"Henüz Değil!"

2133 Kelimeler
Ogün telaşlıydı. Baran ağabeyi durduramamıştı. İçeriye neden girdiğini bilmese de iyi şeyler olmayacağını ağabey’in gözleri anlatıyordu. Reis’i aradı ama meşguldü. Korksa da Serkan abisini aradı onunda telefonuna ulaşılamıyordu. Kendisi içeri öylece dalamazdı. Hızla asansöre binip aşağı inerken Reis’in reception kısmında telefonla konuştuğunu gördü. Kapat telefonu diye uzaktan işaret ederken Reis ne olduğunu anlamadan kapattı. Ogün yanına geldiğinde “Ağabey geldi!” dedi. Reis onun telaşını anlamayıp “Tamam gelecekti zaten biliyorduk ya!” deyince Ogün “Yaa!” dedi çileden çıkarcasına “Ağabey, abinin dairesine geldi, kapıyı açmak zorunda kaldım, yenge de içeri de!” dedi. Reis hala onun telaşını gereksiz bulup anlatmaya çalışarak “Eee! Ağabey yengeye hallenecek değil ya! Nedir bu sıkıntı? Hem biz ona ne zamandır yenge diyoruz? Nereden belli? Az öncede söyleyecektim de yeri değildi!” dedi. Ogün zamanın olmadığını biliyordu, yüzünü sıvazlayıp “He abicim he! Abi de zaten pişti oynamak için tutuyordu yengeyi yukarıda! Neden yenge demişim, bu kaldı bir derdimiz! Oyalanma hadi abiye gidelim! Ağabey’in hali hal değildi!” deyip arkadaşını çekiştirdi. Tek başına Serkan’ın karşısına çıkmaya cesareti yoktu. Kumarhanenin kapısına geldiklerinde Serkan’ı oyun izlerken buldular. Ogün yanına gidip kulağına dışarıya gelmesini önemli bir durumun olduğunu söylediğinde Serkan tamam deyip ceketini düzelterek etrafı gözledi. Şefe kumarhaneyi ona bıraktığını gösteren bir bakış atıp dışarı çıktığında Ogün abisinden yiyeceği azarı düşünüyordu. “Ne oldu?” diye sorarken bir Reis’e bir Ogün’e baktı. “Abi yengeyi yukarıya çıkarıyordum! Sen onay vermişsin ya!” deyince bakışları kısılan Serkan Ogün’ü daha dikkatle dinlemeye başladı. “Baran ağabey geldi, selam verip geçtik!” Serkan konuyu bağdaştıramazken fedaisinin kıvranışı, lafları kem küm edişi karşısında “Eee!” deyip bir an önce sadede gelmek istedi. Alacağı cevaplardan korkarak “İşte ben yengeyi daireye çıkardım, sonra ağabey geldi, kapıyı aç dedi!” dedi. Serkan’ın bakışları giderek katılaşırken yutkundu, “Açtım!” dedi Ogün zorla. Devamını getirmeye daha da korkuyordu. Serkan’ın bakışları onu sanki zımbalıyor, abisinden korksa da bakışlarını kaçıramıyordu. “Ağabey kapat dedi!” deyince Serkan sert bir sesle “Sen niye girmedin?” diye sordu. Baran’a güvenmediğinden değildi ancak onun değişken ruh halinden ve Meyra’dan emin değildi. “Girecektim de ağabey sert çıkınca bir şey diyemedim!” “Ne kadardır orada?” “Abi yeni girdi ama gözü göz değildi!” Biraz çekinerek “Yine tüttürmüş gibiydi!” diye gözden kaçırmadığı kısmı da söyledi. Serkan Ogün’ü alıp kafasını duvara sürtmeyi düşleyerek parmağını kaldırdı. “Hatırlat senin o akılsız kafanda motor tekeri döndüreceğim!” Serkan hışımla koridorda ilerlerken Reis ağır görünmek için korkusunu gizlemeye çalışıyor abisinin peşinden ilerliyordu ancak Ogün için geçmiş olsundu! Serkan fedailerini beklemeden asansöre binip yukarı çıkarken Reis, Ogün’e “Yenge bizi katakulliye getirmiş abinin yüzünü gördün mü! Ah abicim!” diye isyan etti. Ogün başına geleceklerden haberdar “Yaa o yengeye bir daha inanan Ogün goygoyda son nefesini versin!” diye kendi kendine söylendi. ***** Serkan kapı açılır açılmaz kara bir şimşek gibi daireye girdi. Kimseyi göremedi. Terasa gözü çaldığında Baran’ı gördü. Yere oturmuş, boynunu bükmüş duruyordu. Serkan hızla terasa çıkarken Meyra’yı gördü. Baran’ın kucağında gözleri kapalı yatıyordu. Canı yokmuş gibi eli kolu bir yerdeydi. Bir titreme geldi Serkan’a, kalbinden eline, bacaklarına vurdu. Diline geldiğinde ise öfkeyle “Laaannnnn!” diye bağırdı. “Ağabey!” Terası inleten bağırtı Baran’ın kulaklarına vızıltı gibi gelmişti. Ağlamaktan gözleri kızarmış içmekten dut olmuş halde ağırca kardeşine baktı. Serkan korkuyla ona birkaç adıma atıp kucağında yatan Meyra’yı yere koydu. Boynundaki damara elini koyup dinlemeye çalıştı ama elleri titrediği için hiçbir şey anlamadı. Eli ayağı birbirine dolanmış ne yapacağını bilemezken yeniden hiçbir şey olmamış gibi çekmeye başlayan Baran’ın yakasını tutup “Naptın lan! Naptın!” deyip onu sarstı. Abisi galesizce yere düşen sigarasını aldı yine uyuşturucu dolu dumanı içine çekti. “Yine öldürdüm!” deyip ellerine baktı. “Bu ellerle sona erdirdim!” Serkan öfkesini dindiremeyip sigarası ağzında olan abisine sert bir yumruk attı. “Allah’ın keşi!” Ne yapacağını bilemeyip Meyra’yı kucağına aldı. Daireden çıkarken Reis ve Ogün geldi. Meyra’yı öyle Serkan’ın kucağında görünce ikisi de ağzı açık kaldı. Kimse böyle olacağını tahmin etmiyordu. Baran’ın zararı şimdiye kadar yalnız kendisineydi. Peki Meyra’ya nedendi? “Açın asansörü!” Serkan emriyle açılan kapının önünden fedaileri çekilirken “Zeynep’i arayın revirde hazır olsun!” dedi. Çok yüksek olmamasına rağmen asansör bir türlü eksili katlara ulaşmıyor Serkan için zaman geçmiyordu. Asansör durduğunda geniş aydınlık koridorda bekleyen Zeynep, Serkan’ın kucağında Meyra’yı görünce onları hemen odaya aldı. Meyra’yı yatağa bırakırken Zeynep “Ne oldu?” diye sorup kızı incelemeye başlamıştı. Serkan’da buna ne cevap vereceğini bilmiyordu. Baran’ın kafası iyiydi, yine karmakarışık konuşmuştu. Zeynep boynundaki kızarıklığı görünce kafasını nazikçe bir o yana bir bu yana çevirip ne olduğunu anlamaya çalıştı. Bileğini tutup nabzını ölçtü. “Yaşıyor mu?” Zeynep onun acelesine kanmayıp işine odaklı anlamaya çalışıyordu, gözlerini kapatıp açtı. Meyra’nın kolunu yana nazikçe koyup “Yaşıyor, şansı varmış kendine gelecektir.” Dedi. “Tabi başka bir yarası falan yoksa!” deyip onun vücudunu kontrol etti. Serkan Zeynep’e belli etmemeye çalışsa da burnundan sesli bir nefes verdi. “Kim yaptı bunu?” Serkan öfkeyle gözlerini kapattı. Revirden çıkmadan önce “Yanından ayrılma, bir şeye ihtiyacın olursa Ogün’ü ara.” Dedi. Revirden çıkıp kendini bekleyen fedaisi Reis’e “Ağabey’i alın, misafirhaneye indirin!” dedi. ***** Serkan misafirhanede sabırsızca bekliyordu. Aklındaki sorulara hemen cevap bulması gerekiyordu. Reis ve Ogün Baran’ın kollarına girmiş onu adeta sürükleyerek getirirken oldukça zorlanıyorlardı. Baran’da nihayetinde uzun bir adamdı. Serkan sandalyeyi işaret etti Baran’ı oturttular. Zaten içmekte olan Baran Serkan gittikten sonra daha fazlasına ihtiyaç duyarak çekmişti. Konuşacak durumda değildi, bir araba dayak yese kılı kıpırdamayacaktı. Reis “Abi, engel olmaya çalıştık ama kafasına silah dayadı.” Deyip onun neden bu halde olduğunu açıkladı Serkan burnundan soluyarak “Ayın!” dedi. İstediği cevapları almadan ağabeyi buradan çıkmayacaktı. Üçüncü kova su Baran’ın başından boşalırken biraz toparlanmaya başlamıştı. Ogün getirdiği çikolatadan kaşık kaşık ağzına verirken Baran sonunda aydı. “N’oluyor burada!” Neden geldiğini bilmiyordu Baran. Serkan ağabeyine bakıp “Çıkın!” dedi fedailerine. Serkan hiçbir adamı önünde ağabeyiyle konuşmamış, onu ikna etmemiş, dövüşmesi gerekiyorsa dövüşmemişti. Nihayetinde ağabey’iydi. Baran’ı küçük düşürmek kendini de küçük düşürmekti ancak Serkan’ın düşündüğü kadar Baran kendini düşünmüyordu. Bu durumdan kurtulunca yeniden işlerin başına geçecekti. O zaman etrafında sırtını dayayacağı adamlar ve itibar bırakması gerekiyordu. Serkan bunları düşünerek hareket ediyordu. Yalnız kaldıklarında Serkan Baran’ın yanına geldi. “Neden daireme çıktın?” Baran az uz hatırlıyordu. Çıkmıştı. Peşinden gitmişti Serra’nın. “Serra!” deyince Serkan öfkeyle dişlerinin arasından “Şu kadının hayaletini yanında taşımaktan vazgeç! Her şeyin sebebi o olamaz!” diye bağırdı. Baran başını sağa sola salladı. “O kadın değildi, genç bir kızdı! Gencecikti! Benim sona erdirdiğim taze bir nefes!” Baran sersem tavırlarla önündeki masaya dayanırken Serkan daha öfkeli “Neden daireme çıktın?” diye yineledi. Ağabeysinin derdini dinlemek değil gerçek sebebini öğrenmek istiyordu. Baran agresif bir tavırla “Söyledim zaten!” dedi. “O kadın, Serra’ya benziyordu.” Serkan’ın bakışları değişti. Araştırmalar sonucu Meyra dediği gibi kimsesiz çıkmıştı. Babası alkolikti ve bir akşam karısı ve diğer çocuğunu öldürmüş kendi de kafasına sıkmıştı. Sonrasında Meyra parasız kaldığı için okulu bırakmış, fahişeliğe başlamıştı. Bunu hem Nurcan hem de alemin gizli magazini, her şeyden haberi olan Sinek doğrulamıştı. Başka bağlantılarla desteklenmişti. Serkan, Serra’yı tamamen hiç görmemişti, çok kısa bir an görür gibi olmuştu, yalnızca gözlerini hatırlıyordu, bal sarısı gözlerini. Alacaların düğünde yanlışlıkla eteğine bastığında Meyra ayağını çekmesini istediğinde yine tanıdık gelmesi ve uzun uzun yüzüne bakması bundandı. Meyra ilk geldiğinde onu Kont’un odasından çıkarma sebebi, onu nerede gördüğünü hatırlayamadığı içindi. Ve düğünde gördüğünü İstanbul’a dönüp babasından azar yediği bir anda hatırlamıştı. Meyra, Serra’ya benziyordu. Taşları yerine oturtmak istiyor, beceremiyordu. Bir taş boşluğa uyuyor diğeri fazla kalıyor, bir diğeri ise eksik düşüyordu. Bunların hepsini kenara bıraktı Baran’a döndü. “Nesini benzettin?” “Yüzü en çokta gözleri.” “Ağabey!” dedi Serkan sertçe “Benziyorsa benziyor! Neden çıktın odaya?” dedi. Baran başını güç bela kaldırıp “Peşinden gitmek istedim, gerçekten Serra mı diye.” Dedi. Halindeki çaresizlik gözlerine ulaşıyordu. Serkan ona daha öfkelenip “Serra’nın kardeşi kimi kimsesi var mıydı? Yok demiştin!” diye sorduğunda Baran “Yoktu, araştırdım ama bulamadım. Kendisi de kimsesizim demişti zaten!” diye yanıt verdiğinde Serkan’ın bakışları değişti. Hikâyeler giderek benzemeye başlıyordu. “Zaten bir ailesi olsaydı, peşime düşmez, yakama yapışmazlar mıydı benim?” “Karşılarında Kılıçarslanlar var, nasıl göze alacaklar?” “Kana kan olurdu be Serkan! Kana kan!” Ölüme teslimiyeti Serkan’ın canını sıkıyordu. Ağabeyi Serra’nın ölümünden beri girdiği buhrandan çıkamamıştı. Çıkarmaya kalktıklarında yakıp yıkıyor, kendi haline bıraktıklarında ise keşin tekine dönüyordu. Dünyayla, dünyasıyla alakası olmayan pesimist bir adam haline bürünüyordu. Serkan yumruğunu masaya indirdi. Masa şiddetle sarsılırken Baran kardeşine baktı. “Madem kana kan olacak! Ne diye tanımadığın bir kadını boğazlıyorsun? Hem de benim dairemde! Bana ait olan bir kadını!” Baran hatırlamıyordu ki bu soruya cevap versindi. Aymanın verdiği sersemlikle “Ben yapmadım! Kimseye zarar vermedim.” Dedi. Artık dişlerini sıkmanın yetmediği bir öfke tarafından yönetilmeye başladı Serkan. Baran’ın yakasına yapışıp onun yüzüne yaklaştı. “Hatırlatayım o halde!” deyip boğazını tek eliyle tuttu. “Sırf Serra’ya benziyor diye benim kadınımın peşinden gittin! Daireme iznim olmadan girdin! Ve onun boğazını sıktın!” Baran cümlenin sonunda nefessiz kalırken Serkan çenesini sıkarak “Ona dokundun mu?” diye sordu. Ağabeyi ona engel olmuyordu zaten Baran bu yaşamın ağırlığını kaldıramıyor çoğu zaman sonlandırmak istiyordu. Varsın buna sebep kardeşi olsundu ama olmazdı. Babası Serkan’ı dikine, diri diri gömer kıblesini bile buldurmazdı. Baran istese de konuşamıyordu, boğazından çıkan seslerle yüzü morarmaya başlayınca Serkan elini sertçe çekti. Yeniden yakasını tutup “Söyle ona dokundun mu?” diye tekrar bağırdı. Güçlükle soluklanırken “Hayır!” dedi. “Dokunmadım!” Yakasını da bırakınca Baran dengesi şaşarak yere düştü. Öksürdü birkaç derin nefes aldı. Sandalyeye tutunup kardeşine baktı. “Bunca öfken bir fahişe için mi?” Serkan ağabeysinin çenesine tekme atmamak için kendini tutarken “Düzgün konuş!” diye uyardı onu. “Benim ona leydi dememle leydi olacaksa öyle derim! Ama o bir fahişe!” “Sana sus dedim!” Sinirle sandalyeye tekme atınca Baran başını kaldırıp onun gözlerine baktı. “O kadar tanıdık bakıyorsun ki, beni hatırla! Âlemi dağıtacak gücüm var sanırdım, bak Âlem beni dağıttı.” “Ben sen olmam ağabey, ben sen olmam!” “Serkan!” dedi Baran. Ona abilik yapmak can yakıcı tecrübesini aktarmak istiyordu ama o kafada değildi. Kendine hayrı yoktu, kardeşine nasıl olsundu. “Babam gönderdi, buraya öyle geldim!” Serkan bunu biliyordu. Bir fahişe yüzünden Kont’la aralarının bozulmuş olması onun yaşananları anlatmak zorunda bırakmıştı. Babası bu yüzden onu İstanbul’a çağırmış ve yeni bağlantılar için görüşmeler yapılmıştı. Meyra'yı bırakmasını Kılıçarslanların itibarına gölge düşürdüğünü de söylemişti. Baran olaylara zorla dahil edildiği için haberdardı, buraya da yine zorla gönderilmişti. “Babam, babamı zorlama Serkan. Ne yapacağını bilirsin! Dilenen baş sağlıkları, yüreğine buz olup soğutur diye düşünme. Bırak o kızı!” Yerdeki ağabeyine bakan Serkan “Henüz değil!” diye fısıldadı. “Henüz değil!” Tam dönmüş giderken Baran’ın yankılanan sesi geriden gelip kulaklarına doldu. “Şimdi olmazsa, hiçbir zaman olmaz!” Cevap vermeden çıktı misafir haneden. ***** Yine karanlık birkaç gün geçmiş Serkan’ın dairesine kapanmış daha doğrusu kapatılmıştım. O akşam uyanmak üzereyken Zeynep’in sesi kulaklarıma dolmuştu. “Ne alıp veremediğiniz var anlamadım ki! Bu kız sürekli ölümle, işkenceyle mi gelecek karşıma. Patron cevap lütfen!” Serkan’ın Zeynep’i terslemesini bekledim ama olmadı. Zeynep cevapsız kalışından hoşlanmadığı bir sesle “İyi! Kısa yoldan öldürün de bari bir sonrakinde ne olacak diye beklemeyelim!” dedi. “Kes Zeynep!” Öfkeli sesiyle nefesimi tutmuştum ama neden tutmuştum. Ondan sonra gözlerimi açmıştım ve Serkan’ın dairesinde olduğumuzu fark etmiştim. Zeynep beni birkaç soruya maruz bıraktıktan sonra iyi olduğumu, dinlenmem gerektiğini söyleyip gitmişti. Yalnız kalınca Serkan neler olduğunu sordu. Bende Baran'ın Serra diye birini sayıkladığını, üzerime atladığını ve kendimi korumak için onu yaraladığımdan söz etmiştim. Konuşmalardan bahsetmemiş, başımın ağrıdığını söyleyerek konuyu kapatmıştım. O günden beri Serkan daireye uğramıyordu. Otelde olup olmadığını bilmiyordum ama kapıda Ogün değil Reis bekliyordu. Tekli berjere büzüşmüş tv izlerken uykumun geldiğini hissettim ve bir engel olmadığı için kendimi uykuya bıraktım. Boynumda hissettiğim ağrıyla gözlerimi açarken biraz kasıldığını fark ettim. Allah’ım ters yatmak nasıl bir ızdırap veriyordu böyle. Elimle ovuştururken ayaklarımı yere indirip tamamen doğruldum. Aldığım kokuyla Serkan’ın burada olduğunu anladım. Parfümü yoğun bir şekilde geliyordu. Daire tamamen Serkan’a has koksa da bu yoğunluğu biliyordum. İçime çekip gözlerimi kapatmama, hayal kurmama sebep verecek kadar etkileyici ve güzeldi. Işıklar loş bir şekilde yandı. Yatağın etrafı ve duvarlar mor ledlerle aydınlandı. Serkan karşımdaki berjer de oturuyordu. Tahmin ettiğim gibi yakınımdaydı. İkimizde konuşmadan birbirimize bakarken kara gözleri beni girdap gibi içine çekiyor çıplak olmama rağmen çıplakmışım gibi arsızca izliyordu. "Kendine dokun!" Bana heyecan vermesini yadırgamadım ancak söylediği ağzımın açık kalmasına neden oldu. Zaten kokusuyla büyülenmiştim. “İnsan önce bir selam verir değil mi?” Serkan bakışlarını kısıp başını eğince bunu içimden değil dışımdan söylediğimi fark ettim ve gözlerimi kapattım. Açıklama yapmalı mıydım? Yoksa? Ne yapmalıydım? Ben bir harekette bulunmayınca sabırsız bir nefesle oturduğum koltuğu altından tutup çekti. "İlk kez yapmayacaksın! Daha önce kendine dokunmanı isteyenler olmuştur! Şimdi soyun ve kendine dokun!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE