Şehir geceye bürünmüştü; caddeler sessizliğe gömülmüş, yalnızca uzaktan gelen sirenler ve bir iki geçici araba sesiyle bozuluyordu. Melis’in sokağı ise bambaşka bir dünya gibiydi; dar, sakin ve gözden uzak, günün karmaşasından arınmış bir nefes alanı. Sokak lambalarının sarı ışığı asfalt üzerinde parçalanarak titrek gölgeler yaratıyor, her köşe, her taş kendi sessizliğini fısıldıyordu. Bu sessizliğin içinde, Karan’ın arabası yavaşça sokağa girdi; motorun düşük vınlaması, geceye karışarak yaklaşan bir gölge gibi ilerledi. Camlardan süzülen ışık Melis’in yüzünde kısa süreli gölgeler oluşturuyor, ama hiçbir gölge tam anlamıyla kaybolmuyordu; tıpkı yaşanmış ama hâlâ çözülmemiş gerilim gibi. Melis koltuğunda hafifçe gerindi, nefesini tuttu. Her far hüzmesi, her motor sesi, kalbinin ritmini bir

