakış attım. “Yooooo ben klipte falan oynamadım. Bence benzetiyorsunuz!” Sarışın siyah gözlü genç kız elindeki son model telefonu çıkarıp YouTube uygulamasını açtı ve klibi bana izletti. “İşte işte sizsiniz. Ay çok güzel bir klip, çok romantik. Güney aşkım sonunda kendisini tamamlayacak modeli seçmeyi başarmış. Ben bayıldım. Her gün odamdaki posterini öpmeden uyuyamazdım şimdi de bununla birlikte klibi izlemeden uyuyamıyorum. Ah ah!” Melis’in kıkırdamalarını boğmaya çalışıp hırıltılı sesler çıkarırken saçlarım diken diken olmuştu. Kendimi kirpi gibi hissediyordum. Bu kız canına susamış olamazdı değil mi? 1) Güney’e hangi vasıfla aşkım diyordu bu ne densizlikti. 2) Onu öperek uyuyamazdı ki bu ilkinden çok daha büyük bir suçtu. 3) Bu Allah’ım belası klip ne ara 40 milyon izlenmişti? Yoksa ben de mi ünlü olmuştum. Hayııııııır!! Elimle kafamdaki düşünme balonunu patlatıp kıza döndüm. “Ha şu klip. Ben klipte falan oynamadım. O kız… O kız şey…” Herkes merakla ne diyeceğimi kollarken “Benim ikiz kardeşim!” diye ekledim. Melis kendini daha fazla tutamamış ağzından tükürükler saçarak kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Kızlar bizi izlerken ben ahşap park masasının üzerindeki sofra örtüsünün dört ucunu avucumda buluşturup içindeki tabak ve bardakları toplamadan hunharca bohça haline getirdim ve bohçacı kadınlar gibi omzumun üzerine aldım. Melis’i elinden tutup ters ters kızlardan uzaklaşırken,”Hiç sormayın!” Diye geveledim. Yüzümü olabildiğinde acıklı bir kisveye büründürmüştüm. “Onu kaybettik. Çok elim bir kaza sonucu hayata veda etti. Hâlâ acısını yaşıyoruz. Dün akşam kamyonla çarpışmışlar. Şimdi eve gidip onu gömmemiz gerekiyor ve sanırım Melis de onun için bir helva yapacak. Şimdilik hoşçakalın. Daha başka kliplerde görüşmek üzere. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler. Bol reytingler…” Ben gevezelik üzerine gevezelik yaparken Melis kahkahalarının arasından dökülen gözyaşlarını siliyordu. “Beni öldüreceksin. Ha ha!” Kaçar gibi bize şaşkınlıkla bakan kızlardan uzaklaştık. Yeniden atölyeye geldiğimizde Melis hâlâ kahkaha atıyordu. Bu kızın sorunu neydi? Herkes ünlü olmak istemeyebilirdi. Pek tabî bunda anlaşılamayacak bir şey yoktu. Sonuçta çok sevgili Güney Tunç Atasoy’un klibinde kendi isteğimle oynamamıştım. Beni resmen tuzağa çekmiş fare gibi peynir atarak avlamıştı. Tamam hakkını yiyemem sonradan istersen iptal edelim dedi ama bu sefer de ben kabul etmedim. Her neyse olan oldu artık! Melis kapıyı ardımızdan kapatıp kıkırdamalarına içerde de bir süre devam etti. “Demek ikiz kardeşindi ha! Birde kamyonla çarpışıp öldü. Tabi gökten üç altın elma da düştü. Pireler berber oldu. Ölüler de mezarlarından çıkıp tango yaptı. Ah Efsun bildiğin delisin. İnsanlardan kurtulmak için bir İstanbul’u Güneydoğunun incisi yapmadığın kaldı. Daha neler?” Koluna sert bir çimdik attım burnumu gerginlikle kırıştırırken. “Yeter Melis. Güney’e dair bir şey duymak istemiyorum. Elbette o klip meselesi de çoktan kapandı. Umarım bunun devamı gelmez. Benim tek derdim hayatımı geri kazanıp oğlumu bulmak. Artist falan olmak istemiyorum.” Melis tombul gövdesini masanın üzerine yığılır gibi bıraktı. Beni anladığını ve anlayacağını hiç sanmıyordum. “Tamam minik kuş. Sana artist ol demedim ama evet diyip kibarca teşekkür edebilirdin. Bu kadar telaş yapıp kaçmana gerek yoktu.” “Tabi. Fotoğraf çekilmek isteyeceklerdi ve bir bakmışım sosyal medyada tıklanmaya başlamışım. Ben görünür olmamak için uğraşırken sen neden bahsediyorsun?” Sandalyeyi çekip kaygılı bir şekilde oturdum. Melis bozulan morelimden hoşlanmamış gibi vızıldandı. “Neden? Ün, para güç demek! Yiğit’i bulmak istemiyor muydun? İşte sana fırsat! Bu klibi şansa çevirip talihini döndürmek senin elinde. Sadece fırsatları değerlendir.” Başımı sallayıp ciğerlerindeki tüm havayı dudaklarımdan efkarla boşalttım. “Yapamam. Kocam olacak pisliğin ailesi beni hapse gönderirken intikam yeminleri etti. Oradan her ihtimale karşı gizlice çıktım. Hatay’ı terk edip İstanbul’a neden kaçar gibi geldim sanıyorsun? Neden Yiğit’i hasretini göze alarak buradaki teyzeme emanet ettim. Bir gün kapıma dayanmayacaklarının garantisini verebilir misin?” Melis’in düşen yüzü tüm neşesinin kaçtığını haber veren bir kara bulutla gölgelendi. Haklıydım. Benim hayatım asla tam anlamıyla güvenli olmayacaktı. Oğlumu benden almaya çalışabilirlerdi ki bu çok da imkansız değildi. Sabıkalıydım ben! Yiğit’i bana emanet ederken katil olduğum gerçeği ayağıma er ya da geç dolaşacaktı. “Haklısın! Özür dilerim. Bunu hiç düşünemedim.” Elini omzuma uzattı. “Ben hep yanında olacağım.” “Biliyorum!”deyip başımı omzuna yasladım. Ondan başka bir dayanağım yoktu. Melis’in telefonu çaldığında aramızdaki yakınlık da perdelenmişti. Telefonunu elinde evirip çevirdi ve ben şaşkınlıkla onu izlerken “Eyvah!” Diye vurgun yemiş gibi sayıkladı. “Sana söylemeyi unuttum. Harun Bey bu akşam seni bir defileye davet etti. Modacı bir arkadaşıyla tanışmanı istiyor. Sana hazırlanman için kıyafet bile gönderdi.” Ayağa kalkıp! “Sen neden bahsediyorsun?”diye bağırdım. Kızgın değildim fakat şaşkınlıktan sesim fazla çıkmıştı. “Şaka yapıyor olmalısın. Böyle bir fırsatı kaçıracak kadar şapşal olmadığını umuyorum. O zümreden insanlarla ilişki kurman ve çevre edinmen çok önemli. Harun Bey seni almak için gelecek. Defileye de birlikte gideceksiniz.” Onu daha fazla dinlemeyip kendimi atölyenin banyosuna attım. Her şey öyle güzel düşünülmüştü ki buraya aşık olmamak imkansız gibiydi. Banyo beyaz seramiklerle kaplı, buğulu duşa kabini olan metal parçaların ise altın rengiyle çarpıcı hale getirildiği hoş bir tasarıma sahipti. Benim gibi uzun süre duş alan biri için gerçekten harika bir deneyimdi. Sıcak suyun altında köpüklerin arasında hızlı olmaya çalışarak olabilecek en iyi duşu aldım. Melis saçlarımı kuruturken ben çoktan makyaj malzemelerime girişmiştim. Üzerime geçirdiğim askılı pudra rengi abiye ve dalgalı saçlarımla defileye katılmak için hazırdım. Gözlerimi ortaya çıkaran dişi bir makyaj yapmıştım ve dudaklarımı soft bırakmayı tercih etmiştim. Çok kadınsı görünmeyi sevmiyordum ama biraz çarpıcı olmamın bir zararı yoktu. Melis hazırlıklar bitince ellerimden tutup beni oturduğum döner koltuktan kaldırdı ve kendi ekseni etrafımda bir tur döndürdü. “Vay canına! Harika görünüyorsun. İnsanlar seni hayranlıkla izlemekten podyumdakilere dönüp bakmayacak bile.” Sıra ona geldiğinde siyah straplez mini bir elbise hazırlamıştık. Melis benden çok daha kadınsı bir makyaj tercih etmişti ve dağınık topuz yaptığımız saçları gerçekten harika görünüyordu. Rujunun son rötuşlarını yaparken iddialı iddialı aynaya baktı. “Siyah balık etli hanımefendiler için en ideal renktir. Bir beden daha ince göründüğüm için özgüven patlaması yaşamış olabilirim.” Ben kıkırdarken dudaklarım övgü dolu sözleri dizmekte bir sakınca görmedi. “Sen her halinle güzelsin tombul güvercin.” “Ben kiloları yüzünden takla atamayan tombul bir güvercinim. Ve kendimi çooook seviyorum. Yani sıska popolu bir kız olmadığım için son derece mutluyum.” Bir anda neşeli gülüşlerimizi bir ses böldü. Ve saniyeler sonra sert bir nesne bileğime çarpıp ayaklarımın dibine düştü. Gözlerimiz korkuyla büyümüş nabzımız birkaç dakika öncesine kıyasla deli gibi atmaya başlamıştı. Ben bileğimi ovarken Melis yerdeki kağıda sarılmış taşı aldı ve kağıdı açıp yazıları okumaya başladı. Akan her satırda gözlerindeki endişe kara bir mezara düşüyor ve korkusu yüzünün her santimine sirayet ediyordu. Elindeki kağıdı alıp tüm satırları tek tek okudum. “Yanlış yollardasın mahpus kuşu. Bu işin peşini bırakmak zorundasın. Daha fazla hayatının mahvolmasını istemiyorsun pençelerini üzerimizden çek! Yiğit’i unut ve hayatına devam et. Böylesi ikiniz için de daha iyi olacak. Hata yapman demek pek çok insanın ölümü demek.” Dolu dolu gözlerimle bir süre duraksadım. O sırada Harun Bey’in lüks aracı kapının önünde durdu. “Ona hiçbir şey söylemeyeceksin.” Melis’i gözlerimle uyandığımda Harun Bey’in karşısında ağzını bile açamadı. Harun Bey selam verip bize methiyeler dizerken ikimiz de gerginlikten titriyorduk. Kapıyı kilitleyip araca bindik ve defile alanına doğru hızla yol aldık. Harun Bey bizimle konuşup havadan sudan sohbetler etmeye çalışsa da ikimizin de ağzını bıçak açmıyordu. Yaklaşık 20 dakika sonra aracımın kapısı şoförün nazik hareketiyle açıldı. Uzun topuklu platform ayakkabılarımızla nazik yürümeye çalışarak girişe yöneldik. Giriş kırmızı bir halıyla biz kucaklıyordu. Halının üzeri kırmızı güllerle kaplıydı. Kenarda bol miktarda ışık ve Şamdan vardı. Giriş kapısının üstü uzay grisi, gümüş balonlarla kemer olacak şekilde süslenmişti. Onlarca gazeteci flaşlarını patlatarak defiledeki ünlü isimleri soru yağmuruna tutuyordu. Yolumun asla rastgelemeyeceği ünlü isimler gözlerimin önünde kameralara poz verip yanıp sönen ışıkların arasında o altın eşikten geçti. Sıra bize geldiğinde Harun Bey ve melekleri olarak gövde gösterisi yapmaktan çekinmedik. Gösterişli girişten sonra kendimizi loş bir ortamda bulduk. Giriş yukarıda kokteyl salonu ise aşağıdaydı. Salona girebilmek için parlak ışıklarla aydınlatılan geniş merdivenlerden geçmek zorundaydık. Merdivenin başında nezaketen Harun Bey’in koluna girip kokteyl masalarının olduğu kalabalık iklime baktım. Biz yavaş yavaş merdivenleri inerken adımlarım aşina olduğum kişinin varlığıyla duraksadı. “Bu defilede Güney de bize eşlik edecek. Senin için bir mahsuru yoktur umarım.” Harun Bey’i duymuyordum. Gördüğüm manzara siyah bir yılanı dilime dolamış içime akan kıskançlık zehri beynimi uyuşturmuştu. Onca kişinin arasında sadece onu görüyor, bir tek onun varlığıyla titriyordum. Bu Güney Tunç Atasoy’du. Peki ona sırnaşan bu siyah saçlı buğday tenli kız da kimdi? Bu kadar yakın olmak zorunda mıydılar? Dudaklarım heyecanla aralanırken yine aynı şey oldu. O çirkin diyaloglardan günler sonra ilk defa gözlerimiz buluştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE