​74. BÖLÜM: ÜÇ KİŞİLİK YÜRÜYÜŞ

509 Words
​Gönül Hanım’ın ısrarları ve Kerem’in "Hadi ama Selin, temiz hava sana kan yapar" baskıları sonuç vermişti. Selin, üzerinde kalın hırkası, boynunda Murat’ın en sevdiği o eski yün atkıyla köşkün bahçe kapısından dışarı çıktı. Kerem yanında neşeyle yürüyor, Murat ise bir gölge gibi Selin’in sol tarafında, her zamanki mesafeli ama korumacı duruşuyla onlara eşlik ediyordu. ​"Hava gerçekten güzelmiş," dedi Selin, ciğerlerine dolan soğuk ama diri havayla. ​Kerem, Selin’e doğru bir adım yaklaşıp koluna girmek istedi. "Sana söylemiştim. Bak, yanaklarına şimdiden renk geldi." ​Kerem’in eli Selin’in koluna uzandığı an, Murat’ın gözleri kısıldı. Murat, Kerem’in tam önüne geçip, yolun üzerindeki tek bir çakıl taşını hafifçe, sadece Kerem’in ayakkabısının ucuna denk gelecek şekilde "üfledi." ​Kerem, her zamanki özgüvenli yürüyüşünün ortasında bir anda "Hoppala!" diyerek öne doğru sendeledi. Selin’in kolunu tutmak yerine, yanındaki çitlere tutunmak zorunda kaldı. ​"Ya bu yolun taşlarını kim dizmiş?" diye söylendi Kerem, üstünü başını düzelterek. "Normalde hiç böyle olmazdım, bu ara üzerimde bir basiret bağlanması var." ​Selin, Murat’a baktı. Murat, ıslık çalıyormuş gibi havaya bakıyor ama dudaklarının kenarındaki o muzip gülümsemeyi saklayamıyordu. "Ben bir şey yapmadım prenses," dedi Murat fısıltıyla. "Yerçekimi bugün biraz fazla mesai yapıyor galiba." ​Yürüyüş devam ederken Kerem, Selin’i güldürmek için eski okul anılarından bahsetmeye başladı. ​Kerem tam hikayenin en can alıcı yerinde, el kol hareketleriyle heyecanını anlatırken, Murat parmağını şıklattı (aslında ses çıkmadı ama enerjisi yetti). Kerem’in tam yanından geçtikleri ağacın alçak dalı, sanki rüzgar esmiş gibi aşağı eğiliverdi. Kerem, dalın suratına çarpmasını son anda geri çekilerek engelledi ama bu sefer de arkadaki su birikintisine geri geri bastı. ​"Şaka mı bu?" dedi Kerem, çamurlu ayakkabısına bakarak. ​Selin artık kendini tutamayıp kahkahayı patlattı. Kerem normalde spor yapan, dengeli, hatta basketbolda okul takımında olan bir adamdı. Bu kadar sakar olması imkansızdı. Selin, Murat’a dönüp alçak sesle, "Yeter ama Murat, adamı rezil ettin," diye mırıldandı. ​Murat ise Selin’in kulağına eğildi, serin nefesi Selin’in saçlarını titretti. "Seni güldürüyorsam görevimi yapıyorum demektir. Hem bak, ne kadar 'canlı' ve 'çevik' bir rakip olduğumu görsün." ​Köşkün yakınındaki küçük göletin kıyısına vardıklarında banka oturdular. Kerem, Selin’e bir su uzattı. "Selin, biliyorum Murat burada bir yerde... Onu hissetmek bazen beni bile ürpertiyor. Ama ona şunu söyle; ben sadece senin iyi olmanı istiyorum." ​Murat, bankın arkasına geçip Kerem’in ensesine doğru hafif bir soğukluk üfledi. Kerem aniden ürperip ceketinin yakasını kaldırdı. ​"Bak, yine yaptı!" dedi Kerem gülerek. "Tamam Murat kanka, anladık, alan savunması yapıyorsun. Ama merak etme, Selin benim için bir dosttan öte değil artık. Seninle yarışamam zaten, sen onun ruhuna işlemişsin bir kere." ​Murat bu samimi itiraf üzerine bir an duraksadı. Yüzündeki o şakacı ifade yerini derin bir saygıya bıraktı. Selin’in omuzuna hayali elini koydu ve ilk defa bir şeyi sabote etmedi. ​"Dürüst çocukmuş," dedi Murat. "Ama yine de... o kadar yakın durmasa iyi olurdu." ​Yürüyüşün dönüş yolunda bu sefer her şey daha sakindi. Kerem düşmedi, dal çarpmadı, ayağı takılmadı. Selin, iki adamın arasındaki bu sessiz ateşkesin huzuruyla köşke doğru yürürken, hayatının en garip ama en gerçek yolculuğunu yaptığını biliyordu. Bir yanında hayatın sıcaklığı, diğer yanında sonsuzluğun soğukluğu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD