DEMİR -17

2361 Kelimeler
“BENİM GÜZEL VE ÖZEL AİLEME.” Biliyorum bana kızacaksınız. Neden gittin diye sitem edeceksiniz ama böylesi daha iyi çükü kimse sevilmediği bir toprakta yeşeremez. Demir’e kızmayın. O da kendince haklıydı. Kim habersiz bir evliliğe olumlu gözle bakabilirdi ki. Lakin o bana acımadı. Üzülmedi. Bu kızında bir derdi vardır da ondan kabul etmiştir demedi. Doğru, çoğu zaman onunla laf dalaşına girdim sinir ettim sinir oldum ama başka türlü başa çıkamam diye düşündüm. Olmadı. Kalbimin kırılması, gururumun çiğnenmesi, onun gözünde yaşadıklarının suçlusu olmam çok yordu beni. Üstelik babasını yeni kaybetmiş bir kız çocuğuydum ben. Ne acımı yaşayabilmiştim ne de ağlayabilmiştim. Galiba biraz da o kırdı beni. Arkamda annemden başka kimsenin olmaması. Babam olmadığı için defalarca kez sözlü fiziksel ve ruhsal şiddete maruz kalmam kalbimde ağırlık yaptı omuzlarım taşıyamadı. Yine de sizi çok sevdim. Allah razı olsun. Evinizi açtınız. Oğlunuza layık bir gelin adayı olarak gördünüz. Kızınız gibi davrandınız. Hayallerime küçümser gibi bakmadınız destek oldunuz. Her şey için teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal edin. Benim hakkım varsa gani gani helal olsun. Demir, beni artık boşayabilirsin. Ayağına pranga değilim. Bu kül kedisinin masalı bitti. Evine döndü. Kendinize çok iyi bakın Allah’a emanet olun.” Belki de kırkıncı kez okuduğu mektubu katladı ve cebine koydu. Çardağa oturmuş akşamın karanlığı çökerken karşıyı izliyordu. Çiftliğe vardığını haber veren bir mesaj atmıştı Gonca kızlara ve Halise Hanımla konuşarak bu teyit edilmişti. Şenay Hanım odasına çıktığından beri çıkmamıştı. Mustafa Bey öylece cam kıyısında oturuyordu. Remziye anneanne odasına çekilmiş namaz kılıyor hakkına girdikleri kız için dua ediyordu. İkizlerse çok üzgündü. Safir bilgisayara ve kitaplara bakıp “Hiçbirini almamış” derken giysi dolabındaki eşyalara bakan Aysun “Yeni alınan hiçbir şeyi almamış ki onları da alsın” deyip ofladı. Demir, bir yere çok takılmıştı. Bu kız babasını yeni kaybetmişti ama acısını yaşayamamıştı. Buna rağmen hayvan gibi davranıp onu paramparça etmişti. Ayağına pranga olduğunu düşünmesine neden olmuştu. Her şeye rağmen huysuzluklarına iyi dayanmıştı. Aslında Demir en çok görevden uzaklaştırılmasına kafayı takmış onun sinirini ve gerginliğini de Gonca’dan çıkarmıştı. Bunu şimdi biraz daha salim kafa ile düşününce fark ediyordu. Aldığı soluğu bırakırken bir sigara daha yaktı. Remziye Hanım elinde bastonu sonunda odasından çıktığında camdan çardakta oturan torununa baktı. Ağır ağır onun yanına giderken yaşlı bedeni ve ruhu Gonca’yı çok iyi anlıyordu. Torununun yanına oturduğunda onun hala dalgın olduğunu fark etti. Asker adamdı halbuki daha kapıdan çıkarken onu fark etmesi lazımdın ama o kadar dalmıştı ki gözleri bir noktaya sabitlemiş öylece ileri bakıyordu. “Karadeniz de gemilerin fena batmış kara oğlan.” İrkilen adam anneannesine baktı. O an kendine şaşırdı. Halbuki duymalıydı. “Anneanne.” “Kara oğlan kafanda neler var bakalım.” “Bilmiyorum Remziye Sultan.” “Bence biliyorsun evlat.” “Bu kız bildiğimi de unutturdu.” “Demek ki yüreğinin ucuna değmiş varlığı. Bak sana ne anlatacağım. Bunu anne baban bile bilmez. Aramız da ama tamam mı?” Genç adam kadına dönüp merakla bakarken iç çeken kadın anlatmaya başladı. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı. “Babam beni rahmetli eşime vereceğini dediğinde çok korkmuştum. Öyle görme konuşma yoktu benim zamanımda. Dedenin annesi görmüş beni tarlada çalışırken sonra da oğluna uygun görüp görücü için haber etmiş. Az biraz durumları iyiydi. Babamla annem rahat ederim diye de he demişlerdi. İstemeye bile rahmetli gelmemişti. Aslında beni hiç istememiş. Evlenmeden şehre gidip orada hayat kurmakmış amacı sonradan öğrendiydim. Gel zaman git zaman düğünümüz oldu. Anla işte birkaç ay değil karısı olarak kabul etmek yüzüme bakmadı. Ama nasıl zoruma gidiyor beni görmezden gelmesi azarlaması pişirdiğimi yememesi yıkadığımı giymemesi.” Gözleri dolunca titreyen elleri ile yanağından süzülen yaşı sildi. Bazı şeyler insanın yaşı kaç olursa olsun içine dert yara oluyordu. Demir “Sonra ne oldu sultanım?” deyip biraz olsun o anı dağıtmaya çalıştı. “Sonra evladım, ben hasta oldum. Üzüntüden mi desen çalışıp kendine bakmamadan mı Allah bilir. Yatıyorum ateşler içinde ama öyle böyle değil. Evimiz ayrıydı. Üç göz hepi topu ama bizim. Bir odada ben bir odada o biri de mutfak zaten. İşte bu bakıyor sabah kahvaltı yok, uyandırıp işe yollayan yok, karşısına çıkan yok merak ediyor. Hani öyle istediğinden falan değil he alışmış belli bir düzene bozulunca dikkatini çekmiş. Geldi odaya baktı ben yatıyorum. Başta numara yapma kalk dedi ama inliyorum ağrıdan ateşten. Gelip ateşime bakınca bir an telaşlandı. Ne yapacağını bilemedi. Sonra anasını çağırmış çok hasta diye. Aksi gibi akşamdan sabaha da kar bir anda bindirdi mi? Kaldık mahsur. Eldeki imkanlarla bana bir bak aklın şaşar. Kaynanam da sağ olsun o bana baksın diye gelmedi. Tarif etmiş bir şeyleri anlatmış.” Dudaklarında oluşan gülümseme yaşına rağmen utangaç bir hal aldı. İç çekip devam etti. “O hastalık işte biraz olsun bizi yakınlaştırdı. Gördü beni anladı. Toparlandık biliyor musun? Benim elimden hariç başka yerde yemek yiyemez oldu. Anasına bile senden iyi yapıyor dedi diye bir ay küs kaldılar. O hasta oldu gecem gündüzüm o oldu. Sırf biraz rahat etsin diye tarlada bağ da bahçede omuz omuza çalıştık. Her işini kolaylaştırmak için çabaladım. Allah var ilk aylar ettiğini bir daha etmedi. El üstüne tuttu. Şenay olunca koca köyü baba oldum kızım oldu diye koşarak turlamıştı millet sonradan anlattı tabi. Emri hak vaki olup da hastalık gelip onu bulunca benden hep helallik istedi. Sen benim namusum mahremimdin Allah bizi bir araya getirdiyse itiraz etmek benim ne haddimeydi çok sevdalandım sana affet beni diye diye kapadı gözlerini. Diyeceğim o ki torunum öyle kavga gürültü bir yere kadar. O kız belki sana iyi gelecek. Sen iyi geleceksin yuva olacaksın ona. Kader diye bir şey var evladım. Köylük yerden Gonca ile ülkenin her köşesinde görev yapan sen bir ayara gelebiliyorsanız vardır bir hikmeti.” Soluğunu bırakan adam alnını ovdu. Koluna dokunan nenesi “Düşünme evladım. Düşünürsen aklın sana türlü oyun eder. Sen sol yanınla düşün. O sana doğruyu gösterir. Şimdi eğer birazcık hatırım varsa sen git çiftliğe konuş karınla. Olurunuz varsa zaten olursunuz. Yoksa da gönlü kırık olmasın. Haktır evladım. Babasını yeni kaybetmiş kız zaten yüreği pare paredir. Bir de sen yakma.” Deyip anlayışla baktı. Demir o an nenesine sarılıp teşekkür etti. Ardından eve girip anahtarları alıp çıkarken babasına “Ben çiftliğe gidiyorum” diyerek haber verdi. “Oğlum sabah gidersin akşam vakti çıkma yola” diyen adamla “Sıkıntı yok baba” deyip evden çıktı. Olcay ile Bayram’a “Bizimkiler size emanet” demeyi de ihmal etmedi. Arabasına atlayıp yola çıktığında aklında Gonca’nın yorgun ve kırgın son bakışları vardı. Gonca ise taksiden indiğinde elinde valizi evin önünde öylece durmuştu. Derince soluyup yavaş adımlarla eve doğru giderken Haydar’ın sesini duymasıyla içi burkuldu. En sadık dostuna hasret kalmıştı. Valizi kapının kıyısına koyup zili çaldı. Kızlardan biri açınca “Anneme geldiğimi söyleyin. Ahırın oradayım merak etmesin” dedikte sonra evin diğer tarafına doğru yürümeye başladı. Ahırın önüne gelip kapıyı araladığında Haydar’ın içli içli anırması ile “Aşkım. Bak ben geldim.” Dediğinde bir hayvanın sevincinin nasıl da güzel olduğuna şahit oldu. Kapalı olduğu alana geçip onu bıraktığında resmen sevincinden zıplayan hayvan kafası ile kızı dürtüyor soluk bırakıyordu. Başını tutup okşayan ve sarılan Gonca “Çok özledim seni bir tanem” deyip öptüğünde Haydar da sarılmaya çalışır gibi boynuna başını yasladı. Dakikalarca sevdi en yakın dostunu ve öpüp sevgi sözcükleri söyledi. Annesi onları ahırın kapısında izlerken kızının hüznünü iliklerine kadar hissediyordu. Yerine soktuğu hayvana “Yarın sabah yine hasret gideririz olur mu aşkım” derken “Kızım yemin ediyorum dili olsa karşılık verir” diyen annesi kendini belli etti. Başını yana eğen Gonca “Annem” dediğinde dolan gözlerini saklamadı. Halise kızının solan yüzünü ve gözlerindeki ferin olmayışını gördükçe canından can gidiyordu. “Kızım. Can parem.” Kollarını açtığında tıpkı küçücük olduğu zamanlardaki gibi göğsüne sığınan kızının saçlarını sevdi. “Benim güzel kızım. Hoş geldin.” “Hoş buldum annem.” Anne kız biraz daha sarıldıktan sonra eve geçtiler. Gonca öyle yorgun görünüyordu ki oturduğu yerde uyukluyor gibiydi. annesi “Hadi kızım bir şeyler ye” dediğinde “Yok anne aç değilim. Ben yatsam sana ayıp olmaz değil mi? Nasıl olsa hep buradayım artık” diyen kızla Halise Hanım elini tuttu. “Kızım ne oldu? Ne bu halin kurban olduğum?” “Bir şey yok anne. Zorla güzellik olmuyormuş onu anladım. En baştan yanlış bir işe girişmişiz. Zararın neresinden dönersen kardır derler ya benimkisi de o hesap.” “Üzdüler mi seni? Kötü davranmadılar değil mi?” “Yok Allah var kötü davranan olmadı. Hatta el üstünde tuttular sağ olsunlar da işte anne olmayınca olmuyor. Şey yarın konuşsak olur mu? Çok uykum var.” “Tamam kızım hayırlı geceler.” Genç kız odasına geçtiğinde hiçbir şeyin değişmediğini gördüğünde çok sevindi. Bazı kızlar baba evinden çıkınca geri geldi mi hiçbir şey eskisi gibi olmaz ya o evde misafir sayılır. Öyle olmamasına şükretmişti. Üzerini değiştirdi. Lavaboda işlerini halledip yatağa girdiğinde baş ucuna koyduğu babasının resmini eline alıp başını yastığa koydu. “Baba. Çok özledim seni. Kızma bana neden beni unuttun diye. Asla unutmadım. İnsan babasını nasıl unutur değil mi? Sadece bazı yanlış kararlar verdim. Sonuçları da ciğerimin acıması yanması oldu. Olsun, alıştım. Senden sonra ne çok şeye alışmam gerekti baba. Sen gittiğinde ben büyüdüm öğrendim hayatı. Daha da canım yanacak belki ama biliyorum. Ben güçlüyüm. Şimdi biraz yoruldum o kadar. Kırıklarımı kendim tamir ettikçe daha da güçleneceğim. Eminim buna.” Birkaç dakika sesi çıkmadı. Sonra “Onun tarafından sevilmek isterdim biliyor musun? Kardeşlerine annesine karşı öyle iyi ki hani değişik işte.” Dediğinde yanakları kızardı. Sanki babası ona bakıyor dinliyordu. Zihninde babasının hayali sesi yankılandı. Artık dudakları kıpırdamıyordu ama beyninin içinde hayali sesle konuşuyordu. “Onu seviyor musun kızım?” “Bilmiyorum bana. Sevmek nasıl bir şey anlayamıyorum ki. Sen annemi çok sevdin biliyorum ama hiç kırıp üzmedin. El üstünde tuttun. Ne elinle ne dilinle yaralamadın. Ama o beni çok yaraladı. Sonra zaten vazgeçtim.” “İnsan sevdiğine kırılır en çok. Onun yaptıkları içine oturur. Sen de çok kırılmışsın.” “Kırıldım. Hakkım mı bilmiyorum ama çok kırıldım baba.” Gözleri yavaş yavaş kapanırken kirpik uçlarında asılı kalan göz yaşı yastığına damladı. Gece yarısına doğru çiftliğin önüne büyük araba yanaştı. Durduğunda öylece sessizliği dinleyen Demir eve doğru baktı. Sadece salonun ışığı yanıyordu. Gonca ve annesinin belki de sadece Gonca’nın uyanık olduğunu düşündü. Buna dayanarak da arabadan inip kilitledikten sonra kapıya varıp zile bastı. Çok geçmeden gelen kadın kapıyı açtığında gözleri buğulu biçimde “Demir, evladım?” dedi. “Halise abla. Geç saatte geldim ama.” Kadın kapının önünden çekilirken “Ay evladım aklım gitti kusuruma bakma geç burası senin evin” dediğinde bir tuhaf olan adam çekingen halde eve girdi. Üzerindeki kot ceketi çıkarıp astığında salona geçti. Kimse yoktu. Halise Hanım anlamış olacak ki “Gonca’m geldiğinde çok yorgundu. Fazla oturmadı yattı hemen.” Dedi. Ardından “Aç mısın evladım. Yemek var ısıtayım hemen.” Diyerek mutfağa doğru gitmek istedi. “Yok. Yani aç değilim. Hiç zahmet etme Halise Abla.” “Olur mu ne zahmeti. Gonca da yemeğince kaldı öyle zaten. Sen bari ye aç aç olmaz.” Demir kaşlarını çattı. En son sabah kahvaltısı yapmış piknik alanında da pek bir şey yememişti. Şimdi de aç bir şekilde mi uyumuştu. Huzursuz oldu. İçini kaplayan sıkıntı boğazına çökerken “Gerçekten aç değilim abla.” Dese de o zaman taze çayım vardı. çay dökeyim içelim. Uyku tutmayınca demlediydim öyle. Adam çay ikramını da reddederse kadını kıracağını düşünüp “Çay olur” dediğinde mutfağa geçtiler. Masaya oturan adam önüne konan çayı yudumlarken “Az konuşalım mı oğlum?” diyen kadınla duraksadı. Demir kendini daha da garip hissediyordu. Bu kadın onun kayınvalidesiydi. Karısının annesiydi. O yüzden aitlik ekiyle konuştuğunda içi tuhaf olsa da başını salladı. Halise ise bardağını masaya bırakıp “Gonca’m zor bir doğumla oldu. Sonra da kardeşi olmadı. Zayıf cılız bir çocuktu ama asla yerinde durmazdı. Doktorun yaşamaz dediği çocuktur benim kızım. Gücü o zamandan belliydi. Babasıyla benle Allah var hep iyi oldu. Hiç asilik etmedi bize of demedi dedirtmedi. Sonra okulunu bile feda etti benim için. O yaşında evin kadını oldu babasına bağda bahçede yardım etti. Babası öldü amcalarına karşı durdu. Demir, benim kızım şiddet nedir bilmezdi amcaları gösterdi. Hem dayak yedi hem de el emeğimizle kendi yaptığımız evi amcalarına yedirmemek için eliyle yaktı. Bakma güçlü diyorum ama içten içe ince bir cam gibi evladımın gönlü. Kırılınca canı çok yanar. Biliyorum sen hiç istemedin evliliği. Yalan yok sadece evladımı düşündüm ben çünkü peşini bırakmayacaktı o amcaları erkek kuzenleri. Ben tek başına koruyamıyordum ama sen korurdun. Yanlış düşünmüşüm. Hakkını helal et senin de hakkına girdik. Zorla mecbur bıraktık evladıma.” Dedi ve akan göz yaşını başındaki tülbentin ucu ile sildi. “Yok estağfurullah ne hakkı elbette helal olsun ama öyle hak hukuk olacak bir durum olmadı.” “Olsun evladım seni de düşünmemiz gerekiyordu. Gonca’m yatmadan önce neler oluyor diye sorduğumda bana zorla birinin kalbine girilmiyormuş baştan yanlış bir karar vermişiz dediğinde anladım ki aranızda bir şeyler olmuş. Üzülmüş. Anladığım kızımın haklı olduğu. Verilen karar yanlıştı. Biz de evladımla bu yanlıştan dönüyoruz. Allah razı olsun bize iş aş kapısı oldunuz. Hanenize ortak ettiniz. Hıyanetlik etmek olmaz. Boşanmak istersen sana tek kötü kelam etmem. Hakkındır. Ama yalvarırım evladımın kalbini daha fazla kırma.” Demir utandığını hissetti. Aslında tam olarak ne hissetmesi gerektiğini de bilmiyordu ya. Halise ise bir an durup bekleyince konuştuklarının yanlış yorumlanmasından korktu. “Bak sakın kendimizi acındırdığımızı ya da vicdan yaptırmaya çalıştığımı düşünme. Sende benim bir evladım gibisin bu nedenle içimden geçenleri rahatlıkla anlattım.” “Yok hayır öyle düşünmedim. Hem sizin neden acınacak bir haliniz olsun ki. Aksine anne kız eşinizin vefatından sonra dik bir şekilde ayakta durmuş yaşamaya çalışıyorsunuz. Ancak saygı duyulur bu duruma. Gonca ile olan konuda da ben onu kırdım. Üzdüm. İstemememle birlikte kısa bir görev sorunu yaşayınca onun üzerine gittim. Buraya da özür dilemeye geldim.” Biraz daha konuştular. Sonra kadın izin isteyip odasına çekildiğinde üst kattaki odasının hazır olduğunu da söylemeden edemedi. El ayak çekildiğinde ise odasına çıkmayan adam kızın odasının önüne geldi. Başta yanlış diye düşünse de sonradan kapıyı aralarken buldu kendini ve içeri girdi. Baş ucundaki lamba loş bir biçimde yanıyordu. Kızın yüzü bu sayede aydınlıktaydı. Yatağın yanına kadar geldiğinde ona tepeden baktı. Babasının resmine sarılıp uyumuş karısının yüzünü inceledi. Nemli kirpiklerinin nedeni uyurken ağlamasıydı ve onun ağlaması elini yumruk yapmasına neden oldu. Burnundan aldığı nefesi verirken gözlerini kapayıp açtı. “Özür dilerim kül kedisi. Onca yaranın üzerinde bir de ben tepindiğim canını yaktığım için kusuruma bakma.” Demir kendi içindeki o sert duvarların bir tanesini devirmişti. Sabah öğreneceklerinden sonra diğer duvarı da kendiliğinden yıkılacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE