MALİK
S.ktir! Kızı yılan sokmuştu!
Küfürler ede ede kendinden çoktan geçmiş olan kızı tünediği yerden çıkardım.
Akılsız, benden önce kendini yılana öldürtecekti!
Şu zehirden bir kurtulalım, ben ona bunun hesabını sormasını bilirdim!
Kimse benim avımı avlayamazdı! O yılanı da bulup gebertecektim!
Sinirle Emir'e doğru bağırdım.
"Bıçak ver!"
Emir yüzüme alık alık baktı.
"Abi, cebimde bıçak mı taşıyorum ben? O ne öyle sokak serserileri gibi? Benim de korumam gereken bir karizmam var yani burada!"
Zaten işe yarar tek bir özelliği olsa şaşardım! Önce şu kızı, sonra da yılanı halledeyim sıra onun karizmasını s.kmeye de gelecekti!
Allah'ın cezaları resmen hesaplarını keseyim diye sıraya giriyorlardı!
Listenin ilk sırasındaki sarı çiyanın ölmek üzere olması ise şu an hiç iyi bir gelişme değildi!
"Bıçak lazım lan!"
"Abi, bana ne kızıyorsun ya? Git yılana kız! Ben mi soktum sanki kızı?"
Emir'e en yaratıcı küfürlerimi sunarken adamlarımdan biri olan Mahmut bana doğru bir kelebek uzattı.
"Bu olur mu abi?"
"Olur!"
Hızlıca kelebeği alıp açtım. Bıçağın sivri ucuyla ısırığı kesip zehri emmeye başladım.
"Abi ne yapıyorsun ya?!"
Emir'in sızlanışlarını umursamadan zehri emip tükürmeye devam ettim.
Bu zehir bir an önce sarı çiyanın vücudundan uzaklaşmazsa kızı öldürürdü.
Ve ben bu kızın öyle kolay kolay bir yılan zehriyle ölmesine izin vermeyecektim!
Onunla daha işim bitmeyi bırak başlamamıştı bile. Malik Çağhan'ın elinden kimse öyle kolay kurtulamazdı!
Zehri yeterince akıttığımı düşünerek kızı kucağıma aldım.
"Hemen doktor gelsin Emir! Yılan ısırdığını da söyle!"
Emir dediğimi yerine getirmek için - arada bir de olsa işe yarıyordu şükür - telefonuna sarıldı.
Ben de hızlıca geldiğimiz yoldan eve ilerledim.
Babamın evi olan bu evde büyüdüğüm için doğada yolumu da yönümü de kolaylıkla bulabiliyordum.
Ormana alışıktım. Tüm çocukluğum bu ağaçlar arasında geçmişti.
Ama tabii ki bu akılsız kız muhtemelen hayatında doğru düzgün ağaç bile görmeden gecenin bir vakti kendini ormana atıp öldürmeye çalışmıştı!
Soysuz olduğu kadar akılsız da olduğunu böylece anlamıştık.
Uyandığında ona yapacaklarımı kendime hatırlatıp biraz sakinleşirken eve de nihayet ulaştım.
Hızlıca eve girdiğimde misafir odalarından birine çıktım. Kızı yatağa yatırıp bir kez daha yarasına baktım.
Anladığım kadarıyla onu bulduğumda zaten henüz yeni sokulmuştu. O yüzden zehir tamamen kanına karışmamıştır diye tahmin ediyordum.
Elimi rengi kırmızıya dönen akılsız kızın alnına koyduğumda ateşler içinde olduğunu gördüm.
Kapıyı açıp aşağıya doğru bağırdım.
"Doktor nerede kaldı lan?!"
"Geldim Malik bey."
Doktor hızlı adımlarla merdivenlerden çıkarken Emir şerefsizi de peşindeydi.
Kendimi bildim bileli ailemize doktorluk yapan Cemal bey buraya en yakın yerleşim yerinde oturduğundan yaklaşık on beş dakika içinde gelmeyi başarmıştı.
Zaten kızın da daha fazla vakti yoktu. O yüzden hızlıca konuştum.
"Odada. Çok ateşi var, iyileştir hemen."
Cemal bey hızlıca kızın yanına geçip bir şeyler yapmaya başlarken dişlerimi sıkarak odadan çıktım.
Çok sinirliydim.
Gece o sarı çiyanla eğlenmeyi planlarken akılsız gidip kendini başka bir çiyana sokturmuştu.
Tabii, yılan yılanı çekerdi!
Ona olan öfkem daha da artarken konuştum.
"Bu kız yaşasın Emir!"
Yaşasın ki ona gerçekten nasıl ölünürmüş bir göstereyim!
Emir tabii ki her zamanki gevşekliğiyle karşılık verdi.
"Abi ölecek olana ben ne yapabilirim ya? Sen de benden acayip acayip şeyler talep ediyorsun. Ben kapanacak olan amel defterlerine müdahale edemem, yetkim yok."
Ona ters ters bakıp kendi odama gitmek için merdivenlere ilerledim.
Yavşak Emir yine rahat vermedi.
"Abi, kadın çağırayım mı sana? Hem sinirlerin gevşer, ne dersin?"
"Ananın a.ı derim Emir!"
Yavşakla olan tüm iletişimimi kesmek için odama girip kapıyı kapattım ama arkamdan seslenişini ne yazık ki duymuştum.
"Olmayan anamın a.ını karıştırman hiç hoş olmadı ama abi! Ayıp denen bir şey var sonuçta! Kınıyorum seni!"
Ayıp denen o şeyi alıp g.tüne soktuğumda görecekti ya neyse, şimdilik biraz daha sabrediyordum.
Ormanda koşturmanın yorgunluğunu atmak için kendimi bu gece ikinci kez suyun altına attım.
Bundan bir sonraki duşumu sarı çiyanı s.ktiğim için alsam iyi olurdu. Yoksa gerilen sinirimin önünde kimse duramayacaktı.
MİNA
Gözlerimi zorlukla araladım.
Tüm vücudum müthiş bir ağrı içindeydi.
Sanki tüm gece üzerimde filler tepinmişti de her yanım ezilmişti.
Etrafa göz atıp neler olduğunu anlamaya çalıştım.
Sıcak bir odada, yumuşak bir yatağın içindeydim.
En son o karanlık ormanda olduğumu hatırlayınca vücudumu bir titreme aldı.
O ıssız ormanda yalnız başıma öyle çok korkmuştum ki kaçtığıma daha ilk saniyesinde pişman olmuştum.
Ama başka çarem de yoktu. Kendimi o canavarın insafına bırakamazdım.
Sahi, buraya nasıl gelmiştim?
Hafızamı zorlayıp en son olanları hatırlamaya çalıştım.
Ormandaydım... kaçıyordum...
Çok uzaklaşamadan peşime düşmüşlerdi.
İşin kötüsü her yer birbirinin aynısı ağaçlarla kaplı olduğundan hangi yöne kaçtığımdan da haberim yoktu.
Kısa süre sonra duyduğum seslerle korkuyla kendime saklanacak yer aramış, en sonunda gördüğüm büyük çalılıkların karanlıkta beni yeterince kamufle edebileceklerini düşünmüştüm.
Öyle de olmuştu.
Yanımdan defalarca kez geçmişlerdi ama hiçbiri orada olduğumu görmemişti.
Tabii ben de çıtım bile çıkmasın diye nefesimi tutarak beklemiştim.
Uzunca bir süre oradan çıkmaya korkmuştum çünkü vazgeçip gittiler mi bilmiyordum.
Sabaha kadar beni aramaya kalkmazlardı değil mi?
Umuyordum ki o pis adam bana o kadar da kafayı takmamıştı.
Sonuçta beni tanımıyor etmiyordu. Adamlarına saatlerce kadar uçsuz bucaksız ormanı aratmasına gerek yoktu.
Böyle düşünürken ne yazık ki artık tanıdığım o sesi duydum.
"Hadi, dönelim artık."
Hah, sonunda o gıcık adamı doğru bir şey söylüyordu!
Bence de artık dönmelilerdi!
Ama ne yazık ki o canavar adam küfürler ederek kendi adamını da susturdu.
Anladığım kadarıyla adı Emir'di.
Aralarındaki muhabbete bakılacak olursa herhalde baya yakındılar.
Emir denen adam sürekli saçma sapan şeyler söylüyor, abi diye hitap ettiği canavar ise anca kızıp küfrediyordu.
Onların sesine odaklanmışken - bu ormanın karanlığından ve soğuğundan o kadar korkuyordum ki onların sesini duymak az da olsa korkumu aldığından can kulağıyla dinliyordum - bacağımda hissettiğim acıyla kendimi tutamayıp inledim.
Acının kaynağını görmek için bakışlarımı bacağıma çevirdiğimde büyük bir yılanın beni ısırdığını gördüm.
Elimi hızlıca ağzıma kapattım. Sesimi duyarlarsa beni bulacak kadar yakınlardı çünkü.
Ama diğer yandan büyük bir sorunum vardı ki başım dönüyordu.
Yılan benden uzaklaşırken gözyaşlarım deli gibi akıyordu.
Buna çok kısa bir süre dayanabildim çünkü canımın acısı daha fazla uyanık kalmama izin vermedi.
Bayılmadan önce ise son hatırladığım şey ağzımdan düşen elimdi.
Demek ki o canavar adam bulmuştu beni!
Yutkundum.
Şimdi ne yapacaktım?
Beni ısrarla aramış, vazgeçip gitmemişti.
Bana ne yapacaktı?
Korku içinde o adamın bana yapabileceklerini düşünürken kapının açılmasıyla o tarafa döndüm.
Canavar içeriye girip tam yatağın önünde durdu.
"Demek uyandın küçük kaçak?"