Yola çıktıklarında ikizler ve Gonca Demir ile gidiyordu. Olcay, Bayram ve anne babası anneannesi de diğer büyük arabayla önlerindeydi.
Safir “Ya şu yoğunlukta ne güzel oldu. Biraz kafa dağıtırız” derken Aysun “Aynen ikizim. Hastanenin havasından artık burun deliklerim sadece antiseptik kokusunu alıyordu.” diyerek geri yaslandı. Gonca ise “Kızlar işiniz zor valla Allah kolaylık versin.” diyerek onlara destek oldu. İki koltuğun arasından başını uzatan Aysun “Kız deme öyle. Sende şu sınavı geç istediğin bölüme yerleş bir de hakim çıktın mı bizim meslek kadar zor olduğunu göreceksin.” dediğinde gülümsedi.
Demir göz ucu baksa da yoldan gözlerini çekmedi. Safir, abisine bakıp “Sen ne diyorsun abi? Gonca bu işin altından kalabilir mi? Yani bizce kesin kalkar da kocası olarak senin fikrini merak ettim.” deyip bekledi. Sıkkın bir soluk alan adam aldığı soluğu bırakırken “Güzelim şimdi ne desem tüm gün cırcır böceği gibi car car çene yapacak. Becere biliyorsa buyursun olsun. Ne diyebilirim ki.” Dediğinde Aysun gözlerini belertti. Safir ise “Öküzsün abi” diye yakındı. Gonca ise sadece göz devirdi. Evet onunla laf sokmalı ya da kavga etmeli anları iyi oluyordu ama hayali konusunda böylesine acımasızca eleştiri yapması hevesini kırıp üzülmesine neden oluyordu.
Ondan bir hamle bekleyen adama karşın hiç sesini çıkarmadı. Başını camdan dışarı çevirip akıp giden yolu izledi. Demir onun bu tepkisine karşın anlık duraksama yaşasa da Safir abisinin omuzundan diğer taraftan “Kırdın kızı abi bravo” diye fısıldadı. Oflayan Demir yola bakmaya ara ara da kızı kontrol etmek için göz ucuyla bakmaya devam ederken Aysun “Çok sessiz ya canım sıkıldı. Müzik açsana abi.” Değince ortama çöken ağır hava biraz dağıldı.
Radyonun düğmesini çeviren adam biraz oyalandıktan sonra bir kanalda durdu. İncecik bir kemençe sonrası Gelevera deresi başladı. Gonca, kalbinin kırıklığı ile derin düşüncelere daldı. Aslında arabada olan dört kişi de düşünceler arasında boğulmuştu. Biri istemediği bir evliliğe makum edilmişti. İtiraz etse de ailesine sözü geçmiyordu. Üstelik evlendiği kızın da başında bela vardı ve içten içte koruma güdüsü açığa çıkıyor kendini gösteriyordu. Sevgilisi olduğunu bildiği halde.
Biri, babasının acısını yaşayamadan neleri göğüslemişti de bir türlü babasına göğsü yarılır gibi ağlayamamıştı. Aklı annesindeydi. Bu yaşına kadar yaşamadığı görmediği şiddeti aşağılamayı birkaç ayda görmüştü. Yanında bir adam vardı Allah katında kocası olan ama aslında yoktu. Sürekli olarak aşağılaması hor görmesi azarlaması laf etmesi deliliğe vursa da canını yakıyordu. Diğer ikisi abisinin arkadaşlarına aşıktı. Lakin ne yaklaşabiliyorlardı ne de uzak durabiliyorlardı. Sevgi insanın kalbine seçerek düşmüyordu.
Olcay, Aysun için kalp sızısıydı. Neşeli ve hareketleri hallerini seviyordu ama kızların onu rahat bırakmadığının da farkındaydı. Safir içinse Bayram başka bir yerdeydi. Sakinliği dinginliği aklı başında davranışları kendini bilmesi ön plandaydı. Eşi olsa eşini el üzerinde tutup haklarını savunacak biriydi ama bir türlü gerçek anlamda görmüyordu.
Piknik alanına vardıklarında arabaların bagajlarından yiyecek paketleri kutuları çıkarıldı. Üç erkek ellerine aldıkları büyük çantaları çardakların oraya geçtiklerinde diğerleri arkalarından geliyordu. Şenay Hanım arkadaşlarının yanına vardığında hepsi ile kucaklaştı. Kırk beş altmış yaş arası bir sürü süslü bakımlı ve kendini bilen kadınlar masalara dizilmiş kızları oğulları ile yemekleri gözleri önüne sermişti.
Kadınlardan bir tanesi Gonca’yı görünce “Şenay, tatlım bu küçük hanımla biri tanıştıracaksın değil mi çünkü ilk defa görüyorum” değince hemen gelinini kolunun altına alıp gülümseyen kadın “Gelinim Gonca.” Dedi.
Kaşlarını kaldıran kadın “Düğün yapmadınız galiba? Ay yaptın da beni mi çağırmadın yoksa Şenay bak vallahi tansiyonum pıt pıt atıyor” derken elini abartılı bir biçimde alnına koydu ve bayılma numarası yaptı.
Kıkırdayan Şenay ise “Yok canım daha düğün yapmadık. Biliyorsun benim oğlum asker. İzin gerekli onun için başvurdular ama imam nikahı ile evlendiler. Akşama sabaha izinde çıkınca resmi nikahları kıyılacak.” Dedi.
Gonca sakince tebessüm edip baş selamı verirken kaynanasının kolunun altından çıktı ve yaşı büyük tüm kadınların ellerini öptü. Kızlarla ve erkeklerle de tokalaştı. Demir, karısını izlerken kadınlarda sorun görmemişti ama erkeklere sıra geldiğinde kaşları çatılmıştı.
Onların getirdiği yemekler da masaya konduğunda tek eksik Fitnat ve avukat oğlu Burak’tı. Yerlerine yerleştiklerinde Demir kaşları hafif çatılı vaziyette karısının yanına oturmuştu. Beklenen son kadın da geldiğinde kısa bir tokalaşma selam sabah sonrası semaverler yakıldı ve çaylar yapıldı. Fitnat, Gonca’yı tanımadığından oğlunun kolunu dürtüp “Nasıl güzel değil mi?” diye fısıldarken Demir’in kıskançlık damarı kabarmıştı.
Elinde tuttuğu çatalı sıkarken aldığı nefes sesli biçimde ortama yayılıyordu. Şenay Hanım neşeli bir şekilde “Yakında oğlumla gelinimin düğünü olacak. Hepinizi bekliyorum.” Dediğinde herkes ona bakıyordu.
Fitnat “Gelinin kim kız ben Fransız kaldım olaylara” deyip bekledi. Gonca ile oğlunu gösterdiğinde kaşlarını kaldıran kadın “Gelinin bu hanım kız mı?” dedi.
“Evet. Gonca oğlumun imam nikahlı karısı.”
Burak hemen atıldı.
“İyi ama imam nikahının resmiyette bir geçerliliği yok. Yani Gonca Hanım haklarını aramak istese yapamaz. Çok üzücü bir durum kadın için.”
Demir dişlerini sıkıp “Merak etme Burak kardeşim. Ben karımı hiçbir şekilde mağdur etmem sen canını sıkma” dediğinde meyve suyu içen kızın boğazında kaldı ve öksürmeye başladı. Öyle bir öksürüyordu ki sanki ciğeri masaya düşecekti. Genç adam hemen sırtına hafiften vurup “Helal karıcım helal” derken öksürüğü yavaşlayan kız şaşkınca adama bakıyordu. Yüzü felç geçirirmiş gibi gülen adam “İyi misin hayatım. İstersen biraz yürüyelim. Açılırsın.” Deyip kalktığında Gonca kımıldamadı.
Burak dudağının ucunu kıvırıp “Gelmek istemiyor belli ki sohbet ediyoruz.” Dediği an bir elini yumruk yapan adam soğuk ve ölümcül bir sakinlikle eğildi ve hem şaşkın hem de korkmuş biçimde ona bakan kızı tek hamlede kucakladığı gibi oturaktan kaldırıp millete sırtını döndü ve yürümeye başladı.
Şenay Hanım gerginliği gördüğünden gülerek “Ah deli çocuk pek aşık karısına” diyerek anı kurtarmaya çalıştı. Diğerleri de bu duruma gülüp maşallah vs değince işler az da toparlanmıştı. Masadan oldukça uzaklaştıkları an kendine gelen Gonca “Komutan beni indir istersen. Şovun bittiyse tabi” dediğinde bir an duran adam başını eğdi ve kıza baktı. Hala kaşları çatıktı ve sinirden öyle bir hale gelmişti ki bedeni kasılmıştı.
“Kül kedisi aklımı başka şeylere yönelt yoksa gidip o herifi masaya gömeceğim.”
“O ne demek ya?”
“Kimse benim karıma benim yanımda ya da ben olmadığım bir anda yürüyemez.”
“Komutan ben senin karın değilim ama.”
“Değilsin.”
“O zaman.”
“Olacaksın.”
“Bunu o zaman konuşsak.”
“Bence konuşmayalım. Sikerim lan böyle işi. Yemin ediyorum sabrımın ne boyutta olduğunu öğrenmek için özellikle girdin hayatıma başka açıklaması olamaz.”
Gonca göz devirdi.
“He Demir he o yüzden girdim hayatına. Hatta bunun için bana para ödüyorlar. Borsa gibisin sinirlendiğin an değerin artıyor.”
İkili konuşuyordu ama hala oldukları yerde dikiliyorlardı ve genç kız kocasının kucağındaydı. Biraz olsun sakinleşen adam sonunda kızı indirirken ellerini saçlarına geçirdi.
Biraz daha ilerleyip salıncakların olduğu kısma geldiklerinde Gonca yanındaki adamı çoktan unutmuş gibiydi. çocukça bir heyecan zihnini ve bedenini sardığında hemen birine oturdu ve sallanmaya başladı. Demir elleri cebinde kalçasını ağaca yaslamış kızı izliyordu.
Sallandıkça hızlanan kız yüzüne çarpan rüzgarla gözlerini kapadı. İpleri bırakıp kollarını iki yana açarak sallanmaya devam ettiğinde kıkırdıyordu. İlk o an Demir genç kızı izlemeye başladı. Rüzgârda sallanan saçlarına, yüzündeki çocuksu neşeye, aslında cadılığının altında nasıl da kırılgan bir kız çocuğu olduğunu görebiliyordu. Bunu görmek de canını sıkıyordu. Ona karşı yumuşuyordu.
Sonunda duran salıncaktan inen kız kıkırdayarak yanına gelip “Sende denesene komutan en azından kötü enerjini alır.” Dediğinde kaşlarını çatan adam “Ben çocuk değilim kül kedisi kendine gel.” Deyip azarladı. Bunu istemsiz yapmıştı.
Gözleri ilk kez dolan kız kalbinin kırılmasına dayanamadı. Sorular ister istemez dudaklarından dökülüyordu.
“Beni gerçekten istemiyor musun?”
“Nihayet anladın. Jeton genç düşüyor anlaşılan. Annemler istedi diye hala dinen kocanım senin. Yoksa şimdiye kadar çoktan boşamıştım.”
Gonca kavga ediyor laf dalaşı yapıyordu ama ilk kez gerçek anlam da istenmediğini iliklerine kadar hissetmişti. Masada biraz olsun kıskandığını kabul ettiğini düşünmüştü ama nafileydi. Taş kalpliydi karşısındaki adam. Başını dikleştirdi. Herkesin gönlü olsun minnet borcu ödensin kendi başındaki belalardan korunsun diye girdiği bu işte belki de sonu görmeliydi. Omuzlarını dikleştirirken sakin bir şekilde konuştu.
“Tamam.”
Demir kızın sözlerinden sonra bedenini dikleştirdi. Onun gözlerindeki kırgınlığı resmen kitap gibi okuyordu. Yine ileri gitmişti anlaşılan. Dilinin ayarı yoktu ve bu ayarsızlık canını yakacak gibi görünüyordu.
“Tamam?”
Sorar gibi kızı tekrar ettiğinde onun yutkunuşu ile hoşuna gitmeyecek bir şeylerin geleceğini anladı.
“Tamam işte. İstediğin oldu. Ben bugün senden de bu evcilik oyunundan da vazgeçiyorum. Demir Toygar Çağrı. Gözün aydın. Zoraki karından bugün burada gerçekten kurtuldun. Resmen evlenmek zorunda değilsin. İstersen hemen arkadaşlarını çağır burada dinen de boşanalım. Benim için artık fark etmez.”
Arkasını dönüp yürümeye başladığında Demir kaşlarını çatmış yüzü kaskatı kesildi. Ondan da biraz uzağa giden kız bir ağaç dibine oturup dizlerini kendine çekmiş öylece duruyordu. Çok bir şey istememişti bu hayattan ama anlaşılan hayat ona az onalı da çok görecek gibiydi.
Demir’i düşününce bir yanı sinirlenirken diğer yanı -ki bu yanı kendi bile pek bilmiyordu- farklı yerlere koyuyordu. Bu koyduğu yerler de öyle değişikti ki gencecik bakire yüreğinde çiçekler toplatıyordu küçük kelebeklere.
Ne kadar orada kaldı bilmiyordu ama bir anda ağzına kapanan elle neye uğradığını şaşırdı. Çırpınırken onu tutan elin sahibi kulağına “Sana demiştim” dediğinde gözleri irice açılan kız resmen kanının damarında donduğunu hissetti.
Kulağına değen nefes bedenini zapt etmeye uğraşan beden ve kalbine korkuyu salan kişi. Yardım edecek kimse yoktu çünkü insanlar ondan biraz uzaktaydı. Demir de peşinden gelmediğine göre vazgeçişini kabul ettiğini düşündü.
Geriye doğru sürüklenirken her şeyin bittiğini düşünse de savaşmadan varmayacaktı gidilecek sona bu yüzden de dudaklarını az biraz araladığı an onu nefessiz bırakmaya yeminli elin içini ısırdı. El ağzından çekildiği an öyle bir “Demir, yardım et!” diye bağırdı ki içinde oldukları ormanlık alan inledi. Kuşlar ağaçlardan uçarak uzaklaşırken salıncakların orada oturmuş sigara içen adam sesle ayağa fırladı. Yanına gelmek için kalkan Olcay ile Bayram da sesi işitmişti.
Üçü de ormanın içine sesin geldiği yöne doğru koşarken Gonca bağırıyor onu tutan bedene vurup durdurmaya çalışıyordu. Sonunda kuzeni bedenini kendine çevirdiğinde “Kes sesini lan orospu” der demez tokadı yapıştırdı. İkinci tokadı öyle sert attı ki başı yanındaki ağaca çarpınca yere yığılmaktan kendini alamayan genç kız sersemledi. Gözlerinin önü kararırken kolundan tutup sürüklemeye çalışan adama hala karşı koymaya çalışıyordu.
Demir’ler sonunda sesin geldiği yönde ikiliyi gördüğünde “Lan!” diye bağıran adam resmen bakışları ile ölüm saçıyordu. Yerde kızı tekmeleyen adam Demir’i duyduğu an geri döndü. Göz göze geldiklerinde belindeki silahı çıkarıp Gonca’ya tuttu.
“Yaklaşmayın. Sıkarım.”
Demir ellerini yumruk yaparken dişleri arasından “Bırak o silahı koçum. Yerdeki kadın benim karım. Elime geçtiğinde karıma dokunan her uzvunu itina ile kıracağımdan asla şüphe duyma. Akıllı ol.” Dediğinde Olcay gözlerini kısmış bakıyordu. Bayram ise yan yan kenara çekiliyordu. Onun üzerinde ruhsatlı silah vardı. Açıyı değiştirip yerini alabilirse fazla gürültü çıkarmadan Gonca’yı manyak adamın elinden kurtarabilirdi. Ama iki olasılık vardı. Kurtarabilirdi lakin ya o silah ateşlenirse? İşte bu kimsenin istemeyeceği bir durumdu.