6. BÖLÜM - ELİF

1222 Kelimeler
Eve geldiğimde Elif ortalıkta yoktu. Odama çıkıp üzerimi değiştirecektim ki, yatağında uyuyan kardeşimi fark ettim. Aşağı indiğimde yemek de yoktu. Annem hâlâ sedirde oturmuş, dışarıya bakıyordu. “Anne,” dedim, “yemek yapmadın mı? Elif yemek yedi mi?” Ne cevap verdi ne de kafasını çevirip bana baktı… Arkamı dönüp mutfağa doğru adımladım. Dolabı açtığımda yumurta ve bir kaç adet domates vardı, evde bir şey kalmamış ki diye mırıldandım. Mutfaktan çıkıp dışarı çıkmak için yürüdüm ayağıma terliklerimi geçirip… köyün bakkalına doğru yürüdüm. “Selamün aleyküm,” deyip içeri girdim. Bakkal Kamil amca başını sallayıp işine geri döndü. “Şey… ben birkaç yiyecek alacaktım da…” dedim, biraz duraksayıp devam ettim. “Ama parasını birkaç gün sonra ödesem olur mu? İşe yeni başladım, haftalığımı alınca veririm.” Yüzüne baktım. Kamil amca başını kaldırıp bana baktı. “Olur tabi Eylül, parayı dert etme,” dedi. Ama yüzünde tuhaf, hafif bir sırıtış vardı. Hemen toparlandım. “Yok Kamil amca, gerçekten birkaç güne getiririm. Haftalığımı alınca öderim,” dedim tekrar. Başını salladı. “Al, alacaklarını,” dedi. Biraz makarna, peynir, zeytin ve yumurta aldım. Kamil amcaya döndüğümde beni izlediğini fark ettim. Kaşlarımı çatıp aldıklarımı gösterdim. “Poşet de vereyim,” dedi. Poşeti uzatırken eli elime değdi. Sanki ateşe değmişim gibi hızla geri çektim elimi… O ise hiç bozuntuya vermeden işine devam etti. Bir an duraksadım. Belki de ben yanlış anlıyorum diye düşündüm. Poşeti de alıp dükkândan çıktım. Hızlı adımlarla eve doğru yürüdüm. Eve varınca, kendi yoğurduğumuz tarhanadan bir çorba yaptım, yanına da makarna hazırladım. Elif makarnayı severdi… Çabucak sofrayı kurup Elif’i çağırmak için yukarı çıktım. Yanına varınca, “Elif, uyan ablam, sofra hazır. Kalk hadi, gel yemeğini ye, sonra yine yatarsın,” dedim. Başını hafifçe sallayıp “Tamam,” diye mırıldandı. Annem Elif’le ilgilenmiyordu. Ben hem işe gidip hem de Elif’e yetişemiyordum. Yemekten sonra annemle konuşacaktım… artık kendine gelmek için bir şeyler yapması gerekiyordu. Aşağı indiğimizde Elif’in yemeğini hemen yedirdim. Aslında kendi başına yiyebiliyordu ama ben annemle konuşacağım için bir an önce yiyip yatmasını istedim. “Doydun mu ablacım?” diye sordum. “Doydum abla,” dedi küçük bir sesle. “Hadi git, uykuna devam et,” dedim. Bir an daha baktı yüzüme. Sanki bir şey söylemek ister gibi durdu ama sonra vazgeçti. Sessizce başını sallayıp ayağa kalktı. Küçük adımlarla odanın içine doğru yürürken gözleri yarı uykuluydu. Elif… Çok akıllı bir kızdı. Çok da neşeliydi aslında. Ama bu son olanlar sanki onu da büyütmüştü. Ben nasıl bir gecede büyüdüysem, o da büyümek zorunda kalmıştı. Çocukluğuna ait bazı şeyleri sessizce geride bırakmış gibiydi. Elif gittikten sonra ayağa kalkıp annemin yanına geçtim. “Anne, konuşmamız gerek,” dedim. Cevap vermedi. “Anne, kendine gel artık,” dedim bu kez daha sert bir sesle. “Elif daha çocuk. Ben hem çalışıp hem Elif’e bakamam. Gün içinde aklım onda kalmasın, toparla kendini anne…” Bir an durdum. Nefesim sıkışmıştı. “Babam gitti artık… geri de gelmeyecek,” dedim daha kısık bir sesle. Yutkundum. “O öldü,” dedim. Ama ne olduğunu anlamadan yüzümde bir tokat patladı. O ses beynimin içinde yankılandı… kulaklarımda tekrar tekrar çınladı. Anneme baktığımda, dolu gözlerle bana bakıyordu. “Özür dilerim,” diye fısıldadı… “Baban gelecek kızım, ben hep görüyorum onu. Geleceğini söyledi.” Başımı sağa sola salladım. “Gelmeyecek anne,” dedim. Sesim titriyordu. “Kabul et artık… babam geri gelmeyecek.” Başını sağa sola salladı. “Gelecek,” dedi. “Gelmeyecek,” dedim. “Senin kocan gittiyse, bizim de babamız gitti. Birbirimizden başka kimsemiz yok…” dedim. “Ya kendine gelirsin ya da…” diye devam etmek istedim ama sözüm yarım kaldı. Boğazım düğümlendi. Odadan çıktım. Yukarıya, Elif’in yanına çıktım. Sessizce yatağın kenarına uzandım, onun yanına kıvrıldım. Geldiğimi hissetmiş gibi bana dönüp sarıldı. Bir süre öylece, boş boş tavana baktım. Yanımdan Elif’in fısıltısı geldi: “Abla…” Başımı çevirdim. “Sen uyumadın mı?” dedim. Başını hayır der gibi salladı. “Abla, ben de seninle gelsem ya tarlaya…” diye sordu. Gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım. “Olmaz ablam,” dedim yumuşak bir sesle. “Orası sana göre değil. Hem çok sıcak… hem de hastasın, biliyorsun.” Bir an durdum, saçlarını okşadım. “Annemle evde kal sen,” dedim. “Ama abla… annem o sedirden hiç kalkmıyor. Hep dışarıyı izliyor, benimle hiç konuşmuyor. Lütfen, ben de geleyim seninle,” dedi. İçim burkuldu. “Konuştum annenle,” dedim. “Seninle ilgilenecek artık.” Söylerken sesim sakindi ama içimde bir yer biliyordu… aslında benim de umudum yoktu. Aslında Zeliha geliyorsa Elif’i de götürebilirdim. Elif’e dönüp, “Tamam küçük cadı, yarın sen de gel,” dedim. Ama ardından, “Yalnız hemen dönemeyiz akşama kadar çalışıyorum ,” diye ekledim. “Hadi şimdi yat, sabah erken kalkacağız,” dedim. Aklımın bir köşesinde ise Derman Bey bir şey der mi korkusu vardı, düşünürken ben de uyuya kalmışım. Sabah erkenden uyandım. Önce kendim giyindim, sonra Elif’in yanına yaklaşıp, “Elif, kalk ablam, çıkmamız lazım,” diye fısıldadım. Elif sanki bir anda enerji yüklemesi yaşamış gibi hemen kalktı. Üzerini giyindi, elini yüzünü yıkayıp yanıma geldi. “Hazırım,” dedi heyecanla. “Öyleyse sana yiyecek bir şeyler de ayarlayalım,” dedim. Mutfağa indiğimizde ekmeğin arasına peynir ve domates koydum. “Öğle yemeğini orada yiyeceğiz fıstığım, bunu sabah kahvaltısında yersin,” dedim. Biraz da kuru kuru yemesin diye yanına erik kompostosu koydum. Tam kapıdan çıkmak üzereydik ki annemi kontrol etmek aklıma geldi. İçeri baktığımda sedirde yoktu. Odaya geçtiğimde ise yatağında uyuduğunu gördüm. Sanırım konuşmam işe yaramıştı. “Anne, Elif benimle geliyor,” diye seslendim. Bir şeyler söyledi ama ne dediğini anlayamadım. Kapıyı açtığımda Gülsüm’le karşılaştık. “Ha, çıktın mı? Ben de seni çağırmaya geliyordum,” dedi. Sonra Elif’i fark etti. “Ablasının kurban, sen nereye bakalım?” diye sordu. Elif heyecanla, “Ben de geleceğim Gülsüm abla,” dedi. Gülsüm kaşlarını çatıp bana baktı. “Sonra anlatırım, hadi geç kalmayalım,” dedim. Birlikte köy meydanına yürüdük. Hatice teyzeler gelmiş, bizi bekliyorlardı. “Eylül kız, Elif’i neye getiriyon?” dedi Hatice teyze. “Öyle olması gerekiyor Hatice teyze,” dedim. Vildan teyze araya girdi: “Ee, çocukla akşama kadar nasıl olacak?” “Bir şey olmaz, Elif uslu uslu yanımda oturur,” dedim. “İyi madem,” dedi Hatice teyze ve sohbetine geri döndü. Çok geçmeden minibüs geldi. Hepimiz sırayla binip tarlaya doğru yola çıktık. Tarlaya vardığımızda eşyaları ağacın altına bıraktım. Elif’e dönüp, “Bak ablam, buradan bir yere ayrılma. Önce kahvaltını yap, sonra yanıma gelirsin,” dedim. Elif başını sallayıp gidip ağacın altına oturdu. Biz de dün yarım kalan sıralarımıza geçtik. Eğilip yeniden işe koyulduk. Arada başımı kaldırıp elife bakıyordum. Gülsüm, bacım elifi neden getirdin dedi. Annem dün elifle ilgilenmemiş dedim ee benim de çalışmam lazım evde hiç bir şey kalmamış diye mırıldandım. Dün gidip bakkal kamilden veresiye aldım haftalığı alınca vereceğim. Anladım der gibi başını sallayıp işine devam ederken, Saliha teyze kendine bir gelse sende rahat edersin Eylül dedi. Öyle dün biraz konuştum sabah odasındaydı demek ki konuşmak işe yaramış dedim. Başımı kaldırıp elife baktığım da ağacın altında yoktu. “Elif yok…” dedim. Gülsüm de doğrulup etrafa bakındı. “Nasıl yok kız, burada bir yerdedir. Nereye gidecek?” dedi. “Yok işte, baksana… Ağacın altında yok. Az önce oradaydı, şimdi yok…” İçime bir telaş düştü. Hızlı adımlarla tarlanın başına doğru yürüdük. “Elif!” diye seslendim. Ses yoktu. Adımlarımı hızlandırdım, neredeyse koşar gibi tarlanın başına ulaştım. Tam o anda onu gördüm… Derman Bey’in tam karşısında durmuştu… ve onunla konuşuyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE