ARAS İçeride oturuyorum. Hava ağır. Telsizlerin sesi, ayak sesleri… hepsi gürültü değil, birer darbe gibi kafamın içinde yankılanıyor. Türkoğlu’nu bekliyorum. Haber gelsin, bir şey söylesin, bir yön göstersin. Ama hiçbir şey söylemiyor. Hiç kimse söylemiyor. Kızım… Benim kızım varmış. Ve ben onu tanımadan kaybettim. Asaf’ın elinde şimdi. O domuzun, o ruhsuzun elinde. Sinirli değilim. Sinir bile lüks. İçimde bir bataklık var; her nefeste biraz daha içine çekiyor beni. Masadaki çizgilere bakarken bir sıcaklık hissediyorum. Bir bakış. Kaldırıyorum başımı. Liya. Yine bakıyor. Sanki gözleriyle geçmişi kazıyor üstümden. O kahverengi saçları… Beni hep oraya, ilk güne götürüyor. On dört sene önceki güne. On dört yıldır sevebildiğim tek kadına. Ona baktığımda, hâlâ içimde bir

