Yolculuk güzel devam ediyordu.Beatrice ve askerleri neredeyse yolu yarılamışlardı bile.Henüz öğlen olmamıştı ama acıktıklarını fark ettiler.Beth,alelacele onlara yiyecek birşeyler hazırlayıp,askerlere vermiş,hatta hazırlarken Beatrice e onun hazırlamış olduğu kurbağa karışımlı sütten koymayı bile düşünmüştü gülerek.Tabi biliyordu,akıllı Leydisi bunu asla içmezdi.Gitmesine biraz da sevinmişti,en azından bir süre şakalarının kurbanı olmayacaktı.Fakat Beatrice öyle bir şeydi ki, kendini özletmeyi başarıyor,onun kalede gülücükler saçarak dolaşması,neşesi,hep gülen yüzü aranıyordu.Ne kadar bazen beni kızdırsa da,bu kızı çok seviyorum dedi kendi kendine.Umarım hep böyle gülersin güzel bülbülüm...Tanrı vergisi güzel sesi,şarkı söylerken insanları kendine hayran bırakıyordu.Şarkı söylemenin yeri ve zamanı yoktu onun için.Hele de neşesi yerinde ise,bambaşka çıkardı sesi.
Beatrice yine güzel bir şarkı mırılanıyordu atının üzerinde.Neden söylemesin ki ,hava güzel,her yer yemyeşil,kuşlar cıvıl cıvıl...İnsanın içine bir huzur doluyordu.Askerler Leydilerini dinlerken gayet neşeliydiler.Yolculukta iyi gidiyordu.Herhangi bir sorun olmamıştı bu ana kadar.Ne güzel sözleri vardı şarkının.Beatrice söylerken yaşıyordu sanki...
"Güneşin doğduğu ülkem...
Ne güzel seni sevmek..."
Bir süre sonra ağaçlık bir alanda mola verdiler.Karınlarını doyurmaları gerekiyordu.Bir de atların dinlenmesi ve su içmesi.Bir asker atlarla ilgilendi bir diğeri yiyecek torbasını açıp hazırladı.Beatrice onlardan biraz uzakta,tepeydir tuttuğu özel ihtiyacını karşıladı.Küçük kayaların arasında akan bir pınarda yüzünü yıkadı.Kendini yorulmuş hissetmiyor,bilakis sanki daha çok enerji toplamıştı.Hep birlikte yemeklerini yediler.Oldukçada doymuşlar,hatta askerler üzerlerine çöken ağırlıkla buldukları bir ağaca yaslanmış uyukluyorlardı.Hava sıcak olunca böyle olmaları normaldi.Beatrice onlara bakarken epey güldü.Hele bir tanesinin at kişnemesi gibi horlaması kahkaha atmasına neden oldu.Tek uykusu gelmeyen kendisi idi anlaşılan.Üzerine giydiği yakası boynuna kadar kapalı,kolları uzun,etekleri hafif kabarık sarı renkli elbisesini ayağa kalkıp düzeltti.Yapacak bir şeyler aradı.Askerlerin dinlenme molası bitene kadar ne yapabilirim diye düşündü.Çiçek mi toplasam? Çok da cazip gelmedi.Sonra ileride çalıların arasında bir hareketlilik fark etti.Yavaşca o yöne doğru yürüdü.Çalı daha çok kımıldamaya başladı.Bir an tereddütle durdu.İçinde her hangi bir korku yoktu.Ne olabilirdi ki?Sevimli bir tavşan yada köpek falan.Sonra gözleri bir anda büyüdü.Çalıların arasından koca bir geyik sanki yönünü kaybetmişcesine atlayıverdi.Beatrice in varlığından haberi yok gibiydi.Aman tanrım ne güzel bir akşam yemeği hediyesi dedi içinden.Yavaş adımlarla geldiği yöne doğru gitti.Atının üzerinde bulunan ok torbasını hızla alarak sırtına taktı.Geyiğin olduğu tarafa doğru hızla ilerledi.Uyuyan askerler onu duymadı bile.Zaten onlara gerekte yoktu.Kendisi pek ala bu geyiği avlayabilirdi.
Bir avcı gibi sessiz adımlarla geyiği izlemeye başladı.Zavallı hayvan birazdan başına geleceklerden habersiz,yeşil otların keyfine varıyor,karnını doyurmaya çalışıyordu.Geyik bulundukları yerden biraz daha uzaklaştı.Beatrice saklandığı bir ağacın arkasında bir saniye bile gözlerini ondan ayırmıyor,bu arada okunu yayına yerleştirmiş,doğru anı bekliyordu.Geyiğin kendine daha çok yaklaşması ve onu öldürücü bir darbe ile indirmek...Daha önce çok ava çıkmış,bir çok kez tavşan avlamıştı.Bu kadar büyük bir hayvanı avlamak zor olmasa gerekti.Derin bir nefes aldı,gözlerini kıstı.Hedefi tam karşısındaydı artık.İçinden saymaya başladı.bir...iki...üç...Ok öyle bir fırladı ki hayvan yan tarafından gelen darbe ile sarsıldı.Biran sersemledi,öylece kaldı ve bir süre sonra yere yığıldı.
Beatrice in yüzünde koca bir gülümseme oluştu.Evet vurmuştu, hem de tam isabet!Kendi ile gurur duydu o an.Sonra ağacın arkasından çıkıp hayvana doğru ilerledi.Öldüğünden emin olunca askerleri çağırıp,onu kaleye götürebilirlerdi.Neşeyle geyiğin başına geldi.Koca hayvan belli ki ölmüştü.Onunla konuştu sesini duymasını ister gibi.
"Üzgünüm sevgili geyik ama yapacak bir şey yok.Benim akşam yemeğim olmazsan bir başkasının olacaktın.Orman kanunları maalesef..."
Sonrada ona doğru eğilip gülümsedi.Arkasından sert bir erkek sesinin geldiğini fark edince bir anda irkildi.Hızla arkaya döndü.
"O zaten size ait değil bayan!Bir başkasına yani bana ait.Yemeğimi sahiplenmezseniz iyi olur.Onu size vermeyeceğim!"
Beatrice,bir çift mavi gözle karşılaştı.Karşısında atının üzerinde oldukça yapılı,kaslı bir vücut,siyah parlak saçlar,omuzlarına kadar inmiş dalgalı ve yüzü oldukça yakışıklı,çıkık elmacık kemikler, yanaklarında belli belirsiz iki çukur oluşturan gamzeler... Ama ifade son derece sert,kızgın...
Beatrice kendine meydan okuyan adama inanılmaz kızdı.O kim oluyordu da avladığı geyiği sahipleniyor,kendine ait olduğunu iddia ediyordu?Haydut veyahut hırsız... Gerçi kıyafeti asker gibi oldukça temiz ve düzgün,kılıcı,oku üzerindeydi.Beatrice öfkeyle cevap verdi.
"Onu sizden isteyen yok bayım!Çünkü zaten benim.Avladığım hayvanı kendinize aitmiş gibi düşünmeniz inanın çok komik.Şimdi gidin buradan!"
Adam sert bakışlarını üzerinden bir an olsun ayırmıyor,üstelik şimdide atından iniyordu.Beatrice kendisine doğru emin adımlarla gelen görünüşü muhteşem,ruhu çirkin hırsıza hala kendinden emin ve korkusuzca bakıyordu.Geri adım atmayı bile düşünmedi o an.Hatta kendini geyiğin önüne siper etti.Evet dedi kesin hırsız,ama bu bana ait ona vermeyeceğim.
Savaşçı kendine meydan okuyan kadına dikkatlice baktı.Avladığım hayvanı benim diyebilecek kadar cesareti nereden buluyordu acaba? Bu kız aynaya hiç bakmadı galiba,hayatında bir kez bile sinek öldürmüş müydü?Evet elinde oku vardı ama kesin boşa attı ve hayvanı vurdum sandı.Güzelliği muhteşemdi ancak zekası pek gıddı.En sevmediği kadın tipi işte... Herşeyi ben bilirim diyen,şımarık...
"Boşuna çaba harcamayın.Onu ben avladım.Şimdi çekilin önümden de avımı alayım!"
Beatrice bu emredici sese oldukça sinir olmuş,bir savaşçı gibi onunla dövüşmeyi bile göze almıştı.Terbiyeden yoksun,kaba herif!Bir kadınla konuşmayı bile bilmiyordu anlaşılan. Bir kadın gibi değil,bir erkek gibi meydan okudu ona.Tıpkı onun kendisine seslendiği emredici ve soğuk ses tonuyla.
"Kolaysa gelip alın bakalım,size onu vermek niyetinde inanın hiç değilim!"
Mavi gözlerini bir adım ilerisinde Beatrice e sabitledi.Eğer bir erkek olsaydı bunu yapan,yumruğunun tadına bakmış,yerde kıvranıyordu çoktan.Fakat bir bayana bunu yapması imkansızdı.Yine de onu sürükleyip,olmayan aklını başına getirmek ne güzel olurdu.
"Sizden vermenizi beklemiyorum,benim olanı alıp gideceğim.Zorluk çıkarmazsanız sizin yararınıza olur uyarıyorum!Gerçekten sabrımı zorluyorsunuz!"
Birde tehdit etmişti üstelik!Neye güveniyordu bu?O iri yarı gövdesine,güçlü kaslarına mı? Keşke erkek olsa da şuna haddini bildirseydi.
"Bana ne yapmayı planlıyorsunuz acaba?Siz gördüğüm en saygısız ve terbiyesiz adamsınız.Ayrıca da bir hırsız.."
Adam bu sözler karşısında ilk defa gülümsedi.Ama gülümseme yumuşadığı için değil,kendi kafasından bu kız için düşündüklerini onun kendisine söylediği içindi.Alaycı bir tonda cevap verdi.
"Bende sizin hakkınızda tam da aynı cümleleri kuracaktım.Kendinizi tarif etmeniz beni güldürdü doğrusu."
Beatrice yeşil gözlerinden öfke ile çıkan ateşi resmen yüzüne püskürttü.Her zaman neşeli olan bu kız,içinden çıkan canavara inanamadı.Elini o yakışıklı yüzüne öyle bir savurdu ki,ama bilemezdi bileğini tutan elin bu kadar güçlü olacağını.Adam öyle bir yakaladı ki kolunu çekmeye bile izin vermiyor,gözlerindeki öfke,dişlerini sıkarak gıcırdatması çok belli oluyordu.Beatrice,bağırarak karşılık verdi.
"Bırakın kolumu!Bu kadarı da fazla artık!Canınıza mı susadınız?"
Ne kadar komik...Daha yüzüme atmayı düşündüğü tokatı,hedefini bulamayan bu kadın, ölümle tehdit etti.Ona cevap verirken pek bir eğlendi,güldü,
"Kim öldürecek beni söyler misiniz zavallı bayan. Karşımda bana vurmayı bile başaramayan siz mi?"
O sıra arkadan bir erkek sesi geldi.Oldukça tehditkar ve gürdü.
"Eğer onu bırakmazsanız sizi biz öldüreceğiz bayım. Şimdi Leydimizden uzak durun!"
Beatrice ile birlikte sesin geldiği yöne döndüler. Adam karşısında üç askerin kılıç ve okları ile ona meydan okuduğunu fark etti.İçinde en ufak bir korku bile yoktu.Sadece şaşkındı.Demek bu saygısız,şımarık kadın bir Leydi idi.
Sonra bir ses daha böldü sessizliği.Askerlerin hemen ardında, yine bir savaşçı olduğu belli olan,iri yarı,kaslı bir adam onlara seslendi,gür sesi ile.
"Silahlarınızı bırakın beyler!Eğer birazdan ölmek istemiyorsanız?"