HESAP GÜNÜ GELECEK

1652 Kelimeler
Haziran ayı gelmiş yaz kendini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı. Annesi de artık tek başına yürümeyebiliyordu. Aktık yemekleri annesi ile birlikte yapar, pazara markete birlikte giderlerdi. Akşam olduğu zaman Kader annesinin koluna girer yürüyüşe çıkarlar bakkala uğrar dondurmaları aldıktan sonra kapının önüne oturup yerlerdi. Evde her gün bir tartışma muhakkak olurdu. Annesi ile babası tartışacak bir konu mutlaka bulurdu. Aslında Kader kendini bildi bileli böyle oluyordu. Yatağına yattı. Çocukluk anılarından biri aklına geldi. En çok korktuğu anlardan biriydi bu yaşadığı olay; Ramazan ayı gelmişti. Çocuklar evde kalmıştı. Annesi ile teyzesi camiye teravih namazı kılmak için gitmişlerdi. Zeliş her zaman hareketli yaramaz bir kızdı, çok hızlı koşar aynı zamanda korkusuzdu. Yine aklına gelen yaramazlığı yapmak için Kader'in yanına geldi. “Bizde camiye gidelim. Yolu ben biliyorum annemleri bulur onlarla birlikte eve döneriz” dedi O zamanlar Kader on yaşlarında Zeliş işe dokuz yaşındaydı, aralarında bir yaş  olmasına rağmen Zeliş, Kader ile aynı boydaydı. Yaşadıkları mahalle biraz tuhaftı, nerede ipsiz sapsız hırsız olan varsa sanki orada toplanmıştı. Sap sarı saçları ile dikkatleri üstüne toplamayı her zaman başarırdı. Kader Zeliş’in teklifini geri çevirmedi. Diğer çocuklara fark ettirmeden ayakkabılarını alıp dışarı çıktılar. Ellerindeki ayakkabılarını kaldırıma koydular. Önce oturup giydiler. Zeliş ayakkabılarını giyer giymez; “Hadi koş bu taraftan ”dedi Kader daha diğer ayakkabısını giymemişti. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Hemen diğer ayakkabısının arka tarafına basarak peşinden koştu. “Yavaş git beni bekle" diye seslendi Zeliş ama Kader’in dediğini duymamıştı. Kader hiç tanımadığı bir yerde üstelik karanlıkta kala kalmıştı. Öylesine korkmuştu ki etrafında tuhaf giyimli insanlar vardı. Kafasını kaldırıp caminin nerede olduğunu bulmaya çalışıyordu. Belki minareyi görebilse o tarafa doğru giderim diye düşündüğünden sürekli kafası yukarıda camiden bir iz bulmaya çalışıyordu. Ezan sesi uzaktan gelmiyordu. Yakınlarda bir yerde diye düşündü. Sonunda aradığını bulmuştu. Caminin minaresi göründü. O tarafa doğru koşmaya başladı. Arkasına dönüp baktı. Birisi ona doğdu geliyor, bir yandan da konuşuyordu. Elinde bir şişe vardı. “Şişşt baksana güzel kız gelsene biraz eğlenelim” Kader’in korkudan ayakları tutmaz olmuştu. Bu kişi  esmer, saçları dağılmış değişik tipte birisiydi, Zeliş ortalıkta görünmüyordu. Son bir gayret ile caminin avlusundan içeri girdi. Bahçede kimseler kalmamıştı. Bir kapı buldu. Kapıya vurdu vurdu açan olmadı. Herkes namaza durmuştu. Arkasında gelen kişi bahçeden içeri girdi. Elindeki şişe yoktu. Kader bir yandan kapıya vurmaya devam ediyor diğer yandan dönüp o kişiye bakıyordu. Aralarında  üç dört adım mesafe kalmıştı ki kapı açıldı. Kendisini içeriye nasıl attığını bilemedi. Hemen kapıyı kapatıp kapının yanına çöktü. Yaşadığı bu korku ona büyük bir ders olmuştu. Namaz bitene kadar bekledi. Namaz bittikten sonra bir tane kadının kızıymış gibi yanına yaklaştı annesi ile teyzesinin çıkmasını bekledi. Sonra annesi teyzesi birde Zeliş kapıdan çıktı. Hiç kimseye başına gelen bu olaydan bahsedemedi. Korktu yaşadığı şoku anlatarak tekrar yaşamaktan korkmuştu. O kapı açılmamış olsaydı ne olacaktı? Bu soruyu defalarca kendine sordu.  “Her defasında o zaman beni kaçırmış olsalardı kim bilir neler yaparlardı” diyordu O gün teyzesinin kızı Kader'in yanına oturmaya gelmişti. Bir araya geldiklerinde çay demler, çayın yanına mutlaka peynirli tost yaparlardı. Biraz oturduktan sonra gitmişti. Belki de onu görmek bu anısını hatırlatmıştı. Aynı mahallede dört sokak aşağıda oturuyorlardı. Bir an yaşadığı korku içine çökmüş nefes aldırmıyordu. Balkona çıktı bir sigara yaktı. Ortalık zifiri karanlıktı tıpkı o gece olduğu gibi, hiç kıpırdamadan durdu bir nefes daha sigaradan çekti. Karşı tarafa baktı. İbrahim balkonda dikiliyordu. Sigara içtiğini görmesin diye elini aşağıya indirdi. Havanın karanlığından zaten far edemezdi. Ne yapıyor diye biraz izledi. Sonra balkona çömelerek sigarasını son nefese kadar içti. Yatağına gitti. Başını yastığa koydu. Acaba seviyor muyum? Dedi “Sevmiyorum tabi ki bana ablasının düğününde yaptığını unutmadım daha" dedi gözlerini kapattığı o anlar tekrar tekrar yaşanıyordu sanki.. ☆Düğün salonunda herkes toplanmıştı. İbrahim de beyaz gömlek üstüne deri ceket giymişti. Saçlarını her zamankinden farklı yapmış baya da yakışıklı olmuştu. Kader de kendini daha bir özenli hazırlamış, çokta güzel olmuştu. Müzik başladı gelin ile damat ilk danslarını yapıyorlardı. Dans bittikten sonra yeni başlayan müzik eşliğinde elinde mikrofon olan bey; “Gelin ve damadı pistte yalnız bırakmayın herkesi dansa bekliyorum” dedi Kader ile Zeliş aynı masada oturuyorlardı. İbrahim elleri cebinde dikiliyordu. Bu anonsu duyunca ellerini cebinden çıkardı. Kader'in oturduğu masaya doğru yürümeye başladı. Kendilerine doğru İbrahim'in geldiğini gören Zeliş Kader'in kulağına “İbrahim seni dansa kaldırmak için geliyor baksana sana bakıyor" dedi Kader o kadar heyecanlanmıştı ki kalbi duracaktı. Derken geldi geldi masanın yanından geçti. Arka masada oturan Sevil'i dansa kaldırdı. O an Kader'in başından kaynar sular sanki döküldü. Dans müziği bitene kadar kafasını masadan kaldıramadı. Ne denmek ti bu şimdi? Sevil yine sıfır üç aradı derken sinirleniyordu. O an zaman durmuştu. Zeliş Kader'in yüzündeki o hayal kırıklığına şahit olmuş biraz sakinleşmesi için tuvalete gitmek istemişti. “Kader hadi kalk tuvalete gidelim” Masadakilere bir şey  belli etmemeye çalışıyordu. Mümkün değildi. Birisi neyin var diye sorsa hırsından ağlayacak duruma gelmişti. İki kuzen masadan kalktı tuvalete gitti. Kader hiç konuşmadı. Ama Zeliş ağzına geleni sayıyordu. “Bak sen şu Sevil'e hemen de kalktı dansa ne yılanmış bu kız istemem yan cebime koy der gibi aradığında oflayıp pufluyor, dansa kaldırdığında hemen kalkıyor”  Zeliş’in söyledikleri Kader'in içinden geçirdiklerinin yanında neydi ki. Kader avazının çıktığı kadar bağırmak istiyordu. O akşam bana bu yaşattığın hayal kırıklığının hesabımı vereceksin seni üzmek için elimden geleni yapacağım diyordu. Düğün bitene kadar hiç ayağa bile kalkmadı. Eğlenmedi yüzü hep asık oturdu. Aslında seviyordu İbrahim'i ama böyle yapması çok sinir etmişti. Düğün bittiğinde eve dönerken İbrahim'in teyzesinin oğlu Kader'i görünce seslendi; “Merhaba Kader" “Merhaba Fuat" “Aslında sana bir şey söylemek istiyorum. Uzun zamandır senden hoşlanıyorum. Niyetim ciddi bilmeni isterim" dedi Kader bugün yaşananlardan sonra ikinci bir şok yaşamıştı. Fuat'a baktı. “Lütfen sende beni yanlış anlama. Seni kırmak istemem. Bunları ne sen bana söyledin ne de ben duydum.” Dedi Fuat ile bu konuşmadan kimseye bahsetmedi. Söylediklerinde ciddiydi, Fuat söylememiş, oda duymamış farz ediyordu. ☆☆ Sonra gözlerini açtı yaşadığı öfke tıpkı o günkü gibiydi, kendi kendine söyleniyor İbrahim'e kızıyordu bir yandan da “Nereden gördüm seni akşam akşam sinirlerimi bozdun” dedi Sonra tekrar balkona çıktı. İbrahim halâ balkonda oturuyordu. Telefon numarasını gizledi. İbrahim'in numarasını çevirdi. Balkon kapısının yanına gizlenmiş bir yandan da onu gözlüyordu. Telefon çaldı. Ardından İbrahim'in sesini duydu “Alo kimsiniz?" Sesini duymak bile heyecanlanması için yetmişti. Sonra tekrar aradı. “Alo söylesenize kimsiniz?” Kader sonra içeri girdi. Yatağına yattı. Önce kendine âşık edecek sonra en olmadık anda terk edecekti. Hiç kimseyi söylemek olmazdı. Sessiz bir şekilde kimseye belli etmemesi gerekiyordu. Sabah oldu her zaman ki gibi evde aynı şeyler oluyordu. Kahvaltı yapılmış ev odalar toplanıyordu. Hafta sonu genel olarak babası bahçe ile uğraşır kendine iş bulurdu. Zil çaldı. Kader kapıyı açtı. Gelen İbrahim di; “ Nasılsın Kader  abin evde mi çağırır mısın” dedi “Evde bekle çağırayım” dedi İçeri gitti abisine seslendi. Odaya geçerken aynanın önünden geçti. Geri döndü bir daha baktı  kendine şok oldu. Altında renkli pijama , saçlar dağılmış elinde çalı süpürgesi kapıyı açmıştı. Aynaya bakarak konuştu; “Kız bu ne hal? Pasaklı seni kim beğensin? Tipe bak önce kendine bir çeki düzen ver. Hesap soracakmış birde bu halinle mi?”  Sonra kendine geldi. “İyice kafayı yedim kendi kendime de konuşmaya başladım deli önlüğü giymeye az kaldı.” Dedi  Annesinin ağrıları dinmişti. Ablasının doğumuna üç ay kalmıştı. Bebek için hazırlıkları devam ediyordu. Annesi tuhafiyeden bebek yünü almış kazak örecekti. Doğum sonbahar olacaktı . “Sıcak sıcak giyer" diyor bir yandan da benim kızıma ne de çok yakışacak diye seve seve örüyordu. Kader de kendine bir iş bulmak istiyordu. Şerife kapıya oturmuş elinde dantel yapıyordu. Anlaşılan çeyizini hazırlıyordu. Annesi ablasına çeyiz hazırlarken her yaptığı her aldığında ikişer tane alır koyardı. Kader de güzel elişi yapardı. Evdeki ipliklerden aldı. Şerife'nin yanına gitti.  “kolay gelsin Şerife ne örüyorsun” “Sağ ol hoş geldin Kader sehpa örtüsü örüyorum” “Örneği nasıl bakayım bayağı zora benziyormuş" “Bende başlasam iyi olur.” Şerife ile ikisi oturdular örmeye başladılar. Babası taş ocağında çalışıyordu. Bir süredir Kütahya’da tek başına duruyordu. Ev ile işi aynı anda götüremeyeceğini anlayınca Gülser teyze ile Şerife’yi de yanına istemişti. Şerife biraz sessiz kalıyordu. Bu sessizlik pek hayra alâmet değildi. Her zaman neşeli bir kızdı , konuşmaya bile sevinçli  başlardı. “Babam aradı. Kütahya’ya gelmemizi istiyor.” “Ee ne güzel işte değişik yerler görürsün” “Telefonda sesi hiç iyi gelmiyordu” “Nasıl yani" “Korkuyorum başına bir şey gelecek diye, üç ay sonra oradaki çalışma bitiyor” dedi Kader Şerife'nin korkusunu anlamıştı. Babaya o kadar düşkündü ki her gidişinde ilk kez gider gibi babasının arkasından ağlardı. Babası o kadar zaman orada kalmış hiç şikayet etmemişti, şimdi ne oldu da bizi istiyor yanına söylemediği bir şey mi var diye kendi kendine üzülüyordu. Evin tek kızı biraz da nazlı yetiştirmişti babası ama sadece babasına nazı geçerdi. Normalde erkek gibi hareketleri vardı. Üç tane abisi bir tanede erkek kardeşi vardı. Bu kadar oğlan çocuğun içinde yetişmesi onunda huylarına yansıyordu. Kader babasının ona kızım dediğini hiç duymamıştı. Her zaman adı ile seslendirdi. Önceleri babasının bu huyuna çok içerlerse de sonraları takılmadı. Sadece Kader'e karşı öyle değildi, ablasına abisine de hep adı ile seslenirdi. Babasının onları ne kadar çok sevdiğini bilse de duymakta istiyordu. Yan yana dahi yürüyemezler babası her daim önden yürürdü. Bir kez olsun babanın dizlerine yatıp uyumamış, saçlarını okşamamıştı. Aynı şemsiye altında kol kola giden baba kız gördüğünde imrenerek bakar kalırdı. Neden biri sevdiğimi göstermez, araya perde çeker duvar örer? Şerife babasına olan özlemini anlatırken Kader de içinden senin baban uzakta özlem çekiyorsun kokusuna hasretsin ya ben ne yapayım babam yanımda elimi uzatsam elini öpebilirim. Yanındayken uzak olmak daha acı veriyor insana daha çok canın yanıyor. Hiç bir zaman babasına kızmadı. Babası da sevgi nasıl gösterilir bilmiyordu. Babasının annesinin evde yanında olması çok büyük bir nimet olduğunun farkındaydı. Babası kızım demese de saçını okşamasa da sevgisinde emin di tek bir şüphesi yoktu. Evde çocuklardan biri hasta olduğunda ne yapacağını ne getirip yedireceğini bilemezdi. Her zaman en iyisini getirmek isterdi. ***Kız çocuklarınıza sevginizi gösterin. Yoksa dışarıda gördükleri sahte iki kelime sevgi sözcüğünün büyüsüne kapılabilirler. Büyü bozulduğunda büyük hayal kırıklığına uğrar dağılırlar.***  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE