DEMİR - 20

1734 Kelimeler
Zaman işte insana en büyük zararı veriyordu ya da iyileştiriyordu. Ayna da kendime bakarken hangisinin olduğunu merak ediyordum. Gelinliği çıkardım. Bornozumu giyip yanıma kıyafet aldıktan sonra giyinme odasından çıktığımda odada kimse yoktu. Banyoya girip saçımdaki ve yüzümdeki kimyasallardan arındıktan sonra yıkandım. Çıktığımda rahatlamıştım. Üzerimi banyodan çıkmadan giyinip saçlarıma havlu sararken odaya geçtim. Yatağın üzerine oturmuş tişörtünü giyen Demir ile duraksasam da onu kendi silahı ile vurmak adına umursamaz davranmaya başladım. Yatağın diğer tarafına geçip otururken saçlarımı biraz daha kuruladım. Bana baktığını fark etsem de karşılık vermiyordum. “Burada ne yapıyorsun Gonca?” “Saçımı kurutuyorum.” “Sonra ne yapacaksın?” “Amuda kalkıp ters parende atmayı düşünüyorum.” Dişlerini sıkıp “Gonca” derken omuzumun üzerinden bakıp “Demir bazen çok saçma sorular soruyorsun. Gecenin bir vakti ve yapacak olabilirim. Yatıp uyuyacağım.” dediğimde kaşlarını çattı. Yatağı işaret edip “Burada mı yatacaksın?”dedi. Soluğumu oflar gibi bırakıp havluyu elime aldım ve kalktım. Tekli koltuğun üzerine atarken gerindim ve alaycı bir tonla söylendim. “Yok Demir. Dışarıda köpek kulübesi gördüm oraya gideceğim.” Ayağa kalktığı gibi dibime kadar gidip kolumu tutarken “Sabrımın sınırlarını zorluyorsun” diyerek homurdandı. Göz devirdim. “Yahu adam sen şaka mısın? Evlilik daha ilk geceden yaramadı mı b12 mi eksildi sende anlamıyorum ki. Nerede yatabilirim başka tabi ki yatakta yatacağım. Ha ama sen diyorsan ki ben seninle yatmam o zaman gidip giyinme odasına uyuyabilirsin ya da kızların odalarında da yatabilirsin. Hatta çardakta bile uyumak gibi bir şansın var. Özetle nerede ne yaparsan yap bana karışma. Deli gibi uykum var ve ben seninle küçük hassas ve orantılı kulaklarımı zorlayarak konuşuyorum. İyi geceler aslan parçası.” Kolumu kurtarıp yatağa döndüm. Kendi tarafıma yatarken fazlalık yastıkları ortaya sınır şeklinde koydum. Başımla işaret ederken “Yatacaksan da bu sınırı geçme. Anladın mı aslan parçası” deyip yatağa girdim ve ince yorganı üzerime çektim. Hala öylece dikiliyor bir şey demiyordu. Gözlerim kapalıyken “Şu ışığı kapa ve yalı kazığı gibi de dikilme.” derken homurdandığını işittim. Ben nasıl olsa evde yanlız olduğumuz için başka odaya gider diye düşünürken ışığı kapadı ve yatağın kendi tarafına yattı. Yüzümde ufak bir gülümseme olmadı değildi. Kalbimi kırmıştı ama ettiği o lafı da yemezse benim içime dert olacaktı. Dakikalarca gözlerim açık karşı duvarı izledim. Tam uykuya dalıyordum ki hafif bir horlama ve yatakta dönme hissettiğimde irislerim kocaman oldu. Daha tam olarak ne olduğu anlamadan etrafıma dolanan kollar kocama aitti. Resmen tembel hayvanın ağacına sarılması gibi sarılmıştı. Başımı çevirip bilerek mi yapıyor diye kontrol ettiğimde horul horul uyuduğunu gördüm. Kıpırdandım kurtulmak istedim ama kar etmedi. Ben de el mahkum onun sıcaklığına kendimi bıraktım ve uyumaya başladım. Bizim zoraki karı kocalığımızın ilk gecesi Demir’in büyük konuşmaları ve bana koz vermeleri benimse anlık yanıp sönen cesaretimle son buldu. 2 AY SONRA Geçen bu iki ayda neler yaşadın derseniz Demir ile kedi köpek gibi dalaşıp durduk. Milletin yanında iyi gibi davransak da odada birbirimizin içinden geçtik. Artık umursamamayı öğrendim gibi lakin yine de dokunuyor bazı lafları. Bende canım yandığı kadar yakıyorum. Üniversite sınavıma az kaldı. Deli gibi ders çalışıyorum. Evimizin ise hala tadilat ve tamirat işleri tamamlanmadı. Bir arada yaşamaya da alıştığımız için oranın yapılması konusunda acele etmiyorum. Demir de öyle galiba çünkü her ne kadar akşamları hırlaşıp sabahları koyun koyuna uyansak da rutine alışmış gibiydi. Bir de Mustafa babam beni dershaneye yazdırdı. Hatta sırf ben zorlanmayayım diye eve yardımcı kadın aldılar. Sabah geliyor temizlik yemek işlerini hallediyor akşam olunca da giriyordu. Kalan şeyleri ben hallediyordum. Yemek masasına geçmiş yemeklerimizi yerken telefonuma gelen bildirim ile dikkatimi ona verdim. Ekranı açtığımda dershane gurubundan mesaj gelmişti. “Selam gençlik. Hocanın bugün verdiği soruları çözen var mı?” “Selam. Bende onu soracaktım. Tıkandım amk.” “Selamın hello gençler. Ben bugün yoktum. Ne verdi ki hoca?” “Durun ya ben kim yaptı biliyorum.” (gülen emoji) Birkaç kişi aynı anda “Gonca” yazınca kıkırdadım. Yüzümde saftirik bir sırıtma oluşurken birileri tarafından taktir görmek hoşuma gitmişti. Diğerleri kendi halindeydi ama hemen yanımda oturan demir yığının tüm ilgi ve alakası bendeydi. Toplu bir mesaj yazdım. Cevaplar aklımdaydı. Çünkü yemeğe oturmadan çözmüş üstüne kontrol edip doğruluğundan emin olmuştum. “Selam arkadaşlar. Yemek masasından yazıyorum o yüzden açılımlarını yazamıyorum idare edin. Zaten fazla soru yoktu. Olanlar da 1 a 2 c 3 b ...” Var olan soruların cevaplarını yolladığımda Deniz adında daha on dokuzunda bir delikanlı bayılan Feriha capsi yollayıp “Allah’ım şu beyinden ikiyüz elli gram da bize versen fena mı olurdu. Kadın ayaklı ansiklopedi gibi. Cansın ablaların gülü can. Hadi ben kaçtım işaretleme yapıp babama göstereyim de gözüne gireyim. Yoksa adam dershane fiyatları yüzünden bana girecek” dediğinde diğerleri güldü. Bense dudaklarımı birbirine bastırıp gülüşümü tutmaya çalıştım. Diğer sordu. “Enden mi boydan mı bro?” “Valla dua et Gonca abla var yoksa ben sana eni boyu orantılı olarak gösterirdim.” Hemen “Kavga yok. Cevapları aldınız ama araştırın nasıl olduklarını siz çözün. Ben kaçar.” yazıp yollarken telefonu masaya bıraktım. Kulağıma doğru eğilen Demir “Nihayet. Kimle konuşuyordun?” dediğinde ona baktım. Bir an çok yakın olduk. Burunlarımız birbirine değiyordu. Safir'in abartılı öksürüğü ile kendimize geldiğimiz de geri çekilen kocam kaşlarını çatmıştı. Bu geçen sürede ne öğrendin deseler Demir’in yontulmamış bir kalas ve de kıskanç olduğunu derdim. Haydar'dan bile kıskandığını göz önüne alırsak dershane arkadaşlarımdan kıskanması muhtemeldi. Gece olurken odaya çıktığımız da giyinme odasından dizlerimin bir karış üzerinde biten saten askılı bir gecelik seçtim. Bordo renkli düz bir gecelikti ama giyinip çıktığımda yatağın kıyısına oturmuş su içen kocamın deli gibi öksürmesine yetmişti. Etek he. Topuklu ayakkabı he. Bak gör bakalım ben seni nasıl koşturuyorum sokaklarda. Makyaj masasının karşısına geçip saçlarımı tararken öylece izliyordu. Aynadan göz göze geldiğimiz de “Beğendin galiba. Gözlerini alamadın kocacım.” deyip göz kırptım. Önce yutkundu. Sonra başını dikleştirdi ve kendini savunmaya geçti. “Kim? Ben mi? Seni mi? Beğenmek mi? Hıh, çok fazla film izliyorsun.” Omuz silktim. Umursamaz davranıp “O zaman evlenmeseydin. Ben sana boşa beni demiştim. Havuç gören sıpa gibi sırıta sırıta işlemleri halleden sendin. Şimdi bana tatava yapma aslan parçası.” derken saçlarımı tep omuzumda toplayıp yatağa geçtim. Bu defa araya yastık koymadım. Benim dediklerime karşılık vermeyen adam “Neden yastık koymuyorsun?” değince göz devirip “Demir, iki aydır aynı yatakta yatıyoruz. Tam altmış gündür her gece mütemadiyen bu yastıkları koyuyorum. Her sabah yastıkları geç seni resmen üzerimde buluyorum. Yani yastık koymanın bir özelliği kalmıyor. O yüzden vazgeçtim. Koymuyorum.” dedim. Yatağa uzandığımda “Ölmüşlerinin canına şu ışığı kapa ve aslan parçası” dediğimde kaşlarını çattı yine. Kalkıp ışığı kaparken “Bir de emir veriyor” diye söylendi. Gırgır geçmek değil mi mevzu alasını yapardım. Biraz cilveli bir tonla “Aşk olsun kocacım ne emri. Rica ettim sadece. Yani istersen açık kalsın. Birbirimizi daha iyi görürüz değil mi ama.” derken gülmemek için çabalıyordum. “Sopalıksın biliyorsun değil mi?” “Eh senin kadar olmasa da öyleyimdir. Atsana.” “Neyi?” “Sopayı. Hatta dur onun şarkısı bile vardı.” Düşünür gibi yaptığımda komodinin üzerindeki küçük lamba yanıyordu. Ona doğru dönüp oturur hale gelirken şarkıyı söylemeye başladım. “Saçlarımdan tut önce Beni yerlerde sürükle Canım acısın boş ver Benim için bu bir zevk Fantezi dünyam rengarenk Bu daha hiçbir şey Korkma benden sal kendini Bebeğim dediğim anda vur bana Vur bana vur vur bana.” Sonunu söylerken yüzünü aldığı şekil yüzünden devam edememiş kahkahayı basmıştım. O ifadeyi anca şöyle betimleyebilirdim. Tiksinti. Şok. Ben bununla mı evlendim diye sorgulama. Ben gülerken “Komik mi?” dedi. Başımı olumlu anlamda sallarken “Ay Demir yüz ifadeni görmeliydin ahahahahah o nasıl bakıştı öyle ahahahah insan karısı şarkı söylerken öyle bakar mı ahahah” diyor kendimi tutamıyordum. Karşımdakinin bir asker olduğunu hem de eğitimli ve üsttün yetenekli bir asker olduğunu unutmuştum çünkü sırtımın yatakla buluşup onun da üzerime abanması sadece iki bilemedin üç saniye sürmüştü. Benim nefesim kursağıma takılırken sıcak nefesi yüzüme boynuma vuruyordu. Ilık ılık içime akan gözleriyle gözlerime bakıp “Hadi alay etmeye devam et” diye fısıldadığında içimdeki ses frenini koparmıştı. “Alay etmiş. Aslan parçası zebellah gibi çöktün üzerimize nasıl konuşalım. Valla bildiğimiz tüm cümleler içimizi geçtim götümüze kaçtı. Nefesi neremizden aldığımızı unuttun. Hele şu dolgun dudakların biraz ilerimizdeyken bizde ne akıl kaldı ne irade. Sendeki iradenin de artık neresine küfretsem az. Her gece sarıp sarmalamayı biliyorsun ama koynuna almayı bilmiyorsun. Hayır saygım sonsuz ama götlük bu yaptığın birader. Bize de acı değil mi ama. Menepoza da girmedik ki canımız istemesin. Tazecik kızız şurada. Nefis bu canım çekiyor. Nasıl da güzel kokuyor zalımın oğlu.” Biraz daha eğilmiş olmalı ki burnu burnuma değmişti. Tövbeler olsun ki bana bir şeyler oluyordu. Hayır beldem altımızda bir şeyler oluyor gibiydi. Benim bedenim karıncalanıyordu. Tüm kanın ılık ılık kasıklarıma aktığını resmen hissediyordum. Bir de o kasıklara baskı yapan şişlik. Hayır boğazım mı kurudu yoksa oda mı çok sıcak anlamadım. Benden hala tepki alamayınca “Ne oldu dilini mi yuttun dilli düdük” dediğinde resmen soğuk duş etkisi yaratmıştı. İki dakika romantizm yaşayalım derken turp suyunu üstüne sıkması da onu ayıbıydı ben ne yapayım. “Yok yutmadım da. Biraz daha böyle kalırsak senin küçük Demir seni baya zorlayacak onun için duruyorum aklı başına ne zaman gelecek diye. Hani etek ve topuklu ayakkabı sözünü çiğneyip beni karın olarak kabul edeceksen bile sözünü yerine getirmeden seni koynuma almam Demir şansına küs.” Öylece baktı baktı ardından “Siktir” der demez kalktı. Bana sırtını dönerken “Yat zıbar. Ben duş alacağım” dediğinde kıkırdadım. “Al kocacım al. Soğuk soğuk sular anca söndürür seni. Bak gördün mü? Bir dil adama neler yapıyor yaptırıyor. Kolay gelsin.” Üzerime yorganı çekip sırtımı döndüğümde dudaklarımı aralayıp soluk almaya çalıştım. Aptal herif beni de ne durumlara sokmuştu. Bir aydır onunla böyle alttan üstten konuşmaya da başlamıştım çünkü utanınca üstüme çok geliyordu. Sonra da dalga geçip gidiyordu. “Baş belası. Ben sana göstereceğim küçük Demir’i o zaman dilini yutacaksın da neyse.” Onu duymuş elimi sallarken “He canım he senin köy daha büyük. Fazla tırı vırı yapma koç uykum var.” deyip iyice yastığıma gömüldüm. Sabır çeke çeke duşa girerken kıkırdadım. Her gün biraz daha fazla zorlanıyordu. Ben onu zamanında bu iş uzamasın senin hayatına zorla girdim bırak çıkayım bana acıma demiştim. O ise bunu duymazdan geçmiş şekerini yiyen sıpa misali ortalarda dolanmıştı. Sonra da yine sinirine yenik düşüp höt zöt laflar etmişti. Şimdi de gururuna yedirip bana gelemiyordu. Ben mi? Ona her gün daha fazla alışıyor bir gün gerçekten bizden olmaz da giderse ne yaparım bilmiyordum. Gözlerimi kaparken iç çektim. Hayatın bize ne getireceği her doğan güneşle sürprize dönüşüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE