KIRIK VALS-"YARA"

395 Kelimeler
29.07.2012  Eski bir şarkı çalıyor, var olmadığım bir zamandan kopup gelmiş; kırık bir melodi. Sanatçının sesi tanıdık, sözler yabancı ama ritim ruhumu ele geçirecek kadar etkili. Tamamen yabancı olduğum bir ortamda, biçare bir şekilde otururken kapıdan en yakın dostumun girdiğini görmüş gibi rahatlıyor, gözlerimi kapatıyorum. Sesler uğultuya dönüşüyor, kalabalık artıyor ama ben bir şekilde oradan sıyrılmayı; kendimi soyutlamayı ve yok olmayı başarıyorum. Bedenim şarkının ritmine uyumla kıvrılıyor, havadaki zerrelere dönüşüyor onlara karışıyorum. Yeşil elbisemin desenleri bana gülümsüyor, üzerindeki kahverengi leke ellerime bulaşmış kahkaha atıyor. Sıyrılamayacağım bir kâbusun içerisinde yabancı şahitler huzurunda yalancı bir dünyaya sarılıyorum. Ruhum dansın doyumuna ulaştığında adımlarım duruyor ve gözlerim karmaşık ışıklarla renklenen ortama açılıyor. Şarkı bedenimle eş zamanla durmuş ama dans etmeyi bitirdiğim için umurumda değil. Gözlerim; kalabalığı gelişigüzel, fütursuz bir bakışla süzüyor. Başım bar bölümüne döndüğünde ise geceden ve dahası ruhumdan daha kara bir çift gözle çarpışıyorum. Sarsıntı büyük, sonuç ürkütecek kadar ağır. Kara, kapkara. Mesafeye rağmen kendini belli edercesine keskin, susmuş müziğe rağmen ruha mırıldanılan bir senfoni etkisiyle vals isteği uyandırarak kadar huzurlu. Yabancı ama bir o kadar da aşina. Kuvvetli adımlarla gerçekleştirilen kırık bir vals... Bara doğru ağır adımlarla ilerledikçe ruhuma açılmış yara, acımasın diye dudaklardan bırakılan hava etkisi görüyor. Bakışları benden ayrılmıyor, ben yaklaştıkça yara hava alıyor. Acı hafifliyor, korkuyorum. Kara gözler artık daha da yakınımda ben daha çok korkuyorum. Çünkü tüm bu keşmekeşin içerisinde beni iyileştireceğini fısıldar gibi bakması tehlikeli, verdiğim kayıplar ve yalnızlığım elimden gitmesin; bu acı hep içimde kalsın istiyorum. Cehennemi kendi ellerimle kucaklıyor, sıcak lavlara başımı yaslıyorum. Bir ateş parçasına dönüşüp kül olmayı düşlüyorum. Kurtuluş iyileşmekte değil, bir çift kara göz beni cennete götüremez; ben cehennemde olmalıyım. Bar taburesine oturduğum andan itibaren hala üzerimde olan gözlerine bir kez olsun bakmamak için kendimle büyük bir savaş başlatıyorum. O beni seyrediyor; diğerleri gibi iğrenerek ya da korkarak değil, en derinlerde yer alan sırlarıma bütün çıplaklığıyla şahit olurcasına yoğun ve sessiz bakışlar eşliğinde... Tek bir kelime etmeden, yorumda bulunup beni parçalara ayırmadan... Kaçıyorum karanlıktan cehennemin eteklerine. Yaşadım zannedip bütün yaşananları cam fanusun içine hapsediyorum ve kendime yalandan bir dünya kurup orayı gerçek belliyorum. Sırrı çözülemeyen derin kara gözleri ardımda bırakıp zamanın bir noktasında yeniden karşılaşacağımı bilmeden kendimi zehirli zincirlere doluyor ve cehennemin en büyük ateşine dönüşüyorum. Ruhuma açtıkları büyük yaranın hesabını sormak adına, bir gün bütün şeytanları yakıp yıkmak için ateşimi harlıyorum. Yaralar elbet bir gün iyileşir ancak izler baki kalır, ben bunu çok iyi biliyorum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE