"Kadere inanır mısın.?" Ömür gelen soruyla cevap vermeden bekledi. Kadere inanır mıydı kendisi de bilmiyordu. Hayatını hep kendi isteklerine göre şekillendirmişti, fakat son yaşadığı kayıplar onun isteği değildi. Kader kendi yolunu çizmiş ve hayatında ki en önemli iki kişiyi yanında götürmüştü.
"Sanırım inanırım."
Aslan elinde ki çayı bırakıp arkasına yaslandı. Karşısında ki kadını izledi bir süre. Mavi gözlü, sarı saçlı, uzun kirpikli güzel bir kadındı Ömür. Fiziği mesleki avantaj olarak oldukça güzeldi. Yüz hatları keskin, gözleri alev alevdi. Verdiği kayıplara bağladı bu alevi Aslan. Gözlerinden bir yaş düşse tenini yakacak kadar ateş vardı gözlerinde.
"Neden öyle bakıyorsun.?" Ömür'ün meraklı sesiyle gözlerini daldığı gözlerden çekip gülümsedi.
"Bana karımı hatırlatıyorsun." Ömür elinde olmadan gülümsedi. Normal bir gülümseme değildi bu. Gurur yüklü, kendinden emin gülümsemeydi. Biliyordu bunu Ömür. Aslan ilk tanıştıklarında da böyle söylemişti.
4 YIL ÖNCE ANKARA'da BİR YER
Aslan elinde ki kutuyu oturduğu bankın üzerine bırakıp arkasına yaslandı. Sakalları yine uzamış, saçları hiç taranmadığını belli edercesine karışıktı. Önceden karısıyla izlediği manzarayı şimdi tek başına izlemek yine yaralamıştı onu.
Çalılıkların arasından gelen sesle oraya döndü. Bir kadın elinde gazete sarılı içki şişesiyle savrula savrula kendisinin bulunduğu tarafa geliyordu. Hiçbir tepki vermeden izledi onu. Ne yapacağını merak etti sadece.
Tanımadığı sarhoş kadın bir kaç savruk adımda yanına gelmiş izin dahi istemeden bankın ucuna oturmuştu. Aslan kenarı koyduğu kutuyu korumak ister gibi kucağına çekip kadına baktı. Gözlerinde ki yaşlar parıl parıl parlıyor, bütün acısını akıtmak ister gibi bekliyordu. Yapmadı kadın. İçine attı yine acısını. Her zaman ki gibi vurmadı dışarı. Yine yaktı içini, yine yaktı kendini.
"Derdimi anlatayım mı.?"
Aslan bir anda gelen soruyla şaşırsa bile sadece kafasını sallamakla yetindi.
"Kocam öldü, sonra da annem öldü. Hayat benden her şeyimi aldı be abi. Canım gitti, canımdan öte sevdiğim gitti. Ne kaldı ki geriye.? Ben mi.? Ah yok ben onlarla öldüm. Sonra mesleğimi düzgün yapmıyorum diye uzaklaştırma aldım. Abi mesleğimi yapamayacaksam ne olurum ki ben.? Benden geriye bir şey kalmamışken beni silmek istiyorlar be abi. Dünya üzerinden silmek istiyorlar sanki. Sanki gerçekten öleyim istiyorlar be abi. İçim zaten mezarken niye yapıyorlar bunu bana.? Hakettim mi ben bunu.?! Haketmedim be abi. Çok sevdim sadece. Çok sevdim ve gittiler."
Aslan derince nefes çekti içine. Yanında ki kadın da çok yaralıydı. Kendisi gibiydi oda. Kaybetmişti her şeyini.
"İster misin.?" Elinde ki gazete sarılı içkiyi Aslan'a uzattı masumca. Aslan kutuyu tekrardan aynı yerine bırakıp aldı şişeyi. Hiç iğrenmeden, sadece karısını düşünerek içti. Alkolde kendisini kaybetmek ister gibi içti.
"Bana karımı hatırlatıyorsun."
Aslan'dan gelen itirafla şaşkınca ona baktı Ömür. Bu adamın da derdinin ne olduğunu anlamıştı. Hiç çekinmeden, canı acır mı diye düşünmeden sordu dilinin ucunda ki soruyu.
"Ne oldu ona.?"
"Şehit oldu.!"
Ömür içtiği alkolü zar zor yutup yine döndü adama. Gözlerinde ki ateş onunda içini yakmıştı. Yanmakta olan kendisi değil gibi bir kere daha yanmıştı yanında ki adam için.
"Benimde hayalimdi biliyor musun abi.? Şehit düşeyim diyordum, ailem gururlanır, kocam yasımı tutar ama aynı zamanda da gurur dolar diyordum. Olmadı be abi. Ölüm onu daha seviyormuş."
"Ölüm onu daha çok seviyormuş." Aslan son cümleyi fısıldadı tekrardan. Gözlerinden yaş akıncaya kadar tekrar etti bunu.
Ölüm onu daha çok seviyordu. Ölüm Efruz Atay'a aşıktı. Almıştı onu herkesten. Alıp kendisine saklamıştı.
Aslan yine eline aldı yanından hiç ayırmadığı kutuyu. İçinde bebeğinin kıyafeti ve karısının en sevdiği resmi vardı. Okşadı hayali yüzü. Bir kede daha aşık oldu kadınına. Gülümsemesine, gözlerine, dudaklarına, her şeyine...
"Özlüyor musun.?"
Ömür'ün sorusuyla göz ucuyla ona baktı. İçmeye devam ediyordu hala. Sarhoş gibiydi ama aynı zamanda değildi de. Dayanıklı vücudu vardı fakat o sarhoş olup her şeyi unutmak istiyordu.
"Ölüyorum."
**********
ŞİMDİ Kİ ZAMAN
"Bizi tanıştırmayacak mısın.?"
Arkadan gelen Hilan'ın sesiyle oraya döndü Aslan. Can bildiği dostlarıyla beşinci gündü bugün. Üstlerden gelen emirle ve İzmir annesinin ısrarıyla dönmüştü mesleğine. Bir kaç hafta görevlere çıkmayacak, uzun zamandır bulunmadığı ortama uyum sağlamaya çalışacaktı.
"Gelin oturun." Aslan'ın isteğiyle hepsi birer sandalye çekip oturdular eskisi gibi.
"Ömür 4 yıl önce Ankara'da tepede tanıştığım kadın. Bir iki kere bahsetmiştim size biri var hep yanımda oldu diye o kişi Ömür işte. Kardeşim dediğim insandan daha kardeş oldu bana. Kendi dertlerini unutup benimle ilgilendi, destek oldu. Unutmam bu iyiliği. Oda benim dönmemle tayinini istedi buraya, zaten göndereceklerdi hemen onaylandı. Bir nevi sürgün yedi."
"Abii.!!" Ömür'ün sitemli sesiyle gülümsedi Aslan. Karan'dan daha çok kardeş olduğu doğruydu. Her sabah yanına geliyor, yemeğini yapıyor, destek olmaya çalışıyor ve gidiyordu. Başlarda tepki alamamıştı fakat daha sonra açılmıştı Aslan. Anlatmıştı içinde ki yangını. Göstermişti büyüklüğünü. O zaman anlamıştı Ömür. Bu adam içinde ki yangınla herkesi, her şeyi yakar geçerdi.
"Memnun olduk Ömür. Bizleri de isim olarak biliyorsun zaten, zamanla daha çok kaynaşırız." Asya'nın söyledikleriyle kafa salladı Ömür.
"Hepinizin kim olduğunu biliyorum. Abim hepinizden çokça bahsetti. Sizleri de tebrik ederim evlenmişsiniz." Berat, Asya ve Hilan'la Kartal'a bakarak söylemişti.
Asya parmağında ki yüzüğü okşayıp gülümsedi. Geçen sene evlenmişlerdi fakat Efruz'un ardından düğün yapmak istemedikleri için sade bir nikahla halletmişlerdi. Asya, Aslan'ın katılması için çok ısrar etse de Aslan onlarla buluşmaya hazır olmadığı için kabul etmemişti. Asya başta bu duruma üzülsede daha sonra hak vermişti. Hilan'la Kartal ise 1.5 seneyi geçmişti. Onlarda sade bir nikahla evet demişlerdi birlikteliklerine.
"Teşekkür ederiz. Sen evli misin.? Nişanlı falan mı.?"
Asya merakına yenik düşüp sormuştu bu soruyu. Parmağında yüzük vardı fakat hiç konusu geçmediği için merak etmişti. Ömür gelen soruyla burukça gülümsedi. Evliydi. Kocası belki yanında değildi fakat Ömür onu kalbinde hissediyordu.
"Evliyim."
"Nerde şimdi.? Asker mi oda.?"
"Bence cennette."
Asya duyduklarıyla kanının çekildiğini hissetti. O kadar kötü olmuştu ki bütün damarlarında akan kan yok olmuş yerini buz gibi bir hisse bırakmıştı. Üşümüştü Asya.
"Ben...ben özür dilerim."
Ömür elini boşluğa savurup kafasını olumsuz anlamda salladı. Alışmıştı bu sorulara ve sonrasında ki bu pişmanlığa. Canı her seferinde yansada onada alışmıştı. Acıyı kucaklıyordu. Ölüm belki onu sevmemişti fakat acı onun ebedi dostuydu.
Kantinin girişinden gelen ayak sesiyle oraya döndü hepsi. Er hızlı adımlarla yanına ulaşmış selamını vermişti.
"Hasan Şaşmaz/ Ardahan."
"Söyle Hasan.?"
"Komutanım Albay sizleri toplantı odasında beklediğini söyledi."
"Sağol koçum. Gidebilirsin sen." Er ilk defa konuşmasına şahit olduğu adamın emriyle yanlarından ayrıldı. Beş-altı gündür burda olduğunu biliyordu fakat hiç konuşmasına şahit olmamıştı. Böyle sakin bir adam olduğunu düşünmemişti. Oda askeriyede ki herkes gibi hikayesini duymuş ve çekinmişti fakat öyle olmadığını anlamıştı.
"Gidelim." Hepsi ayaklanıp hızlı adımlarla toplantı odasına girmiş, Albaya selam verdikten sonra yerlerine oturmuşlardı.
"Görev geldi. Fazla uzun değil hatta hiç değil. Sanıyorum ki 1 saatte halledip dönersiniz. Sınırda iki şerefsiz yakalanmış onu alıp geleceksiniz fakat diğerlerinin de yerlerini öğrenmeniz ve onlarıda almanız gerek. Aslan sen gitmiyorsun burdan takip edeceksin."
"Komutanım bırakın gideyim, durdukça daha kötü olacak biliyorsunuz." Albay sıkıntıyla kafasını kaşıdı. Biliyordu. Onu buraya hapsederse bu sefer onu tamamen kaybederlerdi. Kafasını bir şeylerle meşgul etmesi gerekiyordu ve en işe yarar çözüm göreve gitmekti.
"Dikkat edeceksin Aslan. Görev sadece görevdir.!"
"Emredersiniz komutanım."
Tim görev hakkında ki son bilgileri aldıktan sonra odalarına çekilip hazırlanmaya başladılar. Aslan eski odasında, karısıyla beraber uyuduğu yatağın üstüne oturmuş, yine aklına gelen anılara burukça tebessüm ediyordu.
Daha fazla düşünmeden yataktan kalkıp hazırlandı. Üzerine zimmetli olan tabancayı bacağında ki kılıfa koyduktan sonra diğer silahları almak için odasından çıkıp zemin katta ki cephanenin bulunduğu odaya girdi.
İçeride yalnız değildi. Timin yeni üyesi tanışmadığı kadında vardı. Onunla hiç konuşmadan her zaman kullandığı silahı seçip ayarlarını kontrol etti. Dürbününü de ayarladıktan sonra mermileri yerleştirip silahı tamamen hazır hale getirdi.
"Tanışmaya fırsatımız olmadı komutanım. Ben Teğmen Göksu Akdurmaz." Aslan sadece başını sallamıştı. Kadına ilk gördüğü andan beri kanı ısınmamıştı ve aynı timde olmaktan rahatsız durumdaydı. Fakat yapacağı hiçbir şey yoktu. Dağdan gelip bağdakini kovamazdı.
Göksu'yla daha fazla konuşmadan odadan çıkıp üst kata çıktı. Arkasından Göksu'da çıkmış diğerlerinin yanında yerini almıştı. Aslan hepsini tek tek kontrol ettikten sonra hazırda duran helikoptere binip pilotun yanına oturdu.
Aklına düşen anıları def edip sadece olduğu ana ve arkada ki arkadaşlarına odaklandı. Hepsini canı pahasına koruyacak ve onlardan tek bir damla bile kan akmadan geri getirecekti.
"Gazamız mübarek olsun."
*****
Daha 24 saat bile olmadan sizin için bölüm yazdım. Harikamıyım neyim. ? Severek yazdım valla umarım sizde severek okur ve destek olursunuz. Hepinizi çok özlemişim. Beklemediğim kadar oy geldi. Hepinize tek tek tek teşekkür ederim. Seviyorum sizi ?