4.Bölüm: İlk Temas

1290 Kelimeler
Kael odadan çıktıktan sonra sessizlik içinde bir süre olduğum yerde kaldım. Az önce yaşananları düşündükçe nefesim kesiliyordu. Onun öfkesiyle tanışmak beni dehşete düşürmüştü ve emindim gördüğüm şey dağın yalnızca görünen kısmıydı. Kendini zapt edebilen hali beni bu kadar dehşete düşürüyorsa kontrolden çıkmış haliyle asla karşı karşıya kalmak istemiyordum. Gözlerim etrafta gezinmeye başladığında ilk kez odayı inceleme şansı bulmuştum. Duvarlar koyu renkli kalın ahşap panellerle kaplıydı. Dolunayın soluk ışığı geniş pencereden içeri süzülüyor ve odanın içini gümüş gibi aydınlatıyordu.Odanın ortasında büyük ve koyu renkli bir yatak duruyordu.Yatağın önünde yere serilmiş gri bir kurt postu vardı. Postun kalın tüyleri ay ışığında hafifçe parlıyordu. Dikkatimi en çok çeken şey ise bunların hiçbirisi değildi… Pencerenin yanında bir kanepe vardı ve sanki biri uzun süre orada oturmuş gibi kumaşı kırışmıştı. Kanepenin üzerinde Kael in ceketini gördüğümde ise aklımda tek bir düşünce dolaşmaya başladı. Kael gece boyunca burada mıydı? Başımı hafifçe sallayıp aklımdaki düşünceyi zihnimden uzaklaştırmaya çalıştım. Nedense tüm gece beni izlemiş olma fikri mideme kramplar girmesine sebep oluyordu. Neydi bu, korku mu yoksa heyecan mı? Derin bir nefes aldığımda odamın kokusu dikkatimi çekti. Hafif çam ve odunsu bir koku duyularımı harekete geçirdi. Bu koku bağımlılık yapacak kadar mükemmeldi. İçime bir sakinlik doldurdu ve o an bu kokunun kaynağını keşfetmiş oldum. Kael’ in kokusu … “Kendine gel Elara… kendine gel.” Diyerek yanaklarımı hafifçe tokatladım. Az önce beni korkutan titreten adam şimdiyse huzur bulmamı sağlıyordu. Sanırım akıl sağlığımı kaybetmeye başlamıştım. Yavaşça ayağa kalktım, kaslarım hala biraz ağırıyordu ama yürüyebiliyordum. Kael’ in gösterdiği dolabı açtığımda bir sürü kıyafet beni karşılamıştı içindeyse bir tane elbise duruyordu. Kael’ in bahsettiği elbise bu olmalıydı. Siyah elbiseyi dolaptan çıkardığımda vakit kaybetmeden üzerime geçirdim. Siyah elbise tüm vücudumu adeta ikinci bir deri gibi sarmıştı. Abartısız bir göğüs dekoltesi vardı ve baldırımın aşağısından başlayıp bileklerime kadar inen derin bir yırtmacı vardı. Dolabın yanındaki topukluları giydiğimdeyse neredeyse hazırdım. Saçlarımı siyah lastik tokanın esaretinden koparıp ellerimle hafifçe şekil verdiğimde aynadaki görüntümden memnun kalmıştım. Bir an hareketsiz kaldım ve Kael le yemek yiyecek olduğumuz zihnime dolunca telaşlandım. Onun yanında elim kolum birbirine dolaşıyordu ve ona rezil olmaktan korkuyordum. “Bu sadece bir yemek…” diye mırıldandım kendi kendime. Ama kalbim buna inanmıyordu. Çünkü o sıradan bir yemek değildi. Bu… eşimle yiyeceğim ilk yemekti. Bu düşünceyle yanaklarımın hafifçe ısındığını fark ettim. Düşüncelerime dur demek adına daha fazla oyalanmadan kapıya doğru yürüdüm ve dışarı çıktım. Kael kapının hemen karşısında duruyordu. Geniş omuzlarını duvara yaslamış ve kollarını birbirine dolamıştı. Kafasını geriye yaslamış birkaç saç teli gözünün önüne gelmişti. Kapıyı açtığımdaysa bakışları anında gözlerimle buluştu. Zaman kaybetmeden doğruldu ve yanıma geldi. Büyük, nasırlı elini belime doladı ve yürümeye başladı. Dokunduğu yerde kıvılcımlar dolaşıyordu sanki. Kısa bir süre sonra loş ışığın hakim olduğu yemek salonuna geldik. Etrafı incelediğimdeyse garsonlar ve bizden başka hiçkimsenin olmadığını fark ettim. Bunu planlamış mıydı acaba? Oturmamızın ardından garsona işaret verdi ve saniyeler içinde masayı doldurdular. Çatalı elime aldım fakat bir türlü yemek içimden gelmiyordu. Gergindim ve Kael in bakışlarını üzerimde hissetmek hiç yardımcı olmuyordu. “Yemeğini ye!” Dediğinde bakışlarımı ona çevirdim fakat yüzünde hiçbir mimik oynamıyordu. “Aç değilim.” Diye mırıldandığımda kaşları çatıldı ve ifadesi sertleşti. “Yaralısın Elara ve bu şekilde iyileşmen mümkün değil.” Dediğinde omuzlarımı silktim. “Daha ciddi yaralar almıştım, endişelenme hepsi bir gün geçiyor.” Bir anda ortamdaki gerilimin hat safhaya çıktığını hissettim. Kael’in soluk alışverişi arttığında bir anlık içgüdüyle ona baktım. Buz mavisi gözleri öfkeden koyulaşmıştı. “Sürün sana ne yaptı Elara, anlat bana.” Ayağa kalktı ve beni masaya doğru yasladığında kollarını da iki yanıma koyarak alanımı işgal etti. “Anlat ki , gerekeni yapayım.” Alnını alnıma yaslayıp gözünü kapattı. “Onlara kim olduğumu göstereyim!” Kael bağırmıyordu fakat dudaklarından çıkan her kelimeyi öyle bir vurguluyordu ki en ufak bir kelimemle tüm sürümü kan gölüne çevirebilirdi. Bu düşünce olduğum yerde titrememe sebep oldu. Sandalyeyi geriye iterek arkama bile bakmadan ilerlemeye başladım. “Bunu konuşma istemiyorum. İyi akşamlar Kael.” Kapıya ulaşmıştım. Elim kapı koluna uzanmak üzereydi. “Bunu konuşmak istemiyorum.” Sesim titremesin diye kendimi zorladım. Tam kapıyı açacaktım ki… arkamdan Kael’in sesi geldi. “Elara.” Bu bir çağrı değildi. Bir komuttu. Bacaklarım istemsizce durdu. Nefesim kesildi. Yavaşça arkamı döndüm. Kael birkaç adım önümde duruyordu. Buz mavisi gözleri karanlıkta daha sert görünüyordu. Bakışları doğrudan gözlerime kilitlendi. “Buraya gel.” Sesi sakin görünüyordu. Ama içinde bir güç vardı. O gücü hissettim. Sanki görünmez bir baskı omuzlarıma çökmüştü. Başımı iki yana salladım. “Hayır…” Bir adım geri attım. Ama Kael’in gözleri bir an parladı. O tanıdık parlak mavi ışık gözlerinde belirdi. Bu sefer sesi daha derindi. Daha güçlü. “Gerçeği söyle.” Göğsümde ani bir baskı oluştu. Nefesim kesildi. Sanki görünmez bir el boğazımı sıkıyordu. Başımın içinde uğultular yükseldi. “Yapma…” diye fısıldadım. Ama Kael durmadı. Gözleri hâlâ üzerimdeydi. “Onlar sana ne yaptı Elara?” Baskı daha da arttı. Dizlerim titremeye başladı. “Ben…” Kelime ağzımdan zorla çıkıyordu. Boğazım yanıyordu. “Yeter…” diye fısıldadım. Ama vücudum artık bana ait değilmiş gibiydi. Bacaklarım daha fazla dayanamadı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Göğsümden acı dolu bir çığlık koptu. “AAH—!” Baskı beynimin içinde patladı. Sonra bir anda… her şey durdu. Kael’in yüzündeki ifade değişmişti. Gözlerindeki mavi ışık kayboldu. “Lanet olsun…” Bir anda yanıma geldi. Kolları beni yere düşmeden yakaladı. “Ben… bunu yapmak istemedim.” Sesi bu sefer gerçekten pişmandı. Titreyen elleri yüzümü tuttu. “Elara… bana bak.” Kael’in sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Ama başım hâlâ dönüyordu. Göğsümdeki baskı yavaş yavaş hafiflediğinde nefesim geri geldi. Gözlerimi zorla açtım. Kael önümde diz çökmüştü. Ellerini omuzlarıma koymuştu. “Elara…” Sesi bu sefer çok daha yumuşaktı. Ama içimde bir şey kırılmıştı. Başımı kaldırıp ona baktım. Sonra ellerini fark ettim. Bir anda panik içimi kapladı. Hızla geri çekildim. “Dokunma bana!” Sesim titriyordu. Kael bir an dondu. Ama ben durmadım. Onu sertçe ittim. “Benden uzak dur!” Ayağa kalkarken bacaklarım hâlâ titriyordu. Ama orada bir saniye bile kalmak istemiyordum. Arkamı dönüp koşmaya başladım. Koridor bulanık görünüyordu. Ama yine de durmadım. Sadece kaçmak istiyordum. Arkamdan Kael’in sesi geldi. “Elara!” Ama onu dinlemedim. Merdivenleri hızla çıktım. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Sonunda odanın kapısına ulaştım. Kapıyı hızla açtım ve içeri girdim. Kapıyı arkamdan kapatıp kilitlemeye çalıştım. Tam o anda kapı sertçe açıldı. Kael içeri girmişti. Geniş omuzları kapıyı tamamen kapatıyordu. Nefesi hızlıydı. Ama gözlerinde gördüğüm şey öfke değildi. Pişmanlıktı. Yavaşça bana doğru bir adım attı. “Elara…” Sesi bu sefer neredeyse bir fısıltıydı. “Ben…” Bir an durdu. Sanki doğru kelimeyi bulmaya çalışıyordu. “…sana zarar vermek istemedim.” Sanki düşünme yetimi kaybetmiş gibiydim. Ve tam o anda ikimizin de benden beklemediği bir şeyi yaptım. Kael i göğsüne vurarak kapıya doğru ittirdim ve tüm duygu yoğunluğumla dudaklarıma yapıştım. Bir an… Kael tamamen dondu. Kasları gerilmişti ama bana karşılık vermemişti. Sonra bir şey değişti. Elimi belime dolayan güçlü parmaklarını hissettim. Bir anda beni kendine çekti. Sırtım kapıya çarptı. Kael’in dudakları bu sefer benimkileri ele geçirmişti. Öpücüğü sertti. Kontrolsüzdü. Ama içinde bastırılmış bir şey vardı. Sanki günlerdir kendini tutuyormuş gibi. Parmakları belimi sıkıca kavradı. Nefesi dudaklarımda sıcak bir fırtına gibiydi. Bir an için dünya tamamen kaybolmuştu. Ne sürüler vardı. Ne lanet. Ne korku. Sadece… biz vardık. Kael alnını benimkine yasladı. Nefesi hâlâ düzensizdi. Gözleri gözlerimin içine kilitlendi. “Elara…” Sesinde bastırılmış bir şey vardı. Bir anda belimden tutarak beni kucağına aldı ve saniyeler içinde sırtım yatağın yumuşak yüzeyiyle buluştu. “Lanet olsun, sana karşı koyamıyorum.” Sesi neredeyse bir fısıltıydı. Ama o fısıltının içinde bastırılmış bir fırtına vardı. Bir an gözlerimin içine baktı. Sanki hâlâ kendini durdurmaya çalışıyordu. Ama artık çok geçti. Bir saniye sonra dudaklarımız yeniden birleşti. Bu sefer öpücük daha derindi. Daha kararlı. Kael’in kolu belime dolandı ve beni kendine çekti. Kalbimin onun göğsüne çarptığını hissedebiliyordum. Nefeslerimiz birbirine karıştı. Ve o an anladım… Kael de benim kadar kaybolmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE