SABAH
Aras sabaha karşı dalmıştı.
Göz kapakları ağırdı ama zihni tamamen açıktı.
Uyanır uyanmaz ilk yaptığı şey telefona uzanmak oldu.
Bildirim yoktu.
Aras’ın göğsü sıkıştı.
Kız bana yazmamış…
Kızın onu yazmaması bile içinde saklanmış bir öfkeyi uyandırdı.
Kendi kendine hırladı:
“Yazacak. Bekleyip durmam.”
Telefonu eline alıp Murat’a mesaj attı.
—Ev adresi tam konumu gönder. Bugün gidiyorum.
Murat daha cevap yazmadan Aras yataktan kalktı.
Gecenin kokusu hâlâ teninde; Banu’nun sesinden eser kalmamıştı.
Sanki yıllardır sadece Ayça’yı tanıyormuş gibi bir his vardı içinde.
Duşa girerken soğuk suyu açtı.
Kafasında tek bir görüntü dönüyordu:
Yeşil elbisesi..
Oğlu ve ailesiyle koşuşturması..
Sinirli ama masum bakışı..
O benim.
Bu düşünce, göğsünde keskin bir sıcaklık gibi yayıldı.
AYÇA – Sabah
Ayça o sabah uyandığında bedeninin her yeri ağrıyordu.
Dün yaşanan çarpışmanın etkisi kadar düğünün telaşı da yormuştu.
Annesi mutfakta kahvaltıyı hazırlarken oğlu Arda yanına sokuldu.
“Anne..dün niye kızdın o adama?”
Ayça bir an dondu.
Dün Aras’a bağırdığı an gözünün önüne geldi.
“Anne yanlışlıkla çarptı ya..çok kızdın. Adam üzgün gibiydi.”
Ayça kaşlarını çattı.
“Öyle biriydi ki..garipti. Bakışı tuhaftı.”
Tam o sırada telefonu çaldı.
Bilinmeyen bir numara.
Ekrana bakarken içinden hafif bir ürperti geçti.
Dün kendi telefonunu çaldırdığı numara..
Adama ara demişti ama sabahın köründe de değil.
Açmadı.
Elini titreten bir huzursuzluk vardı.
ARAS
Giyinirken Murat’tan gelen konum mesajı düştü.
—Adres hazır. Ailesiyle yaşıyor.
Aras derin bir nefes alıp mesajı okudu.
“Ailesiyle..Daha iyi.”
Bunun Ayça’yı daha kolay bulmak anlamına geldiğini düşündü, başka bir şey değil.
Evden çıkarken aynaya son kez baktı.
Yüzünde dün geceki vahşi ifade yoktu ama gözlerinin derininde tehlikeli bir kararlılık vardı.
Ayça’ya gidiyordu.
Ayça o an mutfak tezgâhına eğilmiş çay dolduruyordu.
Babası kendi kendine mırıldanıyordu.
Kapı çaldı.
“Ben bakarım,” dedi Ayça.
Kapıyı açtığında bir an nefesi kesildi.
Karşısında Aras duruyordu.
Dün yağmurun altında gördüğü adam..
Dün gözlerinin içine bakınca içini titreten o garip yabancı..
Ama bu sabah daha tuhaf görünüyordu.
Sakin.
Fazla sakin.
Ayça’nın sesi hafif titredi.
“Sen! ne arıyorsun burada?”
Aras hiç gülümsemedi.
“Dün konuşamadık.”
Ayça bir adım geriye çekildi, ama kapıyı kapatmadı.
Aras’ın bakışları onun yüzünden kayıp içeri doğru süzüldü.
Ev..ailesi.. çocuk..
“Sana numaramı verdim. Neden eve geldin?”
“Evimi nereden biliyorsun?”
Aras’ın sesi düşük ama belirgindi.
“Çünkü cevap vermedin.”
Bu sıradan bir açıklama değildi.
Ayça’nın içini ürperten türdendi.
“Delimisin? Evinin adresini nereden buldun? Şimdi defol git polisi arayacağım”
Aras bir an gözlerini kapattı.
Sanki kendini tutmaya çalışıyordu.
“Dün seni korkutmak istemedim.”
Bu cümle bile Ayça’yı daha fazla rahatsız etmişti.
Sanki kendi kendine korkuttum, ama bu istemeden oldu diye teselli veriyordu.
Ayça kapıyı kapatmak üzereyken Aras konuştu:
“Çocuğun varmış.”
Ayça’nın nefesi kesildi.
“Nasıl… bilirsin?”
Aras’ın dudakları hafif kıpırdadı.
“Gördüm.”
Ayça’nın içinden bir ürperti yükseldi.
Bu adam dün sadece arkadan çarpan biri değildi.
Onu izlemişti.
Düğüne kadar..
Ayça’nın sesi sertleşti.
“Bak, dün ne olduysa bitti. Lütfen git. Bir daha da gelme.”
“Para falan istemiyorum”
Aras, o sakin yüz ifadesiyle sadece bakıyordu.
Sanki Ayça’nın sözleri herhangi bir anlam taşımıyordu.
“Geleceğim,” dedi.
“Çünkü biz daha konuşmadık.”
Ayça kapıyı hızla kapattı.
Arkasını dönüp nefes nefese duvara yaslandı.
Bu adam tehlikeli..
Gerçekten tehlikeli.
Bakışları bile normal değildi,hayatını yeni yeni düzene koymuşken bu adamda nereden çıkmıştı böyle,elleri titreyerek sakinleşmeye çalıştı.
ARAS –
Aras kapının önünde birkaç saniye durdu.
Kapı yüzüne kapanmıştı.
Ama içinde bir öfke yoktu.
Sadece daha fazla merak… daha fazla sahip olma arzusu…
Benden kaçamazsın. Beni itmen beni uzaklaştırmaz.
Merdivenlerden yavaşça indi.
Telefonunu açıp Murat’a mesaj attı:
—İşe gidiş saatlerini öğren. Kiminle yaşadığını, kim gelip gidiyor bak.
Her şeyi. Eksiksiz.
Mesajı gönderip telefonu cebine koydu.
Gülümsedi.
Ayça…
Bu hikâye yeni başladı.
Kapı kapandığında Aras’ın yüzü bir an boş kaldı.
Sonra… çok yavaş bir gülümseme yayıldı dudaklarına.
Öyle bir gülümsemeydi ki sıcaklık değil, soğukluk taşıyordu.
İçinde kırılma sesi gibi bir şey vardı.
Ayça’nın, ona karşı o sert duruşu..
Kapıyı yüzüne kapatması..
Gözlerindeki korku..
Aras’ın damarlarına işleyen şey tam da buydu.
Korkması hoşuna gitmişti.
Merdivenlerden inerken adımları ağırdı.
Her basamakta yeni bir düşünce doğuyordu zihninde.
“Benden kaçacağını sanıyor..
Zarif. Ama yanlış.”
Aşağıya vardığında duran arabasına yaslanıp bir sigara yaktı.
Duman boğazını yakarken yüzüne bir huzur yerleşti.
İçinden geçen cümle ürperticiydi:
“Korkmak iyidir. Korkarsa beni daha iyi anlar.”
Telefonu titredi.
Murat:
— Gelişmeleri söylerim. Takip mi edeyim?
Aras screeni kapatmadan cevap yazdı:
—Hayır.
Kimse dokunmayacak.
Sadece ben.
Mesajı gönderdikten sonra bir süre boşluğa baktı.
Kendi iç sesi fısıldadı:
“Onu incitmeyeceğim..
Ama gerekirse dünyasını dağıtırım.”
Bu, tehdit değildi.
Bu onun için bir gerçekti; doğal bir refleks gibi.
AYÇA
Ayça kapının arkasından hâlâ nefes nefeseydi.
Annesi salondan seslendi:
“Kızım kimdi gelen?”
Ayça boğazı düğümlenerek cevap verdi.
“Yanlış… kapı. Bir şey değil.”
Ama elleri hâlâ titriyordu.
Çay bardağını tezgâha bıraktığında porselen hafifçe tıngırdadı.
Birden oğlunu düşündü.
Onun odasından gelen minik mırıldanma sesini.
Aras’ın gözlerini hatırladı.
Sanki evin içini görmüş gibi bakan o keskin, ölçen, hesaplayan bakış..
“Benden… benden ne istiyor?”
Cevabı yoktu.
Ama sezgisi bağırıyordu:
Bu adam gitmeyecek.
ARAS
Aras arabasına binip direksiyona yaslandığında parmaklarını ritmik bir şekilde vuruyordu.
Bir plan yapmıyordu.
Plan onun için gereksizdi.
Çünkü Ayça bir şekilde kendisine yakın duracaktı.
Aras’ın düşünce tarzı böyleydi.
Birini seçtiyse o kişi zaten artık onun çevresinin içindeydi.
Ayrı bir ihtimal yoktu.
Telefonunu açtı.
Dün düğünde gördüğü görüntüler… Arda’nın sesi… Ayça’nın sandığından daha yalnız bir hali…
Tüm parçaları birleştirdi.
Ve fısıldadı:
“Kimsesi yok. Bu iyi.”
Sonra gözlerini kısarak tekrar mırıldandı:
“Ben olacağım.”
Emniyet kemerini taktı ama harareti artmıştı.
Elini direksiyonun altındaki metal bölgeye koydu; soğukluğu tenine işledi.
Gözlerinde artık tehlikeden öte bir şey vardı:
Kontrol etme arzusunun şiddeti.
Ayağını frenden çekmeden önce kendi kendine konuştu:
“Daha beni tanımıyor.
Zamanı var.
Önce beni… hissedecek.”
Ayağa kalkıp vites kolunu kavradığında, sesi neredeyse bir tehdit gibi çıktı:
“Beni tanıyınca… başkasına bakamaz.”
Motoru çalıştırdı.
Araba ağır bir hırıltıyla canlanırken Aras’ın yüzünde tek bir duygu vardı:
Takıntı değil artık… sahiplenme dürtüsü.
Tehlikeli olan tam olarak buydu.
Ve uzaklaşmadan önce aynadan apartmanın giriş kapısına son kez baktı.
“Seni korkutacağım Ayça.
Ama en çok… kendinden.”
Araba sessizce sokağı terk etti.
Aras ofise girdiğinde içerideki sessizlik neredeyse rahatsız ediciydi.
Lüks bir plazanın en üst katında, küçük ama devlet seviyesinde iş alan bir siber güvenlik firması..
Ama kimse şirketin kime ait olduğunu bilmezdi.
Kapıyı açan bile parmak izi tanıma cihazıydı.
Aras içeri girince sistem ışıkları hafifçe yanıp söndü;
adamı tanıyor, sanki selam veriyordu.
Bilgisayarların bulunduğu o devasa odada sadece üç kişi çalışırdı.
Geri kalan işler Aras’ın bizzat yönettiği “görünmeyen ağlar” tarafından halledilirdi.
O, şirketin sahibi olduklarını bilmeyen yüzlerce çalışanın gölgesiydi.
Başını öne eğerek yürüdü.
Oda kapısına geldiğinde retina taraması yapıldı; kapı açıldı.
Işıklar otomatik yandı.
Masanın üzerindeki üç monitörde gece boyunca dönen satırlar hâlâ akıyordu.
Siyah bir ekranda kırmızı kodlar, arkada açık kalan veri akışları..
Ayça’nın plakası, kiralama sözleşmesi, ev adresi, sosyal medya geçmişi, eski iş yerleri..hepsi oradaydı.
Aras sandalyesine oturdu.
Avuç içleri hafif terlemişti ama yüzü taş gibiydi.
Ekranın bir köşesinde Ayça’nın sabah kapıyı kapattığı anın güvenlik kamera görüntüsü duruyordu.
Aras o kamerayı kendisi yerleştirmemişti.
Ama sistemine girdiği bir apartman sunucusundan erişmişti.
Tek bir yerde çalışan amatörce güvenlik ağı:.
Dakikalar içinde çözmüştü.
Görüntülere bakarken dudaklarında yavaş bir hareket belirdi.
“Beni kapattın..
Öyle olsun.”
Fareyi tıklatıp yeni bir pencere açtı.
Sokak kamerası görüntülerine bağlandı.
Ayça’nın binasının olduğu sokak ekrana düştü.
Aras kendi kendine mırıldandı:
“Kapının önüne kim geldi, kim çıktı..
Gün boyu göreceğim.”
Onun için bu… normaldi.
Mesleği tüm sınırları kaldırmıştı.
Dışarıdan bakınca yasa dışı gibi duran pek çok şey aslında “yasal boşluk” denilen gri alanın içindeydi.
Ve Aras o gri alanlarda yıllardır dolaşıyordu.
Bir dosya açtı.
A.E.T.
Ayça Ela Tura’nın baş harfleri.
Dosyanın içine kendi notlarını yazmaya başladı.
• Bugün korktu. Korkması iyi.
• Beni tekrar görünce daha dikkatli olacak.
• Çocuğuyla ilişkisini öğrenmem lazım. Kime güveniyor?
• Benden uzak kalmak isteyecek. Bu normal bir savunma.
• Zamanı var. Acele yok.
Son satırı daha yavaş yazdı:
• “O fark etmese de şimdiden hayatının içindeyim.”
Aras sandalyesinde geriye yaslandı.
Gözleri monitöre sabitlenmişken masanın altındaki gizli çekmeceyi açtı.
İçinde siyah bir USB, birkaç şifreli hard disk ve bir de küçük bir cihaz vardı.
Kulaklık büyüklüğünde, gri metal bir şey…
Yakın mesafeden telefona sızan bir cihaz.
Aras onu eline alırken yüzünde masumiyetten eser yoktu.
Ayça’nın bu sabah kapattığı telefonu düşündü.
Cevap vermeyişini..
“Benden saklanmak öyle kolay değil,” dedi alçak bir sesle.
Cihazı masaya bıraktı.
Henüz kullanmayacaktı.
Ama zamanı gelmesi kaçınılmazdı.
AYÇA
Ayça markette işe girdiğinde hâlâ gergindi.
Şefi onun yüzündeki solgunluğu fark edip yanına geldi.
“Bir şeyin mi var?”
Ayça gülümsemeye çalıştı ama yüzünde yapay bir ifade oluştu.
“Yorgunum biraz”
Telefonuna baktı.
Numara yine bir kez çalmıştı.
Kısa.
Mesaj yok.
Gözleri büyüdü.
“Sabahtan beri sessiz..ama bu daha kötü.”
İçine oturan sıkıntı ağırdı.
Sanki biri onu uzaktan izliyordu; ama kimseye anlatamıyordu.
ARAS
O anda Aras ekranına yaslanmıştı.
Kameralar, sokak görüntüleri, sosyal medya, Ayça’nın çalıştığı marketin açık kaynaklı verileri..
Hepsi önündeydi.
Gülümsedi.
“İşine gitti.”
Sandalyeden kalktı.
Ceketini aldı.
“Sıra yakından tanımakta..”
Çıkmadan önce bilgisayara tek bir cümle yazdı:
“İzleme başlasın.”
Ekrandaki ışıklar tek tek yanıp sönmeye başladı.
Sistem devreye girdi.
Aras kapıyı açıp çıkmak üzereyken gelen sinyalle yerine tekrar döndü.
Bir haftalık yurt dışı görevini görünce planlarını ertelemek zorunda kalacağını anladı.