Davetsiz Misafir...

1522 Kelimeler
Eda'nın anlatımıyla... Başıma zonklamalar giriyordu artık; ne yapacağımı, bu işin nasıl bu kadar ağır geldiğini anlayamıyordum. İnsanlar… Ne kadar çok hasta oluyor, ne kadar çok acı taşıyor… Bütün yaraları, dertleri bir anda iyileştirecek bir ilaç olmalıydı sanki. Ben neden hemşire oldum ki? Git, masa başında otur, değil mi? Bana bu mesleği sevdiren anneme ne diyeyim şimdi… Götüm çıktı 24 saat çalışmaktan… “Çok sağlıkçı alın, biz de az çalışalım değil mi?” diyemiyorsun, çünkü… işte insan hayatı öyle bir değerli ki… Sonsuzluğa gitmek, kurtulmak, yarı yoldan dönmek… hepsi bizim omuzlarımıza yükleniyor. Ama… ne kadar yorulsan, ne kadar şikâyet etsen de… bir hayata dokunmak… mutluluğa ortak olmak… birinin üzüntüsünü paylaşmak… işte sonunda insana huzur veriyor. Nöbetim bittiğinde kendimi eve attım. Kapıdan girer girmez yatağıma çöküp tüm yorgunluğumu bırakmak istedim. Ama Seda'm… can parçam, kalbimin sesi… her zamanki gibi, hiç usanmadan arıyordu. Telefonun sesiyle irkildim, yataktan kalktım. “Efendim, gülüm…” dedim. “Nasılsın, canom?” Sesi… bugün her zamankinden farklıydı. Üzgün, yorgun, anlamlandıramadığım bir ton… “Hayırdır gülüm… kötü bir şey yoktur umarım. İyi misin? Sesin çok yorgun geliyor.” “İyiyim, canom… sadece yorgunum. Bir de… evleniyorum ben, Eda.” Kalbim sıkıştı. Gözlerim bir an boşluğa baktı. “Ne?! Ne evlenmesi? Ne saçmalıyorsun sen? Boş boş konuşma!” dedim. Nefesim göğsümde sıkışıyor, her adımda içim sanki parçalanıyordu. Daha dün konuştuk… neden bahsetmedi ki bana? Derin bir nefes aldım. “Canım… evleniyorum işte. Aşık oldum. Bir anda olmadı ama tam kesin olmadan söylemek istemedim. İki ay sonra düğünümüz olacak. İzin al, gel lütfen…” “Gülüm, geleyim de kim bu adam? Nereden çıktı?” “Bilal abinin yeğeni… Gelince tanışırsın.” Derin bir nefes daha aldım. Dua etmek, mutluluk dilemek… başka elimden bir şey gelmeyeceğini biliyordum. Bilal abi… çok iyi bir insandı, annemi sevmişti ve annemle Seda yanımdan ayrıldıklarında onunla evlenmişlerdi. Ama insan yine de kızmadan edemiyor… Annemi aldı, yetmedi, şimdi kardeşimi de… Tövbe, tövbe… “Emin misin gülüm? İyi düşündün mü?” “Evet canom… düşündüm. Şimdi kapatmam lazım, sonra tekrar ararım. Seni seviyorum.” “Ben de seni seviyorum.” Telefonu kapattım. “Umarım mutlu olursun kardeşim…” diye düşündüm ve düşüncelerim içinde uykuya daldım. Gece yorgunluğu vücudumu bitkin düşürmüştü. Uyandığımda saat 6.30’du. Hava hafif kararmaya başlamıştı. Kalkıp duş aldım, kendime makarna yaptım. Tabağıma koyup yavaşça yemeye başladım. Yalnızlık… ne kadar canımı sıksa da bazen insanın kendiyle baş başa kalması iyi geliyordu. Yemekten sonra bulaşıkları yıkadım, kahvemi hazırlayıp televizyonun karşısına geçtim. Uygulamadan romantik bir aşk filmi açtım ve izlemeye başladım. Aman Tanrım… bunlar nasıl seviyor birbirlerini… Hayır, bu filmdeki karakter erkek, bizimkiler ne anasını satayım… Tam çocuk evlenme teklif edecek derken… GÜMMM… GÜMMM… GÜMMM… Saat tam 00.00’di… Bu saatte alacaklı gibi kapıyı yumruklayan kim olabilirdi? Duyduğum sesle kapıyı açmam bir oldu. “Eda, benim! Aç!” Aman Allah’ım! Bu da ne?! Kapıyı açmamla gözlerim yuvalarından fırlayacak sandım; bir anda donup kaldım. “Yasemin?” dedim. Aklım mı karıştı, bedenim mi dondu, anlamadım o an… Benim dert ortağım, canım, sırdaşım, biricik avukatım… O olmasaydı şimdi hâlâ istemediğim bir evliliğe mahkûm olacaktım. Ama karşımda kanlar içinde, saçları terden yüzüne yapışmış, nefes almakta zorlanan bir Yasemin vardı. “Siktirrr! Ne oldu Yasemin? Kim yaptı bunu sana?” Hemen koluna girip onu içeri taşıdım ve koltuğa uzanmasına yardımcı oldum. “Davasına baktığım müvekkilimin kocası… Yediremedi boşanmayı. Beni kulüpten çıkarken bıçakladı,” dedi, nefesi zorla çıkarken. Bir de kulübümüz vardı. Yasemin zengin bir ailenin kızıydı; babasının yüzlerce mekânı, oteli vardı. “Ne çalışıyorsun kızım?” diye sorduğumda her seferinde, “Kendi paramı yemek daha zevkli oluyor,” derdi. Şimdi karşımda kanlar içinde, yarı baygın bir Yasemin vardı. Hemen temiz bir bez alıp yanına koştum. Yarasına baktım; çok derindi. Karnından bıçaklamış o şerefsiz! “Yasemin, hastaneye gitmemiz lazım. Kanaman çok fazla, yaran derin. Evde müdahale edemem,” dedim. Ellerimi tuttu. “Olmaz, Eda! Abim burada değil. Babama anlatamam… Sen elinden geleni yap, ben dayanırım. Yoksa babam asla mesleğimi yapmama izin vermez,” dedi. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi; elim ayağım titriyordu. Aklıma gelenle yerimden fırladım ve hemen Ömer’i aradım. Telefon çalıyor, ben heyecandan ölecek gibiydim. Bir… iki… üç… nihayet üçüncü çalışında açıldı. “Alo?” Ömer’in sesiyle kendime geldim. “Ömer, yardımına ihtiyacım var! Çabuk gel, acil!” Karşıdan boş boş homurdanıyor, sabrımı zorlayan bir ses tonuyla konuşuyordu. “Uzatma Ömer, acil diyorum!” dedim ve telefonu kapattım. Yasemin yarı baygın, cılız sesle bir şeyler söylüyordu ama anlayamıyordum. Zaman sanki durmuştu; saatler ilerlemiyordu. Arkadaşım acı çekiyordu… Kapı çaldığında hemen yerimden fırladım. “Ne oldu, bizim kız? Gece gece koştum geldim, neyin var?” Ömer… Amcamın biricik oğlu; dert ortağım, sırdaşım, akıl hocam ve kalbimde sessizce büyüyen, bir türlü kavuşamadığım tek aşkım… Her zaman bakımlı, kendinden emin… Gecenin bir yarısı bile sanki bir davete gidiyormuş gibi havalıydı. O hâliyle salona adım attığında, şaşkın bakışları bir bana, bir de kanlar içinde koltukta uzanan Yasemin’e kayıyordu. “Nasıl oldu bu? Ne zaman oldu?” diye sordu. O an anlam veremedim; nasıl bir anda bu kadar soğukkanlı ve ciddi olabiliyordu… “Bıçaklanmış. Ailesi bilmeyecek, kimse duymayacak, Ömer… Yarası derin. Yardım et!” Hemen Yasemin’in yanına koştu. “Arabada, bagajda çantam var. Çabuk getir,” dedi. Hızla evden fırladım, çantayı aldım ve eve koştum. Sanki vücudum kendi kendine hareket ediyordu. Ömer yarasını temizledi; ben yardım ettim. Normalde soğukkanlı olan ben, sanki yanında hiçbir şeyden anlamayan biriydim; sadece izliyordum. Ömer de garipti; arada bana şaşkın bakıyor, kendi kendine homurdanıyordu. Bu adamın çantası adeta ameliyathane gibiydi… Ağrı kesici ve antibiyotik uyguladıktan sonra nihayet işini bitirip rahat bir nefes aldı. “Ömer, neden çantanda her şeyi taşıyorsun? Sanki her an hazırlıktaymışsın gibi,” dedim. “Ne var kızım, ben doktorum. Her an hazırda bulunduruyorum işte,” dedi. Haklıydı; o bir doktordu. “Kahve içelim mi?” dedim. “Olur,” dedi. Gidip kahvelerimizi hazırladım. “Anlat bakalım, bizim kız ne iş?” diye sordu. Yasemin’in anlattığı kadarını anlattım. Davasına baktığı ve boşanmak üzere olan bir kadının kocasının kabul etmediğini, davayı bırakmayınca Yasemin’e saldırdığını… Ömer başını anlamış gibi salladı. Sessizce kahvelerimizi içtik. Sessizliği bozan yine Ömer oldu. “Amcam nasıl? Hâlâ bir haber yok mu?” “Yok, Ömer… Yıllar oldu. Bir kere bile aramadı. Yurtdışında olduğunu biliyorum… Nerede, ne yapıyor, yaşıyor mu, bilmiyorum,” dedim. Boğazım düğümleniyordu. Babam bir defa gitmiş, bir daha hiç dönmemişti. “Üzülme Eda. Umarım bir gün döner. Düşünme bunları. Seda’dan haber var mı?” “Bildiğin gibi fazla konuşmuyoruz. Eskisi gibi değil… Ama sabah Seda ile konuştum; mutluymuş, evlenecekmiş. Bilal abinin yeğeniymiş… Düğünüme gel dedi,” dedim. Ömer’in gözleri kocaman oldu. “Nasıl yani, birden mi karar vermiş?” “Bilmiyorum, galiba öyle. İki ay sonra evlenecekmiş,” dedim. Sabaha kadar oturup sohbet ettik. Yasemin o kadar yorgun ve halsizdi ki içim eziliyordu. Ömer başından ayrılmadı; ikimiz de uyumadık. Saatler sekize gelmek üzereydi ki Yasemin gözlerini açtı. Yorgun, gözleri yarı baygın… Bana hafifçe tebessüm etti. Ömer fırladı. “İyi misin? Ağrı var mı? Kendini nasıl hissediyorsun?” “Ömer… sen misin?” dedi Yasemin. Bir dakika… Bunlar tanışıyor mu? Nasıl?! Ömer, amcamın oğlu, Yasemin arkadaşım… Ne ara gördüler, tanıdılar birbirlerini?! Sessizliği Ömer bozdu. “Biz tanışıyoruz. Arkadaşımın kardeşi; Haldun amcanın kızı.” Haldun amca… Tabii ya… Amcamın en yakın arkadaşı, Yasemin’in babası… “Ben bilmiyordum. Neden söylemiyorsun o zaman?” diyerek gözlerimi devirdim. Yasemin tebessümle onayladı; Ömer ise hafifçe homurdandı. Daha fazla uzatmadan mutfağa gidip çorba hazırladım. Ömer peşimden geldi. “Nasıl yapalım bizim kız? Yasemin evde ve biz çalışıyoruz. Kim bakacak?” “Tabii sen işe gideceksin, ben izin kullanacağım,” dedim. “Hayır, ben izin alırım. Ben doktorum, ben ilgilenirim,” dedi. Pardon da ben neyim? Hemşireyim ben de… Fazla uzatmadım. “Tamam, ikimiz de kullanalım o zaman. Seni arkadaşımın yanında yalnız bırakmam; malum şöhretin dillere destan,” dedim, içim yansa da güldüm. “Kerem’i aramam lazım. O da gelsin; yoksa hepimizin canına okur,” dedi. Yasemin’in abisi… Yıllardır yüzünü görmediğimiz, Yasemin’in “yürüyen kas” diye bahsettiği Kerem… “İyi de, Yasemin kimseye söylememi istemedi. Ararsak kızmaz mı?” “Kızım, annesi babası için geçerli o dediğin. Kerem’den bir şey saklanmaz. Akşam dönecek zaten. Ben gidip izinleri halledeyim, sen ilgilen,” dedi. Ömer gittikten sonra Yasemin’e çorbasını içirdim, üzerini değiştirdim, yarasına pansuman yaptım. Narin, hassas, kırılgan kuzum… Ne hallere geldi. Akşama kadar işlerimi hallettim, yemeklerimi yaptım. Ömer izinleri halletti, geldi. Tam yemeğe oturduk; biri kapıyı öylesine vuruyordu ki resmen kırıyordu. Sinirle kalkıp kapıyı açtım. Oooooohaaaaaaa! Gözlerim yerinde mi? Bir dakika… ağzımın suyu mu akıyor? “Y… Yasemin nerede?” Offf… O ses tonu ne, aslanım! Analar neler doğuruyor! Yasemin bir iyileş… beni bu görsel şölenden mahrum etmenin bedelini sana ödeteceğim! Allah’ım… baştan aşağı süzülüyorum. Ama bu sefer karşımdaki Ömer değil… Kerem… Yasemin’in abisi… Kalbim bir tuhaf atıyor, ellerim hafif titriyordu. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışıyorum ama gözlerim istemsizce onu inceliyordu. Öyle düzgün, öyle karizmatik ki… Bir an için içimden, “Ömer neden böyle bakmıyor bana?” diye geçiriyordum. Ömer her zaman soğukkanlı, mesafeli, ciddi… Ama Kerem’in yanında… İçimde bir yerlerde Ömer’le kıyaslamalar yapılıyor. Aynı etkiyi hissetmeme rağmen farklı, daha heyecan verici bir titreşim var. Az önce neye kızmıştım? Neden konuşmuyordu, anasını satayım? Şimdi ne diyeyim? Gözlerimiz buluştuğunda sesim ancak titreyerek çıktı. “Buyurun?” İçimde ise Ömer’in sesi yankılanıyor hâlâ; mantıklı ve mesafeli. Ama Kerem’in bakışlarında… sanki kadın olduğumu hissediyorum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE