Bölüm 11

1083 Kelimeler
Kıymet, dirseklerini dizlerine koyup başını eğmiş, orada ne halt ettiğini sorguluyordu. Timur, ondan bu gece kız arkadaşının yanında kalmasını rica etmiş, arkadaşlarını da çağırmasını istemişti. Ona hayır da diyebilirdi. Ancak gözlerindeki, bunun gerçekten onun için önemli ve ciddi bir durum olduğunu anlatan bakışa kanmıştı. Defne dedikleri kız, midesindekileri midesiyle birlikte dışarı atarken ne yapacağını şaşırmıştı. Şimdi de aslında hiç tanımadığı bir adamın odasında, onun karşısında oturuyordu. Karşılaştığı her seferde göğsünde bir kıpırtıya yol açmasına, biraz önce olduğu gibi ona dokunduğunda da tüm bedenini saran ateşe anlam veremiyordu. Bir anda odada yükselen müziğin sesiyle başını hızla kaldırdı. Adam, kendisine bakmıyordu. Çalışma masasının üzerinde bulunan hoparlörlerin bir düğmesiyle oynuyordu. Ses seviyesini biraz daha artırdıktan sonra önüne –Kıymet’e - döndü ve bakışlarını doğrudan gözlerine dikti. Duman’ın Senden Daha Güzel şarkısı aralarında yükselirken başını yana eğdi. Çok… Sevimli görünüyordu. Öyle tatlı olan bir sevimlilik de değildi. Tamamen kandıran, oyuna getiren bir sevimlilikti. Bakışları Kıymet’in güldü gülecek dudaklarına indi. Tekrar gözlerine çıktı. Omuz silkip, “Kendi kendine çıktı karşıma. Ama istesem de daha iyisini seçemezdim.” Dedi. Gözleri değdiği her yeri alev gibi yakıp geçerek ve genç kızın yanaklarının ısınmasına neden olarak tüm yüzünü ağır ağır dolaştı. “Güzel şarkı,” diye de usulca mırıldandı. Kıymet, konuşmadan önce boğazını temizledi. Şarkı hala devam ederken güçlükle kaşlarını çattı. Adam, aklını bulandırıyordu resmen. “Kızın nesi var?” diyerek şarkıdan ve onun yoğun bakışlarının etkisinden kurtulmaya çalıştı. Adam, sorudan hoşlanmamış gibi gözlerini kapayıp başını arkaya attı. “Midesinde sorun var?” Tekrar Kıymet’e bakıp tek kaşını kaldırdı. Sanki bu cevap sana uyar mı der gibi bakıyordu. “Sadece midesinde mi?” Genç kadın da kaşlarını kaldırmıştı. “Belki de bizi ilgilendirmiyordur.” “Kızın yanında bir gece geçireceğim. Pek de normal göründüğü söylenemez.” Adamın sevimli bulduğu yüzü aniden, Kıymet’i şaşkına çevirecek bir değişim geçirerek sert bir ifade aldı. Tehlikeli olabileceğinin sinyalini verir gibi çatılan kaşlarının altında kalan gözleri karardı. “Neden gelmeyi kabul ettin ki?” Kalın, onunla konuşurken yumuşak olan ses tonu da ifadesi gibi aniden sertleşti. Bir şekilde Kıymet, öfkesinin kendisine yönelik olmadığını fark etmişti. Bunu nereden anladığını da bilmiyordu. “Timur, rica etti.” Kendi sesi de ister istemez savunmacı çıkıyordu. “Herkesin ricasını kabul eder misin?” Bulut, öfkeyle duruşunu dikleştiren kadının gözlerindeki harlı ateşe gözünü kırpmadan karşılık verdi. Biraz önce özel olarak bulup açtığı şarkı bitmiş, odayı bir sessizlik kaplamıştı. Belki sözlerinin ardından öfkelenerek çıkar gider umuduyla beklemişti. Gider ve Timur’dan da Defne’den de kendinden de uzun bir süre uzak durur. Ama nafile olduğunu bilmeliydi. Kıymet, söz verdiğinde tutan, zorluk gördüğü anda da göğüs geren bir kıza benziyordu. O anda sıktığı dudaklarının arkasında da muhtemelen iyi olmayan kelimeler saklıydı, yine de konuştuğunda kötü sözleri değil de kendi doğrusunu dile getirdi. “Sevdiklerimin, evet!” Ardından da ayağa fırladı. “Sanırım birkaç dakika bitti. Ben, içeri geçiyorum.” Tek kaşını kaldırdı. Ama Bulut’un bir tepki vermesini beklemeden hareket etti. Bulut’un yanından da uçar gibi geçip gitti. Kızın, Bulut adına yazdığı bir hane varsa eğer kesinlikle eksiye düşmüştü. Genç adam, bir süre kendi iç sesini dinleyip, kendiyle kavga ederek olduğu yerde kaldı. Çok yorgundu. Artık her şeyin sonuna gelmek istiyordu. Görmek zorunda kaldığı, böyle giderse de görmeye devam edeceği her şey onun midesini bulandırıp canını sıkıyordu. Bu çukura düşenlerin gelmiş olduğu nokta can yakıcıydı. Canını dişine takıp sınava hazırlanan, iyi bir tahsil imkânı kazanan öğrencilerin, kendi adlarını hatırlayamayacakları duruma gelmeleri kendini aciz hissettiriyordu. Bunun için de Kıymet’in bu oluşumun en küçük parçasına bile değmesini istememesi normaldi. Zil çaldı. Bir an ayağa fırlayıp gelen konusunda endişe duysa da Kıymet’in birilerini çağıracağı aklına geldi. Yine de… Her adımı düşünerek atmak, her şüphesinin arkasına bakmak ve her ihtimali hesaplamak zorundalardı. Sonuçta, uyuşturucu oluşumunun üçüncü ve büyük ayağının kızı içeride kafası bir milyon dolanıyordu. Onun sevgilisi de bu oluşumun içinde üç yıl kaldıktan sonra bitirmek için gidip itiraf eden ve tanıklık yapacak olan kişiydi. Timur, tanık koruma programına alınmıştı, fakat genç adamın bundan haberi yoktu. İsminin açıklanmayacağına güvence verildiği için rahatça dolaşıyor, daha fazla tanık olmaya devam ediyordu. Bulut, ona gölgesi kadar yakın olup, kendisine bile belli etmeden adamı korumak için görevlendirilmişti. Mehmet de bu oluşumun içine bir sene önce sızan elemanlardan bir diğeriydi. O, görevi üstlendiğinde henüz Timur’un itirafçı olacağından habersizlerdi. Birkaç ay içinde de işin kuyruğuna geleceklerini düşünüyorlardı. Kıymet’ten önce dış kapıya ulaşıp, mercekten baktı. Karşısında üç kız duruyordu. Bu kızları hatırlıyordu, Kıymet’in yanında daha önce de görmüştü. Yine de hemen yanına gelmiş, kapıyı açmasını bekleyen Kıymet’e baktı. “Mercekten bak bakalım, senin arkadaşların mı?” Genç kadın, onun bu tedbirine gözlerini devirerek karşılık verse de yine de söylediğini yerine getirdi. “Evet, benim arkadaşlarım.” Bulut, kapıyı açtığında üç genç kadın da senkronize bir şekilde başlarını arkaya atıp dudaklarını şaşkınlıkla araladılar. İçlerinden sarı, kıvırcık saçlı olan, “Hadi be,” derken pis pis sırıtıyordu. “Hasta hasta gelmeye değdi.” Bir diğeri bu sözleri söyleyen sarışına dirsek attı. Fakat onlar da sırıtıyorlardı. Kıymet, kapının arkasında kalmıştı. Onları görmek için Bulut’un yanına geldiğinde, içeriye geçen kızların bakışları resmen sorgu odasında ecel terleri döktüren komiserlerin bakışlarından farksızdı. Bulut’u orada bırakıp, arada omuzlarının üzerinden şaşkın şaşkın bakarak salona ilerlediler. Genç adam da onların bu halleriyle içten içe eğlenerek peşlerinden gitti. Eh, bu kadar şaşırmaları gayet normaldi. Sonuçta kendisi de Kıymet de en az onlar kadar şaşırmışlardı. Onlar henüz oturmuşlardı ki yatak odasından çıkan Timur yanlarına geldi. Bir elini Bulut’un omzuna koyup, hafifçe sıktı. Bu, artık çıkmaları gerektiği anlamına geliyordu. “Selam, vurucu tim!” diye kızları da selamladı aynı anda. “Selam,” üç kız yine senkronize bir şekilde cevap verdi. “Geldiğiniz için teşekkür ederim.” Bakışları hepsini geçip Kıymet’e yöneldi. “Onu yatırdım. Muhtemelen uyumaz, ama kendi kendine sayıklar. Telefon isteyecek asla verme. Aklına gelen bütün yalanları sıralayabilir. Asla acıma. Kendini camdan atacağını bile söylese inanma!” Kıymet, dudaklarını yaladı. Arkadaşları ona kaygılı bakışlar atarken, “Beni neden bu işin içine sokuyorsun ki?” diye sordu. “Büyük sorumluluk!” Timur, “Etrafta güveneceğim fazla insan kalmadı.” Dedi. Ve bunu öyle içtenlikle söylemişti ki, Kıymet’in karşı koyan bakışları yumuşadı ve başını salladı. “Elimden geleni yaparım.” Timur, onlara el sallayıp salondan çıktı. Bulut ise peşinden gitmeden önce ona bakmayan Kıymet’e dikti bakışlarını. “Kıymet?” “Efendim?” Kız, aniden başını kaldırıp bakışlarına karşılık verdi. Bulut, göz ucuyla diğerlerinin yine sırıttığını fark etti. “Sen benim odamda kal.” Kaşlarını uyarırcasına kaldırdı. “Sadece sen kal.” Ardından arkasını döndü. Diğer kızlar kıkırdar ve ona alçak sesle takılırken Bulut’un zihninde kızın afallamış ifadesi dolanıyordu. Dolanıyor ve yer ediyordu. Tıpkı kızın kendisinde yer etmeye başlaması gibi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE