Selin sabaha karşı uyandığında evin içinde bir gariplik vardı. Bu, Murat’ın varlığıyla gelen alışıldık soğukluk değildi. Daha derin, daha boğucu bir şeydi. Sanki ev, nefesini tutmuş onu izliyordu. Gözlerini açtı, tavana baktı. Saatin tik takları yoktu. Telefonuna uzandı; şarjı bitmişti. Normalde geceleri fişte bırakırdı. Dün gece bırakmadığını hatırladı mı, yoksa bu da Murat’ın oyunlarından biri miydi, emin olamadı.
Yataktan kalktı. Ayakları yere değer değmez ürperdi. Salonun ortasında durdu, etrafına baktı. Murat görünürde yoktu ama Selin onun gittiğine inanmıyordu. Murat hiçbir zaman gerçekten gitmezdi. Sadece şekil değiştirirdi.
“Bunu böyle yapmayacağız,” dedi boşluğa. Sesi kararlıydı ama içinde ince bir çatlak vardı. “Susarak beni delirtmeyeceksin.”
Cevap gelmedi.
Mutfakta bir sandalyenin devrilmiş olduğunu gördü. Dün gece orada değildi. Sandalyeyi düzeltti, tezgâhın üzerine yaslandı. Nefes aldı. Kendini toparlamaya çalıştı. Bugün dışarı çıkacaktı. Kerem’in teklifini düşündü. Şehir dışı… Bir günlüğüne bile olsa bu evden, bu havadan uzaklaşmak. Murat’ın olmadığı bir yerde uyanmak.
Montunu giydiği sırada, aynada bir hareket fark etti. Gözleri aynaya kaydı. Bir an için Murat’ın silueti belirdi. Net değildi. Dalgın bir yansıma gibiydi. Selin gözlerini kırptı. Görüntü kayboldu.
“Artık eskisi gibi korkmuyorum,” dedi aynaya bakarak. “Bunu bil.”
Bu kez Murat konuştu. Sesi, Selin’in arkasından geldi. Çok yakındı. “Korkmuyorsun,” dedi. “Ama hâlâ bana bakıyorsun.”
Selin döndü. Murat salonun ortasındaydı. Yüzü solgundu ama gözleri… gözleri eskisinden daha canlıydı. Bu, Selin’in içini ürpertti. “Ne istiyorsun?” diye sordu Selin.
Murat bir adım attı. “Seni hatırlatmak,” dedi. “Beni yok saymanın bir bedeli olduğunu.”
Selin’in kalbi hızlandı. “Tehdit ediyorsun,” dedi. “Bu sevgi değil Murat.”
Murat başını eğdi. “Sevgi,” dedi yavaşça, “kaybetme korkusuyla ölçülür.”
Selin kapıya yöneldi. Anahtarını aldı. Murat yolunu kesmedi. Bu, Selin’i daha da tedirgin etti. Kapıyı açtığı anda telefonunun titreştiğini hissetti. Ekrana baktı. Annesiydi.
“Selin,” dedi annesinin sesi, telaşlıydı. “Az önce hastaneden aradılar.”
Selin’in içi buz kesti. “Kim?” dedi. “Ne hastanesi?”
“Melis,” dedi annesi. “Gece bir şeyler olmuş. Düşmüş diyorlar.”
Selin’in eli titredi. Murat’a baktı. Murat donmuş gibiydi. Ama gözlerinde o tanıdık karanlık dalgalanıyordu. “Ne oldu ona?” diye sordu Selin, sesi neredeyse çıkmıyordu.
“Bilmiyoruz,” dedi annesi. “Seni de aramışlar ama ulaşamamışlar.”
Telefon kapandığında Selin olduğu yerde kaldı. Melis… Dün gece arabada gülen Melis. Onunla el sallayan Melis. Selin yavaşça Murat’a döndü. “Bunu sen yapmadın,” dedi. Daha çok kendine söylüyordu. “Yapmış olamazsın.”
Murat geri çekildi. “Ben ona dokunmadım,” dedi. “Ama bazı şeyler… zincirleme olur.”
Selin’in gözleri doldu. “Senin yüzünden,” dedi. “Benim hayatımdaki herkesin başına bir şey gelmesini kabullenemem.”
Murat’ın sesi ilk kez titredi. “Ben seni korumaya çalışıyorum,” dedi. “Onlar seni benden koparıyor.”
Selin anahtarı masaya bıraktı. “İşte bu,” dedi. “Tam olarak bu yüzden artık durman gerekiyor.”
Hastaneye gittiğinde her şey fazla parlaktı. Fazla gerçekti. Melis sedyede yatıyordu. Bilinci yerindeydi ama kolu alçıdaydı. Selin onu görünce içindeki düğüm biraz çözüldü. “Ne oldu?” diye sordu.
Melis gözlerini kaçırdı. “Bilmiyorum,” dedi. “Evdeydim. Bir an başım döndü. Sanki… biri arkamdaydı.”
Selin’in nefesi kesildi. “Biri mi?” diye sordu.
Melis başını salladı. “Kimseyi görmedim,” dedi. “Ama yalnız değildim gibi hissettim.”
Bu cümle Selin’i paramparça etti. Murat yanındaydı. Hastanenin köşesinde, kimsenin görmediği bir yerde. Selin ona bakmadı. Bakarsa çökeceğini biliyordu.
Eve döndüğünde hava kararmıştı. Kapıyı açtı. İçeri girdi. Murat salonun ortasındaydı. Sessizdi. Suçlu gibiydi. Bu, Selin’in öfkesini daha da büyüttü.
“Bu bir uyarıydı,” dedi Selin. “Değil mi?”
Murat cevap vermedi.
“Artık yeter,” dedi Selin. “Ya durursun… ya da ben bunu tek başıma bitiririm.”
Murat başını kaldırdı. Gözlerinde ilk kez gerçek bir korku vardı. “Beni bırakırsan,” dedi, “gerçekten yalnız kalırsın.”
Selin gözyaşlarını sildi. “Yalnız kalmak,” dedi, “sana ait olmak değildir.”
Bu sözle birlikte evin içindeki hava bir anlığına değişti. Murat geri çekildi. Silueti bulanıklaştı. Ama kaybolmadı.
Selin yatağa uzandığında telefonuna baktı. Kerem’den bir mesaj vardı:
“Yarın sabah yola çıkıyoruz. Hazır mısın?”
Selin ekrana uzun süre baktı. Sonra ilk kez net bir hareket yaptı.
“Hazırım,” diye yazdı.
Gönder tuşuna bastığı anda, odanın içindeki soğuk keskinleşti.
Murat’ın sesi fısıltı gibi geldi:
“Gidersen… geri dönemezsin.”
Selin gözlerini kapattı.
Ve ilk kez, bu tehdidin gerçekten bir bedeli olacağını hissetti.