"Hoş geldin!” diyen genç adam karşısında ki kişiye kollarını açarak beklemişti. Seichi karşısında gördüğü kişiye gülümsemesi ve "Senin bu saatte burada ne işin var?" diye sorarken sıkıca sarılmıştı.
"Seni çok özledim. Senin bu iş kolikliğinden bıktım. Ne zaman projeye başlasan beni unutuyorsun" dedi.
Genç adam gülümseyerek onun elinden tutmuş ve salona kadar çekiştirmişti.
"Ne kadar kalacaksın?" diye soran genç adam oturduğu yerden yeniden genç kıza sarılmıştı.
"Aslında bir hafta kalmayı düşünüyordum" dedi.
Seichi elini alnına vurarak " Ah bilseydim o çatlak kadını işe almazdım" deyiverdi. Genç kız kaşlarını havaya kaldırarak "İşe birini mi aldın, ne zaman?" diye sorunca Seichi saate bakmıştı.
"Evet birini aldım ama önerilerime kulak asmıyor. Baksana hala dönmedi." dedi. Genç kız onun bu halime gülerken Seichi huzursuzlaşmaya başlamıştı. Ona saat onda dönmesini söylemişti ve o hala denemişti. Dişleri sıkarak "Galiba pes etti... Gelmediğine göre" diyen genç kız Seichi'nin boynuna sarılarak "Sen dayanılmaz birisin. Söylesene bu kaçıncı oldu?" dedi.
Genç adam onun kendisi ile alay ettiğini anlamış ve kanepe üzerine giderek onu kıtıklamaya başlamıştı. Genç kız pes ederek ona bırakması için yalvarıyordu. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Seichi ise daha da ileriye giderek bir ayağını onun bacaklarının üzerine atmış, onun kurtulmasını engellemişti. Ama aniden gelen sert darbe ile kanepenin kenarına düşerken az önce kurtulmaya çalışan kızın hızla çekilerek ondan uzaklaştırıldığını fark etmişti.
"Seni sapık. Ona ne yapmaya çalışıyordun. Seni..." diyerek üzerine doğru yürüyen Misaki ile göz göze gelince şaşkınlıkla ne yapacağını bilemezken refleks olarak onun darbelerinden kurtulmaya çalışıyordu. Seichi fark etmeden ondan kaçmaya başlamış, Misaki de elindeki ağır çanta ile ona söylenerek onu yakalamaya çalışıyordu.
"Sen.... Sen bir sapıksın. Seni öldüreceğim. Nasıl olurda bu yaştaki bir genç kızı tacizde bulunursun..." diye devam ederken Seichi şaşkınlık ile duraksamıştı. Sesinin yüksek çıkışına aldırış etmeyerek "Taciz mi?" diye bağırmıştı. Son anda Misaki'yi kollarından yakalayarak onun saldırısını engellemiş ama onunla birlikte yere düşmekten kurtulamamıştı. Onları şaşkınlıkla izleyen genç kız ikisini yere düşmesi ile kahkahaya boğulmuştu. Ani gelen kahkaha ile ikisi de kendisine gelmiş ve bulundukları durumu fark edince hemen toplanarak ayağa kalmışlardı.
" Sen neye gülüyorsun küçük cadı?" diye çıkışan Seichi sinirli bir şekilde Misaki'ye dönmüştü. "Ve sen nasıl bana saldırmaya cüret edersin. Ayrıca eve nasıl girdin. Alarm çalmadı" diye çıkışınca genç kız hala karnını tutarak gülüyordu.
"Dayı kendine hoş bir çalışan bulmuşsun!" dediğinde Misaki şaşkınlık ile "Dayı mı?" diye mırıldanmıştı.
"Ah evet o benim dayım. Senin adın ne, benim adım Sakura" diyerek ona sıcak bir gülümseme ile karşılık vermişti. Seichi sinirlenerek " Sakura sen odana, bu kadar eğlenme yeter ve sen bunu unutmayacağım" diyerek hala kendisine korkusuzca bakan Misaki'ye delici bakışlarını yönlendirmişti. Misaki sessizce odadan çıkarken Seichi sert bir sesle "Bana kahve getir ve öyle yat" diye ona emir vermişti.
Misaki öfkeli bakışını ona yönetirken Seichi "Sana eve nasıl girdiğini sordum, hala bir cevap bekliyorum" dediğinde genç kız alaycı bakışlarını kaldırarak "Nasıl olabilir, tabii ki şifre ile" dedi. Seichi şaşırarak "Sana şifreyi söylediğimi hatırlamıyorum" dedi. Misaki hafif bir gülümsemeyle "Evet söylemedin ama sabah gösterdin" dediğinde Seichi onun dikkatine şaşırmıştı. Ama sonra onun sözleri ile yeniden sinirlenmişti.
"Düşündüğünüz kadar dahi değilsiniz Bay Seichi. Evinizin güvenliği o kadar iyi değil. Her şeyi akıl etmişsiniz ama giriş çıkış şifrenizin farklı olması gerektiğini düşünememişsiniz" dediğinde genç adam alt edilmenin siniri ile hiç bir şey söyleyememişti. Ona bakan genç kız yüzdeki zafer kazanma ifadesi ile "İyi geceler efendim, tabi uyuyabilirseniz" diyerek hızla odasına yönelmişti.
Onun arkasından bakan genç adam öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu. Sonra ekrana dönüp baktığında merak ettiği tek şey onun bu sözleri ile eğlenip eğlenmeyeceğiydi. Ama odaya giren Misaki ışığı açmadan üzerindekileri çıkarmaya başlamıştı. Ama bilmediği şey kameraların gece görüşlü olduğu için onu hala görüntüleyebildiğiydi.
Üzerindekileri çıkaran genç kız ince askılı bir bluz ve alttan kısa bir şort ile kalmıştı. Seichi öylece donup kalmıştı. Kıpırdamıyordu. En kısa sürede ev hakkında daha fazla bilgi vermeliydi. Misaki yatağa uzandığında otomatik açılan gece lambası ile gözlerinin kamaşması sonucu biranda gözlerini yummuştu. Ağır bir şekilde gözlerini açarak kolunu alnına dayamıştı.
Bu günü gerçekten onun için zor geçmişti. Seichi zorlukla işine odaklanabilmişti. Sonunda tekrar aklına Misaki'nin sözleri gelmişti. Şifreyi değişirse iyi olacaktı. Ayrıca güvenlik şirketine de iyi bir azar çekecekti. Kendisini uyarmaları gerekiyordu ama onlar bunu yapmamıştı.
Evdeki her şey sponsorlar sayesinde yapılıyordu. Bunun için tek kuruş harcamasına gerek kalmadığı gibi oldukça hatırı sayılı bir servet yapmıştı.
Japonya'nın en zengin mühendislerinden biri olurken Kore'nin de en iyi dekorasyoncusu olmuştu. Ama hayatı hep pamuk ipliğine bağlı gibi yaşıyordu. Rahat gezemiyor ve dışarıda fazla vakit geçiremiyordu. Derin nefes alan Seichi saate bakınca hafif gülümsemiş ve aynı anda masasının altındaki düğmeye basarak ekranı izlemeye başlamıştı. Odak
noktası Misaki'nin odasıydı.
Misaki uykusunda hafif dönerek rahat bir pozisyon bulmuş ve iyice yayılmıştı. Seichi 'Bakalım küçük hanım uyandırma tekniğimi beğenecek mi?' diye söylenerek bastığı düğme sonucu gözlerini ekrana dikmişti.
Misaki odasında büyük bir ordunun savaşa şanlı bir şekilde giren askerler için çalınan borazan sesi ile yatağından fırlamış ve dengesini sağlayamayarak yataktan altına düşmüştü. Seichi bunun acımasızca olduğunu biliyordu, yine de gülmeden yapamamıştı. Genç kız şaşkınlık ve belirgin bir afallama ile etrafına bakınırken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Odası hala yüksek sesle çalan davul ve borazan müziği ile doluydu. O ses kulaklarından birkaç hafta çıkmayacak gibiydi. Ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Ama bir süre sonra başını kaldırdığından tavanın içinden yanan kırmızı bir ışık görünce ne olduğunu anlamıştı. Oldukça öfkelenen Misaki dişlerini sıkmış ve sinirli bir şekilde odadan çıkmıştı.
"Bu da neydi böyle?" diye öfke ile soran genç kız karşısına ki adamın gülmemek için zorlandığını görebiliyordu. Seichi oldukça umursamaz bir şekilde "Ne oldu, uyandırma servisini beğenmedim mi?" diye sorunca Misaki hızla onun üzerine doğru ilerlemişti. Seichi "Hemen orada dur. Tek adım daha atarsan kendini bu saatte kapıda bulursun" diyerek onun hızını kesmişti.
Misaki öfke dolu sesi ile "Bu nasıl işkencedir? Bir şekilde uyandırma olmaz. Savaşta değiliz. Ordularına haber mi veriyorsunuz?" diye sesini yükselmişti. Genç adam kendisini tutarak "Üzgünüm bir daha ki sefere daha güzel bir siren kullanırım" dediğinde Misaki daha da öfkelenmişti.
"Aman ne büyük mutluluk" derken Misaki'nin sesi olabildiğince alaycı çıkmıştı. Seichi gülümseyerek bakmış ve bir anda ciddi yüz ifadesini takınarak "Kahve saatim geldi, umarım akşamkinden daha güzel kahve yaparsın" diyerek onu önemsemeden masasının başına geçmişti. Misaki çıldıracak gibi olmuştu.
"Ya yapmazsam ne olacak. Saat gecenin dördü ve..." Misaki konuşmasına devam edememişti. Seichi ona ters bir bakış atarak "Sana yirmi dört saat çalışacağını söylemiştim. Ona göre de maaş alacaksın" dedi. Misaki dişlerini sıkarken bir şey söylemenin anlamsız olduğunu fark etmişti. Tam salondan çıkacağı sırada gördüğü şeyle donup kalmıştı. Dahası yaptığı şey ile de...