4. İntikam Part 1

2933 Kelimeler
İki gece uyumak yerine kafamı patlatacak kadar düşünmüştüm ama maalesef buradan kaçış yolunu bulamamıştım. Sabah Zehra'nın beni uyandırmasıyla uyanmış, odamda kahvaltı yapmıştım. Demir Bey, öyle istemiş! Aptal Demir zaten onunla yemek yemeye meraklı değilim! Bileğimin ağrısı geçmiş ve neredeyse ağrısı yok denecek kadar iyileşmişti. Dün akşam Mert'in dediğine göre, bugün bu evden ayrılacakmışız. Nereye gideceğimizi bilmeden, şimdi ise kollarımı göğsümde birleştirmiş, camdan güneşli havaya bakıyor ve hâlâ bir umutla, nasıl kaçabileceğimi düşünüyordum. Buraya geldiğimden beri hava oldukça kasvetli ve soğuktu ama bugün diğer günlere nazaran oldukça güneşli ve parlaktı. Rüzgar sert esiyordu ama en azından yağmur yağmıyordu. Bugün nereye gideceksek oradan bir şekilde kaçabilirdim. Bugün bir şekilde bahane uydurup kaçabilirdim. Heyecanla gülümserken içimdeki bütün nefesi mutlulukla dışarı verip camdan dışarıyı izlemeye devam ettim. Bugün kaçacaktım ve amcama gidecektim. Bunu bu sefer yapacaktım. Kapının açılmasıyla, Demir'in, "Hazırlan, gidiyoruz," dediğini işittim. Yüzümdeki gülümsemeyi silip omzumun üstünden arkamdaki Demir'e baktım. Kara gözlerindeki, yine biraz bile olsun yumuşamayan sinirini takmayıp bedenimi ona döndürdüm. "Seninle hiçbir yere gelmiyorum," dedim kararla ellerim hâlâ göğsümde birleşikken. "Sana güvenmiyorum," diye ekledim. Dudağının kenarı alayla yukarı kıvrıldığında, sinirlendiğinde bu hareketi yaptığını anlamam hiç de zor olmamıştı. Ne zaman sinirlense sinirle sırıtıp, burnundan sinirle soluyordu. Tabi ki bir de çenesi kasılıyordu. Bana doğru adımlarken, giydiği siyah takımın, üstünde adaletsiz bir şekilde kusursuz durduğuna baktım. Kötü bir canavar için fazla şeydi, fazla çekici değil de, bir canavara göre fazlaydı işte. O bir canavardı ve bu kadar iyi görünmesi gerçekten de adaletsizlikti. "Bana güvenme zaten, küçük aslan." Dedi alayla. Aramızdaki mesafe azaldıkça sırtım sızladı. O gün sırtımı duvara çarptığında nefesim kesilecek gibi olmuştu ve sanırım o günden sonra bu katilden biraz korkuyordum. Ah pardon biraz değil, baya baya korkuyordum. Aramızdaki mesafeyi hızla kapatmaya çalıştıkça, adımlarımı geriye doğru atıyordum. "Benimle geleceğini bile bile, bana baş kaldırman sence de aptallık değil mi?" "Seninle gelmeyeceğim." Dedim, inatla. "Benimle gelmezsen sonuçlarını sana görsel olarak göstermiştim oysa ki." Bir adım daha attığımda sırtım yere kadar uzanan cama değdiğinde kaçmak için sağa doğru adımladım ama hızla sırtım cama değerken, Demir'in iri elleri kolumu sertçe sıkmaya başladı. "Bırak beni." Dedim kolumu ellerinden kurtarmaya çalışırken. "Küçük aslan, beni hiç de dinlememişsin." Alayla gözlerime bakarken boşta kalan elimle göğsünden ittirdim. Öküz gibiydi biraz bile hareket etmemiş, tam tersine kolumu daha sıkıp beni göğsüne çekmişti. Alnım sertçe kürek kemiğine çarparken, "Öküz!" diye, homurdandım. "Eğer şimdi benimle gelmezsen akşam haberlerinde çok sevdiğin aile bireylerinin ölüm haberini alırsın," Kulağıma sinirle fısıldarken boynuma vuran sıcak nefesi bütün bedenimi kas katı keserek, bir an sırtımdaki tikimi tetikledi. "Ve inan bana bunu yapmaktan zevk alırım," Geri çekilip yüzüme baktığında, kolumu bıraktı. "Şimdi akıllı bir aslan olup aşağıya in." Derken kapıya doğru adımlayıp odadan çıktı. "Seni vahşi yaratık! Canavar! Katil! Yara-" Odanın dışında sözümü keserek, "Zümra! Seni duyuyorum!" diye bağırdığında, anında dudaklarımı birbirine bastırıp korkuyla sustum. Ona inat olsun diye bir saat boyunca odamda bekledim. Şimdi ise istemeye istemeye merdivenlerden aşağıya iniyordum. Hayır yani gerçekten de asansörü neden tamir etmediğini anlamıyordum. Zehra'ya da hayran kaldım açıkçası. Günde en az dört kere odama geliyor ve yaşına rağmen bu merdivenlerden nasıl yorulmadan inip çıktığına hayret ediyordum. Salona girdiğimde Mert ile Demir dışarıda hararetli bir konuşmanın içindeydi. "Kızım sana giyecek birkaç parça ayarladım." Elinde küçük bir valizle salona giren Zehra'ya baktığımda, elindeki valizi yere bırakıp, gülümseyerek bana yaklaştı. "Biraz konuşalım mı?" Kafamla onaylarken, "Olur." Dedim. Bakışlarını arkamdaki, Mert ile Demir'e çekip tekrar bana döndü. "Kızım şimdi beni iyi dinle," dediğinde bana yaklaştı. "Birazdan yola çıkacaksınız ve ilk benzin istasyonunda duracaksınız. Orda seni bekleyen bir taksi olacak, Demir'e sıkıştığını söyleyip bir şekilde onu atlatıp o taksiye bin. Nereye gitmek istiyorsan git." Diye ekleyip bakışlarını tekrar arkama çektiğinde zorla gülümseyip ne olduğunu anlamadan arkasını dönüp salondan çıktı. Arkasından öylece bakarken, Zehra'nın bana söylediklerini iyice anlamaya çalıştım. Bana yardım etmişti, onun sayesinde kurtulacaktım. "Küçük kız, hazırsan gidelim." Mert'in sesiyle mutluluğumu gizleyip, "Nereye gideceğiz?" diye sordum. "Mert haydi!" İçeri giren Demir'e döndüğümde, bana bakmayıp önümden geçti. "Çantayı da al." Dedi ve dışarı çıktı. Kapıyı ardına kadar açık bırakırken tekrar Mert'e baktım. "Yavru aslan gibi bakmayı bırak, küçük kız." Mert'de beni umursamayıp yerdeki valizi aldığında sesini yükselterek, "Zehra abla!" Dedi. Zehra kısa bir süre sonra yanımıza geldiğinde, "Mert oğlum, kıza iyi bak. Demir'in ona zarar vermesine izin verme," bana şefkatle bakıp, "O masum oğlum. Masum bir cana kıymasına izin verme. Demir'in aklı başına gelene kadar en azından, lütfen kızı ondan koru." Dediğinde Mert ile göz göze geldik, "Küçük kızı koruyacağım, merak etme." Deyip bana göz kırptıktan sonra valizi alıp salondan çıktı. Ben de arkasından yürümeye başladığımda bir an duraksayıp kapıda bize bakan Zehra'ya baktım. Ona sarılma isteğimi bastıramayıp hızlı adımlarla yanına gidip kollarımı bedenine sardım. Anında saçlarım ile sırtımı bulan sıcak elleriyle bana tüm şefkatiyle sarıldı. "Teşekkür ederim." Dedim fısıltıyla. "Önemli değil kızım. Sana anca bu kadar yardım edebilirim." Ondan ayrıldım. "Teşekkür ederim." Dedim tekrar ve arkamı dönüp Arabada bana bakan Demir ile göz göze geldik. Kaşları çatık bir şekilde beni beklerken hızla arabanın arka tarafına binip sessizce arabayı çalıştırmasını bekledim. Mert'te önümüzdeki arabaya binerken, "Ön tarafa geç." Dedi Demir, dikiz aynasından bana bakarken. "Burada oturmak istiyorum." Dedim ona inatla. "Zümra! Öne geç yoksa seni bagaja koyar, orada havasızlıktan ölürsün." Evet kesinlikle yapardı. Bu yüzden itiraz etmeden arka kapıyı açıp arabadan indiğimde hızla öne geçtim. "Canisin sen." Dedim dişlerimin arasından ve kemerimi taktım. Demir bir süre sinirle bana bakarken sabır dilercesine kafasını iki yana sallayıp arabayı çalıştırdı. İkimiz de sessizce yola odaklanmışken, benzin istasyonunda durmayı sabırsızlıkla bekliyordum. "Nereye gidiyoruz?" Sessizliği bölen soruma karşı Demir bir an bana bakıp tekrar yola odaklandığında, "En azından nereye gideceğimizi bilmeye hakkım var." Yine bir cevap gelmeyince sinirle, "Sağır mısın sen?" sesim sesimi yükselterek. Araba birden durunca Demir kolumdan tutup yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Korkuyla kara gözlerine bakarken bakışları bir anlığına yüzüme düşen saçıma kaydı, bakışlarını tekrar gözlerime çektiğinde kolumu biraz daha sıktı. "Ölüme gidiyoruz küçük aslan." Fısıltıyla konuştuğunda kolumu hızla bırakıp bedenimi geriye itti. Nefretiyle bürüdüğü arabada, korkuyla sesimi çıkartmadan yolu izlemeye devam ettim. Yaklaşık yarım saat süren yolculuğumuz nihayet benzin istasyonunda duraksadı. Demir, arabadan çıkıp kapıyı kilitlerken Mert'in arabasını izlemeye başladım. Eğer yanıma gelirse ondan yardım isteyip arabadan çıkacaktım. Biraz daha etrafı incelediğimde az ileride sarı taksiyi görmemle buradan çıkmanın başka bir yolunu düşünmeye başladım. Çünkü Mert arabadan iner inmez o da gözden kaybolmuştu. Demir'in gelmesini bekleyecektim. Kısa bir süre sonra arabanın kapısı açılırken içeri giren Demir'e bakıp, "Sıkıştım, tuvalete gitmem gerekiyor," dedim. Bana bakıp bıkkın bir nefes verdiğinde, "Evden çıkmadan önce niye gitmedin? Bir saat boyunca odada boş boş duracağına işlerini halletseydin," dedi sinirle. "O zaman sıkışmamıştım," dedim gözlerine sinirle bakarken. "Sakın Zümra! Sakın o küçük aklına uyup kaçayım deme, yoksa bu sefer gerçekten de işe anneni öldürmekle başlarım," dediğinde, sertçe yutkunarak bakışlarımı gözlerinden çektim. "Seni adi katil," diye mırıldanarak arabadan çıktığımda, arkamdan sinirle, "Zümra!" diye sertçe bağırdı. Arabadan çıkan Demir'e sinirle bakıp, "Ne var?!" diye çıkıştım. Hızlı ve koca adımlarla yanıma geldiğinde kolumdan tutup yürümeye başladı. Lavaboya girdiğimde kapıda, beni bekleyeceğini söyleyen Demir'i takmayıp içeri girdim. Kaçış yolunu düşünürken hızla etrafa göz gezdirdim ama maalesef kaçacak hiçbir yolum yoktu. Kapı iki kez tıklatıldığında, "Acele et!" diyen Demir'in sesiyle irkilip, "Çıkıyorum." Dedim. Umutsuzlukla birkaç dakika sonra, elimi ve yüzümü soğuk suyla yıkayıp kapıyı yavaşça açtığımda, dışarıda arkasını dönük bir şekilde telefonla konuşan Demir'i görmemle ona görünmeden sessizce yürümeye başladım. Sağ tarafımızda bekleyen sarı taksi buradan çok net görünüyordu, ona görünmeden biraz daha ilerleyebilirsem hızla koşup taksiye binebilirdim. Yüreğime yerleşen umut tohumları filizlenmeye başlayınca sevinçle taksiye doğru yürümeye başladım. Birkaç adım attığımda refleks olarak arkama döndüm ama Demir orda yoktu. Telaşla arkamı döndüğümde kafam sert bir bedene çartptı ve düşmemek için sıkıca kolundan tuttum. "Zümra, Zümra, Zümra!" Sakin ama sinirli sesin sahibine baktığımda yakalanmanın üzüntüsüyle iç çektim. Umut tohumlarım, filizlenir filizlenmez solmuştu. "Nereye gidiyordun küçük aslan." Gözlerime alayla bakarken kara gözlerindeki öfke irislerime ilişti. Kaybetmenin üzüntüsüyle omuzlarımı düşürüp önüme döndüm. "Kolumu bırakmayacak mısın?" Önce kolunu sıkıca tuttuğum iki elime sonra ise kara gözlerine bakıp hızla kollarını bıraktım. Parmaklarıyla bileğimi kavrarken yürümeye başladı. Adımlarına uyarak ben de yürüyüp arabaya kadar bütün umut yelkenlerimi suya düşürüp onunla gitmeye boyun eğdim. Arabanın yanına geldiğimizde Mert korkuyla bize doğru gelirken, "Demir! Yatın!" Demesiyle anında kendimi yerde Demir'i ise üstümde görmemle kulağıma gelen silah sesleriyle Demir'e sıkıca sarılıp, gözlerimi kapattım. Dakikalarca süren silah seslerinden dolayı, korkuyla küçük çığlıklar atarken bir an bile olsun kafamı Demir'in boynundan çekmedim. "Şişt, sakin ol küçük aslan," Kulağıma vuran sıcak nefesi ile kafamı yavaşça gömdüğüm boynundan kaldırıp Demir'e baktım. "Geçti...Geçti küçük aslan, iyisin." Silah sesleri kesilirken, korkuyla atan kalbim bir türlü sakinleşmiyordu. "Demir, gitmemiz gerekiyor!" Mert'in sesiyle Demir bakışlarını gözümden çekip üstümden kalktığında elini bana uzattı ama onun elini tutmak yerine, sinirle ayağa kalktım. "Sizin yüzünüzden ölecektim!" Dedim, korku ve sinirle. Bütün bedenim, korkudan titremeye başlarken, kalbim korkudan göğsümü sertçe yumrukluyordu. "Şimdi sırası değil Zümra, gitmemiz gerekiyor." Mert kolumdan tuttuğunda hızla kolumu çekip, "Sizinle hiçbir yere gelmiyorum!" Diye bağırdım. "Zümra! Sorun çıkarma da şu arabaya bin!" Demir'e sinirle bakıp, "O arabaya binmeyeceğim, Demir Arslan!" Dedim ve arkamı dönüp etrafıma bakındım. Az önce buradaki bütün arabalar gitmişken, sarı taksiyi gözüm aradı ama maalesef o da gitmişti. Görevliler bize doğru gelirken onlardan yardım istemek için tam bağıracağım sırada, ağzımı sıkıca kapatan el ile debelenmeye başladım. "Sakın, küçük aslan," diye fısıldadı kulağıma ve elini çeker çekmez beni omzuna atıp, yürümeye başladı. Bağırıp yumruklarımı sırtına geçirirken, "Bir daha sırtıma vurursan küçük aslan, hiç iyi olmaz." Dedi sinirle ve korkuyla havadaki yumruk yaptığım elimi sakince bıraktım. Baş aşağı yere bakarken nihayet beni arabaya bırakıp, emniyet kemerimi bağladı. Ardından da Mert ile birlikte arabanın içine girerken, kapıyı kapatıp araba yol almaya başladı. Üçümüz arabanın arka koltuğundayken sinirle kollarımı göğsümde birleştirip, bakışlarımı karşımda oturan Demir'e çektim. "Öküz," dedim dişlerimin arasından. "Öküzsün Demir Arslan!" "Zümra, sabrımı taşırıyorsun!" dedi sinirle. "Sabrın taşarsa ne yaparsın? Beni arabadan mı atarsın? Yoksa şuracıkta gebertir misin?!" diye bağırdım. Kara irislerine bir anlık yerleşen parıldamayla, Mert kahkahayı bastı. Demir, anında Mert'e bakarken, Mert ciddileşip, "Pardon kardeşim ya," deyip camdan yola baktı. Birkaç dakika sonra, sessizliği bozan Demir oldu. "Uçak hazır mı?" diye sordu, Mert'e bakarak. Mert, bakışlarını yoldan çekip Demir'e baktı. "Hazır," dedi. "İyi. Kemal'e bütün olayı anlat ama sakın görüntüleri izlettirme," dedi Demir. "Amcama neyi izlettirmeyeceksiniz? Neyi anlatacaksınız?" diye sordum, merakla. Mert sorumu takmayıp, "Tamam." Dedi Demir'e bakarken. "Ya! Amcama ne izlettireceksiniz?! Ve ne anlatacaksınız?!" diye bağırdım. Demir hışımla, "Sus be kızım!" Deyip gözlerini kapatarak koltuğa iyice sindi. Amcam ile ilgili hiçbir şey öğrenmezken, ben de sessizce yola odaklandım. Az önce yaşadığım silahlı saldırının şokuna bile girememiştim. Normalde böyle bir şey yaşasaydım, şimdi muhakkak korkudan yorganın altında saklanmıştım. Ama günlerdir yaşadığım hiçbir şeyi hâlâ algılayamıyordum. Kötü bir kabusta olmayı dileyerek gözlerimi kapattım. yirmi beş dakika süren yolculuğumuz sonunda araba durmuştu. Demir arabadan çıkarken, Mert ile dışarıda beş dakika boyunca konuştuktan sonra, Demir kapıyı açtı. "İn!" dediğinde sinirle Demir'in gözlerine bakıp arabadan indim. Etrafıma bakınırken hava alanında olduğumuzu anlamamla, "Nereye gidiyoruz?" diye sordum. "Zümra, eğer kaçmaya yeltenirsen..." Elindeki telefonunu bana uzattı. Depo gibi bir yerde eli kolu bağlı amcamı görmemle korkuyla Demir'e baktım. "Amcanı öldürürüm." Dedi soğukkanlılıkla. "Ona bir şey yaparsan yemin ederim Demir Arslan, ölümün elimden olur." Dedim. Oysa ben kimseyi öldüremezdim ki. Alayla gülümsediğinde telefonu cebine koyup bileğimden tuttu. "Mert haydi siz gidin." Dedi umursamayarak. "İyi yolculuklar küçük kız." Mert göz kırpıp arabaya girdiğinde onun bizimle gelmeyeceğini anladım. Demir ellerini yavaşça indirip elimi avucuna hapsettiğinde yürümeye başladı. "Elimi sakın bırakma." Dedi, birbirine kenetlenmiş elimize bakarken, ilk karşılaştığımız an aklıma geldi. Onun sıcak elleri yine aynı şekilde üşüyen elimi ısıtıyordu. Ama bu sefer ondan etkilenmek yerine, deli gibi korkuyordum. Bir saatten sonra, Demir'in özel uçağı nihayet piste indi. Nereye geldiğimizi bilmeden tekrar Demir sıkıca elimi tutarak hava alanından çıktık. Bizi bekleyen siyah arabaya bindiğimizde, direksiyonun sağ tarafta olması dikkatimi çekmişti. "Kıbrıs'tayız." Demir'in sesiyle irkilip gözlerine baktım. Kaza akşamı amcamla konuşurken Kıbrıs'tan bahsetmişlerdi. Demir Kıbrıs'a gelecekti. Evet ya! Amcam ile ortaklardı değil mi? Ah Zümra! Kaçma planlarını düşünmekten, başka şeyler düşünmeyi unutmuştum. Demir amcam ortak olmuşlardı. Mert ile birlikte buradaki otellere bakacaktı. Arabanın durmasıyla Demir ile birlikte arabadan inip karşımdaki koca villaya baktım. "Seninle güzelce anlaşmamız gerekiyor küçük aslan." Dediğinde bakışlarımı villadan çekip Demir'e baktım. "Amcamı bırak! Önce amcamı bırak Demir Arslan!" diye tısladım. "Önce anlaşalım," dedi tek kaşını kaldırarak. "Amcamı bırak!" diye bağırmamla, Demir kolumdan sıkıca tutup beni eve sürükledi. Peşinden sürüklenirken, düşmemek için mecburen adımlarına uymak zorunda kaldım. Eve girdiğimizde bedenimi hızla yere fırlattı. Fırlatmanın gücüyle yere kapaklanırken son anda yüzümün zemine çarpmaması için ellerimi önüme siper ettim. "Sabrımın son damlalarındayım Zümra Korhan!" Yüzümü yerden kaldırıp sinirle ayağa kalktım. "Senden korkmadığımı söylemiştim!" Yalan! Zümra ondan ölesiye korkuyorsun. Küçük adımlarla arkama geçtiğinde ben de arkamı döndüm. Arkamdaki koltuğa oturmadan önce üstündeki ceketi çıkartıp gelişigüzel kanepeye bıraktı ve bacaklarını rahatça açarak kanepeye oturdu. "Otur." Dediğinde küçük adımlarla tekli koltuğa oturup etrafı incelemeye başladım. Salon evin hemen girişindeydi ve değişik bir şekilde bej rengi hakimdi. Bu ev kesinlikle Demir'in değildi. O karaların adamıydı. "Dinliyorum. Bana altı ay boyunca ne yapacaksın? Babam kime ne yaptı? Gerçi ben babamın senin kadar cani olduğuna inanmıyorum. Benim babam kimseye zarar vermezdi. Onun zararı yalnızca kendineydi... Babam kesinlikle suçsuz. Her n-" Demir sinirle, "Kes sesini ve beni dinle!" Diye bağırdığında, "Konuş o zaman!" Diye aynı sinirle karşılık verdim. "Senin baban bir cani!" dedi bağırarak. "Sensin cani! Benim babam kimseye bir şey yapmaz!" diye bağırdım aynı sinirle. Demir dişlerini sıkarken hızla ayağa kalkıp kolumdan tuttuğu gibi bedenimi yaprak misali rüzgarıyla sürüklemeye başladı. Merdivenlerden hızla basamakları çıkarken düşmemek için ne yazık ki ona sımsıkı tutunmuştum. İkinci kata geldiğinde uzun dar koridorun sağından ikinci kapıyı açıp bedenimi yere fırlattı. Kapıyı sinirle kapatırken, "Kafanı kaldır!" dedi bağırarak. Gözyaşlarım yanaklarımla buluşmak için yalvarırken yalvarışlarına kayıtsız kalıp ağlamamak için derin bir nefes aldım. "Kafanı kaldır Zümra Korhan! Kaldır ve babanın eserini gör!" diye bağırdığında korktum. Gerçekleri duymaktan, babamın cani olduğunu kabullenmekten korktum. Yapamadım, kafamı kaldırıp bakamadım. Saçlarımın arasına karışan parmakları, hızla kafamı kaldırıp karşıya bakmamı sağladı. Parmakları saç diplerimi acıyla yakarken dudaklarımdan koca bir inleme kaçtı. Gözyaşlarımı serbest bırakırken karşımda tekerlekli sandalyede oturmuş kırk yaşlarında gözükmesine rağmen oldukça bakımlı, güzel ve yeşil gözlü bir kadınla göz göze geldik. Kadın bana dümdüz bakarken koluna bağlanan seruma baktım. Bu kimdi? Neden bu haldeydi? "Babanın eseri..." Saçımdan biraz daha çektiğinde yine dudaklarımdan bir inleme peydah oldu. "Bak! Babanın anneme yaptığına bak Zümra Korhan!" Kadının gözleri, adımı duymasıyla kocaman açılırken gözlerinden yanağına bir damla yaş aktı. "Sen de aynısını yaşayacaksın, babanın anneme yaşattıklarının aynısını yaşayacaksın. Ne eksik, ne fazla." Saçımı bıraktığında başım öne doğru hareket etmişti ama bir an bile olsun gözümü kadının üstünden alamadım. Kadının yanağını ıslatan yaşlar kalbime hançer gibi saplanırken bir an bunun kâbus olmasını dileyerek gözlerimi kapatıp açtım ama maalesef kâbus değildi. Demir yavaş adımlarla annesini yanına giderken, "Özür dilerim anne," deyip dudaklarını kadının saçına bastırıp nefes aldı. Sonra ise annesinin dizlerinin önüne eğilip yüzünü ıslatan göz yaşlarını parmaklarıyla yavaşça sildi. "Sakın ağlama, artık ağlamanı istemiyorum." Sert çıkan sesiyle dudaklarımdan bir hıçkırık peydah oldu. Demir bana döndüğünde ayağa kalkıp tekrar kolumdan tutup beni odadan sürükleyerek çıkarttı. Artık ona direnecek gücü kendimde bulamamıştım. Karşı odaya girdiğimizde kapıyı üstümüze kilitleyip bedenimi karanlık odanın zeminine fırlattı. Dizlerim acıyla yerle buluşurken sessizce bekledim. Bu oda fazla karanlıktı. Duvara yansıtılan projeksiyonu açarken ne yapacağını izlemeye başladım. Babam ona ne yapmıştı? "Yüz yetmiş yedi gün oldu Züleyha'm değil mi?" Duvara yansıtılan videodaki sesi duymamla dehşetle duvara baktım. Babamdı. Kameradaki kişi babamdı. Ekrandan geriye doğru giderken arkasından beliren Züleyha diye hitap ettiği kişiyse Demir'in annesiydi. Babam, Züleyha'ya yaklaştığında yanağına uzun bir öpücük bıraktı. Züleyha, boş bir odada sandalyeye bağlı bir şekilde oturmuş babama korkuyla bakıyordu. "Yapma Tarık, lütfen bırak beni, bırak da bebeğimi rahatça doğurayım." Diye yalvardı kadın. Babam kahkahayla gülüp kameranın açısından çıktığında, "Merak etme bebeğin yanımda güvende kalacak." Sesindeki alay tınısı kulaklarımda yankılandı. "Bırak beni lütfen. Karnımdaki çocuk doğsun sonra öldürürsün ama yalvarıyorum bırak da bebeğim yaşasın. Bırak, lütfen bebeğime karışma." Züleyha gözyaşlarıyla babama yalvarırken babam hâlâ iğrenç kahkahalarını sürdürüyordu. Kamera açısına tekrar girdiğinde kadının sol kolunu yukarı doğru sıyırıp elindeki iğneyi kadının koluna batırdı. "Karnındaki bebek için dayan Züleyha'm." Bu adam benim babam değildi, olamazdı. Benim babam bu kadar cani olamazdı. Züleyha kısa bir süre sonra yavaşça gözlerini kapatırken büyümüş karnına baktım. Benim babam caniydi ve karşımdaki adam da caniydi. O masum bebek umarım yaşıyordur. Umarım babam ona zarar vermemiştir. Video durduğunda Demir eğilip yanıma yere oturdu. "Senin baban benim annemi yüz seksen gün boyunca zehirledi. Her gün annemin vücuduna zehri verdi ve annem tam yüz seksen gün boyunca her gün babana yalvardı. Kendisi için değil, karnındaki masum bebeği için." Yeşil irislerimi ateş gibi yanan kara gözlerine çektiğimde ilk defa içindeki yığını gördüm. Demir, bana uzun uzun bakıp tekrar konuşmak için dudaklarını araladı. "Yirmi üç yıl, kocaman yirmi üç yıl. Baban o kocaman yılları annemden çaldı hem de karnındaki bebeğiyle. Senin baban benim kardeşimin katili! Senin baban benim babamın katili! Ve senin baban benim en büyük yeminim!" İşaret parmağını kalbime sertçe değdirip, "Sen, Zümra Korhan, babanın yaptıklarının bedelini ödeyeceksin. Ne eksik, ne fazla... Anneme yaşattıklarının aynısını sana yaşatmazsam bana da Demir Arslan demesinler." Dudaklarımdan kaçan kocaman hıçkırıkla omuzlarım sarsılırken gözümü kırpmadan karşımdaki enkaza bakıyordum. Babam bir aileyi dağıtmıştı. Hayır, hayır babam iki aileyi dağıtmıştı. Birincisi, Demir'in ailesi. İkincisi, kendi ailesiydi. Ne bağırdım, ne karşı çıktım, ne de itiraz ettim. İlk defa birinin karşısında bu kadar berbat hissediyordum. İlk defa ona üzülüyordum. Celladım için ilk defa ağlıyordum. Bu gözyaşlarım, o masum bebek, masum adam, babama yalvaran Züleyha ve oğlu Demir içindi. Bu gözyaşlarım onların dağılan ailesi içindi. "Şimdi asıl konumuza gelelim değil mi?" Ellerini öfkeyle saçlarından geçirip sırtını duvara yasladığında ne söyleyeceğini dinlemeye başladım. "yüz seksen gün boyunca sana o zehri vereceğim ve bu aramızda kalacak. Sadece sen ve ben bileceğiz. Mert ya da başkası öğrenirse yemin ediyorum seni de o çok sevdiğin aileni de öldürürüm." Gözlerime uzun uzun baktığında sessizce onu izledim. Onu ve intikamdan kör olan gözünü, sağır olan kulağını, buzlaşan kalbini ve enkaz altında kalan ruhunu izledim. Demir'i canavarlaştıran babamın caniliğiymiş.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE