Bölüm 2
Bacalardan ince dumanlar yükseliyor, insanlar işe gitmek için dar sokaklarda ağır adımlarla ilerliyordu. Elena onları izlerken birden fark etti: Uzakta yürüyen iki kişinin fısıltılarını net bir şekilde duyabiliyordu.
“Bakkal yine fiyatları abartmış…”
“Ben de duydum, kasabanın sonu geliyor…”
Elena irkildi, pencereyi hızla kapattı. “Bu… nasıl mümkün olabilir?” diye düşündü. Kendi nefesi bile kalbinde yankılanıyor gibiydi.
Okula giderken sokak lambalarının altından geçti. Her taşın, her çatlağın sesini duyabiliyor, rüzgârın yönünü hissedebiliyor, uzaktaki köpeğin ne zaman havlayacağını önceden biliyordu. Kalbi hızlı atıyor, elleri titriyordu. Heyecan mıydı bu, yoksa başka bir şey mi?
Sınıfa girdiğinde, arkadaşlarıyla arasındaki mesafe bile artık farkındalık yaratıyordu. Alessi yanına oturduğunda, nefesindeki hafif nane kokusunu duydu. Dudaklar henüz hareket etmeden kelimeler zihninde tamamlanıyordu. Bir bakış, bir mimik… her şeyin anlamı önceden beliriyordu.
Öğle arasında kantinde elini kesti. Minik bir cam parçası parmağına saplandı. Kan damlası tepsiye düştü. O an tüm vücudu buz kesti. İçinde açıklayamadığı bir istek yükseldi. Kalbi hızlandı, boğazı kurudu. Kanı izlerken, sanki açlıktan delirmiş gibiydi.
“İyi misin Elena?” diye sordu Alessi. Elena hemen elini kapattı, yüzünü başka yöne çevirdi.
“Evet… sadece başım döndü.”
Ama doğru değildi. İçinde büyüyen susuzluk, daha önce hiç hissetmediği kadar güçlüydü. Duyularının bu kadar keskin olması hem heyecan verici hem de korkutucuydu. Kasabanın sessizliği bile şimdi tehdit dolu bir fısıltıya dönüşmüştü. Her gölge, her karanlık köşe bir şeyler saklıyor gibiydi.