4

1282 Kelimeler
En son bar maceramın üstünden bir hafta geçmişti, Cemre beni tanımıyormuş gibi davrandığı için kendini affettirmek adına kırk takla atıyordu ve okullar açılmasına bir hafta sonu kalmıştı. Yani hayatım tam anlamıyla bok gibiydi ve ben de bu durumdan memnun değildim. "Okan seni sorup duruyor." Cemre'nin söylediğiyle başımı yastığıma gömdüm. "İlgilenmiyorum." Yavaşça yanıma sokulup başını yastığıma koyduğunu hissettim. "Niye? Sarhoş olmadığında hoş bir çocuk." Başımı yastığımdan kaldırıp baygın bakışlarımı ona yönlendirdiğimde sadece telefonuyla ilgilendiğini gördüm. Kafamı kafasına yaklaştırıp kiminle konuştuğuna baktığımda sonuç karşısında pek şaşırmadım; Sarp. Aslında Güneş de sevmiş gibi görünüyordu belki gelir. Sarp'ın yazdığını okuduğumu fark eden Cemre sırıtarak bana döndü. "Hayır Okan'ı sevmedim." Verdiğim cevapla gözlerini devirdi. "Anladık Okan'ı sevmiyorsun." Kafasını yastığımdan kaldırıp oturur pozisyona geldi. "Geçen sefer bir konser vardı ya barda? Hatırlıyor musun?" Sorduğu soru saçma bir şekilde karnıma tekme yemişim gibi hissettirmişti. "Ne oldu?" Cemre kaşlarını çatarak bana baktığında yüzümün aldığı ifadeyi çabucak düzelttim. "Ne olmuş konsere?" "Grup yine sahneye çıkacakmış." "Bara giremediğimin farkında mısın?" Gülümseyip göz kırptı. "Barda değil, bir kafede çıkacaklarmış." Kaşlarımı çattım. "Kafenin 18+ olmadığına emin misin?" Cemre bir şeyler gizliyormuş gibi dudaklarını büzüp başını eğdi. "Öyle, ama sahibi o adam değil yani seni kovamaz. Neydi adı, Ekim?" Bunu söyledikten sonra aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini irileştirdi. "Sakın bana evinde kaldığın Ekim'le barın sahibi Ekim'in aynı kişi olduğunu söyleme!" Sesi aniden yükselince yüzümü buruşturdum. "Aslında öyle." Yatağın üzerinde ayağa kalktı. "Sen ciddi misin? Bana bizden on yaş büyük olduğunu söylemiştin!" Karşılaştığım tepkiye karşılık tek kaşımı kaldırıp şaşkınlıkla Cemre'ye baktım. "On iki yaş büyük." Cemre küçük dilini yutmuş gibi yatağa geri oturdu. "Ciddi olamazsın. O adamın otuz yaşında olduğu gerçeğini reddediyorum." Kaşlarımı çattım. "Otuz değil, yirmi dokuz." Cemre yüzünü buruşturdu. "Kesin gelmen gerekiyor, biliyorsun değil mi?" O konsere gitmek istediğimi biliyordum. Deli gibi Ekim'i görmek istiyordum ama bu his çok saçmaydı. O yüzden evimde oturup oraya gitmemeliydim. "Gelmeyeceğim." Gözlerini irileştirdi. "Neden?" Omuz silktim. "Beğenmedim." Kaşlarını havaya kaldırdı. "Ağzının suyu akıyordu." Gözlerimi devirip yattığım yerden doğruldum ve gidip gitmemeyi kafamda tartmaya başladım. Aslına bakarsanız gidersem hiçbir şey yapamazdı ama yine de, onu bu kadar görmeyi istemem normal değildi. Bu da beni durduruyordu. "İstemiyorum." Cemre yatağımdan kalkıp üzerini düzeltti. "Eğer kararını değiştirirsen, akşam on gibi bize gel." Başımla onayladığımda el sallayıp odamdan çıktı. Oraya gitmemem gerektiğini hissederken aynı zamanda oraya gitmek için ölüyordum. *** Saat on birdi, Cemre belki gelirim umuduyla bana konum atmıştı ve sahneye on ikide çıkacaklarını bildirip hala gelebileceğimi söylemişti. Ben ise evden kaçıp dışarda boş boş dolaşıyordum. Annem bu saatte dışarı çıkmama asla izin vermezdi, ama bunun nedeni beni umursaması değildi, öyle olsaydı bunu bilirdim. O sadece bir şeylerden zevk almamı istemiyordu ve ben onun gözlerindeki nefreti görebiliyordum. Ama o nefretin nedenini bilmiyordum. Babam yoktu, yani aslında vardı ama nerede olduğunu pek bilmiyordum. Ben okula başlamadan gitmiş, ve annem de ruhen o zaman gitti sanırım. En azından o da gitmediği için şanslıydım, bir yurtta kalmaktan daha iyiydi istediğim zaman odamı kilitleyip sessizce kaçabildiğim bir ev. Yürüyerek yaklaşık yarım saat geçirdiğimi, Ekim'in sahibi olduğu barın önüne geldiğimde anladım. Aslında bunu hızlı hızlı atmaya başlayan kalbimden ve tempomun hızından dolayı nefes nefese kalmamdan da anlayabilirdim ama, bu şekilde anlamayı seçmiştim sanırım. Barın olduğu sokağın girişinde bir köşeye yaslandım ve soluklanmaya başladım. Bu kadar hızlı yürümekten nefret ediyordum ama kendimi durduramıyordum. Barı görüş alanımdan çıkararak duvarın diğer tarafına döndüm ve olduğum yere çökerek oturdum. Bunu yapmak için güvenli bir yer gibi görünmese de eğer sarhoş değilsem kimse bana bir şey yapamazdı. Yani, hızlı koşardım. Bir süre soluklandıktan sonra biraz daha yürüyüş yapmak için sokağa girmemle burnuma vanilya kokusu (ve çok hafif içki) dolması bir oldu. Refleksle kapanan gözlerimi açtığımda, karşımda sadece kemikli bir çene vardı. Kafamı yukarı kaldırdığımdaysa, kaşlarını kaldırmış bana bakan Ekim'i gördüm. Yüzlerimiz arasında çok az mesafe vardı ama en azından çarpışmamıştık. "Merhaba." Her şey normalmiş gibi gülümsediğimde Ekim yakın duruşumuzdan rahatsız olmuş gibi bir adım geriledi. Bu yanaklarımın kızarmasına yol açmıştı. Tamam, bu yaptığı doğruydu ama benden rahatsız olmuş gibi hemen yapmasına da gerek yoktu. "Burada olmadığımı duyduğun için yine araya kaynayıp girmeye mi çalışacaksın?" Kaşlarımı havaya kaldırıp başımı hızla iki yana salladım. "Bu sokak sadece senin barından ibaret değil." Anlamış gibi kaşlarını havaya kaldırdı. Ve omzunun üstünden barına bakıp bana geri döndü. "Yine de buralarda çok dolaşma derim. Küçük kızlar için uygun olmadığını söylemiştim." Dedi göz kırpmadan hemen önce. Göz kırpışı kalbimin teklemesine yol açarken kuruyan dudaklarımı yalayıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Dokuz yaşında değilim, biliyorsun değil mi?" Gülümsedi ve bu gerçekten içten bir gülümsemeydi. Gözlerimin dudaklarıma kaymasını engelleyemeyeceğim türden bir gülümseme. "Evet, elbette. Dokuz artı sekiz, değil mi?" Gözlerimi devirdiğimde o kıkırtısını bana bahşetti. "Görüşürüz ufaklık." Ufaklık demesine kaşlarımı çatarken o yanımdan geçip ilerlemeye başlamıştı. "Bana bir iyilik yapar mısın?" Sorduğum soruya ben bile şaşırırken o da durup arkasını dönmüştü. "Seninle gelebilir miyim? Arkadaşlarım orada bekliyor." Tek kaşını kaldırdığını sokak lambasının altında durduğundan kolayca görebilmiştim. "Aslında orası on sekiz yaş üstü bir mekan." Kaşlarımı çattım. "Mekanda değil zaten, arkadaşlarım mekanın orada beni bekliyor. Sahile inelim dedik." Masumca gülümsediğimde omuz silkti. Sahne alacakları mekan Ortaköy'de idi ve sahil yalanı oldukça iyiydi. "Eğer ailenin haberi varsa, gelebilirsin." Zaferle gülümseyip peşinde takıldım. Ekim'i görme arzumu köreltmek için Cemre'lerle gitmemiştim ama şimdi Ekim'le gidiyordum. Ne kadar da mantıklıydı. Ekim'in yanına geldiğimde birlikte arabasına doğru yürüdük. O arabaya ilk kez binmeyecektim ama kırk yaşında ilk kez evlenme teklifi almış gibi mutluydum. Yanına oturmak için arabanın kapısını açtığımda arkamdan gelen ses ile durup oraya döndüm. "Güneş! Aslında Cemre'den istedim ama senden almam gerektiğini söyleyip durdu. Numaranı şuraya yazar mısın?" Kaşlarımı çatıp bana telefonunu uzatan Okan'a baktım. Bu nasıl bir soruydu böyle? "Cemre'ye vermemesini ben söyledim. Çünkü ben de vermeyeceğim." Tekrar arabaya döndüğümde Ekim'in de arabanın diğer tarafında kaşlarını kaldırmış bizi izlediğini gördüm. "Geçen sefer için üzgünüm, kafam biraz iyiydi. Sadece biraz muhabbet ederiz diye düşünmüştüm." Başını bir saniyeliğine eğip ensesini kaşıdı. "Beni yanlış tanımanı istemem." Omuz silktim. "İlgilenmiyorum." "Sadece bir numa-" "İlgilenmediğini söyledi." Arkamdan gelen Ekim'in sesi derin bir nefes almamı sağlarken ben de gelen özgüvenle duruşumu dikleştirmiştim. Okan kaşlarını çatıp arkama baktı. "Ekim?" Kahkaha attı. "Kızın on yedi yaşında olduğunu biliyor musun? Yani benim ilgi alanım." Söyledikleriyle refleks olarak bir adım geriledim ve arabaya değerek her an içeri girebilecek gibi durdum. Bu da ne demekti? Arkamda adım sesleri duyduğumda Ekim'in yanına geldiğini sanmıştım ama Okan'a doğru ilerlerdi. Karşı karşıya kaldıklarına Okan'ın tek yaptığı şey sırıtmaktı ama Ekim'in yaptığı şey dümdüz bakmaktı. Aslında ne olacağını merak ediyordum, ama vücudum benim gibi merak etmekten çok korkarak hızlı hızlı nefes almaya başlamıştı. Ekim, Okan'ın yakasından tutup kafa attığında çığlık atarak arabanın için girdim. İlk kez kavga görmüyordum, ama bu kez benim yüzümdendi ve ben vampirle kurt adam arasında kalmış kız değildim. Sadece Ekim'e gün geçtikçe borçlanıyordum. Camdan bakabildiğim kadarıyla Okan geri sendelemişken Ekim bana yaklaşıyordu. Arabanın önünden dolaşıp sürücü koltuğuna yerleştiğinde arkaya yaslanıp başını geriye attı. Ben ise sadece titrememi durdurmaya çalışıyordum. Neden titrediğimi bile bilmiyordum. "İşte bu yüzden, buralar sana uygun değil diyorum." Dedi ellerini saçlarının arasından geçirip bana dönmeden hemen önce. "O sadece..." Kuruyan dudaklarımı yalayıp ellerimi titremeyi kesmesi için bacaklarıma bastırdım. "Onu tanımıyorum bile." Titreyen bacaklarımı fark edip oraya baktıktan sonra çok oyalanmadan tekrar yüzüme döndü. "Ama bir şekilde tanıştınız ve onu duydun, değil mi? Onun ilgi alanı." Yutkunup düşünmeye çalıştım. "Ne demek istediğini anlamadım." Başını iki yana sallayıp önüne döndü ve arabayı çalıştırdı. "Boş ver." Başımla onaylayıp başımı eğdim ve kucağımdaki ellerimi incelemeye başladım. Gideceğimiz yer için üzerimdeki kot şort ve bol beyaz tişört pek uygun olmadığını fark etmiştim ama artık üstümü değiştirmem saçma olurdu. Belki mekana girmeyip gerçekten sahilde dolaşırdım. Gerçi yanımda para yoktu ve nasıl döneceğimi de bilmiyordum. Umarım Cemre'yi bulabilirdim. "Seni izleyebilir miyim?" Gözlerini yoldan ayırmadan kaşlarını çattı. "Bu gece, sahne alacaksınız ya, orada." "On sekiz yaş-" "Seni izleyeceğim sadece. Hem seninle olacağım, güvendeyim." Tekrar ağzını açtığında söyleyeceklerini tekrar ağzına tıktım. "Lütfen."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE