Kırık

1881 Kelimeler
Neredeyse bir saatin sonunda evimin olduğu siteye geldik. Güvenlikten geçerken görevliler beni motorun arkasında gördüklerinden dolayı epey şaşırdılar. Motorun arkasında gördükleri Armağan, her gün kırmızı ve gösterişli audisine binen, ayakları yere sağlam basan, editör Armağan'dan farklıydı. Umursayacak mıydım? Bu gecelik hayır! Üzerim deri ceketin korumasında kalırken aynı şey bacaklarım için geçerli değildi. Hem uzun süre aynı pozisyonda durmaktan hem de soğuktan oldukça kasılmıştı. Yavaş hareketlerle motordan inip Sinan'la karşı karşıya geldim. Ona bakınca bana sırıttığını gördüm. "Neden gülüyorsun?" Kucağında tuttuğu kaska kolunu dayarken başını yere eğip kaldırdı ve ciddiyetle bana baktı. Suratını anında toplamasının onun için hiçte zor olmadığını biliyordum. Soruma cevap vermeyip oturduğum apartmanı ve etrafını tanımaya çalışarak inceledi. Sonunda bakışları beni bulduğunda kollarımı göğsümde birleştirmiş ona bakıyordum. "Teşekkür ederim." Kaşlarını havalandırıp başını hafifçe eğerek teşekkürümü kabul etti ama bakışlarında kararsızlık geziyor gibiydi. Öyle ki ayağını ritmik bir şekilde hafif hafif yere vuruyordu. Birbirimize bakıyorduk. Buna son verip gözlerimi kaçırdım. "İyi geceler." Konuşmayacağını düşündüğüm için hızla arkamı dönüp girişe yöneldim. "Armağan?" Adımlarım sanki bunu bekliyormuş gibi durdu. Çünkü meraklı yanım ne söyleyeceğini duymak istiyordu. Bazen o meraklı yanımı evire çevire dövmek istiyordum. Ah Armağan ah! Yine de istekli görünmemeye çalışarak yavaşça başımı Sinan'a çevirdim. "Bu gece için kalacak bir yere ihtiyacım var." Ne demek istediğini anlamıştım ama anlamamazlıktan gelmeyi tercih ettim. "Son sapaktan önce ki caddenin ilerisinde butik bir otel var." Geldiğimiz yol üzerindeki yeri tarif ederken beni dinlemediği açıktı. "Kalmak istediğim yer orası olsaydı giderdim." Yorgun görünüyordu. Tek omuzumu kaldırdım. "Eminim internetten istediğin gibi bir yer bulabilirsin." Yeniden önüme dönüp gidecekken söylendi. "Hadi ama Armağan! Aynı şeyi sen istesen ben asla reddetmezdim!" Doğru! Asla geri çevirmezdi. Ama o kadının olduğu evde kalmak isteyeceğimi düşünmesi, beni oldukça sinirlendirdi! Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyordu?! Onca yaşanandan sonra nasıl bunu benden isteyebiliyordu?! Nasıl?! İçimden öfkeyle geçirdiğim tüm o şeyleri yüzüne bağıra bağıra söylemek istedim! Kahretsin ki yapamazdım! Kendimi tutmak için aklıma başka düşünceler getirmeye çalıştım. Bu akşam sabırla sınanıyor olmalıydım. Yaşadığım acı, geçmişin pası. Hislerim dahi karman çorman olmuştu. Neden hep üst üste gelirdi ki?.. Haykırmak istediklerimi düğümlenen boğazımdan zorla aşağı gönderdim. Ne ara ağlama moduna girmiştim kestiremiyordum.Dudaklarım titriyordu. Nefesim düzensizleşmişti. Yeniden ağlamaya başlamadan önce buradan uzaklaşmak zorundaydım. Beklemeden yürümeye devam ettim. Anahtarımla dış kapıyı açacağım sırada elimi tutarak beni durdurdu. Geldiğini fark etmemiştim. Başımı kaldırıp baktığımda yüzünde garip bir burukluk vardı. "Ne kadar uygunsuz olduğunun farkındayım Armağan. Mecbur kalmasam asla istemezdim. Biliyorsun!" Biliyordum... En son bana 'karşıma bir daha çıkma' dediğini hatırladığım gibi, varlığımın onun için işkenceden farksız olduğunu bildiğim gibi, varlığının etime tırnaklarını geçirip kanattığını hissettiğim gibi, biliyordum! Bu acıya katlanarak ona evimi açabilir miydim? Üstelik... "Eminim karın mecburiyetini hafifletecektir. Neden yanında olmadığını bilmiyorum ama..." Karşılaşmamızdan beri meraklı yanımın öğrenmek istediği yegane şey, Melda... Ah dilimi tutamamıştım. Aptal Armağan! O aşkından geberen kadın, neden Sinan'ın yanında değildi? Bir türlü bu merakımı bastıramıyordum. Gerçeği; bana neyse?! "Biraz uzun bir mesele. Anlatırım." Sinan'ın o mavi gözlerinde ilk defa pişman olmuş gibi bir ifade gördüm. O asla pişman olmazdı. O, hayatında yaşadığı kötü olaylara bile lanet etmez onları kabullenirdi. Ancak o pişmanlık tohumları ve samimiyet? Yanında olmadığı belliydi. Belki de tek başına dönmüştü. Kararsız kalmıştım.Ne yapmam daha doğru olurdu? Kestiremiyordum. Gözlerimi kapadım ve bir an önce karar vermek için aklımı yokladım. Sonunda başımı eğdim ve giriş kapısını açtım. "Motorun burada durması yasak. Otoparka koy. 7. Kat, daire 21." Gergin ifadesi yüzünü terk etmişti. Bakışlarıyla bana teşekkür edip motorun yanına gitti bende binadan içeri girdim. Karanlık dairemin içine dışarıdan süzülen ay ışığı aydınlık yayıyordu. İlk yaptığım topuklu ayakkabılarımı çıkarmak oldu. Ardından ışığı açtım ve ayaklarıma dolanan kedimle göz göze geldim. Art arda mırıldanıyor ve sürtünüyordu. Saat iyice geç olmuştu ve jüliet muhtemelen sevilmek istiyordu. Akşam çıkmadan önce mamasını ve suyunu kabına koymuştum. Aç olduğunu sanmıyordum. Eğilip kucağıma alacağım sırada kapı çalınca otomatiğe basarak kapıyı açtım. Kızımı kucağıma alarak koltuğa oturdum. Az bir süre sonra aralık bıraktığım kapıdan içeri Sinan girdi. "Kapıyı hep açık mı bırakırsın yoksa dalgınlığına mı geldi?" "Geleceğin için açık bıraktım." Uğraşmamak için olanı söylerken bu onun hoşuna gitmemiş gibiydi. "Güvenliğin ne kad-" Sinan'ın güvenlik konusunda ne kadar takıntılı olduğunu biliyordum. İşi karakterine izler bırakmıştı ama bilmediği bu çevrenin güvenilirliğiydi. Ona yabancı gelen bu yer benim yuvamdı. Devamını duymak istemedim. "Bu site fazlasıyla güvenlikli. Ve daima tedbirlidir." Sesim istemeden biraz sert . Onun konuşmasını böldüğüm an çok konuşmaması gerektiğini anladı. Kucağıma ensesini okşamayı sürdürdüğüm kediye baktı. Suratını buruşturması aynı esnada oldu. "Umarım gece o tüy yumağını kapatıyorsundur?" Sinan'ın kedilere bir garezi olmasa da yere dökülen tüylerinden haz etmediğini biliyordum. O, köpek severdi. Jüliet hakkında ne söylendiğini anlamış gibi dik dik Sinan'a bakıyordu. Bunu yadırgamıştım çünkü şimdiye kadar kimseye öyle bakmamıştı. Okşamayı sürdürüp hala ayakta duran Sinan'a baktım. "Otursana." Pek nazik davranmadığımın farkındaydım ama bunu ne kasten yapıyor ne de umursuyordum. Zaten Sinan'ında umurunda değil gibiydi. Çaprazıma düşen sarı berjer koltuğa oturup bakışlarını salonda gezdirdi. "Senin için fazla büyük bir ev gibi." Evet salonum büyüktü ama abarttığı kadar değildi. "Muhtemelen başka oda olmadığı içindir." Öyleydi. Yatak odası, mutfak ve kocaman salon harici başka oda yoktu. "Burada yatacaksın." Başımın yerine kocaman bir taş taşıyormuş gibi hissediyordum bedenimin üzerinde. Omuzlarım hiç olmadığı kadar gergindi. Jüliet'i yatağına bırakıp kapıya yöneldim ve biraz önce çıkardığım ayakkabılarımı elime aldım. Sinan'ı orada bırakıp yatak odasının olduğu koridora yöneldim. Ayakkabılarımı ait olduğu dolaba koyup misafir için ayırdığım yatak örtülerini almak için dolaba uzandım. Başımı yukarı kaldırdığım anda gözlerimin önünden geçen karaltılar ve başımın dönmesiyle dolaba tutundum. Hareket etmeyip gözlerimi açmadan geçmesini bekledim. Beni yere serecek kadar kuvvetli bir dönmeydi. Dakikalar geçmesine rağmen sadece bir nebze hafiflemişti. Düşmemeye çalışarak yatağın üzerine oturdum. "Sinan?" Sesimin yeterince yüksek çıkıp çıkmadığından emin değildim. "İyi misin?" Oturduğum halde her an düşecekmiş gibi hissettiğim başımın ağırlığını elimle destekliyordum. "İyiyim. Şu dolabın en üst rafında çarşaf ve battaniye var." "İyi olduğuna emin misin?" Gözlerimi tam açamasam da yakınıma geldiğini biliyordum. Dışarıdayken hissetmediğim o ferah kokusu burnumdan süzülerek ciğerlerime doldu. Kokuyu duymamla beraber onun kokusuna bulanıp sarılarak uyuduğum anlar hayalime geldi. Sanki dün gibiydi. Neredeyse beş yıl önce yaşanmış bir dün. Taş temelin üzerinde yemek yediğimiz, ışıklı sokaklarda dolaştığımız, bazen kanepede uyuduğumuz ve soluksuzca seviştiğimiz... Burnumun direği özlemle sızlarken ciğerlerimin onun kokusunu bırakmamak için aldığı nefesi tuttuğunu anladım. Sinan'ın evimde kalmasına nasıl izin vermiştim? İçmemiştim ama hiç aklı başında biri gibi de davranmıyordum. Biraz önce kendimi evire çevire dövmek istediğimi mi söylemiştim? Uçurumdan atlasam daha iyiydi! Benim derdim neydi, ben ne düşünüyordum. Derin nefes aldım ve yavaşça gözlerimi araladım. Karaltılar giderek azalıyordu. Sinan'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum ama dönüp ona bakmıyordum. Karşımda duran ayakkabılarım evet, ayakkabılarım onlar harikaydı! Neredeyse hepsi topuklu, şık ve asildi. Bir parça da seksi olduğunu söylemeliyim. Ayakkabılarım harika, bende harikayım! Aklımda ki düşünceleri tabiri caizse tekmeleyerek uzaklaştırdım. Dünler artık gözümün önüne gelmiyordu. Sinan ve burnumu sızlatan kokusu benim için önemli değildi. Değerli hiç değildi! Harikayım! İyiyim. Başımı kaldırıp Sinan'a baktım. "İyiyim. Bir an başım döndü." Ağır hareketlerle yatağa, yanıma oturdu. Dirseklerini bacaklarına dayayıp eğik duran başını bana çevirdi. "Armağan, bak ikimizin de çok saçma bir akşam yaşadığının farkındayım. Zor bir gece geçirdiğin belli. Eğer anlatmak istersen dinlerim. Ya da herhangi bir şey istersen yardım ederim." İster miydim? Asla! Bir an bile bunun ikilemine kapılmadım. Sadece onun böyle düşünmesine şaşırdım. Beni ne kadar yaralı bıraktığının farkında değil miydi? Beni hiç mi tanımamıştı? Hiç mi gerçekten deli gibi aşık olduğumu hissetmemişti? Hiç mi arkasında bir enkaz bıraktığını bilmiyordu? Hiç m- Yine kendi kendime kurguluyordum sanırım. Yazık! Bilseydi gider miydi? Farkında olsa bırakır mıydı? Hissetse terk eder miydi? Ne kadar acınası halde olduğumu söylememe gerek yoktu galiba. Daha birkaç saat öncesinde aldatıldığımı öğrenmiş sonrasında eski sevgilimle karşılaşmış ve hangi akla hizmetse kalması için evimin kapılarını açmıştım. Yeryüzünde benden geri zekalısı yoktu ve ben yine de harikaydım! Bir an Sinan'a gitmesinin iyi olacağını söyleyecektim ama nedense bunu diyemedim. Sadece yüzüne baktım. "Örtüler şu dolapta. Yatağını salona hazırlarsın." Başka söz söylemeden dikkatle kalktım ve odadan çıkmak için adımladım. Konuşmak istemediğimi çok iyi anlamıştı ve artık sormaması gerektiğini. Banyoya girdim ve üzerimde ki her şeyi çıkardım. Başımın her an dönme olasılığına karşı ağır hareket ediyordum. Küveti ılık suyla doldurdum ve hala burnumda hissettiğim kokuyu bastırmak için bolca banyo köpüğü kattım. Saçlarımı köpüklenmemesi için tepemde gevşek bir topuz yaptım. Banyoyu kaplayan kokunun eşliğinde küvete girdim. Daha saatler önce duş almış olsam da lekelenen bedenimi ihanetten arındırmam gerekiyordu. Aklımı, kalbimi... Yaraları henüz kaynamamış olan kalbime yeniden ve yeniden bıçak saplanmış gibi hissediyordum. Kemal... Bana bunu nasıl yapabilmişti? Yolunda gitmeyen tek şey yokken, her şey güzelken neden beni aldatmıştı? Bunu hak edecek ne yapmıştım? Beni hırpalayan sorular bir türlü susmak bilmiyordu. Gözyaşlarım yeniden sel olmuştu. "Armağan, banyoda mısın?" Kapının tıklatılması ve ardından cevap beklenircesine sorulması. Bu gece rahatça ağlayamıyordum bile. Ne zaman Kemal ile düşüncelere dalsam sürekli Sinan ortaya çıkıyordu. Aklımı geçmişe götürüp zihnimi bulandırıyordu. Bu yüzden ona öfkelendim. Ona neydi? Sorusunu yanıtlamayı düşünmüyordum. Küvetin içine biraz yayılarak boğazıma kadar suyun içine gömüldüm. "Armağan, iyi misin? Ses ver yoksa içeri gireceğim." İçeri gireceğini duymamla yanlara tutunup kendimi yukarı çekmem bir oldu. Kapıyı kilitleyip kilitlemediğimi hatırlamıyordum. "İyiyim!" İçeri girmesine engel olmak için hemen cevap verdim. Ardından da beni böylesi paniklettiği için ona çemkirdim. "Rahat bırakırsan daha iyi olacağım!" Aynı tonda bana cevap verdi. "Başın dönüyorken banyoya girmeyip yatsaydın seni rahat bırakırdım! Ayağın kayabilir, dengen bozulabilir, düşebilirsin!" "Ya da sinirden ölebilirim!" Tabi ki bunu duyacağı kadar yüksek sesle söylemedim. "Beş dakika sonra yeniden geleceğim. Eğer hala çıkmamış olursan içeri girerim!" Beni neden tehdit ediyordu emin değildim ama bu tehdidin havada asılı kalmasını istedim. Bana öyle eskisi gibi, hiçbir şey olmamış gibi davranamazdı. "Kapı kilitli içeri giremezsin!" Ona her şeye gücünün yetmediğini göstermek istedim. "Benim için fark eder mi, sen cevap ver Armağan!" Sesi eğlenir gibiydi ve kahretsin eğleniyordu da! Ben kime laf yetiştirmeye çalışıyordum ki, Cevap vermeyişimi kullandı. "Güzel, bende öyle düşünmüştüm. Unutma! Sadece beş dakika." O beş dakika dolmadan hızlıca duşa girip durulandım. Üzerime toz pembe bornozumu geçirip çıplak ayaklarımla banyodan çıktım. Salonda ki geniş kanepeye uzanmış Sinan'ın karşısına geçtim. "Sen ne hakla bana karışıyorsun?" Öfkeli sesim salonda yankılanıyordu. Gözlerini açmadan mırıldandı. "Karışmıyorum sadece başına iş açılmasın diye uğraşıyorum." Kollarım göğsümde dik dik ona bakarken sonunda gözlerini açtı. "Sakar olduğunu ikimizde biliyoruz Armağan." Suratında ki pişkin gülümsemeyle dişlerimi sıktım. "Ben sakar değilim!" İnkarım onu daha da eğlendirmiş gibiydi. "Hı hı, değilsin." Gülümsedi ve yeniden gözlerini kapattı. Ah o çizgi olan gamzelerini tırnaklarımla yolmak istiyordum! Beni çok kızdırmıştı ama onunla uğraşmayacaktım. Hızla arkamı dönüp gidecekken jüliet'in oyun yastığını ve altında ki minik battaniyesini gördüm ve onu alıp gözleri kapalı olmasına rağmen hala gülümseyen Sinan'ın kafasına fırlattım. Jüliet, çinçila cinsi bir kediydi ve tüylerinin ortalığa yayılmaması için düzenli olarak taranması gerekiyordu. Bunu yaparken de bu battaniyeyi kullanıyordum. Her seferinde battaniyeyi temiz bıraksam da bunun Sinan'ı kudurtacağını biliyordum. Kim iyi bir ev sahibi olduğumu söyledi ki... Hızla doğrulup suratına düşen battaniyeyi aldı. İçinden tüy yumağını seçebildiğim küfürlerini mırıldanıp bana öfkeyle bakınca beklemeden odama kaçtım. Tuhaf ama rahatlamış hissediyordum. Hatta odaya yeniden girinceye kadar Kemal'in bana yaptığı şeyi unutmuştum. Üzerime rahat ve bol pijamalarımı giyip yatmak için hazırlandım. Saçlarımı tararken uzunca bir süre düşündüm. Yine de duymaya hazır olmadığım cevapları yok saydım. Yatağın içine yayılıp üzerimi örterken zilin çaldığını duydum. Bu saatte evime gelebilecek üç kişi vardı ve ben zili çalanın hiçbiri olmasını istemiyordum. Daha doğrusu Sinan evde olduğu için hiçbirini istemiyordum. Üstelik saat neredeyse ikiye geliyordu. Telaşla odadan çıktığımda Sinan'ın beline sarılı havluyla kapıyı çoktan açtığını gördüm. Aynı zamanda da kafasını hedef alan silahı... Elim ve ayağımdan canın çekildiğini hissediyordum. Bu yüzden tek bir isim çıktı dudaklarımdan. "Sinan!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE