Lale Gün batımının son kızıllıkları ufukta kaybolurken, avlunun taş basamaklarına oturmuş, elimdeki çay fincanını sıkıca kavramıştım. Köyün akşam serinliği, tenime hafif bir ürperti veriyordu ama içimde hissettiğim huzurun önüne geçemiyordu. Burada, Ahu’nun babaannesinin köyünde, zaman daha yavaş akıyordu sanki. Şehirdeyken her şey bir koşuşturmacaydı, ama burada… Burada hayatın durup sadece nefes almanı beklediğini hissediyordum. Ahu yanıma gelip omzuma hafifçe dokundu. “Çok sessizsin,” dedi, gözleri merakla üzerimdeydi. Gülümseyerek ona baktım. “Huzurluyum,” diye yanıtladım. Tam o sırada avlunun taş kapısından biri içeri girdi. Başımı çevirdiğimde Emir’in üzerime doğru geldiğini gördüm. Üzerinde sade bir gömlek vardı, bileklerine kadar sıvanmış kolları, kollarındaki belirgin kasları

