DEVAMI: TUTSAK

1404 Kelimeler
Yaklaşık iki saat geçmişti. Gitmesini bekliyordum ama inatla yağmurun altında öylece dikiliyordu. Dışarıda keskin bir ayaz vardı ve bu gidişle ayazın etkisiyle kısa sürede hastalanıp ateşlenecekti. Yemek de yememişti. Birazdan bayılıp kalırsa hiç şaşırmazdım. İnada bak be! İstanbullu Çetin ceviz çıktı. Hiç değilse arabasına binse biraz olsun rahatlardım. Binmiyordu. Sözleri için kendisini cezalandırıyor olamazdı değil mi? Kendisini affetmem için mi yapıyordu tüm bunları? Buna daha fazla devam etmese iyi olurdu çünkü kalbime oturan taş çoktan yerinden oynamaya başlamıştı. Bu gidişle onu affetmek için kendime yeni sebepler üretmeye başlayacaktım. Hatta başlamış bile olabilirdim. Daha fazla dayanamayıp kendimi asansöre atmaya çalıştım. Fakat o kazulet bir türlü çalışmak nedir bilmedi. Bu canına yandığımın apartmanında bir gün olsun asansörün çalıştığını görsem semtteki tüm fakir fukaraya para dağıtırdım. Ama nerdeeeee! Yaklaşık beş dakikanın sonunda ellerimi teslim olur gibi havaya kaldırıp, "pes!" Dedim. "Sen kazandın. Şimdi topuklarıma basa basa gidiyorum ama döndüğümde bunu yanına bırakmam. Başına kadar dolu kocaman bir çöp poşetiyle gelip suyunu akıta akıta hayatı sana dar edeceğim. Kimsenin temizlemesine de izin vermeyeceğim. Hah!" Üzerimdeki siyah uzun kolu sade elbiseye aldırmadan üçer beşer merdivenleri indim. Saçımdaki lastiği çıkarıp örgümü bozdum. Sanırım açık uzun saç bana daha çok yakışıyordu. Çocuksu ev halime onun yanında devam edemezdim. Dış kapıyı araladığımda yağmurdan sırıl sıklam olmuş atletik bedeniyle tam karşımda duruyordu. Sarı saçları alnına dökülmüştü. Yüzünden damla damla sular yaralarına değerek süzülüyordu. Saatlerce ayakta beklediği için bacaklarının ne kadar ağrıdığını tahmin edebiliyordum. Yorgunluktan üzerime yığılıp kalmak üzereydi. Beni gördüğünde bakışları kısılsa da yüzündeki solgun ifade bozulmadı. Beni bu kadar telaşlandıran ve suçlu hissetmemi sağlayan adama dişlerimi gıcırdatıp yumruğumu sıktım. Her an üzerine atılıp dünyanın tüm bucaklarını önüne sıralayabilirdim. Üzerine doğruyorlar adımlar atıp onu iki elimi kullanarak sertçe ittim. Birkaç adım gerilese de dik duruşundan bir şey kaybetmedi. Deri ceketi sırılsıklamdı. Tek tesellim altındaki tişörte ıslaklığın geçmemiş olmasıydı. "Sen benim başıma bela mısın? Niye geldin? Haydut gibi kapımı zapt etmek sana mı kaldı?" Sustu. Fakat bakışları gururlu ifadesinden hiçbir şey kaybetmedi. "Sana diyorum. Hemen git burdan yoksa polisi çağırır seni attırırım. Bilirsin yaparım!" "Yaparsın!"dedi sakince. Bundan hiç şüphesinin olmadığını biliyordum. "Git o zaman. Başının belaya uğramasını istemiyorsan toz ol!" "Yap!" Bunu gözlerimin içine baka baka söylemişti. Blöf yaptığına inanmak istiyordum. Gözünü bile kırpmıyor, en ufak bir endişe ibaresi göstermiyordu. Cebimdeki telefonu çıkardım ve ısırarak kan kırmızı yaptığım dudaklarımı dişlerimden kurtarıp gözünün içine baka baka tuşları çevirdim. Fakat arama yapacak cesaretim yoktu. Tek isteğim korkup çekinmesiydi. Böylece güvenliğinde emin olacak o iğrenç insanların Güney'i bu sokak ortasında avlayamayacağını bilerek huzurla uyuyabilecektim. "Alo bir ihbarda bulunmak için aramıştım." Kaşının birini kaldırıp yan yan beni süzdü. Buna inanır bir hali var mıydı bilmiyordum ama bozuntuya vermeden oyunuma devam ettim. Buraya polislerin ve gazetecilerin gelmesini isteyeceğini hiç zannetmiyordum. Bu kariyerini mahvederdi. Başımı kaldırdığımda Melis bana yukardan el sallıyordu. Tek ayağımı huysuz bir kısrak gibi yere vurduğumda gülüp aşk sarhoşluğuyla ellerini kavuşturdu. Ve bana baygın baygın baktı. Resmen yağmurun altında sıçan gibi sırılsıklam olduğumuz için memnuniyet duyuyordu. "Şu an evimin önünde sarışın bir adam var ve tüm ısrarlarıma rağmen çekip gitmiyor. Bize yönelik hain planları olduğunu düşünüyorum." Derken yüzündeki duygusuzluk tebessüme dönmüştü. Onu umursamadan "Evet evet. Şu hit şarkıların sahibi... Güney Tunç Atasoy... Adam bildiğiniz başıma bela oldu. Çekip gitmesini söyledim elbette ama gitmiyor. Biraz daha beklerse kök salıp meyve verecek." Bir kaç saniye durup, "Ona ucuz olmayan kadınlarla görülmesini söyledim ama ne yazık ki benim başıma bela olmayı tercih etti. Ayrıca sesi de berbat! Hep mikrofonlar sayesinde buralara geldi. Korkuyorum biraz sonra serenat falan da yapmaya başlar." Güney'in gülüşü iyice sesli bir hal almıştı. Yağmurda ıslanmak ne onun ne de benim için bir problem teşkil etmiyordu. "Evet hemen bir ekip istiyorum." Göz ucuyla onu süzdüğümde kıkırdamaya devam ediyordu. Çocuk kandırır gibi telefonu kapattım. "Birazdan geldiklerinde anlarsın. Yaka paça sürükleyerek götürecekler seni. O zaman kim yamanmış görürsün bay Güney Tunç Atasoy!" "Sen bana kamera şakası falan mısın? İlkokul müsameresindeki çocuklar bile senden daha iyi rol yapar. Beni polise verecekmiş!" Omuzları inip kalktığında sinirden titriyordum. "Şimdi de domates gibi kızardı. Ah ah!" "Hemen git buradan!" Kollarını birbirine bağladı. "Gitmezsem ne yaparsın?" "Senin..." Onu tekrar itmeye çalıştığımda buna izin vermedi. Kollarımı tutup beni duvar ve gövdesi arasına sıkıştırdı. "Güvende olmadığını biliyorum. Bana her şeyi anlatana kadar ne sen bir yere gidebilirsin ne de ben!Bu kadar kolay değil. Hayatın tehlikede. Birlikte bir karar vereceğiz. Ama önce dürüst olman gerekiyor." Kollarımı göğsüne sertçe indirmeye çalıştığımda beni zapt etmekten gocunmadı. "Oyun bitti. Her şeyi bilmek istiyorum. Seni konuşturmak için ne gerekiyorsa yaparım. Yalan yok, gerçekler dökülecek ortaya!" Çığlık atmaya çalıştığımda ağzımı kapadı. Alınlarımız birleştirdi. Ona bu kadar yakın olmak kalbimi çok yoruyordu. Yağmur usulca saçlarımızı ve tenimizi ıslattı. Giderek şiddetleniyordu ama bunu umursadığını hiç sanmıyordum. "Seni bir kez daha incitmelerine izin vermeyeceğim. Canını yakamayacaklar. Artık bu benim meselem." İlk kez biri bana sahip çıkıyordu. Beni üzenlerden hesap soruyordu. Beni tanımadığı halde yanımda olmaya çalışıyordu. Ben babamdan sonra kimsenin yanında kendimi güvende hissetmemiştim. Kimseye inanmamış, kaybetmekten korktuğum için bağlanmaya çabalamamıştım. Çok sevmek benim kitabımda yazmazdı. Çok seven kalbin derdi hiç bitmezdi, hem de hiç! Sevmeyince ne ihanet acıtırdı ne de şiddet. Bu yüzden çok korkuyordum onu sevmekten. Sevdiği her şeyi kaybetmiş, oyuncak ayısını bile huzurla sevememiş bir kız çocuğuydum. Bazı şeyler artık kalbime ağır geliyordu. Keşke bu kadar korkak olmasaydım. Gözyaşlarım şıpır şıpır yanağıma damladı. Gözleri kapalıydı, beni ağlarken görmediği için halimden memnun olmam gerekirdi. "Bana acıma!" "Acımıyorum!"derken elleri ıslak yanaklarımda dolaştı. Yağmura minnet borçluydum çünkü gözyaşlarım onunkilerle karıştığı için büyük star tarafından fark edilmeyecekti. Uzaklaşıp gitmek için gerilemeye çalıştığımda sımsıkı sarıldı. "Biraz böyle kalamaz mıyız?" "Lütfen!" dediğinde dilimi ısırdım. "Buna ihtiyacım var." Sarılması ve beni kendine mühürlenmesi ruhuma zor geliyordu. "Sadece 20 saniye."dedim parmak uçları saç diplerimi okşarken. "Saymaya başlıyorum, yirmi dediğimde biter." Kıkırdadı. "Tamam anlaştık." Gözlerimi kapatıp saymaya başladığımda ortamda sadece yağmurun sesi duyuluyordu. "Yanındayken huzurluyum." Ne yazık ki hislerimiz karşılıklıydı. Onunlayken mutlu olduğumu inkar edemezdim. "20!" dediğimde belimi saran kolları çözüldü. Artık şakaklarımız ve yanaklarımız birbirine değmiyordu. "Burada kalamazsın. Bu ev yeterince güvenli değil." Bunu ben de biliyordum ama ancak birkaç gün içinde kendime yeni bir ev bulabilirdim. Bunun için biraz avansa ihtiyacım vardı. Bir süre atölyede kalmam gerekecekti fakat orası da güvenlikli değildi. "Polise haber verdiniz mi?" Başımı salladım. Şaşkınlık yüzünün her zerresine sirayet etti. Bana delirmişim gibi bakıyordu. "Neden? Şikayetçi olman için daha ne yapmaları gerekiyor? Ölmek mi istiyorsun?" "Evet ölmek istiyorum!" Dediğimde başını göğe isyan eder gibi kaldırdı. "Ben ölmek istiyorum ben! Bu gidişle sen beni kalpten götüreceksin!" Onu orada bırakıp yeniden eve yönelmek istedim. Parmakları bileğimi kelepçelerken bunun o kadar kolay olmayacağını anlamıştım. "Hiçbir yere gidemezsin. Bu işi çözmeliyiz. Derhal polise başvuralım. Önce düşmanımızın kim olduğunu anlamamız gerek!" Açtığı araç kapısını sertçe kapatıp "Gidemem!"diye bağırdım. "Beni sevdiklerimi öldürmekle tehdit etti." Kimden bahsettiğimi soracak diye korkudan kızardım ama neyse ki sormadı. Bir yalan daha söylemeyeceğim için şanslı sayılırdım. "Bana gidelim. Orada benden habersiz kuş bile uçmaz. Güvende olursun!" "Hiçbir yere gelmiyorum. Her fırsatta evine alıyorsun. Neyim ben? Odalık falan mı? Hiçbir yere gelmiyorum!" Mavi gözleri bedenimi dilim dilim kesti. Şu zayıf noktam onu resmen deli ediyordu. Adamı Nuri Alço gibi yaftalamalarım bu gidişle hiç bitmeyecekti. Resmen tecavüzcü Coşkun muamelesi yapıyordum. "Seni koynuma alma derdinde değilim Efsun Dumanlı. Sadece güvende olmanı istiyorum. Dışardan bakıldığında sapık gibi mi duruyorum? Sürekli bana Abaza muamelesi yapmaktan vazgeç! Oldu olacak her kuşun eti yenmez falan de de tam olsun! Hah!" "Benimle dalga geçme! Melis'i yalnız bırakıp hiçbir yere gelmeyeceğim." "Anladığım kadarıyla o adamların Melis'le bir işi yok. Dertleri sensin. Artık kimin kuyruğuna bastıysan!" Kinayeli sözü kulaklarımdan alevler fışkırmasına sebep olmuştu. "Yine ben suçlu oldum değil mi? Ne de güzel destek oluyorsun öyle! İstemem yardımın sende kalsın." Anlık boşluğunu fırsat bilip koşar adım eve yöneldim. Kısa sürede toparlanıp önüme geçti. Leylek gibi uzun bacaklı olmanın lüksünü yaşıyordu kerata. Kaçmak için Süreyya Ayhan gibi doping yapmam lazımdı. "Hiçbir yere gidemezsin. Güvende olduğundan emin olmam lazım." Yüzümü sinirden titreterek, "Gelmiyorum!"diye bağırdım. "Geleceksin!" Tepinerek, "Gelmeyeceğim!"diye haykırdım. İnadım inattı. Bu konuda benimle aşık atması imkan dahilinde değildi. "Öyle mi?" Derken bir sonraki hamlesini merakla bekliyordum. Ne olduğunu bile anlamadan kendimi omuzlarında buldum. "Şimdi de gelme görelim." "İndir beni!" Hırsından çatla der gibi aracın aracın kapısını açıp beni bir eşya gibi içeri tıktı. Kaçmayayım diye şoför koltuğuna atmış ve diğer koltuğa geçmeye zorlamıştı. Kendisi de yerleştiğinde kilit sesi ortamdaki çığlıklarımı birkaç saniyeliğine de olsa durdurdu. "Gelmeyeceğim seninle! Neden anlamıyorsun? Artık patronum bile değilsin, ne hakla beni evine götürebilirsin?" Aracı park ettiği yerden kurtarırken sessizdi. Başımı kaldırdığımda Melis'in neşeyle bize bay bay yaptığını görürdüm. Bu tombul güvercin ne zaman Güney'in safına geçmişti ki? "Kemerini tak! Artık peşindekilerin muhatabı benim!" ???
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE