Mecbursun

3012 Kelimeler
Holding'ten içeriye seri adımlarla ilerleyen Genç kız kendisine selam veren çalışanlar tarafından bir hayli sevilmişti. Fakat bu onun için pekte bir şey ifade etmiyordu. Odasına girdiğinde çalışma masasına ilerleyerek konforlu koltuğuna oturdu. Ve anında içeriye giren sekreterle kafasını o yöne çevirdi. "Hoşgeldiniz Nazlı hanım. Mehmet bey odasında sizi bekliyor." Kadın konuştukça tek kaşı kalkıyordu. Bir arama zahmetinde bulunmayıp sekreterini göndermesine fazlaca sinir olarak ağır ağır başını salladı. Kenara koyduğu telefonunu elleri arasına alarak odasından çıktı. Hemen çaprazında ki gösterişli siyah oymalı kapıya baktı bir müddet. Umuyordu ki sabah sabah başı ağrımazdı. Tembelce ilerleyerek kapıya gittiğinde beklemeden iki kere tıklattı. İçeriden gelen sert sesle kapının kolunu indirerek içeriye adımladı. Geniş vücuduyla masasına kurulan adam sabahın köründe kendisini çizim yapmaya iyice kaptırmış görünüyordu. Yüzünde hiç bir mimik oynamazken kaşlarını çatmaktan burnuna indirmişti. "Mehmet bey. Buyrun efendim." Mehmet İmalı ses tonuyla birlikte anında kafasını kaldırarak genç kızın alay eden suratına baktı. Belli belirsiz kıvrılan dudaklarıyla geriye yaslanan adam eliyle önündeki koltuğu işaret ederek oturmasını istedi. "Seni dinliyorum." Ellerini birleştirerek masaya yaslayan adamın gerilen beyaz gömleğinden fırlayacak gibi duran kol kaslarına bakmaktan alıkoyamadı kendisini genç kız. Zorda olsa bakışlarını oradan çekip geniş odada dolandırdı. "Üzerinde yoğunlaşmam gereken bir çizim var." Adamın anlatmaya çalıştığı şeyi anlamayan genç kız biçimli kaşlarını çatarak Mehmet'in yüzüne bakmaya devam etti. "Sabah ondan gelemedim. Şirkete gelmem gerekiyordu." Mehmet Çakırbey oturmuş sevdiği kıza açıklama yapıyordu ama genç kızın yüzündeki alaylı bakış hiç hayra alamet değildi. "Hmmm. Baksen Kimera'ya." "Nazlı!" Adamın uyarıcı sesiyle Omuzlarını dikleştiren Nazlı, ellerini adamın masasına koyarak dinleme pozisyonuna geçti. "Artık bizimle çalışacaksın." Biraz önceye göre fazlaca ciddileşen adamın haliyle kendiside ciddileşen genç kızın yüzündeki alaycı ifadeden eser kalmamıştı. "Ben zaten sizinle çalışıyorum ya Mehmet." "Holding'i kast etmediğimi biliyorsun. İntikam planlarına bir son vererek bize katılacaksın. Bizim planlarımıza." Duyduklarıyla yüzü gerilen genç kız derin bir soluk vererek ayağa kalktı. Masanın üzerine koyduğu elleri sayesinde adama doğru eğilerek konuştu. " Anlayamadım, ne yapacağım? " " Bizimle birlikte hareket edeceksin Nazlı. Bizim planlarımıza dahil olacaksın." "Hangi planlarınıza?" Genç kızın sesindeki merak tınısıyla Kimera yüzüne kadar eğilerek aralarındaki gerginliği sıfıra indirmeye çalıştı. Çünkü şuan karşısında duyacağı şey ile her yeri parçalayabilecek bir panter vardı. "Senin o güzel aklında geçenler sence bizim aklımızdan geçmiyor mudur güzelim?" "Ama siz.." "Evet biz intikamımızı aldığımızı söyledik. Bunu alem biliyor. Tıpkı senin bildiğin gibi." Duyduklarıyla burnundan soluyan genç kız elini masaya sertçe vurarak adamın kara gözlerine delici bir şekilde baktı. "Peki bilmediklerim. Onlar ne?" "Sancakoğlu'nun sülalesini sikeceğimiz. " Nazlı gözlerini adamın gözlerinden çekmedi. O an ne hissedeceğini şaşırsada adama hipnoz olmuş gibi bakıyordu. "Bunca yıl neden beklediniz?" Sesindeki sessiz feryadı Mehmet duyuyordu. Anlamaya çalışıyor ama anlayamayan kadının girdiği girdabı da açık açık görüyordu. "Çünkü her şeyin bir zamanı var Nazlı. Bu intikamı ağırdan almamız gerekiyor..." "Ağırdan mı? Yıllar geçti Mehmet. Neyden bahsediyorsun sen?!" Hızla ayağa diklenerek ellerini saçlarının arasından sinirle geçiren genç kızın haliyle hemen ayağa kalktı Mehmet. Ve Nazlı'nın önüne gelerek ellerini tuttu. "O orospu çocuğunun masada olduğunu biliyorsun.." "Masadaki ne adamları öldürdü amcam. Bu geçerli bir sebep değil." "Nazlı, babasından kalan güçleri kullanıyor. Yoksa o piç kurusu bir boka yaramaz. Herkesin ona susmasının ardında babası var. Silah ticareti var." Ellerini adamın ellerinden ayıran Nazlı, arkasındaki cama yaklaşarak dişlerini sıktı. "Ne, planınız ne?" Adam konuşmadan önce cama yaklaşarak ellerini pantolonunun cebine yerleştirdi ve kara gözlerini dışarıya odakladı. "Artık paranın tadını da gücünü de çok iyi tanıyor. Seviyor. Hatta tapıyor. Kimin kime ihanet ettiği, arkasından bıçakaldığı bizi alakadar etmez. Ama masanın tek bir kuralı var. Babamın keskin kuralı.." "Uyuşturucu." Cümlesini tamamlayan genç kıza baktı Mehmet. Ve yarım dudak gülerek kafasını onlaylarcasına aşağı yukarı salladı. "Uyuşturucu. Kıbrıs'taki adamımız piç kurusunun kanına girmeye başladı. Ama it gibi korkuyor duyulursa diye. Çünkü duyulduğunda başına gelecekleri iyi biliyor." "Silah ticaretinin aralarına uyuşturucu sızdırabilirdik. Yakalatıp işini bitirebilirdik. Neden bu kadar bekledik Mehmet!?" "Çünkü o kancığın kendi hatasını yapmasını bekliyoruz. Kendi ipini kendisinin çekmesini. Amore mio, sabrı yanlış anlıyorsun. Sabır boyun eğmek değil, aslında mücadele etmektir. Vakti ve zamanı geldiğinde intikamını almanın zevkini doruklarda yaşamanın mücadelesidir. " Mehmet, yaşarmaya başlayan yeşil gözlere öyle derinden bakıyordu ki genç kızın ağzından hiç bir kelimenin çıkmasına ihtiyacı yoktu. Çünkü gözlerinden her şeyi okuyabiliyordu. Beklemedi ve anında kızı kolları arasına çekerek sarı saçlarını uzunca kokladı. " Egemen benimde kardeşimdi Nazlı'm." Bu sözler Nazlı'ya yeterdi işte. Bu yolda yalnız olmadığını bilmek ona yeterdi. Kafasını daha da adamın göğsüne bastırarak kokusunu içine çekti. Ve tam kollarını geniş bedenine dolayacağı sırada tıklatılan kapıyla kendisini geriye attı çünkü birilerinin onları böyle görmelerini asla ama asla istemezdi. Mehmet'in dişlerini sıktığını ve vücudunun gerildiğini görsede bunu yapmak zorundaydı. Sinirle ağzında gevelediği şey büyük ihtimalle küfürdü. Sert sesiyle 'Gir' diye bağırdı. Saygıyla içeriye giren sekreter başıyla selam verdikten sonra yanlış yapmamaya özen göstererek konuşmaya başladı. "Efendim Çetiner Rezidans projesi için Feris Çetiner geldiler." "Al içeri." Sert sesiyle yerinde kıpırdanan Sekreter hızla odadan çıkarak arkasındaki kadına içeriye girmesi için yol verdi. Nazlı'nın meraklı bakışları kapıdaydı. Gelecek olan kadını merak ediyordu. İsminden dolayı anlıyordu ki yaşlı bir kadındı. Ama yanıldığını anlaması geç olmamıştı. Çünkü daha kendisi içeriye girmeden odaya dolan topuklu ayakkabı sesiyle bakışlarını daha da kıstı. Bu hiçte hoşuna gitmemişti işte. Çünkü içeriye girerek karşısına dikilen kadın taş gibiydi. Hemen hemen kendi boylarında olan kadın fazla inceydi. Ama kalçaları ve göğüsleri bu inceliği inkar edercesine dolgundu. Hele giydiği o kırmızı mini elbisesiyle ben burdayım diye bağırıyordu. Uzun kumral saçlarına eşlik eden kahverengi gözleri çok fazla kendinden emin bakıyordu. Dudakları ise fazla dolgun değildi ama yüzüne çok uyumluydu. Kıskançlığın yanı sıra vücudunu ele geçiren sinirle derin derin nefes almaya başladığında Feris Çetiner çekici olduğunu düşündüğü gülümsemesiyle Mehmet Çakırbey'e doğru ilerledi. "Mehmet bey, merhabalar." Kadının sadece cilveli olan vücudu değildi belliki. Çünkü ince ses tonunda ki şehveti alıyordu Nazlı. Anında kafasını Mehmet'e çevirdiğinde adamın oldukça ciddi olduğunu gördü. "Hoşgeldiniz Feris hanım." Kadının uzattığı eli parmak uçlarıyla sıkan adamın insan sevmediğini herkes bilirdi. Feris Çetiner buna bozulsada bir şey çaktırmamaya özen göstererek yüzündeki geniş gülümsemesini sabit tuttu. "Teşekkür ediyorum. Hoşbuldum." O son kelimeyi öyle bir içtenlikle ve adamı süzerek söylemişti ki Nazlı elinde olmadan başını yana eğerek dik dik baktı kadına. Feris Çetiner, adamdan zor çektiği bakışlarını yanındaki kıza çevirdiğinde biraz önceki çekici halinden eser kalmamıştı. Bütün kendini beğenmişliği ve üsten bakışıyla başını hafifçe sallayarak selam verdi. Ne bir kelime ne de bir tokalaşma olmamıştı. Zaten gözlerinin odağı hemen biraz önceki yerine dönmüştü. "Yapılacak inşaatın ayrıntılarını konuşmak istiyorum sizinle." "Tabii konuşalım. Şöyle buyrun lütfen." Adamın eliyle gösterdiği masasının önündeki koltuğa ilerleyen kadın, son anda aklına bir şey gelmiş gibi durarak ardına baktı. "Siz kimdiniz?" Nazlı, biraz önce kendisine bakmaya dahi tenezzül etmeyen kadına ters ters bakarak elini uzattı. "Nazlı Kara." Mehmet iki kadının arasındaki gerginliği görsede susmaktan yanaydı. Zira bu konuda tek kelime etse Nazlı'sı kadının üzerine atlayıp onu parçalara ayıracak gibiydi. "Nejat Kara'nın kızı mısınız?" Feris Çetiner'in biraz önceki memnuniyetsiz yüz ifadesinin yerine bir anda aydınlanan yüzünün gelmesiyle daha da dişlerini sıktı Nazlı. Çünkü kadının aklında geçenleri okuyordu. Hafifçe kıkırdayarak konuşmasıyla da emin olmuştu. "Ayy şekerim öyle desene. Memnun oldum. Ama itiraf etmeliyim ki Mehmet bey kuzeninizle hiç benzemiyorsunuz." Ters bakışlarını Mehmet'in yüzüne çevirdiğinde o odada daha fazla kalmak istemediğine karar veren Nazlı, hiçte nazik olmayan bir şekilde hızlıca dışarıya çıktı. İçinden kendi kendine söylenerek. Feris Çetiner'in heycanla kendisine bakmasından sıkılan adam, deri koltuğuna kurulduğunda içeriye sekreteri girdi. Elindeki Türk kahveleriyle. "Açık konuşmam gerekiyorsa babanız Tunç beyle bütün ayrıntıları konuşup halletmiştik. Rezidansın projesi de çizim aşamasında." "Ah evet. Hepsinden haberim var. Ama bir kaç değişiklik istedim. Biliyorsunuz Rezidanslar bana ait." Tabiki de gerçek böyle değildi. En başından beri Mehmet Çakırbey'i gözüne kestiren bu kadın her yolu denemek istiyordu. Adamın hiç bir şekilde dikkatini çekemediğinin farkında olsa bile. Her şeyin farkında olan Mehmet ise kollarını masaya koyarak taviz vermeyen ses tonuyla konuştu. "Sizi anlıyorum. Bu yüzden benim bu Holding'te bir çizim ekibim var. İnsanlarla ve küçük işleriyle ben uğraşamayacağım için. Yani Feris hanım bu işleri çalışanlarım halleder. Ben de resmin tamamına bakarım. Ona göre onay veririm." Adam konuştukça gülen yüzü solan kadın, istediğini almak bir kenara dursun iyice bozguna uğramıştı. Konuşmak için boğazını temizlediğinde Mehmet kadına fırsat vermeden kenardaki telefonu kulağına götürdü. "Bensu hanım, Yiğit ve ekibini derhal toplantı odasına çağırın. Ayrıca Feris hanıma toplantı odasına kadar eşlik edin. Hemen." Sözü bittiğinde beklemeden telefonu kapatan adam, karşısında neye uğradığını şaşırarak kendisine bakan kadına oldukça rahat bir tavırla bakarak eliyle kapıyı gösterdi. "Buyrun Lütfen. Sekreterim size toplantı odasına kadar eşlik etsin. Bütün ayrıntılarınızı ekibime gönül rahatlığıyla anlatabilirsiniz." Bir şey diyemeyen kadın kalkarak kapıya doğru ilerlerken adamın kalın sesini tekrar duydu. "Ayrıca Feris hanım, evet doğrudur. Nejat Kara benim amcam oluyor. Ama Nazlı Kara benim kuzenim falan değildir." Mehmet Çakırbey'in ne ima ettiğini apaçık anlayan kadın sinirle ayaklarını yere vura vura odayı terk ettiğinde bu işin burada bitmediğini biliyordu. Mehmet Çakırbey ise kapıyı çekip çıkan kadının ardından çekmeceden aldığı ıslak mendille ellerini iyice sildikten sonra yumruklarını sıkıp bıraktı ve eliyle burnunu siler gibi yaptı. Kimseye eyvallahının olmadığını herkes bilirdi. Kadının buraya hangi akılla geldiğini çözemiyordu. Holding olarak yaptıkları işler artık dünya çapındaydı. Birilerini memnun etmek için isteklerini dinleyecek birisi değildi Kimera. Üstelik onca çalışanı varken.. * Gece kulübünün kalabalığı hiç Kimera'ya göre olmasada her gece istisnasız uğruyordu mekanına. Gidişatı kontrol eder, bir müddette kendisine ait olan locadan izlerdi aşağıyı. Tıpkı bu gece olduğu gibi. Dj, kardeşi Atlas Çakırbey'i büyük bir coşkuyla sahneye çağırdığında adamın kaşları daha da çatıldı. Çünkü bu deli fişeğin akıllanacağını hiç düşünmüyordu. Sahneye çıkan genç adam kızların nefesini kesen gamzelerini göstererek güldü ve yukarıya, abisine ait locaya bakarak önündeki ayaklı mikrofona eğildi. "Sevgili abiciğim, bu şarkım sana gelsin. " Abisinin kızgın yüzünü gözleri önüne getiren Atlas kafasını sallayarak güldüğünde kabul etmeliydi ki seviyordu o ejderhaya takılmayı. Tabii aynı şeyi Kimera için söylenemezdi çünkü adam ters bakışlarıyla sabır çekerek kendisini dizginlemeye çalışıyordu. Yoksa silahını çekip sıkacaktı kardeşinin kafasına. Karşısında dudakları kıvrılmaya dönen Alpaslan'a çevirdiği bakışlarıyla hemen kendine gelerek öksüren adam, ciddiyete büründüğünde Kimera huysuz bir şekilde homurdandı. "Ulan şeytan diyor oturt onu kazığa ama canımdan can, kanımdan kan olmayla yırtıyor işte." Ne kadar söylenirse söylensin annesinin ipeksi sesi gibiydi kardeşinin sesi de. Çok etkileyiciydi. Büyük mekanın eğlencesi devam ederken elinde salladığı bordo tesbihini avcuna hapsederek tuttu. Gözlerini kardeşinin Keyifle şarkı söyleyen yüzünden çekerek telefonuna baktı. "Asya'dan bir haber var mı?" Alparslan ayakta hazır ol da beklerken kulağı abisindeydi. Duyduğu soruyla hemen kafasını kaldırarak cevap verdi. "Hiç bir terslik yok abi. Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor. Ama gözümüz kulağımız Asya hanımın üzerinde." "Ulan amınakoyayım her şey olması gerektiği gibiyse benim kardeşim son zamanlarda neden gülmüyor Alparslan!" "Abi.." "Kes sesini Alparslan! Ve bana neler olduğunu bul." Adamın korkunç sesiyle bir adım gerilen Alparslan, aslında elinden geleni yapıyordu. Ama abisinin istediği sonuca ulaşamamıştı. Çakırbey'lerin gözdesiydi Asya Çakırbey. Bu sebeple abisinin sinirini anlayabiliyordu. " Abi, müsaade var mı? " Kimera'nın adamlarından biri olan Kürşat, locanın kenarını tıklatarak içeriye girdiğinde abisinin kızgın bakışlarıyla karşılaştı. "Söyle!" "Abi, mekandaki tuvalette uyuşturucu kullanan birisini yakalamış bizimkiler. Ne yapalım?" Duyduklarıyla daha da sinirlenen adamın yüzü iyice kararmıştı. Burnundan soluyarak bağırdı. "Çekin depoya geliyorum." Başını hızlı hızlı sallayan Kürşat, aldığı emirle geldiği gibi çıkıp gitti. Mehmet ise avucuna hapsettiği tesbihini serbest bırakarak elinde sallamaya devam etti. Ve daha fazla beklemeden ayağa kalkarak arka taraftan iki kat aşağıya indi. Mekanın altında kalan bu yer karanlık ve sessizdi. Kısacası insanın kalbini ağzında attıracak kadar ürkütücüydü. Tamda Kimera'nın istediği gibi. Siyah kapının önüne geldiğinde yavaşca içeriye doğru itti. Sessizliğin hakim olduğu yerde gıcırdayarak açılan kapıyla bütün gözler gelene baktığında Sandalyede oturan adam korkuyla yutkundu. "K-Kimera.." "O yarım akıllı yavşak sen misin lan?!" Mehmet Çakırbey, ortada sandalyede oturan ve korkudan göz bebekleri titreyen adamın yanına giderek hizasına kadar eğildi. Sakince sorduğu sorusuna cevap bekliyordu ama titreme bütün vücuduna yayılan adam konuşmuyordu. Bütün korumalar neler olacağını merakla beklerken Kimera, saliseler içinde elindeki tesbihi adamın boğazına dolayarak sıkmaya başladı. Ve kulağına eğilerek tısladı. "Ben bir şey sorduğumda anında cevap isterim ağzına sıçtığımın keşi! " Nefes alamayan adam iyice kıvranmaya başladığında Mehmet Çakırbey bir anda tesbihi parmakları arasına geri çekerek sallamaya başladı. Harıl harıl öksürerek nefes almaya çalışan adam ne yapacağını bilmiyordu. Tek bildiği şey it gibi korktuğuydu. " Hemde benim mekanımda bunu yapmaya kalktın öyle mi?" "Abi hap denmez ona çerezlik bir şeydi..." Kendisini savunmaya çalışan adamın yüzüne tiksinerek bakan Mehmet Çakırbey, burnunu çekerek boynunu kütletti. Bu konularda asla taviz vermemesi gerektiğini babası ona özenle öğretmişti. Onların raconunda hap denen zehir asla olamazdı. " Kürşat öldürmeyin." Kürşat, aldığı emirle Keyifle gülümsedi. Ölmesin yeter demekti bu. Tabi adam için ölsem daha iyiydi diyeceği bir şeydi. "Benim mekanımda, benim çizgilerimi aşan piçlere ne oluyor herkes görsün, duysun." Korumaların ağzından anladıklarına dair cümleler çıkarken abilerine karşı saygılarınada dikkat ediyorlardı. Ne de olsa onu kızdırmak istemezlerdi. Geniş cüssesiyle depodan çıkan Kimera, kolundaki gümüş saatine baktı. On ikiye doğru gelen saati gördüğünde bir üst kattan çıkışa yönelerek Alparslan'ın açtığı kapıdan aracına bindi. Sancıdan kıvranan beynini dinlendirmesi gerekiyordu. Hemen hemen yirmi dakika sonra arabanın durmasıyla kapısı açıldı. Korku salan görünüşüyle arabadan inen adam kaşlarını olabildiğince çatmıştı. Gecenin sessizliğine bütün korumalar ayak uydururken Alparslan, abisinin çıkardığı ceketini uzanarak aldığında temkinle konuştu. "Yarın ki toplantıları iptal edeyim mi abi." Masadaki bazı adamlar Kimera ile özel olarak toplanırdı. Daha doğrusu her ne kadar çıkarları uğruna olsa bile kendisine ihanet etmeyecek adamlar. "Saatini akşam üzerine çek." Başını sallayan adamı es geçerek eve doğru ilerleyen Mehmet adamlarının başlarıyla verdiği selamlarıda es geçmişti. Cebinden çıkardığı anahtarla içeriye girdiğinde son altı aydır ezbere bildiği merdivenleri çıkarak üst katın ikinci odasına sessiz olmaya özen göstererek girdi. Her şeyi bir kenara atabilirdi kadınının şu halini izlemek için. Uyuyan bir melekten farksızdı. Odayı saran kokusuyla bir müddet gözlerini kapatıp kafasını usulca kapattığı kapıya yasladı. İçi çekiliyordu. Kenarda duran ahşap sandalyesini kızın yanı başına getirerek oturdu. Evet artık ikisi de alışmıştı buna. Genç kız adamın her gece gelip kendisini izlediğini sabah uyandığında baş ucunda duran sandalyeden anlıyordu. Başta asi olarak karşı çıksada artık ses etmiyordu. Hatta bazı geceler onu izlerken yakaladığında huzurla o da adamı izliyordu. Hiç bir şekilde Konuşmazlardı. Sadece gözleri birbirine olan hasretliklerini giderirdi. Baş ucunda oturan adamın aklına bugün olanlar geldikçe, o kadının yanında sinirden yeşil gözleri alev alsa da onu kadınla bırakıp gidişi aklına geldikçe kaşları çatıldı ve uyuyan kızdan gözlerini ayırmadan kulağına kadar eğildi. Parmak uçları saçlarını narince severken bebeğe ninni söyleyen bir edayla mırıldanmaya başladı. "Beni geride bırakmak diye bir şey yok. Biz biriz artık Amore mio. Güneş yüzüne vurduğunda gölgen benim. Benimsin. Sen nereye gidersen git peşinden gelip orada olacağım. Ölümüm olsa bile." * İnsan her an sıfırdan başlayabilmeliydi. Bir Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğabilmeliydi. Kendi küllerinden her zaman doğabilmeliydi. En dibe vurmak çok şey öğretiyordu. Onun en dibe vuruşuda kucağında kanlar içinde ölen kardeşiyle olmuştu. Ettiği onca İntikam yeminlerini, yaptığı onca İntikam planlarını askıya alma düşüncesi kanını kaynatsada Mehmet'e güvenmek istiyordu. "Buraya odaklan!" Adamın bağırışıyla kendisine gelen Nazlı, elinde tuttuğu silahıyla karşısındaki hedeflere daha da odaklanarak kaçırmadan bir bir indirdi plastik adamları. Sonunda elindeki silahı redkit gibi çevirerek üfledi. "O elindekini ne kadar iyi kullanırsan kullan konsantre olamıyorsun. Bu da yeterince büyük bir sorun." Öfkeyle soluyan Mehmet'e dik dik bakan Nazlı, babasının yanına gelmesiyle gözlerini karşısındaki adamdan çekerek babasına çevirdi. "Aldığın eğitimler baya işe yaramış ama Mehmet doğru diyor. Dikkatinin dağılmaması gerek. Bizim etrafımızdaki tehlikeleri az çok biliyorsun." "Dikkatim dağılmıyor baba!" "O iki üç saniyede kurşunu yersin. Ne olduğunu bile anlamazsın." Mehmet'in öfkeli haline dayanamayan Nazlı, babasının yanından ayrılarak adamın önüne dikildi. "Ben her şeyin farkındayım Kimera. Kendi işine odaklan, bana değil." O an adamın bir şey demesine gerek yoktu. Çünkü gözleri bütün sinirini gösteriyordu. Nazlı'nın dik başlılığı sınırlarını çok zorlasa da genç kızın her haline aşıktı. "Beni zorlama Amore mio. Yoksa neye uğradığını şaşırırsın." "Tamam artık işimize odaklanalım." Nejat'ın sesiyle birbirine öldürücü bakışlar atan ikili ayrılarak diğerlerinin yanına gitti. Atlas aynı şekilde atışlarını yaparken Asya kenarda babasının yanında oturarak olanları izliyordu. Evet, Poyraz Çakırbey'in istisnasız her hafta sonu yaptırdığı eğitimdeydiler. Silah kullanımı, odaklanma ve dövüşme konusunda çok titiz davranıyordu. Çünkü ölümün yakınlığı hep etrafındaki masada olacaktı. Ailesini her daim hazırlıklı tutmak zorundaydı. Atlas bu işlerde oldukça iyiydi. Nazlı'da artık onlara katılarak iyi olduğunu kanıtlamaya başlamıştı ama kızı Asya bu işlerden de, silahlardan da hiç hazetmiyordu. Tıpkı annesi gibi.. "Asya." Yanındaki babasının gür sesiyle durgun bakışlarını ona çeviren genç kız merakla beklemeye başladı. "Hadi kalk. Nazlı ile antrenman yapın biraz." "Baba.." "Yirmi dört yaşındasın. Artık bazı şeylerin hayati önemini anlaman gerekiyor kızım. Her ne kadar haz etmesen bile." "Hadi ama baba. Nazlı ablamın beni döveceğini iyi biliyorsun!" İsyankar sesiyle Atlas iyi bir kahkahaya patlattığında silahını beline koyarak kardeşinin yanına gelmişti. "Uuuu korkma prenses, azcık üf olacak. E malum o yaptığın bale hareketlerine benzemez dövüşmek." Küçüklüğünden beri bale dersleri alıyordu Asya. Ve bu Atlas için hep dalga geçecek bir şey olmuştu. "Atlas! İşine bak lan." Babasından yediği azarla önüne dönen adam hala gülüyordu. Çocukluğundan beri böyleydi çünkü. Akşam olmak üzereydi ve kenarda oturduğu için akşamın serinliğiyle siyah taytının üzerine giydiği siyah kapüşonlu hırkasını çıkararak kenara koyduğunda sporcu yarım atletiyle kalmıştı. Babasının ısrarını elbetteki anlıyordu. Bahçenin ormanlık tarafında olmalarıyla serin esinti şiddetlenirken iyice ortaya gitti ve hazırda kendisini bekleyen Nazlı'ya doğru keskin bakışlar attı. Başlamadan duyduğu sesle arkasına dönerek güldüğünde rahatlamıştı. "Ben sana çok güveniyorum Asya abla. Bu sefer sen yeneceksin." Bu Mahmut Ali amcasının yirmi yaşındaki oğlu Göktuğ idi. Eğitimleri hep birlikte olurdu. Ve Göktuğ bu konularda gerçekten çok başarılı ve çevikti. Ellerini yumruk yaparak öne doğru uzattığın da hazırdı. Babasının ona özel olarak öğrettiği hiç bir tekniği uygulamazdı. Saçma şeyler yapıp yere serilirdi ki ondan ümidi kessinlerdi. Ama Poyraz Çakırbey kızının düşündüklerinin aksine daha da hırs yapıyordu. Ve şuan da tek yaptığı şey, Nazlı ablasının savurduğu yumruklardan kaçmaktı. Nasıl ki Poyraz Çakırbey bunun farkındaysa Mehmet Çakırbey'de o derece farkındaydı kızın inadının. Dakikalar böyle geçerken küçük küçük karşılık vermeye başlayan Asya, Nazlı ablasının gülmesiyle daha da sertleşmişti. İçindeki Çakırbey kanının onu ele geçirmesine izin vermek istemiyordu ama bir yandan da çekiliyordu. "Şimdi işin bitti, Junifer!" Asya, Sesini incelterek konuştuğunda oldukça konsantreydi. Bu haline gülen Nazlı ise kızın bir yanlışını arıyordu. Attığı sert yumruktan eğilerek kurtulan genç kız, ayağını Nazlı'nın ayağına takarak kolunu geriye çevirdi. Acıyla sızlanan kızın kulağına doğru güldüğünde bahçenin diğer ucunda gördüğü adamla dudaklarında ki gülümse anında soldu ve yüzü buz tuttu. Bunu fırsat bilen Nazlı, hızla kızdan kurtularak arkasına geçti ve çelme takmasıyla Asya'yı yere sermişti. Gözleri tekrar karşısındaki adama dönen genç kız, tekrar ve tekrar yutkundu. Çünkü adamında bakışları üzerinden ayrılmıyordu. Bu işin imkansızlığını bile bile tutuluyordu. Elinde olmadan tutuluyordu..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE