4.Bölüm {Halk Cadıları}

1811 Kelimeler
Ailesi kuzeye doğru, Raid krallığına doğru gidiyordu. Ailesini son görüşüydü bu. Annesi üzülüyor olsa da tek kelime etmemişti gidişinin ardından. Onlarla aynı yöne gitmek istemedi. Güneye inmenin daha doğru olacağını düşündü. O bölgede daha çok ak cadılar vardı. Orasının her şeyin başlayacağı yer olacağını bilmeden... Harana'ya gitti. Önce kalacak bir han buldu. Sonra dışarı çıkıp Harana'nın nasıl bir yer olduğunu keşfe çıktı. Ticaretin döndüğü kalabalık bir şehirdi. Büyü konusunda katı kuralları vardı. Harana Kralı büyüden, cadılardan kesinlikle hoşlanmıyordu. Birinden şüphe ederse hiç düşünmeden yakardı. Burada da çok dikkatli olması gerekiyordu. Tanımadığı bu bölgede büyü yaparak para kazanmayı düşünmüyordu, en azından hemen. Aile adını kullanmayı düşünmüyordu. Kara büyüyle nam salmış bir aile herkese korkutucu gelirdi. Kendi adını duyurmak istiyordu. Tabi bunu yaparken de cadı Darmell'den kaçması gerekiyordu. Küçükken babası ve ölen abisiyle mağaralara gitmişti ancak o kadar yaşlı,çirkin cadının içinde hangisinin Darmell olduğunu bilmiyordu. Belki de hiç görmemişti. Neye benzediğini bilmediği bir cadı onu öldürmek istiyordu. Harana'da ki ilk günü sakin geçmişti. Gece yatağımda uzanırken artık ailesinin olmadığı gerçeğiyle yüzleşti. Sırtını dayayacağı ailesi ve ismi yoktu artık. Babası ne derse onu yapmıştı 15 yaşına kadar. Bu yaşından sonra yalnızdı. 11 yaşında şeytana bağlılığını göstermişti. Ailesinin yolundan gitmişti ve bunu istemişti. Yalnızca onlar gibi insanlara düşman değildi. Çok samimi olmasalar da hiçbir insanın kendisine zararı dokunmamıştı. Herkes hayatta kalmaya, yaşamaya çalışıyordu kendince. Ailesi çok daha fazlasını istiyordu. En ufak hatasında onu silmelerini de gururuna yediremiyordu. Sessizce ağlayarak uykuya daldı. *** Yanında çok fazla gümüş yoktu. Handa kalmaya devam etmek için çalışması gerekiyordu. Pazar alanına gidip hamallık yaptı. Çok fazla geliri yoktu ama yatacak yeri oluyordu. Yarı aç yarı tok yatıyordu. Harana'da kaldığı haftalarda etrafta ak cadıya da rastlamamıştı. Ailesinden burada ak cadılar olduğumu duymuştu ya hepsi kaçıp gitmişti ya da çok iyi saklanıyorlardı. Blayne, saklandıklarını düşünüyordu. İşin ilginç yanı enerjilerini de hissetmiyordu. Hazırladığı defterini odasındayken açıp baktı. Enerjiyi hissetmek için neler yapabileceğine baktı. Biberiye ve adaçayı yakması gerektiğini okudu. Yarın pazara gittiğinde şifalı otlar alırken bunlardan da aldı. Tezgahta ürünlere bakarken kamburu çıkmış, sopa yardımıyla ayakta duran yaşlı kadının bakışlarını üzerinde hissetti. Başıyla ona selam verdi. Ürünleri aldıktan sonra odasına bıraktı ve hamallık yapmak için pazara geri döndü. Kaleye kasalarca sebze, meyve taşıdı. İşi bittiğinde kalenin mutfağında çalışan kadın biraz meyve ve ekmek verdi. Dinlenmek için bir köşeye geçti kale bahçesinde ve etrafı gözlemledi. Askerlerin 2 tane çocuğu kollarından tutup zorla götürdüğünü gördü ve anlam veremedi. Ekmeğini bitirip kalktığında uzakta yine aynı yaşlı kadını gördü. Kara büyücülerin çok yaşlı ve çirkin olduğunu bilmese peşindekinin Darmell olduğunu düşünürdü. Ama Darmell insanların arasına karışmazdı. Yaşlı kadın bu defa gencin önünden geçip onu izlemesi için bakış attı. Blayne yaşlı bir kadından korkmaması gerektiğini hatırlattı kendine. Kendisi ondan daha güçlüydü. Ama ilk defa yalnız kalmıştı ve kararları tek başına alıyordu. Bunun verdiği güvensizlikten hoşlanmamıştı. Kaleden uzaklaştıklarında ve etraflarında insanlar azaldığında yaşlı kadın yavaşladı, gencin yanına gelmesini bekledi. "Bu gece seni kaldıpın hanın önünden alacağım. Uğursuz vakitlerde." Bu terimi cadılar ve büyücüler kullanırdı. Blayne kendisi cadıları ararken onların kucağına düşmüştü. Yaşlı kadın söyleyeceğini söylemiş giderken Blayne arkasından yetişti hemen. "Neden? Sen kimsin?" Yanında olmasına rağmen enerjisini alamıyordu. Bilmediği bu yerde başını belaya sokmak istemiyordu. "Gelirsen öğrenirsin genç büyücü." Kendinden kısa ve kambur kadın daha özgüvenliydi. Blayne bir şey demedi ve kadının gidişini izledi. Kendisi de hana geçti bir süre sonra. Enerjilerini nasıl sakladıklarını merak etmişti ve kendisi de yapmak istiyordu korunmak için. Ama notları arasında hiçbir şey bulamadı. Kara büyücüler, diğerlerinden saklanmak istemiyordu güçlerini görüp korksunlar diye. Gördüğü kadın çok yaşlıydı. Daha önce bu kadar yaşlı bir ak cadı görmemişti. Sormak istediği çok soru vardı ona. Zararlı biri gibi de durmuyordu. Gecenin gelmesini heyecanla bekledi. Pencerenin başından ayrılmamıştı. Güneş batarken insanların da evlerine çekilmelerini seyretti. Hilal tepeye yükseldiğinde, gecenin en zifiri karanlık zamanlarında yaşlı kadın dediği gibi hanın önüne gelmişti. Blayne onu fazla bekletmeden aşağıya yanına indi. Yaşlı kadın tek kelime etmeden ilerlerdi ve Blayne onu takip etti. Şehirden ayrılıp ormanın derinliklerine girdiler. Yalnızca attıkları adımların ve ağaçlardaki hayvanların sesleri duyuluyordu. Blayne'nın sabrı tükenip; "Nereye gidiyoruz?" Diye sorduğunda yaşlı kadın birkaç adım daha atıp bir kütüğün üzerine bıraktı kendini. "Neden enerjimizi bulmak istedin? Pazardan aldıklarını gördüm." "Sadece etraftaki cadıların, büyücülerin kim olduğunu öğrenmek istedim kendimi koruyabilmek için. Kötü bir niyetim yoktu. Kimse bana saldırmadığı sürece tehdit oluşturmam." Yaşlı kadına göz dağı vermek istedi. "Ama ailen kara büyücü. Senin varlığın bile tehdit." Yaşlı kadın kendinden çok emindi. Blayne, yaşlı kadının kendisi hakkında neler bildiğini merak etti. "Olabilir ama ben kara büyücü değilim. Kendi ailemi terk ettim, ak cadıları ve insanları korudum. Kimseye zararım yok yalnızca tek başına yaşamaya çalışan bir büyücüyüm o kadar." Kadının üstüne yürüdü onu korkutmak için. "Büyücü olduğunu söyleyip durma. Yanlış kulaklar işitirse kendini kazığa bağlı halde bulursun. Kızlar." Deyince her bir yandan pelerinlerle başlarını kapatmış kadınlar çıktı. Blayne işinin bittiğini düşündü. Kadınların arasından birinin sesi yükseldi. "Size söylemiştim, o ailesi gibi değil." Blayne karanlık ormanda hayatını kurtardığı ak cadıyı tanımıştı. Onu burada görmeyi beklemiyordu. Ak cadı bir adım öne çıktı. "Amy'i buradaki cadılara emanet etmek için geldim." Blayne'nın kafası çok karışmıştı. "Hepiniz ak cadısınız." Etrafında dönerek her birine bakmaya çalıştı. Doğduğundan beri kara büyücüler ve kara cadıların arasında büyümüştü. Ak cadıların karanlık efendiği reddettiği için kirli olduklarını söylerdi ailesi. "Peki sen neden bu kadar yaşlısın?" Yaşlı kadın dahil diğer cadıları da güldürmeyi başarmıştı Blayne. "Sen saf kötülüğün içine doğmuş birisin ama hiç öyle durmuyorsun." Yaşlı kadın konuşurken cadılar çember oluşturup etrafına oturdu. Blayne da kadının tam karşısına bağdaş kurdu. "Bizler ak cadılarız ama kendimize Halk cadıları deriz. İnsanlara zararımız değil yararımız dokunur. İyileştiririz, gelecekten haberler veririz, havayı değiştiririz. Yaşlıyım çünkü gücümü kötülük için kullanmadığımdan karanlık efendi bana uzun bir ömür bahşetmedi." Blayne içinde bulunduğu büyücülük dünyasıyla alakalı ne kadar az ve yanlış bilgiler öğrendiğini anladı. "Ve bu gece burada benim için toplanmak mı istediniz?" Sözleri küçük kızları güldürüyordu. Komik olduğunu düşünmezdi Blayne. "Bu bölgeye çoğunlukla ak cadılar gelir. Webster ailesinden birinin topraklarımıza geldiğini duyunca her ihtimale karşı tedbir aldık. Ancak seninle ilgili çok iyi şeyler duydum. 4 ak cadının hayatını kurtarmışsın, insanları korumak istemişsin. Seni de aramıza almaya karar verdik." Yaşlı kadının sesi o kadar ince ve naif geliyordu ki gecenin sessizliğinde, Blayne farkında olmasa bile huzurlu hissediyordu. Etrafına baktı diğer kadınların tepkilerini görmek için. Hepsi halinden memnun görünüyordu. "Tek erkek ben değilimdir umarım." Kıkırdamalara alışmışlardı artık. "Dediğim gibi burada ak cadılar çoktur, insanlar bilmez tabi. Kadınların kendini koruması erkeklerden daha zor. Bizler bir arada olduğumuzda güçlüyüz. Büyücüler başlarının çaresine bakabileceği için çekip gittiler. Harana'da en ufak bir şüphe seni ipe götürür." Kadın, genç delikanlıyı bilgilendirmek istiyordu. Ayrıca başlarında bir büyücü olması kızların kendini güvende hissetmesini sağlardı. Hem de bu genç gelmiş geçmiş en güçlü büyücü ailesinden biriyse. "Siz neden gitmediniz peki? Hep beraber daha güvenli bir yere gidemez miydiniz?" Blayne onlar için üzülmüştü. "İki sebepten ötürü gitmedik. Birincisi bir kehanet var. Masumları koruyacağına inanılan iyilik sever bir ruhun insan bedeninde yeryüzüne ineceğine dair. Bu kehanete inanıyoruz ve onun hakkında daha çok bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz. İkinci sebebimiz ise, cevher çocuklar." Serin bir rüzgar esti. Kimse tarafından yakalanmamak için ateş yakmıyorlardı. Kızlardan biri Blayne için şalını verdi. Kendisi de cadı kardeşlerinden birinin pelerininin altına sığındı. "Cevher çocuk nedir?" Blayne dünyadan bir haber olduğunu anladıkça canı sıkıldı. Ailesindeki en büyük büyücü olmak isterken ne kadar cahil olduğunu fark etti. "Cevher, değerli demektir. Bazı çocuklar doğuştan gelen bir yetenekle doğar. Bu ailesinden gelmez, büyü yoluyla elde edilmez. Yaradan'ın mucizelerinden biridir. Kimisi hayvanların dilinden anlar, onlarla konuşur. Kimisi bir boğa kadar güçlüdür ormandaki en yaşlı ağacı kökünden sökebilir. ... Bir de bir çocuk tanımıştım insanların akıllarından geçeni duyabiliyordu ama çok yaşamadı. Belki daha faklı yeteneğe sahip çocuklar da vardır ama biz denk gelmedik. Harana askerleri cevher çocukları toplar ve öldürür. Sayıları az ve askerler bizden önce onları buluyor. Çocuk oldukları için saklanamıyorlar. Onları koruyabilmek için buradan gitmiyoruz. Ayrıca burası bizim evimiz, gidecek başka bir yerimiz yok." Yaşlı cadı kızları başka bir yerde koruyamayacağını düşünüyordu. Çıkacakları yolculukta hayatta kalmazdı muhtemelen. Yaşadığı sürece kızı bellediği cadıları koruyacaktı. Blayne'nın aklına bugün kalede askerlerin zorla götürdüğü çocukların görüntüsü geldi. Cevher oldukları için suçluydular. "Yani cevherler bizim gibi karanlık efendiye bağlı değil. Bu onların seçimleri değil ki. Hem onlar daha çocuk." Kendi ailesi için acımasız derdi Blayne ama insanların da pek farkı yokmuş. "Büyümelerini beklemeden öldürüyorlar. Şeytana hizmet ettiklerini düşünüyorlar. Oysa bilmiyorlar ki şeytana hizmet etmek için ödün vermen gerekir. Güç almak için kendini feda etmelisin." Yaşlı kadın, Blayne'nın anlamadığını gördü. Ama diğer cadıların önünde onu rencide etmeyecek şekilde açıklamaya yaptı. "Karanlık efendi özellikle büyücü ailelerinin çocuklarına 11 yaşında uğrar. En saf, en masum olduğumuz zamanlarda. Güçle, çeşitli vaatlerle kandırıp çocuğu kendisine bağlar. Bu seçimde ailelerin de tavrı çocukları etkiliyor tabi. Karanlık efendi kendi çıkarları doğrultusunda olmadığı sürece kimseye gücünden bahşetmez. Adımız onun kitabında yazdığı sürece bizden bir istek hakkında bulunabilir. Ne isteyeceği bilinmez ama yaparsın. İstemesen bile yaparsın, yapmak zorundasın çünkü tüm benliğin artık onundur. Her gücün bir bedeli vardır." Blayne karanlık olduğu için mutluydu. Yoksa gözlerinden akan yaşları cadılar görürdü. Ailesi tarafından kandırılmış olmak onu hüzne boğmuştu. Sahip olduğu güçten ilk defa korktu. Islanan gözlerini çaktırmadan silerken yaşlı kadın ayağa kalktı. "Bundan sonra sende bizimlesin Blayne, Halk büyücüsüsün. İçimizdeki tek erkeksin. Senden çok şey beklersek kusurumuza bakma." İlk defa gördükleri bu insanlar arasında birden sevildiğini hissetti. "Elimden gelenin fazlasını yaparım." Cadıya saygısından başını eğdi. Babası bir ak cadının önünde edildiğini görse başını koparırdı. Blayne diğer cadılarla da tanıştı. Hatta bazılarını pazarda görmüştü ve cadı olduklarını anlamamıştı. Çok iyi saklanıyorlardı. Onlardan öğrenecekleri çok şey vardı. Ama onlara çok şey de öğretebilirdi. Abisinin eline verdiği ve yaktığı kitap kendi yazdığı kitaptı. Aile kitabını yakmak gibi bir aptallık yapmazdı. İçinde çok fazla bilgi vardı, yok olmasına izin veremezdi. Hayatını kurtardığı ak cadı, gitmeden önce Blayne'ı ziyaret etti. Amy, halk cadılarına katılmak istemişti. Kendi kızları ise kaçmak istedikleri için anneleri çareyi Amy'yi halk cadılarına emanet etmekte bulmuştu. Onun sayesinde Blayne halk cadılarının arasına katıldı. O, cadılara Blayne'ın iyi birisi olduğunu anlatmıştı. O da Amy'ye bakacağına dair söz verdi. Hep abileri olmuştu ve abileri tarafından sürekli kıskanılmıştı. Şimdi kendisi hiç tanımadığı birinin abisi olmayı teklif etmişti. Tek bir kararı tüm hayatını ve hayata bakış açısını değiştirmişti. Cadılarla tanıştı, onlara nasıl ulaşacağını öğrendi. Yaşlı cadı Gloria, Blayne'a koruyucu ruh ve cevherlerle ilgili daha çok şey öğrenmesini tembih etti. Erkek olduğu için kadınların giremediği yerlere de girebilirdi. Gloria ile yalnız kalınca Blayne içini kemiren soruyu sordu. "Kara büyücüler şeytana tapmayı lütuf olarak görürler. Peki ak cadılar neden şeytana biat ediyor?" "Şeytanın işlerine akıl sır ermez. Onu dinlememenin de bir bedeli vardır. Kısa hayatlar, yetersiz güçler, doğurduğun ilk erkek evlat... Ne isteyeceği asla belli olmaz. Bazı ak cadı anneler kara büyü yapmamanın bedelini kızlarını ona sunmakta bulur. Biz de bu aldığımız gücü doğanın dengesini korumak için kullanırız." Gözlerinde geçmiş canlandı ama Blayne'a kendi geçmişini anlatıp onu üzmeyecekti. Blayne'nın söyleyeceği pek bir şey yoktu bunun üzerine. Bir anne ya da babanın evladını feda etmesini anlamıyordu ve anlamayacaktı. Genç yaşlarında böyle düşünüyor olabilirdi ama hayat ve yaşadıkları onu yalnızca evladını değil tüm soyunu feda etmeye zorlayacaktı yıllar sonra...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE