Her yaz olduğu gibi bu yaz da o eve gittiler. Geniş bahçeli, beyaz boyalı, dere kenarındaki o eski ev... Beren için bu yer, çocukluğunun en güzel anılarını saklıyordu. Özellikle de odasının penceresinden görünen dereyi. Suyun akışını izlemek ona huzur verirdi.
Ama bu kez farklıydı.
Evin kapısından içeri adımını attığı anda içini açıklayamadığı bir sıkıntı kapladı. Sanki biri, görünmez bir el gibi kalbini sıkıyordu. Odasına çıktığında, her yaz aynı şekilde yerleştirilmiş eşyalar, aynı çarşaflar, aynı manzara vardı. Ama hava... ağırdı. Soğuk ve kasvetli.
Hilal'in odasına gitti. Belki onunla konuşmak içini rahatlatırdı.
"Hilal müsait misin?"
"Müsaitim, gel bakalım."
"Bir şey soracağım ama doğruyu söyleyeceksin, tamam mı?"
"Tabii, ne zaman yalan söyledim ki?"
"Odada bir tuhaflık var. Hissediyor musun? Boğluyormuşum gibi oluyor.
Hilal güldü. "Bence uzun yoldan geldik ya, biraz yorgunsun. Dinlenice geçer."
"Belki de... Bu gece seninle kalsam seninle kalsam iyi olur. Eskisi gibi pijama partisi yaparız."
"Neden olmasın. Film seç, ben atıştırmalıkları hazırlayayım."
Film gecesi, bir nebze olsa Beren'in kafasını dağıttı. Kahkahalar, mısır kokusu, dışarıdan gelen cırcır böceklerinin sesi... Her şey normal görünüyordu. Ama o his, bir türlü gitmiyordu.
Filmin sonunda Hilal, "Hadi biraz hava alalım," dedi. Beren istemedi. Ama kardeşinin ısrarına dayanamadı. Bahçeye çıktıklarında hava serindi. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Derenin yönünden esen rüzgâr, garip bir fısıltı taşıyordu sanki.
Beren'in gözleri istemsizce o yöne kaydı. Dere, ay ışığında parlıyordu. Suyun yüzeyinde bir anlığına bir şey hareket etti.
"Hilal, gördün mü?"
"Neyi?"
"Orada... Sanki biri var."
Hilal gülümsedi. "Kızım, suyun yansıması o."
Dere kenarına kadar yürüdüler. Hilal kardeşinin elini tuttu, "Bak işte, sıradan bir dere," dedi. Ama Beren'in yüzü bembeyazdı. Sanki biri kulağına fısıldıyordu. "Gel..."
Bir anda elini çekti ve derenin kenarına ilerledi. Hilal arkasından seslendi ama Beren duymadı. Sanki büyükenmiş gibiydi. Derenin içine baktı. Gözbebekleri boşluğa dalmıştı.
Hilal panikledi. Koşup kolundan tuttu. "Beren ne yapıyorsun!" Ama Beren'in bedeni donmuş gibiydi. Nefes bile almıyordu. Tam o sırada arkadan bir ses geldi. Hilal arkasına döndü. Sadece küçük bir kedi... Önüne döndüğünde Beren yoktu.
Derenin yüzeyinde beyaz bir silüet yüzüyordu. Ay ışığı bedeninin üzerinde parlıyordu. Gözleri açıktı. Soğuk, cansız ve korkunç bir sessizlik içindeydi.
Hilal çığlık attı. Anne ve babası koşarak geldi. Hilal'in kollarında sırılsıklam, buz gibi bir beden vardı. Beren çoktan gitmişti.
O gece rüzgâr derenin üzerinden uğuldarken, Hilal o fısıltıyı bir kez daha duydu: "Ben hâlâ buradayım..."