"Şehit buradaydı, yine gelecek"
Telsizde ki sesten sonra kimseden çıt çıkmamıştı. Diğer timler bile Şehit'in kim olduğunu ve 4 yıl önce öldüğünü biliyorlardı. Aslan kollarında ki adamı şokla yere bırakıp kurşunun geldiği yöne baktı.
Çıplak gözle görülmesi imkansızdı fakat o bir umut bütün dağı tarıyordu.
"Dürbünü ver.!"
Ömür'e elini uzattı. Ömür şaşkınlığından sıyrılıp çantada ki dürbünü seri hareketlerle çıkarıp Aslan'a uzattı. Aslan dürbünü eline aldığı gibi karşısında ki dağda konuşlanılacak her noktaya bakıyordu ve birinde durmuştu. Dürbünün yansımasını ve hareket eden kamuflajı görmüştü. Ayağa kalkmış, üstünde ki kamuflajı atmış ve hedefi o kadar uzaktan bile görüyor gibi hiç şaşmadan sevdiği adamın gözlerini bulmuştu.
"Güzelim.?"
Aslan'ın fısıltısını kimse duymamıştı. Duyamazdı da zaten.
"Bu ölmemiş miydi ya.?!" Bazı insanlar erken yaşta eceline kavuşmak, dünya malının daha fazla tadına bakmak istemez fazla vakit kaybetmeden küçük yaşta ölmek isterlerdi. Göksu Akdurmaz tam olarak bunu yapmıştı.
Ömür elinde ki tüfeği kimse ne olduğunu anlamadan yere fırlatmış ve aynı saniyeler içinde bir kaç adım ötesinde ki Göksu'nun boğazına yapışmıştı. Sağ eli boğazında, sol eli ise onun sağ elinin bileğini kırma pozisyonuna getirmişti.
"Senin feriştahını sikerim. Duydun mu beni.!? En babası gelse elimden alamaz seni. 7 sülaleni ipe dizerim, yakarım hepsini. Düzgün konuşacaksın.! Allah yarattı demem zürriyetini sikerim.! Siktir git şimdi.!"
Göksu acıyan boynunu ovalayarak yanlarından ayrıldı. Kimse bir şey yapamamıştı. Hepsi olayın şaşkınlığındaydı.
"Gördün mü bir şey.?"
Kartal daha fazla dayanamamış ve bir kaç dakikadır aklında olan soruyu sonunda cesaret edip sormuştu.
Aslan dürbünü yavaşça indirip şaşkın bakan gözleriyle yanında duran Kartal'a döndü. Şuan ne konuşabiliyor nede etrafında olan biten şeyleri algılayabiliyordu. Kartal, Aslan'ın cevap vermeyeceğini anlayınca elinde ki dürbünü alıp karşısında ki dağa baktı fakat o bir şey görememişti.
Dürbünü solunda Hilan'a verip, ortalarında ki cesetin üstünden atladıktan sonra yüzü şaşkınlıktan dağılmış olan arkadaşının önüne geçti.
"Ordamıydı.?"
Aslan sonunda kendine gelebilmiş kafasını sallamış daha sonra kimseye bir açıklama yapmadan sevdiği kadının olduğu dağa koşmaya başlamıştı.
"Nereye gidiyorsun.!?"
"Dönmemiz gerek.?!"
"Durdurun şu adamı bu bir emirdir.!"
İzmir tim komutanının dediği şeyle Kartal alayla gülüp onda döndü.
"Üstümüz değilsin.! Dönüşe geçin biz Albay'la iletişime geçeceğiz." Van'lı komutan anlayışla karşılamış diğer timlerle beraber temizlik için komutanlarla iletişime geçmişti.
"Temizlik yapıldı, silip süpürmek için üç beş kişi istiyoruz. Bir eksikle geri dönüşe hazırız."
"Anlaşıldı. Temizlik ekibi gönderiliyor, beklemede kalın. Allah'a emanetsiniz."
"Anlaşıldı. Sizde."
Şehit timi hariç diğer timler dönüş için temizliğe başlamışlardı. Şehit Timi ise tim Aslan'ın arkasından koşuşa geçmişlerdi bile.
Aslan bütün gücüyle koşmaya devam ediyor, sevdiği kadının hayal olmadığının kanıtını aramaya gidiyordu. 15 dakika kadar sonra istediği yere varmış, Efruz'un konuşlandığı yere gelmişti.
Bir kağıt parçası dışında başka hiçbir şey yoktu. Aslan titreyen elleriyle kağıdı eline alıp üstünde yazamı okudu.
"Herkes bilsin, Şehit geri döndü ve yemeğini çok soğuk yiyecek.**Yarbay'a selamlarımı iletin sevgilim, Efruz hep buradaydı.
Yakında geleceğim sevdiğim. Her şeyi anlatacağım, Seni Seviyorum."
Aslan gözlerinden akan yaşlarla dizlerinin üstüne çöküp mutluluktan ağlamaya başladı. 4 yıldır sıkışık olan yüreği ferahlamış, ama bir yandan da çok kırılmıştı.
Yıllardır öldüğünü düşündüğü karısından böyle haber almak onu şoka uğratmıştı.
"Ne yazmış.?" Hilan'ın sorusuyla Aslan ayağa kalkıp kağıdı onlara verdikten sonra bir şey demelerine izin vermeden yanlarından geçip, geldiği yolu koşarak değil de yavaşça yürüyerek ilerlemeye başladı.
İçinde ki boşluk gitmiş onun yerine, sorularla dolu kocaman bir balon gelmişti sanki. Bu zamana kadar olan üzüntüsü, kullandığı ilaçları, kendinden vazgeçmesi, anne ve babasının o tükenmiş halleri hepsi nedendi.? Ne uğrunaydı çok merak ediyordu Aslan. Bir açıklamasının olduğunu biliyordu. Karısı böyle bir şeyi asla boşuna yapmazdı onuda biliyordu, fakat içinde anlatamadığı şey onu bütün her şeyden soyutluyordu, soğutuyordu.
Kartal telsizle Ankara'yla bağlantı kurmuştu.
"Şehit Timi, Albay'a bağlayın."
Bir kaç saniye sonra Muzaffer Albay telsizin başına geçmişti.
"Söyle asker.!"
"Şehit...o yaşıyor komutanım. Yarbay'a selamı var."
Albay duyduğu şeyin şaşkınlığı ile telsizi elinden düşürmüş, diğer komutanların yardımıyla koltuğa oturmuştu. Böyle bir şeyin olasılığı asla düşünmemişti. Görmüştü çünkü. Hepsi görmüştü tabutun içinde onu. Ama bilmedikleri çok şey vardı. Güvendikleri ama güvenmemeleri gerektikleri bir sürü insan vardı ve Muzaffer Albay dahil herkes bunu anlayacaktı.
Yakında kıyamet kopacaktı.
Efruz Şehit Şahsuvar'ın dönüşüyle yer yerinden oynayacaktı. Taş üstünde taş kalmayacak, bütün kaleler düşecek, Efruz bütün hepsini yiyecekti.
***********
1 AY SONRA
Günler geçiyor herkes diken üstünde Efruz'un çıkacağı günü bekliyordu. Efruz haberinden sonra Şehit Timine izin verilmiş onların yerine geçici tim atamışlardı.
Şahsuvar ailesi ise öğrendiği haberle ilk önce şoktan bayılmış, daha sonra sevinçten deliye dönmüşlerdi. Hepsinin kalbi kırık olsada bunun bir önemi yoktu. Efruz yaşıyordu ve geçerli sebebi vardı. Herkes bunu biliyordu. Buna güvenerek sabırla geleceği günü bekliyorlardı.
Yarbay'ın hain olduğu Şehit Timi göreve çıktıktan hemen sonra iz bırakmadan ortadan kaybolmasından anlamışlardı. Ne kadar arasalarda bir tek bile iz yoktu. Ulaşmaları imkansızlaştığı içinde aramaktan vazgeçilmiş, kırmızı listede ilk beşe girmişti. Ülkeye girdiği ilk anda tutuklanacaktı.
Aslan çalan telefonunu aldırmadan elinde duran kağıdı tekrar ve tekrar okudu. Her harfin şekline, renk tonuna kadar her şeyini ezberlemişti. Kağıdı bulduğu andan itibaren, incelemeye gitmesi dışında yanından asla ayırmıyordu. Ve herkes biliyordu ki, Efruz gelene kadar da yanından ayırmayacaktı.
Telefon ısrarla çalmaya devam ederken elinde ki kağıdı sakince masanın üstüne bırakıp, seri hareketlerle telefonu eline aldı. Muzaffer Albay arıyordu.
"Hemen askeriyeye."
Yüzüne kapanan telefonla koşarak odasına girmiş, dolabından temiz kamuflajlarını giymişti. Masanın üstünde ki kağıdı güvenli bir yere koyduktan sonra evden çıkıp, en hızlı şekilde askeriyeye vardı.
Askerlere albayın yerini sormuş ve diğerleriyle beraber toplantı odasında olduğunu öğrenince koşarak odaya girmişti. Albay kapıyı çalmaması ayrıntısına takılmadan yerine geçmesini emretmiş daha sonra ise arkasında ki ekrana bugün gelen fotoğrafları yansıtmıştı.
Her karede ayrı bir insan vardı. Hepsinin yüzleri dağılmış, vücutlarının belirli bölgelerinde ki derileri soyulmuştu. Hepsinin tek ortak noktası vardı oda karınlarına çizilmiş Ş harfiydi. Bunları kimin yaptığı bariz bir şekilde ortadaydı. Efruz Şehit Şahsuvar yine iş başındaydı ve duracak gibi değildi.
"Kimin olduğunu söylememe gerek yok sanırım değil mi.? Durmayacak. İstediğini alana kadar asla durmayacak ve istediğinin ne olduğunu biliyoruz."
"Yarbay ona ne yapmış olabilir.?"
Asya'nın sorusuyla herkes düşüncelere boğulmuştu. Hepsinin aklında aynı soru dört dönüyordu çünkü. Hain olanın o olduğu anlaşıldığından beri bunu düşünüyorlardı fakat bir cevap bulamamışlardı. Ve Efruz ortaya çıkana kadarda bulamayacak gibilerdi.
"Sebepsiz yere asla yapmaz."
Aslan'ın konuşması hepsine yetmişti. Düşünmeye gerek yoktu. Yarbay, Efruz'a yanlış yapmıştı ve Efruz onu bulana kadar durmayacaktı. Bu konu bu kadar basitti Aslan için. Basit olmayan tek şey neden yıllardır kendisine haber vermediğiydi.
"Yarbay'ı bulmak zor olacak. Kırmızıda olduğunu biliyor ve legal yollarla içeri giremeyeceği kesin fakat illegal olarak her şeyi yapabilir. En ufak haberde sapına kadar araştıracağız. Ülkeye girdiği an enselememiz lazım. Bu kadar....."
Albay'ın konuşmasını odaya paldır küldür odaya giren er bölmüştü.
"Bu ne saygısızlık asker.?!!"
"Ko....komutanım burda....o burda."
Aslan burda dediği andan sonrasını duymamış hayatında hiç hızlı koşmadığı kadar hızlı koşmuş, nerede bile olmadığını sormadan binadan dışarıya çıkmıştı. Çıkmasıyla Atatürk büstü ve Bayrağın etrafında ki kalabalıktan onun orda olduğu anlaşılıyordu.
Kalabalık onu görünce ikiye bölünmüş, Aslan'a ve arkasından gelenlere yer açmışlardı.
Efruz tanımadığı bir Er'in getirdiği sandalyede oturuyor elinde ki bıçağı parmaklarıyla dans ettiriyordu. Yarbay ise önünde diz çökmüş, başı eğik bir şekilde başına gelecekleri bekliyordu.
"Efruz.!"
Efruz, komutanının sesiyle başını Yarbay'dan kaldırıp ona ve sevdiği adama baktı. Sevdiği son gördüğünden beri dahada zayıflamıştı.
Onun etkisi altına girmeden düşüncelerinden sıyrılıp gülerek ayağa kalktı. Arkasında ki sandalyeyi ses çıkartarak geri ittirdikten sonra, ellerini iki yana açıp bir oyuncuyu taktim eder gibi Yarba'yı gösterdi.
"Karşınız da askeriyemizde ki hain. Merhaba de hain."
"Neler oluyor Efruz.?!"
Aslan'ın soğuk sesiyle güçlükle yutkundu Efruz. Böyle olacağını biliyordu ve kendisini hazırlamıştı.
"Sen mi anlatmak istersin, ben mi anlatayım Yarrrrbay."
R harfini o kadar baskın söylemişti ki, Ömür istemsizce gülümsedi. Bu kadının böyle biri olduğunu biliyordu, biliyordu ve gurur duyuyordu. Hem onunla, hemde ona deliler gibi aşık olan abisiyle.
"Madem susuyorsun, ben anlatayım. Nerden başlayayım istersin.?! Ben buldum. Beni nasıl takas ettiğinden başlayalım. Siz bize rehineleri verin, ben size Şehit'i vereyim. Bence baya kârlı. Sizce de öyle değil mi.?!"
Son cümlesini etrafındakilere bakarak söylemişti. Herkes neler olduğunu o kadar merak ediyordu ki çıt çıkarmıyor, Efruz'un biran önce anlatmasını bekliyorlardı.
"Sahte ölümüm planlandı, en iyi paralı nişancılar ayarlandı ve omuriliğimin hemen yanına kısmi felç yapan kurşun sıkıldı. Ehh azcık daha acı çeksinde gerçekçi olsun diye düşünüldü ve omzuma da bir kurşun daha sıkıldı. Omzunda ki kurşunun içine yurt dışından getirilen nabız yavaşlatıcı serum enjekte edildi ve ben öldüm. Baya eğlenceliymiş aslında. Çok düşündüm bunu nasıl bu kadar kusursuz yaptığınızı. Her gün, her gece düşündüm. İşkence görürken düşündüm. Evladımdan olurken düşündüm. Zürriyetini siktiğimin, orospu düşünceleriniz yüzünden Allahın her günü bunu düşündüm ben. Sonra dedim ki; Efruz onlar hain. Onlar ülkesine sırtını dönmüş üç beş orospu çocuğu dedim. Yaparlar dedim. Bütün imkanları kullanırlar, hayatını sikerler dedim."
Aslan daha fazla dayanamamış diz çökmüştü. Gözlerinde ki yaşlar durmuyor, Efruz'un her kelimesinde artıyordu. Hem göz yaşı, hem acısı. Her geçen saniye katlanıyor, dayanılmaz bir hal alıyordu. Ama dayanıyordu, dayanıcaktı, dayanmak zorundaydı.
"2 sene. Tam 2 sene o beni sattığın adamlardan türlü türlü işkence gördüm ben haysiyetsiz köpek. Islatıldım, elektrik verdiler. Bak bu tırnaklara, iyi bak. 2 kere en başından çıktılar. Tuz döktüler lan. Her açtıkları yaralara tuz döktüler. Yaktılar beni orospu çocuğu. İnsanlığımı yaktılar, canımı yaktılar. Canımın canını aldılar lan benden.!"
"Yeter.! Yeter. Sus artık ne olursun sus. Dayanamıyorum yeter.!"
Aslan'ın bağırmasıyla gözlerinden akan yaşları zorla silip onun yanına adımladı. Önünde diz çöküp sıkıca sarıldı. 4 yıldır ayrı kaldığı adama sıkıca sarıldı. Kokusuna öldüğü adamına bırakmaz istemezcesine sarıldı.
Aslan ise ilk başta put kesilmiş daha sonra kemiklerini kırmak ister gibi sıkıca sarmıştı karısını. Dışarıdan bakıldığında tek beden olacak şekilde sıkı sarılmışlardı birbirlerine.
Aslan özlediği kokuyu bütün ciğerlerine doldurdu. O kadar çok nefes almıştı ki başı sönüyordu fakat umurunda değildi. Yıllardır ayrı kaldığı her anın acısını çıkarmak istercesine soluyordu aşık olduğu kokuyu.
"Canımı aldılar, sıra bende."
Efruz'un fısıltısının ardından sıkı sarıldığı kollar arasından hızlıca çıkmış, belinde ki silahı çıkardığı gibi Yarbay'ın kafasına dayamıştı.
"Efruz yapma. Sorgulamak isteyecekler, ceza verirler yapma."
Efruz sahte bir şekilde gülümseyip Albay'a baktı.
"Umurumda değil. Bundan sonra kocam dışında hiçbir şey umurumda değil anladınız mı.? Bu zamana kadar bebeğim için savaştım, artık sıra kocamın yanında olma vakti. İsterseniz donuma kadar alsınlar, umurumda değil. Ama bir şeyi unutmasınlar. Asla durmayacağım. Bu işin içinde ki herkes bulana kadar durmayacağım."
Bakışlarını Albay'dan çekip Yarbaya baktı. Başını asla yerden kaldırmamış, geldiğinde nasılsa hala öyle duruyordu.
"Bir şey söylemek ister misin.? Ah istersin tabi ama konuşamıyordun, dilin yoktu değil mi.Unutmuşum kusuruma bakma.
Gösterimizin sonuna geldik. İzlediğiniz için teşekkür ederiz."
Tetiği çekmeden önce onay almak adına Aslan'a baktı. Aslan ise ne demek istediğini anlamış gibi gözlerini sıkıca yumup açmış, onay vermişti.
Efruz psikopatça sırıtıp daha fazla düşünmeden tetiği çekti. Dağılan bir beyin, cehenneme uğurlanan bir cesetti artık Yarbay. Geriye Hain damgasından başka bir şey kalmamıştı.
"Silahta ki parmak izlerini temizle. İntihar süsü ver. Doğruyu söyleyeni en kötü yere sürerim."
"Asla. Hepsi ne olduğunu, kimin yaptığını bilecek. Şimdilik geri dönmeyeceğim. Ama birdaha ki sefere bu kapıdan girişim, üniformamla olacak komutan. Yaz bunu."
Herkesi şok içinde bırakmıştı Efruz. Kimse, Şehit timide dahil ne olduğunu anlamamıştı. Hepsinin gözü yaşlıydı. Efruz yaşadıklarının sadece bir kısmını anlatmıştı fakat bu onlara yetmişti bile. Kimseyi umursamadan kocasının önüne gidip elini uzattı. Aslan bir eline, birde aşık olduğu güzel yüzüne bakıyordu.
"Evimize gidelim mi.?"
********
Vovovovovovovoovov neler oluyor hayatta. Birde şu rüya gerçek olsa olsa..... dırırırırırımm dırırırımmm.
Aşırı severek yazdım bu bölümü. Gerçekten kısa da olsa çok içime sindi.
Olaylarımız yavaştan başlıyor bebeklerim. Gün intikam günüdür. Yemeğini çok soğuk yiyecek esprisini anlamışsınızdır diye açıklamıyorum ?
Yorumlarda buluşalım kuzularım. Öpüldünüz ?