İlahi Bakış Açısından Devam
Akgün Şahoğlu, yine aynı mekanda ve aynı masaya kurulmuş bir vaziyette içeceğini yudumlarken Tuğrul tekrar yanına geldi ve oturdu.
"Kadın birazdan sahneye çıkacak patron."
"Diğer iş?"
"Araştırdım ama... Nüfus işleri karışık işler. Biliyorsun." deyip yanına oturdu. "Karakan ailesinin iki erkek evladı var. Ve işin kötüsü ikisi de asker." dediğinde Akgün Şahoğlu hayretle güldü.
"İkisi de asker mi?" derken tezatlık oldukça hoşuna gitti.
"Öyle patron."
"İsimleri, yaşları?"
"Biri binbaşı." dediğinde Akgün Şahoğlu bir kez daha şaşırdı ve dudakları hayretle aralandı. "Otuz altı yaşında ama. Senin çocuk otuzlarında olmalı."
"Belli mi olur Tuğrul? O Ali Demir çocukların yaşlarıyla bile oynamış olabilir." dediğinde Tuğrul başını salladı.
"Detaylı bir şekilde araştırmaya devam ediyoruz patron. Ama dna testi olmadan hangisi senin oğlun bilemeyiz."
"Devam et sen." dediğinde Tuğrul anlatmaya devam etti.
"Binbaşı Kurt Demir Karakan."
"Kurt Demir ha?" diye mırıldandı. "Oğlum belki de başka bir adam tarafından büyütüldü ve adını da Kurt Demir mi koydu?" gittikçe sinirleniyordu. "Ali Demir'den beklediğim gibi."
"Diğerinin adını duymalısın patron, adam takıntılı." deyip devam etti Tuğrul. "Yüzbaşı Arkan Uraz Karakan. Otuz yaşında, kod adı Bozkurt."
"Biri Kurt, diğeri Bozkurt. Ve ikisinden biri benim oğlum." diye mırıldanıp içeceğinden bir yudum daha aldı.
Ali Demir ölene kadar her şeyi saklamıştı. Oğlundan kimsenin haberi olmamıştı ama şehit olduktan sonra Serra da ortaya çıkmıştı. Oğlu da...
"Serra, yani sizin eski sevgiliniz... Oğlu Arkan Uraz, ama çocuklar değiştirilmiş olabilir. Biliyorsunuz."
"Ben de işte tam da bu yüzden bütün Karakan erkeklerini araştırmanı istedim."
Bir kızı olsa önemsemeyecekti. Ama soyunu devam ettirecek bir oğlu olduğunu öğrendiğinden bu yana tek istediği oğlunu bulmak ve onu Karakan soyadından kurtarıp Şahoğlu yapmaktı.
"Başka?"
"Kurt Demir Karakan, evli ve beş çocuğu var."
"Vay canına."
"İki kez ikiz doğurmuş karısı, üç kız iki oğlu var."
"Kurt Demir benim oğlumsa hem beline kuvvet diyorum hem de torunlarım olduğu için onun oğlum olmasını daha çok istiyorum sanırım." dedi, hafif kafası güzelken güldü. "Karısı kim?"
"Eylül Alis Karakan. Annesi yabancı, babası Türk. Kendisi cerrah."
"Güzel. Ya diğeri?"
"Yüzbaşı Arkan Uraz Karakan, kendisi sap ve yalnızca hayatında annesi Serra Karakan var."
"Annesiyse tabi." dedi Akgün. "Kurt Demir'in yaşında oynama yoksa o benim oğlum değil. Ama Arkan Uraz, ilk ondan başlayacalım. En iyi ihtimalle benim oğlum o." dediğinde Gece sahneye çıktı.
Akgün gözlerini kızdan alamazken Tuğrul başını salladı. "Detaylı bir araştırma yaparız patron ama... İkisi de asker, senin oğulların olsalar bile..."
Hiçbiri ona baba demez, onu baba olarak kabul etmezdi. Soy ismini de almazdı.
"Sus Tuğrul, bu kadın şarkı söylerken sen yalnızca sus." diye mırıldanıp içeceğinden bir yudum daha aldı.
Gece mikrofonun başına geçti, bakışları pavyona gelenlerin arasında gezindi ve en son yine onu izlemeye gelen Akgün Şahoğlu'nun üzerinde durdu.
Tebessüm ettikten sonra minik bir baş selamı ile ritim girdi ve şarkıya başladı.
Sertap Erener - Söz Bitti
Akgün Şahoğlu dudaklarının her bir hareketini izlerken Gece hem şarkısını hissederek söylüyor hem de gergin olduğu için titriyordu.
Üzerinde siyah, parıltılı bir gece elbisesi vardı. Boyundan bağlamalı, sırt dekolteli ve uzun olan bir elbise. Işıl ışıldı ve bakan bir kez daha bakardı.
Simsiyah saçları sırtına dökülüyordu, gece için dalgalandırmıştı ve hacimli bir görüntü sağlamıştı. Yeşil gözlerini ön plana çıkaracak koyu göz kalemiyle makyaj yapmıştı ve dudaklarında pembe bir gloss onu daha da aydınlatıyordu.
Kusursuz sesi ve güzelliği Akgün Şahoğlu'na onu takıntı haline getirmişti resmen.
Şarkısına devam etti, en vurucu kısımda gözlerini kapattı ve sadece hissetti.
"Unutursun için yana yana
Unutursun, ölüm sana, bana
Zaman basıp kanayan yarana
Unutursun, unutursun."
Akgün Şahoğlu dudaklarını ıslattı. "Bu kadını istiyorum, Gece'yi istiyorum Tuğrul. İşi bittikten sonra onu yanıma getir." dediğinde Tuğrul başını salladı.
"Emredersin patron."
Gece şarkısını bitirdikten sonra selam verip kulise geçtiğinde dansözler meydana çıktı ve kendilerini bir ritme bırakırken Tuğrul kulise doğru adımladı.
Görevli ile konuşup Gece'den izin alındığında Tuğrul kulise girdi.
Gece'nin de istediği ve beklediği buydu. "Buyrun?"
"Gece hanım, patronumuz sesinizi çok beğendi. Sizinle görüşmek istiyor."
Akgün Şahoğlu diye geçirdi içinden ve başını salladı. Beklediği fırsat ayağına gelmişti.
"Pekala, olur. Gelirim." dediğinde Tuğrul eliyle yolu işaret edip kenara çekildi.
Gece kulisten çıktı ve zaten tanıdığı Akgün Şahoğlu'nun masasına yaklaştı, göreviymiş gibi cilveli bir şekilde gülümseyip yanına oturdu.
"Selam."
"Selam güzellik." dedi Akgün, yaşı, karısı ya da kızını düşünmeden kızı yaşındaki kadına sarkıntılık ederken buldu kendisini.
"Beni çağırmanın sebebi ne?"
"Doğrudan mı konuşalım istiyorsun?"
"Vaktim yok, evime gideceğim."
"Evin nerede senin?"
"Neden bilmek istiyorsun?"
"Eşyalarını taşıtacağım ya güzelim." dedi. "Bana gel, benimle yaşa."
"Parmağında yüzük var." dedi Gece kendinden emin bir şekilde.
Akgün başını iki yana salladı. "Yanıldın, parmağımda yüzük yok."
"Ben yanılmam." deyip adamın elini tuttu ve yüzük parmağındaki çizginin üzerinde parmağını gezdirdi. "Yüzüğünü yeni mi çıkardın? İzi kalmış, bu ilk çapkınlığın mı?" dediğinde Akgün güldü.
"Yakalandım. Bu sorun mu?" dedi. Gece başını iki yana salladı.
"Beni karından daha çok seveceksen bunu sorun etmem." dedi anlık bir cesaretle. "Ne diyorsun?"
"Öyle güzelsin ki... Senden daha çok seveceğim bir kadın olmayacağından emin olabilirsin." elini Gece'nin yanağına götürüp eğildiğinde Gece geri çekildi.
"Biraz yavaş..." deyip ayağa kalktı. "Kons değilim, masalarda gönül eğlendirmiyorum." dedi.
"Yani?"
"Evimdeki eşyaları taşımaya gerek yok, seninle yaşamaya karar verdiğim gün arabana biner ve seninle evine gelirim."
Akgün güldü. "Pekala, seni bekliyor olacağım. Ama haberin olsun, çok beklemem. Sabrım yok Gece."
"Gönlümü hoş tutarsan ben de seni çok bekletmem." dediğinde Akgün başını salladı.
"Gerçek adın ne?" diye sordu Akgün.
Gece cevap vermeyip dudaklarını ıslattı ve etrafına bakındı. "Adım..." diye mırıldanıp tekrar ona döndü. "Adım Gece, bana Gece demeye devam et."
"Bir soyadın yok mu?"
"Hayır. Ben sadece Gece'yim." dedikten sonra dudakları düz bir çizgi halini aldı. Karanlıkta kaldım diye geçirdi içinden. Artık Gece'yim.
"Güzel, görüşürüz Gece."
"Görüşürüz." dedi ve tekrar kulise giderken Akgün onu izleyip durdu.
"Ne yapalım patron? Kızın adını patronu dahil bilmiyor. Kim olduğunu araştıramadık."
"Kalsın. Alt tarafı bir kadın, ne olabilir ki?" diye mırıldanıp içeceğinden bir yudum daha aldı keyifle.
Alt tarafı bir kadın dediği kadın onun sonunu getirebilmek için yemin etmişti, bunu bilmiyordu Akgün Şahoğlu işte.
Kadın diye küçümsediği kadının ne gibi planları olduğunu ve fırsat kolladığını da bilmiyordu.
İntikam soğuk yenen bir yemekti, o geçmişini unutmuştu belki ama geçmişi de onun peşini bırakmamıştı.
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~